Hikaye

Serkan "sowtim" BAL

Tarrahn Muhafızları - Bölüm 4

     Bir gün, -Balmaran ve Sowtria'nın bir Er olmak için sınava gireceği günden bir gün önce- yolarkadaşları hep beraber kahvaltılarını yapmak için yemek salonuna giderken, Subaylar Odası'nın önünden geçtiler. Subaylar Odası'ndan sesler yükseliyordu. Sowtria'nın anladığı kadarıyla, konuşanlardan biri, kendi bölümbaşları Subay Moran'dı. Biraz dinledikten sonra subayın "Osbonoren alındı." dediğini duydular. Sowtria "Osbonoren... Tavernacının bize bahsettiği şehir; alındıktan sonra sıranın Tarrahn'a geleceği şehir." diye düşündü ve ardından arkadaşlarına baktı. "Herhalde onlar Osbonoren'in neresi olduğunu unuttular." diye geçirdi aklından; çünkü arkadaşları, suratlarında en ufak bir ifadeden yoksun bir halde, sıradan bir konuşmayı dinliyormuş gibi
görünüyorlardı. Tam bu sırada Helmeper'in ona baktığını gördü Sowtria. Helmeper'in gözlerindeki tedirgin bakışları fark edince, druidin de olayın farkında olduğunu anladı. Kafasını arkadaşlarının olmadığı bir yere çevirdi. Onlara bu kara haberi söylememesi en mantıklı şey olurdu; çünkü rahatsız olabilirlerdi. Dahası; savaş haberlerini ağızlarından kaçırıp, -özellikle Geron- bütün muhafızları paniğe sürükleyebilirlerdi. Sowtria "Hadi devam edelim. Geç kalacağız." dedi arkadaşlarını odanın önünden uzaklaştırmaya
çalışarak. Yol arkadaşları biraz uzaklaşmışlardı ki, yine Subay Moran'ın sesini duydular. "Nerede bu kahrolası Solamniya Şövalyeleri?" diye bağırdı adam sinirli bir şekilde. Sowtria bu sözleri duymamazlığa gelerek yoluna devam etti; eğer aniden dursaydı; arkadaşları birşeylerin ters gittiğinin farkına varabilirlerdi. Öte yandan, subayın sözleri Sowtria'ya, unuttuğu bir düşünceyi
hatırlamasına neden olup, onu oldukça rahatsız etti. Solamniya Şövalyeleri neden çağırıldıkları halde burada değillerdi?

     Ertesi gün, Sowtria ve Balmaran, diğer bütün Tecrübesizler gibi şafak vakti kalktılar. Bugün bir Er olmak için bizzat Subay Moran'a karşı savaşacaklardı. İkisinin de içi kıpır kıpırdı; fakat Balmaran bunu daha fazla belli ediyordu. Sowtria, bir grubun -gayri resmi de olsa- lideri olmanın verdiği ciddiyetle, her zaman olayların ipini elinde tutmak için sakin duruyordu.

     Sowtria ve Balmaran, kahvaltılarını Tarrahn'a geldiklerinden beri ilk kez yalnız başlarına yaptı. Yanlarında, yalnızca Savaşçılar Bölümü'nün diğer Tecrübesizler'i vardı. Herkes, heyecanın yarattığı bir iştahsızlıkla yemeklerini yemeğe çalışıyor; fakat çoğu başarısız olup, günlük olağan kahvaltıları olan peynir ve peksimetten birkaç ısırık aldıktan sonra, yemeği bırakıyor ve Savaşçılar Bölümü'nün yolunu tutuyordu. Bu durumu bozan tek  kişi Balmaran'dı. Savaşçı adam, her sabah yaptığı gibi koca peksimet dilimlerinin üzerine peynir koyup, afiyetle yiyordu. Ancak Sowtria dahil hiç kimsenin doğru dürüst birşeyler yemediğini fark edince, yemeği kızararak bıraktı. Balmaran'ın yemeğini bitirdiğini düşünen Sowtria, arkadaşına da aynısını yapmasını işaret ederek, ayağa kalktı ve savaşçı ikili, bölüm odalarına gitmeye başladılar.

