Bir gün, -Balmaran ve Sowtria'nın bir Er olmak için sınava gireceği
günden bir gün önce- yolarkadaşları hep beraber kahvaltılarını
yapmak için yemek salonuna giderken, Subaylar Odası'nın önünden
geçtiler. Subaylar Odası'ndan sesler yükseliyordu. Sowtria'nın
anladığı kadarıyla, konuşanlardan biri, kendi bölümbaşları Subay
Moran'dı. Biraz dinledikten sonra subayın "Osbonoren alındı."
dediğini duydular. Sowtria "Osbonoren... Tavernacının bize
bahsettiği şehir; alındıktan sonra sıranın Tarrahn'a geleceği
şehir." diye düşündü ve ardından arkadaşlarına baktı. "Herhalde
onlar Osbonoren'in neresi olduğunu unuttular." diye geçirdi
aklından; çünkü arkadaşları, suratlarında en ufak bir ifadeden
yoksun bir halde, sıradan bir konuşmayı dinliyormuş gibi
görünüyorlardı. Tam bu sırada Helmeper'in ona baktığını gördü
Sowtria. Helmeper'in gözlerindeki tedirgin bakışları fark edince,
druidin de olayın farkında olduğunu anladı. Kafasını arkadaşlarının
olmadığı bir yere çevirdi. Onlara bu kara haberi söylememesi en
mantıklı şey olurdu; çünkü rahatsız olabilirlerdi. Dahası; savaş
haberlerini ağızlarından kaçırıp, -özellikle Geron- bütün
muhafızları paniğe sürükleyebilirlerdi. Sowtria "Hadi devam edelim.
Geç kalacağız." dedi arkadaşlarını odanın önünden uzaklaştırmaya
çalışarak. Yol arkadaşları biraz uzaklaşmışlardı ki, yine Subay
Moran'ın sesini duydular. "Nerede bu kahrolası Solamniya
Şövalyeleri?" diye bağırdı adam sinirli bir şekilde. Sowtria bu
sözleri duymamazlığa gelerek yoluna devam etti; eğer aniden
dursaydı; arkadaşları birşeylerin ters gittiğinin farkına
varabilirlerdi. Öte yandan, subayın sözleri Sowtria'ya, unuttuğu bir
düşünceyi
hatırlamasına neden olup, onu oldukça rahatsız etti. Solamniya
Şövalyeleri neden çağırıldıkları halde burada değillerdi?
Ertesi gün, Sowtria ve Balmaran, diğer bütün
Tecrübesizler gibi şafak vakti kalktılar. Bugün bir Er olmak için
bizzat Subay Moran'a karşı savaşacaklardı. İkisinin de içi kıpır
kıpırdı; fakat Balmaran bunu daha fazla belli ediyordu. Sowtria, bir
grubun -gayri resmi de olsa- lideri olmanın verdiği ciddiyetle, her
zaman olayların ipini elinde tutmak için sakin duruyordu.
Sowtria ve Balmaran, kahvaltılarını Tarrahn'a
geldiklerinden beri ilk kez yalnız başlarına yaptı. Yanlarında,
yalnızca Savaşçılar Bölümü'nün diğer Tecrübesizler'i vardı. Herkes,
heyecanın yarattığı bir iştahsızlıkla yemeklerini yemeğe çalışıyor;
fakat çoğu başarısız olup, günlük olağan kahvaltıları olan peynir ve
peksimetten birkaç ısırık aldıktan sonra, yemeği bırakıyor ve
Savaşçılar Bölümü'nün yolunu tutuyordu. Bu durumu bozan tek
kişi Balmaran'dı. Savaşçı adam, her sabah yaptığı gibi koca peksimet
dilimlerinin üzerine peynir koyup, afiyetle yiyordu. Ancak Sowtria
dahil hiç kimsenin doğru dürüst birşeyler yemediğini fark edince,
yemeği kızararak bıraktı. Balmaran'ın yemeğini bitirdiğini düşünen
Sowtria, arkadaşına da aynısını yapmasını işaret ederek, ayağa
kalktı ve savaşçı ikili, bölüm odalarına gitmeye başladılar.
Bölüm odasının kapısından içeri adımlarını attılar.
İçeride, yaklaşık yetmiş kadar Tecrübesiz, eğitmenleri olan Subay
Moran'ın etrafında toplanmışlardı. Subay, elindeki parşömene
birşeyler yazıyor ve gelenleri masanın üzerindeki yoklama kağıdına
işaretliyordu. Herkes içeri girdikten kısa bir süre sonra, Subay
Moran oturduğu yerden ayağa kalktı ve etrafında çember şeklinde bir
sıra oluşturarak dizilmiş öğrencilerine baktı. "Oldukça kolay bir
sınav olacak." diye söze başladı subay. "Sınavda bir üst seviyeye
geçip geçmeyeceğinizi belirleyecek tek husus; benim, sizin
üzerinizde avantaj sağlayana kadar, sizin bana yapacağınız başarılı
hamlelerin sayısı olacak. Yani benim kılıcım -tahta kılıcını havaya
kaldırdı- size dokunana kadar, kaç kere hamle yaptığınız önemli.
Rütbenizi yükseltmek için en az dört kez hamle yapmalısınız.
Kalkanımın geri çevirdiği ataklar da sayılacak; fakat kalkandan geri
dönen ataklarınızın sizi dezavantajlı bir duruma
sokacağını unutmayın. Herşey gayet açık olduğuna göre artık sınava
başlayabiliriz." Subay, biraz önce üzerinde işaretleme yaptığı
parşömenine uzandı ve sırayla, öğrencileri, sınavlarını almaları
için teker teker yanına çağırdı. Sırası gelen savaşçı, önceden
belirleyip, uzmanlaşmak istediği -balta veya kılıç- silahın tahtadan
olanını ve bir de kalkan alıp, eğitmeninin yanına gidiyordu.
Sınavı ilk olanlar, daha düzgün bir iki hareket bile
yapamadan, subayın sert kılıcını tenlerinde hissederek elendiler.
Bunlar, Sowtria'nın ilk gördüğü günden beri hoşlanmadığı maceracı
tiplerdi. Hiçbir şeyi umursamadıkları gibi, sınavda elenmeyi de
umursamayarak sırıtmışlardı arkadaşlarının yanlarına dönerlerken.
Sonra Gard kalktı. Gard diğerleri gibi vurdumduymaz
biri değildi. O; Sowtria ve Balmaran gibi, icra ettiği işe önem
veriyor ve daha iyi olabilmek için sürekli çabalıyordu. Savaşçı üçlü
kısa bir süre önce tanışmışlar; fakat görüşleri, çabaları, ve
hedefleri aynı olduğu için, kısa sürede kaynaşmış ve arkadaş
olmuşlardı. Gard eğilip, yerden tahta bir balta ile kalkan aldı.
Subayın yanına
gidip, selam verdi. Subay "Tamam. Başla." dedi ve Gard'ın sınavı
böylece başladı.
Gard temkinli bir şekilde olduğu yerde, kalkanını
önünde tutarak bekliyordu. Subay, ona doğru bir hamlede bulundu.
Gard bu hamleyi baltasının sapıyla, omzu üzerinde durdurdu. Şimdi
hamle yapma sırası ondaydı. Ani ve atik bir hareketle, baltasını
eğitmeninin karnına indirmeye çalıştı. Subay usta bir hareketle
atağı engelleyip, Gard'ın baltalı elini sağa ittirdi. Bir an için
savunmasız kaldı Gard ve subay da kılıcını tüm gücüyle onun üzerine
indirmeye başladı. "Elendi..." diye düşündü Sowtria "Yazık olacak."
Ancak subayın kılıcı Gard'a dokunmadı, dokunamadı. Savaşçı adam sol
eliyle subayın kılıç tutan elini bileğinden kavramıştı. Subay
kendini kurtarıp, geriye çekildi. Bu sırada da Gard kendini
toparladı. Genç adam subaya doğru sert bir hamle yaptı. Subay Moran
saldırıyı kılıcıyla engelledi. Eğitmen ile öğrencinin gözleri
birbirine kenetlendi. "Kazanmalıyım" diye düşündü Gard "Babama
verdiğim sözü tutmalıyım." Bundan sonra Gard, sanki kutsal bir aura
onu sarmalıyormuş gibi güçlenip, cesaretlendi ve subaya bir hamlede
bulundu. Subay kötü bir durumda bu atağı biraz zorlanarak
savuşturdu. Daha subay toparlanamadan Gard bir atakta daha bulundu;
subay bundan da geriye doğru sıçrayarak kurtuldu. "Dur!" diye
gürledi tecrübeli adam tok sesiyle "Sınavı geçtin. Artık bir
Er'sin." Gard hocasına selam verdi ve arkadaşlarının yanına dönmek
için izin istedi.
Sowtria, Gard'ın gözlerindeki ışıltıyı yakaladı. Bunlar
sevinç ışıltılarıydı. "Herhalde bunun Gard için ayrı bir önemi ve
manası var." diye düşündü Sowtria; ilk kez Gard'ı, bu kadar mutlu ve
huzurlu görüyordu.
Sıra şimdi Balmaran'daydı. Adam ayağa kalktı ve subayın
masasından bir kılıç ve bir kalkan kaptı. Eğitmenine verdiği şövalye
selamıyla sınavı başladı.
Balmaran hareket etmiyordu. Hamlesindeki en ufak bir
denge bozukluğunun, en ufak bir hatanın, onu karşısındaki rakibine,
Kuzey Ergoth İmparatorluğu için savaşa girip, birçok düşmanı öldüren
tecrübeli hocasına karşı, dezavantajlı duruma düşüreceğinin
farkındaydı. Bir çember halinde dizilip, yere çökmüş Er adaylarından
bir sabırsızlık mırıltısı yükseldi. Bu mırıltı Balmaran'ı baskı
altından tutuyor ve ileri adımını atması için onu kışkırtıyordu.
Balmaran kılıcını ve kalkanını bir aylık eğitimlerde öğrendiği gibi
tuttu önünde ve eğitmenine doğru ilk hamlesini yaptı. Balmaran'ın
hamlesini rahat bir şekilde kalkanıyla engelledi subay. Balmaran,
bütün gücünü verdiği saldırının ani ve usta bir şekilde kesilmesiyle
kılıcını elinden düşürdü. Şimdi çok kötü bir
durumda kalmıştı. Eğer Subay Moran'ın kılıcı ona dokunursa, elenecek
ve bir ay daha "Tecrübesiz" olarak aldığı eğitimin aynısına tabi
tutulacaktı. Balmaran tahta kılıcına uzanmak için kendini yere attı.
Subay, koca gövdeli adamın bu ani hareketi karşısında şaşırdı; ama
bu şaşkınlığını kısa sürede üzerinden
atıp, kılıcını güçlü; ancak ani bir tepki karşısında da istenmeyen
bir duruma düşmemek için temkinli bir halde öğrencisinin üzerine
indirmeye başladı. Hocasının şaşkınlığı Balmaran'a yeterli zamanı
sağlamıştı. Adam, kılıcını kavrayıp, onu elemek için göğsüne doğru
inen kılıcı seri bir hareketle kendinden uzaklaştırdı ve ayağa
kalktı. Birbirlerine bakıyorlardı subay ve Er adayı. Salondaki
herkes nefesini tutmuş, şimdi ne olacağını merak eden yüz
ifadeleriyle, arkadaşlarına bakıyorlardı. Bir anda, ikisi de
fırlayıp
birbirlerine hamle yaptılar. Tahtanın tahtaya vurma sesi duyuldu.
Balmaran'ın ve Subay Moran'ın silahları birbirlerine kenetlenmiş bir
halde duruyor, ve güçlü adamlar da üstünlük sağlamak için tüm
güçlerini silahlarına veriyorlardı. Ama eşitlik bir türlü
bozulmuyor, kimse birbiri üzerinde bir üstünlük sağlayamıyordu.
Kenetlenme kısa bir süre daha devam etti. Bu süre
zarfında taraflar, cüce işi yontma taşlar gibi kaskatı durmuşlardı.
Ara sıra çıkan bir gıcırtı sesinden, iki adamın da silahlarına ne
denli büyük bir güç verdikleri anlaşılıyordu. Subay, kılıcını aniden
indirdi, meraklı gözlerin bakışları altında "Ben seni alt edemedim.
Bu demek oluyor ki, senin gücün en az benimki kadar ve gücü benim
kadar olan biri çoktan bir Er olmayı hak etmiştir." dedi. "Sınavı
geçtin." Bu beklenmeyen başarı karşısında Balmaran, ilk başta
şaşırdıysa da, hemen kendini toparladı ve kibirli bir edayla yerine
yürüyüp, Sowtria'nın yanına oturdu.
Sowtria ayağa kalktı, sıra ondaydı. Balmaran ona, onu
rahatlatan bir halde gülümsüyordu. "Sınavı geçmeliyim." diye düşündü
Sowtria. "Onların lideriyim ben. Balmaran'ın gerisinde kalmam doğru
olmaz." Bu düşüncelerle savaşçı adam, oturduğu yerden, tahtadan
silahların olduğu masaya kadar olan kısa mesafeyi geçmişti. Uçları
kıymıklanmış bir balta ile, ortası darbelere maruz kalmaktan aşınmış
bir kalkan aldı. Sowtria onu bekleyen eğitmeninin yanına gitti ve
selamını verdi. Subay "Tamam. Başla." dedi ondan öncekilere demiş
olduğu gibi ve genç savaşçının rütbesini belirleyecek olan sınav
böylelikle başladı.
Sowtria da, Balmaran gibi hareketsiz kalmayı tercih
ediyordu. Tecrübeli subayın, onun en ufak bir hatasını
affetmeyeceğini ve onu, gözünün yaşına bakmadan -her ne kadar iyi
bir savaşçı olduğunu söylediyse de- eleyeceğini gayet iyi biliyordu.
Ancak bildiği bir diğer şey ise, bu hareketsizliğin sonsuza dek
süremeyeceğiydi.
Aslında Sowtria kendine bir strateji geliştirmişti.
Subaya karşı sürekli savunmada kalacak, böylece darbe alma riskini
en aza indirmiş olacaktı. Eğer subay ataklarında bir hata yapar ve
açık verirse -ki Sowtria buna pek fazla ihtimal vermiyordu- gerekli
dört hamleyi tamamlayabilmek için hızlı bir şekilde saldıracaktı
hocasına. "Tek şansım bu." diye düşünmüştü genç Er adayı "Ancak
böyle Er'lik mertebesine ulaşabilirim."
Kısa bir süre sonra, yine her zaman olduğu gibi ilk
atak subaydan geldi ve bunu birçoğu izledi. Sowtria, adeta kabuğuna
çekilmiş bir kaplumbağa gibi, zırhının arkasına sinmiş, atakları
baltası ve kalkanıyla savuşturuyordu. Ne Sowtria bir hata yapıp,
darbe yiyor; ne de subay saldırılarında kusur edip, kendini kötü bir
durumun içine sokuyordu. Salonda yine mırıldanmalar duyuldu Balmaran
sınavdaykenkilere benzer; ama bu seferki mırıltılar kaynaklarını
muhafızların sıkılmış canlarından ve memnuniyetsizliklerinden
alıyorlardı. Bu kafa karıştırıcı sesler, insanı ister istemez bir
etkiliyor, bir şeyler yapmaya zorluyordu. "Balmaran da herhalde aynı
şeyleri hissetmişti." diye geçirdi içinden Sowtria, aynı zamanda bir
hüsranla sonuçlanan savaşçı arkadaşının ilk atağını düşünürken
"Mantıklı olmalıyım."
Subayın onlarca sınavda kullanılmaktan incelmiş ve
hafiflemiş tahta kılıcı, Sowtria'nın baltasının sapını ve kalkanını
bir süre daha aşındırdı. Artık mırıltılar yüksek uğultulara
dönüşmüş, Sowtria'yı bir muhafız olamayacak kadar korkak olmakla
suçluyordu. Sowtria kendi içinde büyük bir savaş veriyordu. Mantığı;
ona mevkini korumasını, savunmaya devam etmesini, subayın er geç
hata yapacağını; kalbi ise bu kadar korkaklığın artık yettiğini
fısıldıyordu kulağına. Yüreğinin aklına galip gelmesiyle, Sowtria
ileri doğru atıldı. Artık istediği tek şey sınavın bir an önce
bitmesiydi; sonuç ne olursa olsun. Baltasını kafasının üzerinde
kaldırdı ve tüm gücüyle eğitmenin üzerine indirdi. Subay omzunun
üzerinde kesti öğrencisinin atağını. İstemediği bir duruma düşmemek
için geriledi Sowtria ve önceden düşündüğü gibi ikinci saldırısını
da hızlı bir şekilde yaptı. Bu kez baltasını yatay bir şekilde Subay
Moran'ın göğsünü hedefleyerek savurdu Sowtria. Subay bu atağı da
ince, hafif kılıcıyla engelledi. Sowtria'nın yüreğinde bir umut
ışığı oluşmaya başladı. Sadece iki hamlesi daha kalmıştı. İyimser
düşüncelere kendini fazla kaptıran savaşçı adam, üzerine inmekte
olan kılıcı çok geç fark etti ve kendini ancak yere atarak
kurtarabildi. Üzerinde taşıdığı herşey etrafa saçılmasına rağmen,
genç muhafız baltasını ve kalkanını hala sıkıca tutuyordu. Yüzünde,
dengesiz bir halde yere atlamasından dolayı derin çizikler açılmış,
burnundan ise ince bir şerit halinde; dudaklarından ve çenesinden
geçerek eğitim odasının desenli taşlarının üzerine dökülen, koyu
kırmızı renkte kan damlıyordu. Sowtria refleks olarak, üzerine
gelebilecek herhangi bir saldıya karşı kalkanını üzerinde tutmuştu.
Bu, oldukça yerinde bir hareket olmuştu; çünkü subay, kılıcını bütün
gücüyle Sowtria'nın üzerine indirmeye çalışmış; ancak atağı, önüne
birden çıkan
kalkana isabet etmişti. Çarpmanın etkisiyle -zaten yere düştüğü için
uyuşmuş olan- eli boşalmış ve kalkanı uzanamayacağı bir yere
fırlamıştı. Gözleri kapalı olan Sowtria, sol elindeki baltayı
tekrar, gayri ihtiyari savurdu. Tahtanın tahtaya vurma sesiyle
gözlerini açtı savaşçı adam. Subayın kılıcı hızlı; fakat öğrencisini
acıtmayacak bir şekilde aşağı iniyordu. Sowtria sola doğru
yuvarlandı. Subayın kılıcı taşlara çarptı ve uzun yıllar boyu
aşınmış olduğu yerden ikiye ayrıldı. Subayın bu beklenmeyen olay
karşısındaki şaşkınlığını fırsat bilerek ayağa kalktı Sowtria ve ona
sınavı geçirecek son hamleyi hafif bir acı verecek bir hızla indirdi
eğitmeninin kaburgalarına baltasıyla. Subay Moran ilk başta çok
şaşırmış gibi göründüyse de kısa sürede düzeldi ve "Sınavı silahını
bana dokundurarak bitiren nadir kişilerden biri oldun." dedi
gözlerinin gizleyemediği bir hayranlıkla "Artık bir Er'sin."
Sowtria selamını verdikten sonra yerine dönerken,
eğitim odasının kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. İçeri; yüzü
kızarmış, nefes nefese bir muhafız girdi. Subay Moran "Ne istiyorsun
muhafız?" diye gürledi öfkeyle "Eğitim derslerinin bölünmesinden hiç
hoşlanmadığımı bilmiyor musun?" İçeri giren adam, cevap veremeyecek
kadar nefessizdi; belli ki uzun bir mesafeyi koşarak geçmişti. Adam
elleri dizlerinde ileri doğru eğilerek kısa bir süre dinlenip, nefes
alış verişini kontrol altına almaya çalıştı. Nihayet normalleşince
nefesi "General..." dedi "General'den haberlerim var. Seferberlik
ilan edildi. Goblin orduları geliyorlar." Salonda kısa bir süre
sessizlik oldu. Duyulan tek ses, kara haberleri getiren muhafızın
hırıltılı nefes alıp verişiydi. Ardından herkes yüzlerini bir
açıklama beklercesine Subay Moran'a döndü. Subay türlü desenlerle
kaplı yere dalgın bir halde bakıyordu. "Goblinler..." dedi
"geliyorlar."
Serkan "sowtim" BAL
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle