Hikaye

Serkan "sowtim" BAL

Tarrahn Muhafızları - Bölüm 3

    Sowtria ile Balmaran Savaşçılar Eğitim Odası’na kısa sürede ulaştılar. İçeride Birlik’e yeni kayıt olmuş muhafızların dışında, uzun süredir muhafız olan, yüksek rütbeli askerler de vardı. Savaşçı ikili içeri girdikten kısa bir süre sonra, yetkili olduğu zırhındaki desenlerden belli olan bir adam, herkesin kendisini görebilmesi için basamaklardan birinin üzerine çıkarak konuşmasına başladı. “Ben Subay Moran’ım. Eğitim süreniz boyunca benimle birlikte olacaksınız. Disiplin benim için en önemli husustur. Disiplinsizliğe kesinlikle tahammül edemem. Aranızdan biri” salonu şöyle bir süzdü “eğer bir eğitim dersine geç kalırsa, muhafızlıktan hemen atılır. Şimdi, Birlik’e yeni katılanlar, siz şuraya geçin -eliyle bir köşeyi işaret etti- Erler, sağa geçin
ve Keskinler siz de sola geçin.”

    Konuşmadan sonra subay basamaktan aşağıya inip, yeni muhafızlara doğru yürüdü. Bu sırada rütbeli olan askerler; Erler ve Keskinler ise kendi aralarında talimlere başlamışlardı. Gerçekten de çok düzenlilerdi. “Bu çok iyi.” diye düşündü Sowtria “Disiplin bir askerin vasıflarından en önemlisidir.” Subay Moran onların yanına geldi ve “Selam Tecrübesizler. Sizi ben çalıştıracağım.
Daha demin de söylediğim gibi disiplinsizliğe kesinlikle tahammülüm yoktur; bunu asla unutmayın. Şimdi ilk olarak size zırhınızı bağlamayı, kılıç ve baltalarınızı kalkanlarınızla beraber nasıl kullanmanız gerektiğini göstereceğim. Muhafızlık eğitimlerinde teorik olarak bilgi, anlamsız, manasızdır. Ben size yalnızca bir yol göstereceğim; siz savaşmayı uygulamalı olarak çalışarak, kendi kendinize öğreneceksiniz. Şimdi beni takip edin.” Yeni muhafızlar, adamı geniş odanın ortasına kadar takip ettiler ve etrafında bir çember oluşturdular. Subay konuşmasına devam etti “İlk önce size, Birlik’te yükselebileceğiniz rütbelerden bahsedeyim. Sizin gibilere, yani Birlik’e yeni katılanlara Tecrübesizler diye hitap ederiz. Bir aylık eğitimlerin ardından
önce bir Er olmak için, sonra da bir Keskin olmak için bizzat benim tarafımdan uygulanacak olan sınava gireceksiniz.” Konuşmasını bitiren adam etrafına baktı. İçini çekerek “Bunlardan birşey olmaz.” diye düşündü; ama muhafız muhafızdı ve şu sıralar yeni muhafızlara gerçekten çok ihtiyaçları vardı. “Şimdi zırhınızı bağlamayı öğreneceksiniz.” dedi Subay Moran karamsar düşüncelerini kendinden uzaklaştırmaya çalışarak.

     Balmaran ve Sowtria gün boyunca, yeni öğrendikleri yöntemleri; hızlı bir şekilde zırh takıp, çıkarmayı, seçtikleri silahı -kılıç veya balta- kullanma tekniklerini ve silahlarıyla beraber kalkan kullanmayı uzun uzun çalıştılar. Balmaran ve Sowtria dışında öğrendiklerini pek fazla ciddiye almıyorlardı diğer Tecrübesizler. Bu da onların, subayın gözüne girmelerine neden oldu. Subay, Balmaran ve Sowtria’nın yanına gelip, çalışmalarını izledi. İkisi de seçtikleri silahı, Birlik’e yeni katılmalarına rağmen gayet iyi kullanıyorlardı; fakat silah-kalkan birlikteliklerinde biraz sorunları vardı. Subay Moran “Çok iyi gidiyorsunuz çocuklar.” dedi çalışmakta olan ikiliye. Daha ilk günden böyle bir iltifatı hiç beklemeyen savaşçı ikili ise çok mutlu olup, kendilerini çalışmalarına daha fazla verdiler.


**********


     “Eweryn Nightwind” diye seslendi beyaz cüppeler içindeki başbüyücü. Eweryn ayağa kalktı ve “Buradayım efendim.” dedi. Eweryn de kolay bir şekilde Büyücüler Bölümü’nün Eğitim Odasını ikinci katta bulmuştu. O içeri girdikten kısa bir süre sonra ise yoklama başlamıştı; dolayısıyla daha kimseyle konuşamamış ve tanışamamıştı. Şu anda da yoklamanın bitmesini bekliyordu. Büyücüler Bölüm Odası geniş bir odaydı. Odanın ön tarafında, üzerine yazı yazmak için siyah granitten bir blok bulunuyordu, bloğun üzerinde ise -muhtemelen geçen dersten kalma- büyü dilinde yazılmış birkaç sözcük göze çarpıyordu. Okuduktan sonra Eweryn bunun basit bir uyku büyüsü olduğunu hatırladı. Taş bloğun önünde, blokla tam bir tezat oluşturacak şekilde karbeyazı bir cüppe içinde; yaşlı olduğu beyazlamış saçından, sakalından ve kırışmış yüzünden belli olan bir büyücü oturuyordu. Beyaz cüppeli büyücü ayağa kalktı ve “Selam sizlere genç büyücüler. Ben Palian. Burada sizin başbüyücünüz olacağım. Siz, daha çaylak olduğunuz için, normalde yavaş yavaş ilerlemeniz lazım gelirdi; fakat biliyorsunuz ki savaş çok yakın, o yüzden yeterli zamanımız yok. Sizden istediğimiz tek bir büyü var, ateştopu. Bu, orta seviye bir büyü ve büyüyü yapanı -eğer sizin gibi çaylak ise- çok yoruyor. Aynı zamanda da ölümcül bir büyü bu, konsantre olduğunuz hedefin dışında, hedefin yirmi ayak uzağına kadar yayılıyor. Bu da en azından on-on beş goblin demek.” dedi. Başbüyücü, genç büyücülere baktı. Hepsinin yüzünden yeni bir büyü öğrenecek olmanın verdiği sevinç okunuyordu; ancak herşey adamın söylediği kadar kolay değildi. “Unutmayın bu dönem oldukça sancılı ve acı verici olacak.” diye devam etti büyücü. Adam acı ve sancı kelimelerini öyle garip bir şekilde vurguladı ki; Eweryn dahil ve daha birçok genç büyücünün gözü korktu. Şu ana kadar yaptığı en “yokedici” büyü; büyü-oku olmuştu. Onu da çok uzun süre çalışarak, birçok gece uykusuz kalıp, birkaç kez uykusuzluktan bayılacak hale gelerek ancak öğrenebilmişti. Fakat şimdi, direkt olarak ateştopunu; ölümcül ve tehlikeli bir büyüyü öğreneceklerdi. Beyaz cüppeli başbüyücü genç büyücüleri hızlı bir şekilde süzdü ve ansızın “Taş bloğun üzerinde ne yazdığını bilen var mı?” diye sordu. Eweryn’in de dahil olduğu bir grup öğrenci ellerini kaldırdılar. “Yanıma gelin.” diye emretti başbüyücü arkasını dönerek. Eweryn kısa bir süre sırasını bekledi; çünkü başbüyücü, genç büyücüleri teker teker yanına çağırıp, cevaplarını dinliyordu. Sıra Eweryn’e geldi ve elf kadın büyücünün yanına nazik adımlarla ilerledi. Yanına gelince “Merhaba güzel elf hanım” dedi Palian “siz ne düşünüyorsunuz bu büyü hakkında?” “Bence bu basit bir uyku büyüsü.” diye cevapladı gayet sakin ve sessiz bir şekilde Eweryn. “Demek öyle...” dedi Palian düşünceli düşünceli “Tamam, yerine dönebilirsin.” Hiçbir şey anlamamış halde yerine dönüp, oturdu Eweryn. Dersin geri kalanında başbüyücü öğrencilere, büyülerin o garip dilindeki sözcüklerini yazmaları için gerekli rulo parşömenleri, mürekkebi, tüy kalemleri ve büyüyü yapabilmeleri için gerekli büyü bileşenlerini dağıttı. Ardından da, kısa bir süre, büyü kelimelerinin telaffuzu üzerinde çalıştılar. Yaşlı başbüyücü, genç büyücüleri daha ilk günden sıkmak istememişti; zaten ileride yeterince sıkılacaklardı.

    Ders bittikten sonra, öğrenciler bölüm odasını yavaş yavaş terk ederken, Palian Eweryn’in de içinde bulunduğu dört kişiyi durdurdu. Geri kalan herkes sınıftan çıktıktan sonra, büyücü onlara dönerek konuşmasına başladı. “Sorduğum sorunun
cevabını bilenler sizlersiniz. Bu da sizin diğerlerinden daha fazla büyü çalışmışlığınız ve bilginiz olduğunu ispatlıyor. Bu yüzden size -lafı da fazla uzatmadan- bir teklifte bulunacağım. Eğer isterseniz...” onları yılların yorgunu gözleriye büyük bir bilgelikle süzdü “sizi fazladan çalıştırabilirim. Özellikle, savaş meydanında kullanabileceğiniz, basit ama hayli kullanışlı ve hayati önem taşıyan büyüler öğretebilirim. Bunun herkes için olmasını dilerdim; fakat bilirsiniz ki, herkes aynı hızda kavrayamayabiliyor. Bu da, bu kısıtlı zaman içinde, bize vakit kaybettirirdi. Neyse, cevabınız nedir?” Seçilmiş grup minnettar bir şekilde teklifi kabul ettiler. Aldığı yorumdan mutlu olan Palian “O zaman” dedi “yarından itibaren derslerden sonra burada fazladan çalışmaya
başlıyoruz.”


**********


     Helmeper’in günü de Eweryn’inkinden farklı geçmemişti. Onların bölümbaşları da -Rahipler Bölümü’nün başına başrahip denirdi- yeni druid ve clericlere eğitim süreci içerisinde yapacakları, amaçları ve öğrenecekleri büyüler hakkında bilgi verdi. Yeni rahipler de, sayıca az; ancak oldukça güçlü büyüler öğreneceklerdi. Druid ve clericler, ortak olarak kutsama büyüsünü, druidler ise fazladan bir de etkileme büyüsünü öğreneceklerdi. Kutsama büyüsü; uygulandığı kişiye güç ve
cesaret verir, onu dayanıklı kılardı. Etkileme büyüsü ise -druidler bu büyüyü genelde hayvanlar üzerinde yaparlardı- iradesi zayıf bir varlığı, büyüyü yapan kişinin denetimi altına sokardı, veya en azından bir düşmanın kendisine saldırmasını engellerdi.

    Rahipler Bölümü’nün eğitim şekli ise Büyücüler Bölümü’nün eğitim şekli ile farklılık gösterirdi. Büyücüler Bölümü’nde gün boyu büyüler çalışılırdı; Rahipler Bölümü’nde ise eğitimin yarısı boyunca büyüler, kalan yarısı boyunca da şifalı otlar üzerinde çalışılırdı. Genç rahipler, bu bölümde derin kesiklerden akan kanı durduracak, yara alan bölgeyi uyuşturup, acı ve ağrıyı kesecek türde şifalı ot karışımları hazırlamayı ve bu karışımları hazırlamak
için gerekli malzemeleri Ansalon üzerinde nerelerde bulabileceklerini öğreniyorlardı. Helmeper çok sevinmişti; çünkü ilk defa druidliğin bu kadar itibarlı olduğu ve önem verildiği bir yerde bulunuyor, ilk defa bu işte uzman bir kişi tarafından eğitiliyordu. Palanthas’da insanlar, her türlü büyü kullanıcılarına bir şer tohumuymuş gibi bakar, onlardan nefret ederlerdi. Büyü
kullanıcıları asla savaşçılar gibi hürmet görmezlerdi. “Aslında buraya gelmeyi ilk başta hiç arzu etmemiştim.” diye geçirdi içinden genç druid “ancak şimdi anlıyorum ki, burası bana büyük bir tecrübe kazandıracak.”


**********

    Geron mutfak kapısından içeri girdi. İçeride birçok kişi yemek hazırlanmasıyla meşguldü. Mutfakta büyük bir telaş vardı. Herkes bir yerlere koşuşturuyor, kazanlar fokurduyordu. Sadece bu görüntü bile insanı yorup, telaşlandırmaya yetiyordu. İlk başta kargaşanın nedenini anlayamayan Geron daha sonra “Doğru
ya. Saat öğleyi buluyor. Birlik’te de doyurulması gereken birçok muhafız bulunuyor.” diye düşünüp, buradaki anormal hareketliliğinin nedenini anladı.

    Aslında bu mutfağın sıradan günlerinden biriydi. Tarrahn Muhafızlar Birliği’nde üç bine yakın muhafız vardı ve bu kadar kişiye üç öğün yemek vermek için de en az kırk kadar aşçı çalışıyordu mutfakta. “Burada yetkili bir kişi bulmam gerekiyor.” diye düşündü Geron ve mutfakta gezinmeye başladı. İnsanlar kendilerini o kadar çok kaptırmışlardı ki işlerine, gezindiği yirmi dakika boyunca kendere kimse burada ne işi olduğunu veya kimi aradığını sormadı. Sonunda kahverengi saçlı, toplu bir kadını görünce durdu kender; çünkü bu kadının aşçı önlüğünde Balmaran ve Sowtria’nın zırhında bulunan işaretin -Tarrahn Muhafızlar Birliği’nin işaretinin- aynısı vardı. “Herhalde bu yetkili bir kişidir.” diye geçirdi içinden Geron ve kadına yaklaşmaya başladı. Kadın, yanındaki adamlara yemekler hakkında emirler yağdırıyordu ve o kadar hızlı konuşuyordu ki, Geron onun bir gnom olup, olmadığından şüphe etti; ama bir gnom bu kadar uzun boylu olamazdı; bu kadın bir insanın ölçülerindeydi. Kender konuşmalara biraz kulak misafiri olduktan sonra kadının “çorbanın tuzu” ve “yemeğin biberi” hakkında birşeyler söylediğini anladı. Kadının etrafındakiler, emirleri aldıktan sonra, kender yavaşça kadının yanına yaklaştı ve utangaç bir halde “Şey, beni burada çalışmam için gönderdiler.” diye geveledi. Kadın biraz şaşırmıştı. “Yeni birinin çalışmak için geleceğini biliyordum; fakat bunun bir kender olabileceğini hiç düşünmemiştim. Aslında burada ilk defa bir kender görüyorum.” diye itiraf etti toplu kadın, yine bir gnom gibi hızlıca konuşarak. Geron sessiz kalmayı tercih etti. “Neyse” diye devam etti kadın “başka ırkların damak tatlarına güvenmiyorum. O yüzden sen, pirinç ve patates çuvallarını içeri taşırsın ve akşamları da yemek dağıtımına yardımcı olursun.” Kender bir hamal olarak çalışacağını öğrendiği için utanmış ve kızarmıştı; fakat bu iş ona verilmişti ve yapması gerekiyordu. İsteksizce başını salladı ve kadının işaret parmağıyla gösterdiği yere yürümeye başladı. Muhafızlar Birliği’nin çok eğlenceli olacağını düşünmüştü; ama bu düşüncesi şimdi kesinlikle değişmişti. Gün boyu çuval taşıyıp, akşamları yemek dağıtmak, özünde macera ve hayatı yaşayarak öğrenmek olan kenderlere göre değildi.

    Daha dört çuval taşımıştı ki, nefes nefese kalmaya başladı -ne de olsa kenderler Ansalon’a güçleriyle ün salmamışlardı. Beşinci çuvalı da içeri taşıdıktan sonra, kender aniden bu kadar iş yapmanın verdiği yorgunlukla olduğu yere çöktü. İçinden bir “Üfff!” çekti; ancak aynı anda sesli olarak da bir “Üfff!” duydu. İçinden geçirdiğini yanlışlıkla ağzından mı kaçırdı diye anlamaya çalışırken, bir kez daha, ama bu kez daha yorgun ve daha derinden gelen bir “Üfff!” duydu. Ses tam arkasından geliyordu. Kender arkasını döndü ve karşısında arkası dönük, kendi boylarında bir kişi gördü. Kender adamı incelerken -bir erkek olduğu giyinişinden belli oluyordu- adam bir anda arkasını döndü ve onunla göz göze geldiler. Bir süre sessiz kaldıktan sonra aradaki soğukluğu bozan konuşma Geron’dan geldi. “Merhaba, ben Geron, bir kenderim. Siz kimsiniz?” diye sordu kender. “Ben Ax, bir dağ cücesiyim.” dedi artık bir cüce olduğu belli olan adam ve sonra “uzaktan akraba” ikili uzun bir konuşmaya başladılar. Geron konuşma sonunda cücenin niye “Üfff!”ler çektiğini anladı.

    Ax, Thorbardin’den -diğer cücelerden farklı olarak- gözü biraz yüksekte, şan, şöhrette olduğu için para kazanmak amacıyla ayrılmıştı; bunu da çok iyi kullandığı baltasıyla -öyle söylüyordu- paralı bir asker olarak yapacaktı. İş için Ansalon’un dört bir yanını dolaşırken, bir gün yolu Ergoth İmparatorluğu’na, Kuzey Ergoth’a düştü. Burada Muhafızlar Birliği’ni görünce “İşte bu!” demiş ve Birlik’e bir savaşçı olarak kaydolmuştu. Bir gece, bir Er olmak için sınava girdiği ve sınavı kazandığı günün gecesinde yapılan kutlamada cüce içkiyi “abartmış” -cüceler alkolden kolay kolay sızmazlar- sızmış ve doğal olarak geç uyanmıştı. Geç kaldığından dolayı da “disiplinli” subay Moran tarafından Savaşçılar Bölümü’nden atılıp, buraya; mutfağa yollanmıştı. Ax “disiplin” sözcüğünü oldukça iğneleyici bir biçimde söylemişti; belli ki disiplin hakkındaki düşünceleri subayınkilerle pek fazla örtüşmüyordu. İşte buna üflüyordu Ax. Bu “Üfff!” bir pişmanlık, geç uyanıpta, Savaşçılar Bölümü’nden atılmanın verdiği pişmanlığın üfüydü.

    Kender her ne kadar halinden memnun olmasa da, kendisi için bir arkadaş bulduğuna mutlu olmuştu. Artık Ax’la beraber hamallık yapmaları ona yorucu ve sıkıcı gelmiyordu. “Evet” dedi Geron kafasının içindeki bir soruyu kendi kendine yanıtlarmışçasına “iyi ki buraya gelme yönünde oy kullanmışım.”

     Ve böylece geçti yol arkadaşlarının ilk günü. Hepsi şu anki  hallerinden memnunlardı; ama ilerisi acı ve ıstırap dolu, karanlık gözüküyordu.

    Birlik’teki ilk günleri heyecanlı ve yorucu olmuştu. Bu yüzden, herkes bir an önce akşamın gelmesini, talimin bitmesini ve yaşadıklarını arkadaşlarıyla paylaşmak istedi; ancak zaman sanki onlara inat yavaş yavaş geçiyordu. Sonunda talimleri, eğitimleri ve hamallıkları bitti ve yolarkadaşları yemek odasına doğru yöneldiler. Balmaran ve Sowtria ilk gelenler olmuşlardı; ancak daha yemek dağıtımına bir saat vardı. Salonda kimse gözükmüyordu. Sowtria ve Balmaran salonun tenha köşelerinin birinde geniş, yuvarlak bir masa gözlerine kestirdiler ve oraya oturup, diğer arkadaşlarını beklemeye başladılar. İlk başta Eweryn geldi, sonra da, tam yemek saatinde Helmeper; fakat kender Geron’dan bir iz yoktu. Yemeği hep beraber yemek adetlerinden olduğundan, kenderi biraz daha beklediler. En sonunda kenderin gelmeyeceğinden emin olduklarında yemek sırasına geçtiler. “Herhalde Savaşçılar Bölümü’ne katılamayınca çok incindi ve biraz yalnız kalmak istedi.” diye geçirdi içinden Sowtria. Her ne kadar Geron biraz ayakbağı olsa da çok iyi ve temiz yürekli bir kişiydi. Asla, ama asla, yolarkadaşları hakkında art niyetli düşünmezdi. Bu yüzden Sowtria Geron’u çok sever ve dostluğuna önem verirdi. Kenderin ortalarda gözükmemesi onun canını bir hayli sıkmıştı.

    Yemek sırası çok yavaş ilerliyordu ve bu da çok normaldi; çünkü üç bine yakın kişi aynı anda, aynı yerde yemek yiyordu. Yemek salonu ne kadar geniş olursa olsun, üç bine yakın kişiyi ağırlamakta güçlük çekiyordu. Ayrıca, yoğunluktan dolayı da sıra bir kuyruk gibi uzuyor ve salonun duvarlarında dolanıp, duruyordu.

    Sonunda yemek dağıtılan yere ulaşabilmişlerdi. Dağıtım görevlisi, Sowtria’nın önündeki adamın tasına iki kepçe koydu yemekten ve kadehini de ucuz şarapla doldurdu. Yol arkadaşlarından hiçbiri Birlik’te, Palanthas’da veya Birlik’e katılana kadar konakladıkları tavernada yedikleri kalite ve lezzette yemek beklemiyorlardı. Bir askeri birlikte yiyecek, içecek gibi ihtiyaçlara harcanan para her zaman en az seviyede tutulur ve böylece paranın çoğu silah, zırh ve malzemeye ayrılırdı. Aslında yemeklerin kötü olmasının bir nedeni daha vardı. Kötü yemek muhafızları hırçın ve saldırgan yapardı. Bu da savaş zamanı -şimdi olduğu gibi- işe yarayan bir vasıftı. Saldırgan ve hırçın bir muhafız, düşmanına çok az acıma duygusu gösterir ve aklı hep düşmanın kellesinde olurdu. Akşam yemeğini alan adam, dağıtımın yapıldığı tezgahtan, bir köşede, sakin bir şekilde yemeğini yiyebilmek için ayrıldı. Sowtria sabırsızlıkla -artık iyice acıkmıştı- tasını dağıtımla ilgilenen kişiye, ileriye doğru biraz eğilip, uzattı. İleriye doğru eğilmişti; çünkü görevlinin boyu biraz kısaydı. Ağzına kadar sıcak yemekle dolan tasını görevliden geri almak için tekrar ileri doğru uzandığında görevliyle göz göze geldi; görevli Geron’du. Sowtria oldukça şaşırmış ve üzülmüştü. “Eminim” diye düşündü Sowtria “böyle bir işte çalışmaktan kesinlikle hoşnut kalmaz Geron.” Kender, şavaşçı adamın düşüncelerini altüst eden bir mutlulukla “Selam, Sow.” dedi “Şu dağıtım bir bitsin, hemen geleceğim yanınıza.” Sowtria ikinci kez şaşkınlıktan afalladı. Kenderi böyle bir yerde çalışırken görmesi ayrı, kenderin bundan mutlu olması da apayrı bir şaşkınlık yaratmıştı onda. “Böyle bir durumda Geron üzgün, en azından sıkılmış olmalıydı.” diye düşündü Sowtria; ama aslında kenderin mutlu olmasına sevinmişti bir yandan da. “Kenderler” diye mırıldandı kendi kendine “anlaşılmaz yaratıklar.”

     Yol arkadaşları yemek dağıtımını yapan kişinin Geron olduğunu görünce çok şaşırdılar ve kender de hepsine işi bitince yanlarına geleceğini; ancak onların kendisini beklemeden yemeğe başlamalarını, kibarlıkla -yemeği hep beraber yemenin adetleri olduğunu bildiğinden- söyledi. Bu cevap üzerine yol arkadaşları
Sowtria’nın tutmuş olduğu masaya doğru yöneldiler ve yemeklerini yemeğe başladılar. Yemek ne kadar kötü olursa olsun, aç oldukları için çok lezzetli geliyordu. Onlar yemeklerini yerken, dağıtım işini bitiren Geron da elinde yemek tasıyla ve içki kadehiyle onlara katıldı ve sohbetleri başladı.


     Yemeklerini yerken -Helmeper dışında- hepsi, gün boyunca yaptıklarını anlattı. Balmaran’ın, Subay Moran’ın bizzat kendisinin, onu ve Sowtria’yı övdüğünü kibirli bir şekilde söylemesi üzerine Eweryn de, böbürlenerek kara granit
bloğun üzerinde yazan büyünün ne olduğunu kendisinin bir bakışta anladığını ve başbüyücünün gözüne girip, artık, dersten sonraları, fazladan çalışacağını dile getirdi. Geron’un neden bu kadar mutlu olduğunu merak eden Sowtria, kenderin
yaptığı kısa konuşmadan sonra olayın aslını öğrendi. Kender, kendine bir arkadaş bulmuştu. Bu duruma sevinmişti Sowtria; en azından sıkılmayacaktı kender Birlik’te.

    Saatler ilerleyip de, artık konuşacak birşey kalmayınca, yemek ve içkinin de yarattığı ağırlıkla, yolarkadaşları odalarına -daha çok yataklarına- gitmek için henüz masadan ayrılmamış olanlardan izin istediler. Sonunda sadece Balmaran ve Sowtria kalmıştı masada. Sowtria dalgın bir şekilde, odanın diğer ucunda yanmakta olan şömineye bakıyordu; belli ki birşeyler düşünüyordu. Balmaran böyle zamanlarda, Sowtria’yı rahatsız etmez ve onun dalgın halinden kurtulup, herhangi birşey söylemesini beklerdi. Nitekim öyle de oldu. Sowtria bir süre şömineye baktıktan sonra aniden, kötü bir kabustan uyanır gibi irkilerek kurtuldu dalgınlığından. Yüzü oldukça solgun gözüküyordu. “İyi misin?” diye sordu Balmaran endişeli bir ses tonuyla. “Evet, evet. İyiyim ben.” dedi Sowtria kendi dediğine kendisi bile inanmayarak. “Şimdi, gidip biraz dinlenelim.” Savaşçı ikili gün boyu yorulmuş muhafızların horultularının yükseldiği koridordan ilerleyerek odalarına ulaştılar ve yataklarına uzandıktan kısa bir süre sonra derin uykuya daldılar.

     Günler günleri, haftalar haftaları izledi ve böylece bir aydan biraz daha az bir zaman talimlerle ve eğitimlerle göz açıp, kapayıncaya kadar geçti. Yol arkadaşları eğitim için kısa sayılabilecek bu süre zarfında, oldukça geliştirmişlerdi kendilerini. Balmaran kılıcını, Sowtria ise baltasını kalkanıyla beraber oldukça ölümcül bir şekilde kullanıyor, Eweryn ateştopu büyüsüne tamamen hakim olmuş; kendini başbüyücü Palian’ın ona fazladan öğrettiği kalkan büyüsü üzerinde geliştiriyor ve Helmeper de kutsama ve etkileme büyülerini ezberlemiş, şifalı ot karışımlarının kıvamını tutturmaya çalışıyordu. Geron ise hergün rutin bir şekilde çuvalları ve taşınması gereken diğer şeyleri istenilen yere taşıyor, ara sıra -işten boş zaman kalırsa- yeni arkadaşı Ax’a yaşadığı maceralardan bahsediyordu. Zaman hızla geçiyor, zaman geçtikçe de güneyde bir gölge sessiz ve tehditkar bir şekilde büyüyordu.

     Yol arkadaşları Tarrahn Muhafızlar Birliği Binası’dan dışarı nadiren ve yalnızca -sadece o gün dört saatliğine izinleri olduğu için- pazar günleri çıkıyorlardı. İnsanlar, yol arkadaşları Birlik’e katılmadan önceye göre daha da huzursuz ve moralsiz görünmelerine rağmen; artık birer muhafız oldukları zırhlarından, cüppelerinden ve önlüklerinden belli olan “yabancılardan” kaçmıyor; aksine onlara yiyecek ve içecek şeyler ikram ediyor, yardım ediyor ve onlara şükrediyorlardı. Bunu gören yol arkadaşları gururlandılar ve yaptıkları işin ciddiyetini ve kutsallığını bir kez daha anladılar.

Serkan "sowtim" BAL

Yorumlarınız:

Siz de bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz. Yorum ekle

 

 

 

 


 FrpNet Forum

 Bize Ulaşın

FrpNet Anket

Yeni Kitaplar

Siteiçi Arama

Yayınevleri

Linkler - Bağlantılar

Basında FrpNet

 

Ana Sayfa  |  Diyarlar  |  Bilgi  |  Yazılar  |  Forum  |  Galeri  |  Bize Ulaşın

Copyright © 2004 Keri Technology.. | Tüm Hakkı Saklıdır.           Anasayfa | Mail Kontrol | Mail Ayarları | Reklam | Yayınevleri | İletişim