     Bölüm odasının kapısından içeri adımlarını attılar. İçeride, yaklaşık yetmiş kadar Tecrübesiz, eğitmenleri olan Subay Moran'ın etrafında toplanmışlardı. Subay, elindeki parşömene birşeyler yazıyor ve gelenleri masanın üzerindeki yoklama kağıdına işaretliyordu. Herkes içeri girdikten kısa bir süre sonra, Subay Moran oturduğu yerden ayağa kalktı ve etrafında çember şeklinde bir sıra oluşturarak dizilmiş öğrencilerine baktı. "Oldukça kolay bir sınav olacak." diye söze başladı subay. "Sınavda bir üst seviyeye geçip geçmeyeceğinizi belirleyecek tek husus; benim, sizin üzerinizde avantaj sağlayana kadar, sizin bana yapacağınız başarılı hamlelerin sayısı olacak. Yani benim kılıcım -tahta kılıcını havaya kaldırdı- size dokunana kadar, kaç kere hamle yaptığınız önemli. Rütbenizi yükseltmek için en az dört kez hamle yapmalısınız. Kalkanımın geri çevirdiği ataklar da sayılacak; fakat kalkandan geri dönen ataklarınızın sizi dezavantajlı bir duruma
sokacağını unutmayın. Herşey gayet açık olduğuna göre artık sınava başlayabiliriz." Subay, biraz önce üzerinde işaretleme yaptığı parşömenine uzandı ve sırayla, öğrencileri, sınavlarını almaları için teker teker yanına çağırdı. Sırası gelen savaşçı, önceden belirleyip, uzmanlaşmak istediği -balta veya kılıç- silahın tahtadan olanını ve bir de kalkan alıp, eğitmeninin yanına gidiyordu.

     Sınavı ilk olanlar, daha düzgün bir iki hareket bile yapamadan, subayın sert kılıcını tenlerinde hissederek elendiler. Bunlar, Sowtria'nın ilk gördüğü günden beri hoşlanmadığı maceracı tiplerdi. Hiçbir şeyi umursamadıkları gibi, sınavda elenmeyi de umursamayarak sırıtmışlardı arkadaşlarının yanlarına dönerlerken.

     Sonra Gard kalktı. Gard diğerleri gibi vurdumduymaz biri değildi. O; Sowtria ve Balmaran gibi, icra ettiği işe önem veriyor ve daha iyi olabilmek için sürekli çabalıyordu. Savaşçı üçlü kısa bir süre önce tanışmışlar; fakat görüşleri, çabaları, ve hedefleri aynı olduğu için, kısa sürede kaynaşmış ve arkadaş olmuşlardı. Gard eğilip, yerden tahta bir balta ile kalkan aldı. Subayın yanına
gidip, selam verdi. Subay "Tamam. Başla." dedi ve Gard'ın sınavı böylece başladı.

     Gard temkinli bir şekilde olduğu yerde, kalkanını önünde tutarak bekliyordu. Subay, ona doğru bir hamlede bulundu. Gard bu hamleyi baltasının sapıyla, omzu üzerinde durdurdu. Şimdi hamle yapma sırası ondaydı. Ani ve atik bir hareketle, baltasını eğitmeninin karnına indirmeye çalıştı. Subay usta bir hareketle atağı engelleyip, Gard'ın baltalı elini sağa ittirdi. Bir an için savunmasız kaldı Gard ve subay da kılıcını tüm gücüyle onun üzerine indirmeye başladı. "Elendi..." diye düşündü Sowtria "Yazık olacak." Ancak subayın kılıcı Gard'a dokunmadı, dokunamadı. Savaşçı adam sol eliyle subayın kılıç tutan elini bileğinden kavramıştı. Subay kendini kurtarıp, geriye çekildi. Bu sırada da Gard kendini toparladı. Genç adam subaya doğru sert bir hamle yaptı. Subay Moran saldırıyı kılıcıyla engelledi. Eğitmen ile öğrencinin gözleri birbirine kenetlendi. "Kazanmalıyım" diye düşündü Gard "Babama verdiğim sözü tutmalıyım." Bundan sonra Gard, sanki kutsal bir aura onu sarmalıyormuş gibi güçlenip, cesaretlendi ve subaya bir hamlede bulundu. Subay kötü bir durumda bu atağı biraz zorlanarak savuşturdu. Daha subay toparlanamadan Gard bir atakta daha bulundu; subay bundan da geriye doğru sıçrayarak kurtuldu. "Dur!" diye gürledi tecrübeli adam tok sesiyle "Sınavı geçtin. Artık bir Er'sin." Gard hocasına selam verdi ve arkadaşlarının yanına dönmek için izin istedi.

     Sowtria, Gard'ın gözlerindeki ışıltıyı yakaladı. Bunlar sevinç ışıltılarıydı. "Herhalde bunun Gard için ayrı bir önemi ve manası var." diye düşündü Sowtria; ilk kez Gard'ı, bu kadar mutlu ve huzurlu görüyordu.

     Sıra şimdi Balmaran'daydı. Adam ayağa kalktı ve subayın masasından bir kılıç ve bir kalkan kaptı. Eğitmenine verdiği şövalye selamıyla sınavı başladı.

     Balmaran hareket etmiyordu. Hamlesindeki en ufak bir denge bozukluğunun, en ufak bir hatanın, onu karşısındaki rakibine, Kuzey Ergoth İmparatorluğu için savaşa girip, birçok düşmanı öldüren tecrübeli hocasına karşı, dezavantajlı duruma düşüreceğinin farkındaydı. Bir çember halinde dizilip, yere çökmüş Er adaylarından bir sabırsızlık mırıltısı yükseldi. Bu mırıltı Balmaran'ı baskı altından tutuyor ve ileri adımını atması için onu kışkırtıyordu. Balmaran kılıcını ve kalkanını bir aylık eğitimlerde öğrendiği gibi tuttu önünde ve eğitmenine doğru ilk hamlesini yaptı. Balmaran'ın hamlesini rahat bir şekilde kalkanıyla engelledi subay. Balmaran, bütün gücünü verdiği saldırının ani ve usta bir şekilde kesilmesiyle kılıcını elinden düşürdü. Şimdi çok kötü bir
durumda kalmıştı. Eğer Subay Moran'ın kılıcı ona dokunursa, elenecek ve bir ay daha "Tecrübesiz" olarak aldığı eğitimin aynısına tabi tutulacaktı. Balmaran tahta kılıcına uzanmak için kendini yere attı. Subay, koca gövdeli adamın bu ani hareketi karşısında şaşırdı; ama bu şaşkınlığını kısa sürede üzerinden
atıp, kılıcını güçlü; ancak ani bir tepki karşısında da istenmeyen bir duruma düşmemek için temkinli bir halde öğrencisinin üzerine indirmeye başladı. Hocasının şaşkınlığı Balmaran'a yeterli zamanı sağlamıştı. Adam, kılıcını kavrayıp, onu elemek için göğsüne doğru inen kılıcı seri bir hareketle kendinden uzaklaştırdı ve ayağa kalktı. Birbirlerine bakıyorlardı subay ve Er adayı. Salondaki herkes nefesini tutmuş, şimdi ne olacağını merak eden yüz ifadeleriyle, arkadaşlarına bakıyorlardı. Bir anda, ikisi de fırlayıp
birbirlerine hamle yaptılar. Tahtanın tahtaya vurma sesi duyuldu. Balmaran'ın ve Subay Moran'ın silahları birbirlerine kenetlenmiş bir halde duruyor, ve güçlü adamlar da üstünlük sağlamak için tüm güçlerini silahlarına veriyorlardı. Ama eşitlik bir türlü bozulmuyor, kimse birbiri üzerinde bir üstünlük sağlayamıyordu.

     Kenetlenme kısa bir süre daha devam etti. Bu süre zarfında taraflar, cüce işi yontma taşlar gibi kaskatı durmuşlardı. Ara sıra çıkan bir gıcırtı sesinden, iki adamın da silahlarına ne denli büyük bir güç verdikleri anlaşılıyordu. Subay, kılıcını aniden indirdi, meraklı gözlerin bakışları altında "Ben seni alt edemedim. Bu demek oluyor ki, senin gücün en az benimki kadar ve gücü benim
kadar olan biri çoktan bir Er olmayı hak etmiştir." dedi. "Sınavı geçtin." Bu beklenmeyen başarı karşısında Balmaran, ilk başta şaşırdıysa da, hemen kendini toparladı ve kibirli bir edayla yerine yürüyüp, Sowtria'nın yanına oturdu.

     Sowtria ayağa kalktı, sıra ondaydı. Balmaran ona, onu rahatlatan bir halde gülümsüyordu. "Sınavı geçmeliyim." diye düşündü Sowtria. "Onların lideriyim ben. Balmaran'ın gerisinde kalmam doğru olmaz." Bu düşüncelerle savaşçı adam, oturduğu yerden, tahtadan silahların olduğu masaya kadar olan kısa mesafeyi geçmişti. Uçları kıymıklanmış bir balta ile, ortası darbelere maruz kalmaktan aşınmış bir kalkan aldı. Sowtria onu bekleyen eğitmeninin yanına gitti ve selamını verdi. Subay "Tamam. Başla." dedi ondan öncekilere demiş olduğu gibi ve genç savaşçının rütbesini belirleyecek olan sınav böylelikle başladı.

     Sowtria da, Balmaran gibi hareketsiz kalmayı tercih ediyordu. Tecrübeli subayın, onun en ufak bir hatasını affetmeyeceğini ve onu, gözünün yaşına bakmadan -her ne kadar iyi bir savaşçı olduğunu söylediyse de- eleyeceğini gayet iyi biliyordu. Ancak bildiği bir diğer şey ise, bu hareketsizliğin sonsuza dek süremeyeceğiydi.

     Aslında Sowtria kendine bir strateji geliştirmişti. Subaya karşı sürekli savunmada kalacak, böylece darbe alma riskini en aza indirmiş olacaktı. Eğer subay ataklarında bir hata yapar ve açık verirse -ki Sowtria buna pek fazla ihtimal vermiyordu- gerekli dört hamleyi tamamlayabilmek için hızlı bir şekilde saldıracaktı hocasına. "Tek şansım bu." diye düşünmüştü genç Er adayı "Ancak böyle Er'lik mertebesine ulaşabilirim."

     Kısa bir süre sonra, yine her zaman olduğu gibi ilk atak subaydan geldi ve bunu birçoğu izledi. Sowtria, adeta kabuğuna çekilmiş bir kaplumbağa gibi, zırhının arkasına sinmiş, atakları baltası ve kalkanıyla savuşturuyordu. Ne Sowtria bir hata yapıp, darbe yiyor; ne de subay saldırılarında kusur edip, kendini kötü bir durumun içine sokuyordu. Salonda yine mırıldanmalar duyuldu Balmaran
sınavdaykenkilere benzer; ama bu seferki mırıltılar kaynaklarını muhafızların sıkılmış canlarından ve memnuniyetsizliklerinden alıyorlardı. Bu kafa karıştırıcı sesler, insanı ister istemez bir etkiliyor, bir şeyler yapmaya zorluyordu. "Balmaran da herhalde aynı şeyleri hissetmişti." diye geçirdi içinden Sowtria, aynı zamanda bir hüsranla sonuçlanan savaşçı arkadaşının ilk atağını düşünürken "Mantıklı olmalıyım."

     Subayın onlarca sınavda kullanılmaktan incelmiş ve hafiflemiş tahta kılıcı, Sowtria'nın baltasının sapını ve kalkanını bir süre daha aşındırdı. Artık mırıltılar yüksek uğultulara dönüşmüş, Sowtria'yı bir muhafız olamayacak kadar korkak olmakla suçluyordu. Sowtria kendi içinde büyük bir savaş veriyordu. Mantığı; ona mevkini korumasını, savunmaya devam etmesini, subayın er geç hata yapacağını; kalbi ise bu kadar korkaklığın artık yettiğini fısıldıyordu kulağına. Yüreğinin aklına galip gelmesiyle, Sowtria ileri doğru atıldı. Artık istediği tek şey sınavın bir an önce bitmesiydi; sonuç ne olursa olsun. Baltasını kafasının üzerinde kaldırdı ve tüm gücüyle eğitmenin üzerine indirdi. Subay omzunun üzerinde kesti öğrencisinin atağını. İstemediği bir duruma düşmemek için geriledi Sowtria ve önceden düşündüğü gibi ikinci saldırısını da hızlı bir şekilde yaptı. Bu kez baltasını yatay bir şekilde Subay Moran'ın göğsünü hedefleyerek savurdu Sowtria. Subay bu atağı da ince, hafif kılıcıyla engelledi. Sowtria'nın yüreğinde bir umut ışığı oluşmaya başladı. Sadece iki hamlesi daha kalmıştı. İyimser düşüncelere kendini fazla kaptıran savaşçı adam, üzerine inmekte olan kılıcı çok geç fark etti ve kendini ancak yere atarak kurtarabildi. Üzerinde taşıdığı herşey etrafa saçılmasına rağmen, genç muhafız baltasını ve kalkanını hala sıkıca tutuyordu. Yüzünde, dengesiz bir halde yere atlamasından dolayı derin çizikler açılmış, burnundan ise ince bir şerit halinde; dudaklarından ve çenesinden geçerek eğitim odasının desenli taşlarının üzerine dökülen, koyu kırmızı renkte kan damlıyordu. Sowtria refleks olarak, üzerine gelebilecek herhangi bir saldıya karşı kalkanını üzerinde tutmuştu. Bu, oldukça yerinde bir hareket olmuştu; çünkü subay, kılıcını bütün gücüyle Sowtria'nın üzerine indirmeye çalışmış; ancak atağı, önüne birden çıkan
kalkana isabet etmişti. Çarpmanın etkisiyle -zaten yere düştüğü için uyuşmuş olan- eli boşalmış ve kalkanı uzanamayacağı bir yere fırlamıştı. Gözleri kapalı olan Sowtria, sol elindeki baltayı tekrar, gayri ihtiyari savurdu. Tahtanın tahtaya vurma sesiyle gözlerini açtı savaşçı adam. Subayın kılıcı hızlı; fakat öğrencisini acıtmayacak bir şekilde aşağı iniyordu. Sowtria sola doğru
yuvarlandı. Subayın kılıcı taşlara çarptı ve uzun yıllar boyu aşınmış olduğu yerden ikiye ayrıldı. Subayın bu beklenmeyen olay karşısındaki şaşkınlığını fırsat bilerek ayağa kalktı Sowtria ve ona sınavı geçirecek son hamleyi hafif bir acı verecek bir hızla indirdi eğitmeninin kaburgalarına baltasıyla. Subay Moran ilk başta çok şaşırmış gibi göründüyse de kısa sürede düzeldi ve "Sınavı silahını bana dokundurarak bitiren nadir kişilerden biri oldun." dedi gözlerinin gizleyemediği bir hayranlıkla "Artık bir Er'sin."

     Sowtria selamını verdikten sonra yerine dönerken, eğitim odasının kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. İçeri; yüzü kızarmış, nefes nefese bir muhafız girdi. Subay Moran "Ne istiyorsun muhafız?" diye gürledi öfkeyle "Eğitim derslerinin bölünmesinden hiç hoşlanmadığımı bilmiyor musun?" İçeri giren adam, cevap veremeyecek kadar nefessizdi; belli ki uzun bir mesafeyi koşarak geçmişti. Adam elleri dizlerinde ileri doğru eğilerek kısa bir süre dinlenip, nefes alış verişini kontrol altına almaya çalıştı. Nihayet normalleşince nefesi "General..." dedi "General'den haberlerim var. Seferberlik ilan edildi. Goblin orduları geliyorlar." Salonda kısa bir süre sessizlik oldu. Duyulan tek ses, kara haberleri getiren muhafızın hırıltılı nefes alıp verişiydi. Ardından herkes yüzlerini bir açıklama beklercesine Subay Moran'a döndü. Subay türlü desenlerle kaplı yere dalgın bir halde bakıyordu. "Goblinler..." dedi "geliyorlar."

Serkan "sowtim" BAL

Yorumlarınız:

Siz de bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz. Yorum ekle

 

 

 

 


 FrpNet Forum

 Bize Ulaşın

FrpNet Anket

Yeni Kitaplar

Siteiçi Arama

Yayınevleri

Linkler - Bağlantılar

Basında FrpNet

 

Ana Sayfa  |  Diyarlar  |  Bilgi  |  Yazılar  |  Forum  |  Galeri  |  Bize Ulaşın

Copyright © 2004 Keri Technology.. | Tüm Hakkı Saklıdır.           Anasayfa | Mail Kontrol | Mail Ayarları | Reklam | Yayınevleri | İletişim