....Üçümüz birden
gecenin karanlığında şehirden çıktık ve Buc's şehrine doğru uzun bir
yolculuğa başladık.
Gecenin karanlığına bir perde gibi çöken sisten önümüzü zor
görüyorduk.önden ben ilerliyordum. Arkamda kalkanları taşıyan araba
ve onunda arkasından Maxim geliyordu. Britain mezarlığının yanından
geçtik ve ormana giden bir patikada ilerlemeye başladık. İyice
ormanın içine girmiştik. Ağaçlar gittikçe sıklaşıyor, patikayı
daraltıyordu. Artık kalkanların yüklü olduğu araba ilerlemekte
güçlük çekiyordu. Birden elimi kaldırarak durmalarını işaret ettim
ve Black Die'ın dizginlerini çekerek durdum. İlerde bir ışık huzmesi
vardı. Büyük ihtimalle bir kamp ateşiydi. Maxim'in yanına giderek;
"Büyük ihtimalle ya bir orc kampı yada bir goblin kampı olmalı. Sen
ne düşünüyorsun?" diye sordum. Maxim başıyla onaylayarak; "Olabilir.
Ama dikkatli olmalıyız. Başak bir sürprizle karşılaşabiliriz." diye
yanıt verdi.
Ateşin olduğu yere doğru ilerlemeye başladık. Ateşi artık iyice
görebiliyordum. Atımdan inerek Maxim'e gelmesini işaret ettim. Maxim
de atından inerek yanıma geldi. Ağaçların arasından ağır adımlarla
ateşe doğru ilerliyorduk. İyice yaklaştığımızda. Haklı olduğumu
anladım. Bu bir orc kampıydı. Ateşin etrafında oturmuş, yeni
öldürdükleri bir insanın etlerini kemiriyorlardı. Görebildiğim
kadarıyla 4 tane orc vardı. İçlerinden biri diğerlerinden daha
iriydi. Cesedin bir bacağını koparmış afiyetle yiyordu. Anladığım
kadarıyla bu diğerlerinin lideriydi. Yavaşça katanamı çektim ve
Maxim'e baktım. O'da belindeki broadswordu çekerek başıyla onayladı.
Bir savaş narası atarak orcların üzerine doğru atıldım. Maxim de
orclardan birinin üzerine doğru koşmaya başladı. Orclar ne olduğunu
anlayamamışlardı. Diğerlerinin lideri gibi görünen iri orc hemen
toparlanıp kılıcını çekti ve üzerime doğru koşmaya başladı. Bu
sırada Maxim kılıcını orclardan birine doğru sağlam ve isabetli bir
şekilde savurmuş, orc un kafasını gövdesinden ayırmıştı. Şimdi bir
diğeriyle savaşıyordu. Kılıcımı hızlı ve isabetli darbelerle orc un
gövdesinde gezdiriyordum. Orc un iç organları yerlere döküldü.
İri orc artık iyice yaklaşmış ve kılıcını bana doğru savurmuştu.
Kalkanımı siper ederek kılıcdarbesini geri püskürttükten sonra
katanamı savurdum. Orc un elinde küçün bir kalkan vardı. Kalkanını
kullanarak oda darbeden kurtulmustu. Bir kez daha kılıcını savurdu.
Bu kez kılıcına kılıcımla karşılık verdim. İki kılıcın birbirine
sürtünmesinden çıkan kıvılcım bir anlığına orc un dikkatini
dağıtınca bende bu fırsattan yararlanarak katanamı, orc un kalbine
soktum. Orc acılar içinde haykırıyordu. Ağzından çıkan kanlar orc un
boynundan aşağıya süzüldü. Katanamı çekerek orc un gövdesinden
çıkarttım. Açılan yaradan kanlar fışkırıyordu. Hemen geriye doğru
çekilerek kanın üzerime gelmesini engelledim. Orc acılar içinde
bağırarak önce dizlerinin üstüne düştü. Artık sesi çıkmıyordu.
Sadece acı içinde gözlerimin içine bakıyor, adeta onu öldürmem için
yalvarıyordu. Katanımın son darbesiyle orc un başı gövdesinden
ayrılarak ayaklarımın dibine yuvarladı.
Maxim de diğer iki orc un işini bitirmiş kılıcını temizliyordu.
Yanıma gelerek; " Uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim. Sen nasıl
hissediyorsun?" diye sordu gülümseyerek. Hala bulduğu bir bez
parçasıyla kılıcındaki kanaları siliyordu. "Daha eğlenceli anlarım
oldu. Bunlar benim için çok sıradan." diye kestirip attım. O da daha
fazla konuşmasının doğru olmadığını düşünerek sustu ve atlarımızın
yanına döndük.
Arabanın başında nöbet tutan Chaos savaşçısı merakla sordu; " Ne
oldu? Orclarmı?" "Lanet olasıca yaratıklar." diyerek yüzünü
buruşturdu. Sırıtarak; "Evet orclar. Ama artık ölü orclar." diye
yanıtladım. Savaşçı gülümsedi ve arabayı sürmek için tekrar yerine
çıktı. Ben ve Maxim de atlarımıza bindikten sonra tekrar yola
koyulduk...
Üçüncü bölümün sonu...
Taylan "Xeyna Inferno" MANAV
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle