Karanlık
çökmüştü.Yağmur şiddetini her geçen dakika daha da
arttırıyordu.Yağmur o kadar şiddetlenmişti ki, Birkaç metre ötesini
göremiyordum.Zırhımın aralıklarından giren sularla sırılsıklam
olmuştum.Ne kadar yolum kaldığı hakkında hiç bir fikrim yoktu.Yağmur
tanecikleri zırhıma bir ok gibi çarpıyor, gözlerimin önünde bir
perde varmış hissi uyandırıyordu. Hiç bir şey göremiyordum. Körü
körüne ilerliyordum.Atım sık sık kaygan çamurda kayıyor, her
kayışından atımdan düşme tehlikesi yaşıyordum.Bir saat kadar bata
çıka ilerledikten sonra yağmur şiddetini kaybetmeye başladı.Kısa bir
süre içindede tamamen durmuştu.
İlerde bir ışığın belli belirsiz titreştiğini fark ettim. Atımı o
yöne doğru sürmeye başladım.Işığa iyice yaklaştığımda, ufak bir
kulübeden geldiğini fark ettim.Kulubeye yaklaştım ve atımdan yavaşça
indim.Sağ yumruğumla kapıya iki kere vurdum.Ses yoktu.Sağ yumruğumu
tekrar kaldırarak kapıya bir kez daha vurdum.Bu sefer içeriden genç
bir adamın sesi duyuldu; "Kim o?" "Buranın yabancısıyım.Yağmurda çok
fazla kaldım.Üşüyorum ve yorgunum.Adım Xeyna Inferno.Lütfen kapıyı
açar mısınız?"diye karşılık verdim.İçerden kilidin açılma sesi
duyuldu.Kapıyı açan geçn bir adamdı.Uzun boylu, saçları ve gözleri
simsiyahtı.Saçları uzundu, omuzlarına kadar geliyordu.Üzerinde
sıradan bir kıyafet vardı.Altında kahve rengi deri bir pantolon
üzerinde de yine kahverengi sade bir tunic vardı.Adam; "Adım Maxim.
Lütfen içeri buyrun ladyim.Sırılsıklam olmuşsunuz.Hasta olmanızı
istemem." diyerek beni içeri davet etti. "Teşekkürler.Ama önce atıma
yiyecek bir şeyler verebilir misiniz?" diye karşılık verdim.Maxim; "Tabiki
ladyim hemen getiriyorum." diyerek içeri gitti.Bende atım Black
Die'ın yanına giderek ; "Beni burada beklemeni istiyorum.Muhtemelen
sabah yolumuza devam edeceğiz.Dikkatli ol eğer bir tehlike sezersen
bana mutlaka haber ver." diyerek tekrar kapının önüne geri dönerken
Black'de onaylarcasına başını sallamıştı.
Kısa bir süre sonra Maxim elinde bir at yemliğiyle geri
döndü.Yemliği bana uzatarak; "Buyrun ladyim" dedi. "Teşekkürler"
diyerek yemliği aldım ve atımın boynuna asmak için atımın yanına
döndüm.Yemliği atımın boynuna asarken, boynunu şefkatle okşayarak;
"İyi geceler sadık dostum." diyerek adamın yanına döndüm.Beraber
içeriye girdik.
Oda küçüktü.Ortasında tahta bir masa,masanın kenarlarında iki tane
tahta sandalye vardı.Odanın bir köşesinde bir ocak vardı.Ocakta
yanan ateş güçlüydü.Odayı hem ısıtıyor hemde aydınlatıyordu.Odada
sokağa ve başka bir odaya açılan iki kapı iki de pencere
vardı.Miğferimi çıkarttım.Islak saçlarım yüzüme yapışmıştı.Saçlarımı
elimle geriye doğru attıktan sonra zırhımın diğer parçalarını
çıkartmaya başladım.Bu sırada Maxim; "Açmısınız ladyim?" diye
sordu.Çok acıkmıştım."Evet hemde bir kurt gibi açım." diye atıldım
hemen.Üzerimdeki ıslak elbiseleri işaret ederek; "Ama önce şu ıslak
elbiselerden kurtulmam lazım." dedim.Maxim "Haklısınız.Özür dilerim
akıl edemedim."diyerek odadan hızla ayrıldı.Kısa bir süre içinde
elinde bir gecelikle geri döndü.Bu beyaz oldukça sıradan bir
gecelikti.Geceliği bana uzatarak; "Buyrun ladyim.Siz giyinirken
bende yiyecek bir şeyler hazırlıyım." diyerek odadan ayrıldı.
Üzerimdeki ıslak elbiseleri çıkarttım ve geceliği giydim.Islak
elbiselerimi sıkarak, kurumaları için ateşin yanında bir yere
serdim.Odanın kapısı çalındı ve Maxim'in sesi duyuldu; "Müsayit
misiniz ladyim? Yemeğiniz hazır." Masaya otururken; "Buyrun" diyerek
adamı içeriye davet ettim.Maxim elinde bir tepsiyle içeri girdi ve
tepsiyi masanın üzerine bıraktı.Tepside, kızarmış et, bir somun
ekmek ve bir testide şarap vardı.Adama teşekkür bile etmeden hemen
yemeye başladım.Çok acıkmıştım.
Yemeğimi bitirdikten sonra Maxim sordu; "Kendinizi nasıl
hissediyorsunuz?" "Teşekkürler.Daha iyiyim" diye yanıt vedim. Maxim
merakla; "Nereye gidiyorsunuz ladyim?" diye sordu.Bir an tereddüt
ettikten sonra; "Britain'e gidiyorum. Lordumuz Karga Inferno, çok
önemli bir görev için beni yolladı.Britain'de Lord Blackthorn ile
görüşeceğim.Gerisini anlatamam." diye yanıtladım.Maxim
heyecanlanmıştı.Ben, onuda yanıma almak istermiydim acaba.Aklındaki
tek düşünce buydu.Benimle gelmek için her şeyini verebilirdi.Bunu
bana sorup sormamak konusunda tereddüt etti.Sonra aniden; "Ladyim
bende sizinle gelebilir miyim? Benide yanınıza alır mısınız?" diye
sordu.Şaşkınlıkla yüzüne bakarak; "Neden? Neden benimle gelmek
istiyorsunuz? Bu çok tehlikeli ve zor bir yolculuk.Gelmek
istediğinizden emin misiniz?" diye sordum.Genç adamın heyecanı ve
sevinci gözlerinden okunuyordu."Elbette, elbette sizinle gelnek
istediğimden adım gibi eminim." diye atıldı hemen.Uykusuzluktan
esnerken; "Bilemiyorum düşünmem lazım.Kararımı sabah bildiririm.Ama
izninizle dinlenmem gerekiyor.Yatabileceğim bi yer gösterir
misiniz?" diye sordum. Maxim; "Elbette ladyim.Buyrun buyrun benim
yatağımda yatabilirsiniz." diyerek diğer odaya açılan kapıya doğru
yöneldi. "Lütfen beni takip edin." diyerek kapıdan geçti bende
peşinden.
Maxim'in odası küçüktü tek kişilik bir yatak, birde elbise için bir
dolap vardı. bunlar haricinde pek bir şey göze çarpmıyordu.
"Teşekkürler." diyerek kendimi yatağa attım. Maxim; "İyi geceler
ladyim. Sabahı iple çekeceğim." diyerek odadan ayrıldı. Çok
yorgundum.Bu neden le hemen derin bir uykuya daldım.
Gözlerimi açtığımda güneş çoktan doğmuştu.Maxim tepemde dikilmiş
tatlı bir tebessümle bana bakarak; "Günaydın ladyim.İyi
uyuyabildiniz mi?" diye sordu.Yattığım yerden doğrularak gerindim.Maxim'e
bakarak; "Günaydın. Çok iyi uyudum teşekkür ederim." diyerek ayağa
kaltım.Bütün enerjim yerine gelmişti.Yatağın yanında bi ufak ,
çekmeceli bir dolap vardı.üzerinde su dolu bir kap vardı.Burada
yüzümü yıkadıktan sonra, Maxim bana temiz bir havlu uzattı.
"Teşekkürler" diyerek havluyu aldım yüzümü kurulayıp Maxime geri
verdim. Maxim; "Kahvaltı hazır ladyim.Buyrun." diyerek masanın
olduğu odayı işaret etti.
Masanın üzerinde pek fazla bir şey yoktu.Ama karnımızı doyurmaya
yetecek kadar yiyecek vardı.Masaya oturup yemeğimi yemeye
başladım.Yemeğimi yerken, Maxim'in hiç bir şey yemediğini farkettim.
Elindeki ekmeği evirip çeviriyordu.Düşüncelerine dalmıştı. "Kararmı
vermem için seni bir sınava tabi tutmalıyım." dedim aniden.Maxim
düşüncelerinden kurtularak heycanla atıldı; "Elbette,elbette ladyim.Her
türlü sınava hazırım." dedi.Kaşlarımı çatarak; "Öncelikle bana
ladyim demeyi bırak benim bir adım var.Xeyna. Bana Xeyna demeni
istiyorum.Birde, hayatında hiç kılıç kullandınmı?" diye sordum.
Maxim bu soruya biraz gücenerek; "Sizin kadar olamam tabi ama bende
iyi bir savaşçıyım ladyim. A. afedersin Xeyna. Kısa bir süre önce
Lord British'in yanında savaşıyordum. Ama artık sıkıldım o kendini
beğenmiş ahmağın teki.Bir ahmaktan emir almaktan sıkıldığım için
ayrıldım. Beni Britain'den sürdü.Bende burada kendi halimde bir
kulube yaptım ve burda yaşamaya başladım." "Hmm.Anlıyorum. Bu yüzden
mi benimle gelmek istiyorsun Maxim? Lord British'ten intikam
alabilmek için mi?"diye sordum. Maxim; "Bilemiyorum nedenlerimden
biri de bu olabilir." dedi.Adamın yüzü ciddileşmişti. "Sınav? Sınav
ne olacak lad.. Xeyna?" diye sordu. "Sınavı verdin bile." dedim
gülümseyerek.Maxim sevinçle; "Yani sizinle gelebilir miyim ladyim?
Şey, yani Xeyna?" diye sordu. "Evet hemen hazırlanmaya başlasan iyi
olacak geç kalmak istemiyorum bu aksama kadar Britain'e
varmalıyız."dedim ve aceleyle zırhımı giymek için ayağa kalktım.Maxim'de
hemen koşarak odadan ayrıldı.Bende zırhımı üzerime giydim ve Maxim'i
beklemeye başlamıştımki, dışardan Maxim'in bana seslendiğini duydum.
"Hala hazırlanamadın mı Xeyna? Dışarda seni bekliyorum." diyordu.
Dışarı çıktığımda atını eğerliyordu. Üzerinde açık mavi rekte bir
zırh vardı.Bu zırh valorite delilen sağlam ve dayanıklı bir madenden
yapılmıştı.Belinde asılı duran bir broadsword vardı.Atına binerken;
"Yola çıkmak için hazırım yiyecekleride hazırladım. Gidiyor muyuz?"
diye sordu.Nasıl bu kadar kısa sürede bu kadar çok şeyi
hazırladığını merak ederek atıma bindim. Black Die'ın boynunu
okşayarak; "Günaydın sadık dostum." dedim oda karşılık olrak başını
salldı ve ufakbir ses çıkarttı.Artık yola çıkmak için hazırdık.Maxim'e
elime beni takip etmesini işaret ederek hızla atımı sürmeye
başladım.
Black Die okadar hızlı gidiyorduki, sanki koşmuyor uçuyordu.Maxim'in
atı ona yetişmekte güçlük çekiyordu.Britain bulunduğumuz yere çok
uzak değildi. Ama genede baya bir yok katetmemiz
gerekiyordu.Hesaplamalarıma göre akşam üzeri oraya varmış olacaktık.
Hızla ilerliyorduk. Hiç ara vermeden ilerliyorduk. Akşam olmak
üzereydi. Britain şehrinin yüksek surları göründü. Durması için
atımın dizginlerini yavaşca çektim.Durduğumu gören Maxim'de aynını
yaparak yanımda durdu. "Bu şekilde yaklaşamayız.Okçular bizi
avlayabilir ön kapıya gitmeliyiz. Lord Blackthorm beni
bekliyor.Davetiyesi var.Kapıdaki muhafızlara onu gösterip içriye
gireceğiz."diyerek şehrin büyük kapısına doğru yöneldim.
Kapıda iki tane muhafız vardı. Üzerilerinde koyu mavi
zırhları,ellerinde birer long sword vardı. Kalkanlarında Lord
British'in sembolu vardı. Muhafızlardan biri bizi görünce birkaç
adım öne cıkarak; "Durun! Kimsiniz?" diye seslendi.Miğferimi
çıkartarttım ve muhafıza yavaş yavaş yaklaşırken; "Adım Xeyna
Inferno. Buraya Lord Blackthorn'un davetlisi olarak geldim." diye
karşılık verdim.Adamın korkusu gözlerinden okunabiliyordu.
Britain'de beni tanımayan yoktu.Herkez beni acımasız bir katil
olarak biliyordu.En acımasızlarından biri ve en iyilerinden biri
olarak.
Üzerinde Lord Blackthorn'nun mührü olan zarfı muhafıza
uzattım.Muhafız elini uzatmaya çekiniyordu.Ürkekçe elini uzattı ve
zarfı elimden aldı. Muhafız, zarfa kuşkuyla bakıyordu.Üzerindeki
mühürü iyice inceledikten sonra, gönülsüzce "Tamam. Geçebilirsiniz
Lady Xeyna Infenro." diyerek isteksizce bir selam verdi. Kapıları
açmaları için diğer muhafızlara işaret ettikten sora tekrar nöbet
yerine geçti.Maxim'e elimle gelmesini işaret ettim. Ağır demir
kapılar gacırdayarak açıldı.Biz içeri girdikten sonra büyük bir
gürültüyle kapandı. "Daha önce Britain'e hiç bu kadar kolay
girmemiştim." diye düşündüm.
Maxim hiç konuşmuyor,sessizce beni takip ediyordu.Sokakta pek fazla
kimse dolaşmıyordu. Bir kaç muhafız, sağda solda gezinen dilenciler
ve sokak çocukları dışında ortalık sessiz ve sakindi.Hava kararmıştı
belliki insanlar hava karardıktan sonra dışarıya çıkmaya
korkuyorlardı. Yanlarından geçtiğimiz tektük insanlarda bize
korkuyla bakıyor aralarında bir şeyler fısıldaşıyorlardı.(Belkide
beni tanımışlardı.)
Sonunda lord Blackthorn'un kalesinin önüne gelmiştik. Kapıda iki
muhafız nöbet tutuyordu. İkisinin de üzerinde, koyu kırmızı kan
rengini andıran zırhlar vardı.Bu zırhlar bloodrock denen madenden
yapılmışlardı.(Bu maden tüm dünyadaki en dayanıklı ikinci
madendir.)Ellerinde yuvarlak parlak metal kalkanlar, kalkanların
üzerinde Chaos'un sembolü olan birbirini tam ortadan kesen iki
kırmızı çizgi(artı işareti de diyebiliriz) vardı.Muhafızlardan bir
tanesi öne çıkarak; "Durun! Kimsiniz?" diye yüksek sesle sordu.
Muhafızın yüzümü görebileceği bir mesafeye geldikten sonra durarak;
"Adım Xeyna Inferno.Buraya Lord Blackthorn'un davetlisi olarak
geldim." diye karşılık verdim.Muhafız beni tanımış adeta yerlere
kadar eğilerek selam verdi. "Sizinle tanışmak büyük bir onur Lady
Xeyna ınferno.Lordum sizi bekliyor lütfen buyrun." Başımla adamın
selamına karşılık verdikten sonra atımdan indim ve Maxim'i yanıma
çağırdım.Muhafız Maxim'i kısık gözlerle süzerek; "Bu kim?" diye
sordu.Sesinde alaycı bir tavır vardı.Kaşlarımı çatarak Muhafıza öyle
bir bakış fırlattımki, başka bir soru sormaya cesaret
edemedi.Cevabın gelmeyeceğini anlayarak kenara çekildi.İçeri
girerken, "Atıma iyi bakın.Yoksa..." sözüme devam etmedim.
İçeriye girdik. Kalenin duvarları Savaşan insanlar, ejderhalar ve
çeşitli yaratık resimleriyle doluydu. En çokta Lord Blackthorn'nun
resimleri vardı. Yanından geçtiğim insanlar bana bakıyor ,
aralarında birşeyler fısıldaşıyorlardı. Kiminin gözlerinde korku,
kiminin gözlerinde merak vardı.Uzun bir holden daha geçtikten sonra
taht odasına varmıştık.Kapının önünde iki muhafız vardı.Zırhları
giriş kapısındakilerle aynıydı.kalkanlarıda aynıydı. Tek farkları
ellerinde uzun mızraklar tutuyor olmalarıydı.Komik kıyafetli bir
adam(tıpkı bir soytarıya benziyordu) yüksek sesle benii takdim etti;
"Lady Xeyna Inferno!" ...
Birinci bölümün sonu...
Taylan "Xeyna Inferno" MANAV
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle