....Komik
kıyafetli bir adam(tıpkı bir soytarıya benziyordu) yüksek sesle beni
takdim etti; "Lady Xeyna Inferno!" diye bağırarak önümde yerlere
kadar eğildi. Lord Blackthorn ayağa kalkarak; "Hoşgeldiniz Lady
Xeyna Inferno. Lütfen buyrun." diyerek beni içeri davet etti. İçeri
girdim ve Lord Blackthorn'un önünde durarak selam verdikten sonra;
"Teşekkürler lordum. Neden geldiğimi biliyorsunuz sanırım. Fazla
vaktim yok. Mümkünse bir an önce bu konu hakkında görüşmek
istiyorum. Özel olarak." diye belirttim. Lord Blackthorn tahtına
oturmuştu. Sözlerimin üzerine tekrar ayağa kalktı ve eliyle taht
odasının sol tarafındaki büyük bir kapıyı işaret ederek; "Buyrun
öyleyse ladyim. Toplantı salonuna geçelim. Bu arada arkadaşınız
kim?"diye sordu Maxim'e bakarak. Maxim Lord Blackthorn'un kendisine
baktığını görerek yerlere kadar eğilerek selam verdikten sonra.
"Adım Maxim lordum. Eski bir Order Savaşçısıyım. Ama artık, Lord
British'e karşı savaşıyorum." dedi. Sesi, heyecandan biraz titrek
çıkmıştı.
Lord Blackthorn kaşlarını çatmış, dikkatlice Maxim'i süzüyordu. Lord
Blackthorn'un Kuşkularının yersiz olduğunu anlatmaya çalışarak; "O
benimle birlikte. Benim bir dostum. O'nun bizimle gelmesinde bir
sakınca yok." dedikten sonra Maxim'e rahatlatıcı bir gülümsemeyle
baktım. Lord Blackthorn kuşkularını yenerek, "Pekala. Eğer siz öyle
diyorsanız, öyledir." diyerek kapıyı açmaları için işaret etti.
Uşaklardan biri koşarak kapıyı açtı ve selam vererek geriye çekildi.
Lord Blackthorn; "Lütfen buyrun." diyerek gülümsedi.
İçeriye girdim. Büyük bir odaydı. Duvarlarda Lord Blackthorn'un
resimleri vardı. Odanın ortasında uzun bir masa, masanın etrafında
tahtatadan oniki sandalye vardı. Bu sandalyelerden ikisi
diğerlerinden daha büyük, daha gösterişliydi ve masanın iki ucunda
duruyorlardı. Lord Blackthorn eliyle masanın bir ucundaki gösterişli
sandalyeyti işaret ederek; "Lütfen oturun Lady Xeyna." diyerek
gülümsedi. "Teşekkürler." diyerek yavaşca sandalyeye oturdum. Lord
Blackthorn'da masanın diğer ucundaki gösterişli sandalyeye
oturduktan sonra, Maxim'e yanımdaki sandalyeye oturmasını işaret
ettim. Maxim başıyla onaylayarak hiçbir şey söylemden yanımdaki
sandalyeye oturdu.
"Neden buraya geldiğimi biliyorsunuz. Lordum Karga Inferno sizin
tarafınıza geçme kararı aldı. Tabi bazı şatlarımız var." diyerek
söze başladım. Lord Blackthorn; "Buyrun sizi dinliyorum ladyim.
Aramıza katılmanızdan şeref duyarım. Şartlarınızı öğrenebilirmiyim?"
diye sordu. "O şeref bize ait lordum. Öncelikle Buc's şehrinin
denetimi eskiden olduğu gibi bizim elimizde olacak. Ayrıca hiçbir
kardeşimize, yani Inferno soyadını taşıyan hiç kimseye saygısızlık
yapılmayacak. Ve son olarak en önemlisi istediğimiz zaman Britain'in
bu bölümüne yani sizin kalenizin olduğu bölümüne serbestçe
girebileceğiz. Eğer şartlarımızı kabul ederseniz aranıza katılmaktan
onur duyarız." diyerek şartlarımızı bildirdim.
Lord Blackthorn bir süre düşündükten sonra; "İlk iki şartınız kabul
edilmiştir. Ama son şartınız için kesin bir şey söyleyemem. Bunu
Lord British'le görüşmem gerekiyor." diye karşılık verdi. Alaycı bir
tavırla; " Ne zamandan beri kendi kararlarınız için Lord British'e
danışıyorsunuz?" diye sordum. Lord Blackthorn sinirlenerek; "Ben
hiçbir zaman kendi işlerim için Lord British'e danışmam.Ama sizde
takdir edersiniz ki ben Britain şehrinin tek hakimi değilim. Henüz
değilim. Bu yüzden onunla bu konuyu görüşmem gerekiyor." diye
karşılık verdi. Omuz silkerek; "Bilemiyorum Bu şartımızın kabul
edilmesi gerekiyor yoksa bu birleşme gerçekleşemez." diyerek
kestirip attım. Lord Blackthorn biraz düşündükten sonra; "Pekala
Lady Xeyna. Bu isteğinizde kabul edildi." diyerek ayağa kalktı. Aynı
şekilde ben ve Maxim'de ayağa kalktık. Lord Blackthorn yanıma
gelerek elini uzattı ve ; "Aramıza hoş geldiniz Lady Xeyna Inferno.
Inferno ailesinin aramıza katılmasından büyük onur ve sevinç
duyduğumu belirtmeliyim." dedi. Bende Lord Blackthorn'un elini
sıkarak; "Teşekkürler lordum." Diyere kestirip attım.
"Artık dönmemiz gerekiyor. Yolumuz uzun. Tabi izin verirseniz
lordum." diyerek Lord Blackthorn'un yüzüne gülümseyerek baktım. Lord
Blackthorn , "Tabi ki gidebilirsiniz. Ama önce size Chaos Ordusu'na
has büyülü kalkanlardan verilecek.Kaç kişisiniz?" diye sordu. "Otuzbeş"
diye karşılık verdim. Sonra Maxim'e bakarak. "Otuzaltı" diye
düzelttim. Maxim'in sevinci gözlerinden okunuyordu ve yüzüme sevecen
bir gülümsemeyle bakıyordu. O'na gülümsedikten sonra tekrar
dikkatimi Lord Blackthorn' e yönelttim. Lord Blackthorn ; "Tamam
öyleyse." diyerek elindeki küçük bir çanı çaldı. İçeriye koşarak bir
uşak girdi. Lord Blackthorn'un önüne geldikten sonra selam vererek;
"Emredin Lordum." dedi. Lord Blackthorn; "Hemen arabayı hazırlatın.
Otuzdört tanede Chaos kalkanı yüklenecek arabaya." diye emretti.
Uşak, "Emredersiniz lordum." diyerek odadan hızla ayrıldı.
Lord Blackthorn, "Araba hazır olur olmaz ayrılabilirsiniz. Arabayı
korumaları için yanınıza iki adamımı vereceğim." dedi. Maxim ilk kez
söze karışarak ; "Gerek yok lordum. Arabayı ve kendimizi
koruyabilecek kapasitedeyiz." diye atıldı. O'na ters ters baktığımı
görünce kızararak sustu ve olduğu yerde sindi. "Bence de adam
vermenize gerek yok Maxim haklı. Biz kendimizi ve arabayı
koruyabiliriz." dedim. Lord Blackthorn, "Peki öyleyse arabanız hazır
ise ayrılabilirsiniz." O sırada uşak içeri girdi selam verdikten
sonra, "Araba emrettiğiniz gibi hazırlandı, kalkanlar arabaya
yüklendi lordum." dedi. Bize gitmeden önce birer Chaos kalkanı
verdi. Vedalaştıktan sonra taht odasını terk ettik.Uzun koridordan
geçtik ve dışarıya çıktık. Kapıdaki muhafızlar bizi selamladı.
Başımızla onlara karşılık verdikten sonra hazırlanmış olan
atlarımıza bindik. Arabayı da bir Chaos savaşçısı sürecekti. Üçümüz
birden gecenin karanlığında şehirden çıktık ve Buc's şehrine doğru
uzun bir yolculuğa başladık.
İkinci bölümün sonu...
Taylan "Xeyna Inferno" MANAV
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle