Sowtria ile Balmaran Savaşçılar Eğitim Odası’na kısa sürede
ulaştılar. İçeride Birlik’e yeni kayıt olmuş muhafızların dışında,
uzun süredir muhafız olan, yüksek rütbeli askerler de vardı. Savaşçı
ikili içeri girdikten kısa bir süre sonra, yetkili olduğu zırhındaki
desenlerden belli olan bir adam, herkesin kendisini görebilmesi için
basamaklardan birinin üzerine çıkarak konuşmasına başladı. “Ben
Subay Moran’ım. Eğitim süreniz boyunca benimle birlikte olacaksınız.
Disiplin benim için en önemli husustur. Disiplinsizliğe kesinlikle
tahammül edemem. Aranızdan biri” salonu şöyle bir süzdü “eğer bir
eğitim dersine geç kalırsa, muhafızlıktan hemen atılır. Şimdi,
Birlik’e yeni katılanlar, siz şuraya geçin -eliyle bir köşeyi işaret
etti- Erler, sağa geçin
ve Keskinler siz de sola geçin.”
Konuşmadan sonra subay basamaktan aşağıya inip, yeni
muhafızlara doğru yürüdü. Bu sırada rütbeli olan askerler; Erler ve
Keskinler ise kendi aralarında talimlere başlamışlardı. Gerçekten de
çok düzenlilerdi. “Bu çok iyi.” diye düşündü Sowtria “Disiplin bir
askerin vasıflarından en önemlisidir.” Subay Moran onların yanına
geldi ve “Selam Tecrübesizler. Sizi ben çalıştıracağım.
Daha demin de söylediğim gibi disiplinsizliğe kesinlikle tahammülüm
yoktur; bunu asla unutmayın. Şimdi ilk olarak size zırhınızı
bağlamayı, kılıç ve baltalarınızı kalkanlarınızla beraber nasıl
kullanmanız gerektiğini göstereceğim. Muhafızlık eğitimlerinde
teorik olarak bilgi, anlamsız, manasızdır. Ben size yalnızca bir yol
göstereceğim; siz savaşmayı uygulamalı olarak çalışarak, kendi
kendinize öğreneceksiniz. Şimdi beni takip edin.” Yeni muhafızlar,
adamı geniş odanın ortasına kadar takip ettiler ve etrafında bir
çember oluşturdular. Subay konuşmasına devam etti “İlk önce size,
Birlik’te yükselebileceğiniz rütbelerden bahsedeyim. Sizin gibilere,
yani Birlik’e yeni katılanlara Tecrübesizler diye hitap ederiz. Bir
aylık eğitimlerin ardından
önce bir Er olmak için, sonra da bir Keskin olmak için bizzat benim
tarafımdan uygulanacak olan sınava gireceksiniz.” Konuşmasını
bitiren adam etrafına baktı. İçini çekerek “Bunlardan birşey olmaz.”
diye düşündü; ama muhafız muhafızdı ve şu sıralar yeni muhafızlara
gerçekten çok ihtiyaçları vardı. “Şimdi zırhınızı bağlamayı
öğreneceksiniz.” dedi Subay Moran karamsar düşüncelerini kendinden
uzaklaştırmaya çalışarak.
Balmaran ve Sowtria gün boyunca, yeni öğrendikleri
yöntemleri; hızlı bir şekilde zırh takıp, çıkarmayı, seçtikleri
silahı -kılıç veya balta- kullanma tekniklerini ve silahlarıyla
beraber kalkan kullanmayı uzun uzun çalıştılar. Balmaran ve Sowtria
dışında öğrendiklerini pek fazla ciddiye almıyorlardı diğer
Tecrübesizler. Bu da onların, subayın gözüne girmelerine neden oldu.
Subay, Balmaran ve Sowtria’nın yanına gelip, çalışmalarını izledi.
İkisi de seçtikleri silahı, Birlik’e yeni katılmalarına rağmen gayet
iyi kullanıyorlardı; fakat silah-kalkan birlikteliklerinde biraz
sorunları vardı. Subay Moran “Çok iyi gidiyorsunuz çocuklar.” dedi
çalışmakta olan ikiliye. Daha ilk günden böyle bir iltifatı hiç
beklemeyen savaşçı ikili ise çok mutlu olup, kendilerini
çalışmalarına daha fazla verdiler.
**********
“Eweryn Nightwind” diye seslendi beyaz cüppeler
içindeki başbüyücü. Eweryn ayağa kalktı ve “Buradayım efendim.”
dedi. Eweryn de kolay bir şekilde Büyücüler Bölümü’nün Eğitim
Odasını ikinci katta bulmuştu. O içeri girdikten kısa bir süre sonra
ise yoklama başlamıştı; dolayısıyla daha kimseyle konuşamamış ve
tanışamamıştı. Şu anda da yoklamanın bitmesini bekliyordu. Büyücüler
Bölüm Odası geniş bir odaydı. Odanın ön tarafında, üzerine yazı
yazmak için siyah granitten bir blok bulunuyordu, bloğun üzerinde
ise -muhtemelen geçen dersten kalma- büyü dilinde yazılmış birkaç
sözcük göze çarpıyordu. Okuduktan sonra Eweryn bunun basit bir uyku
büyüsü olduğunu hatırladı. Taş bloğun önünde, blokla tam bir tezat
oluşturacak şekilde karbeyazı bir cüppe içinde; yaşlı olduğu
beyazlamış saçından, sakalından ve kırışmış yüzünden belli olan bir
büyücü oturuyordu. Beyaz cüppeli büyücü ayağa kalktı ve “Selam
sizlere genç büyücüler. Ben Palian. Burada sizin başbüyücünüz
olacağım. Siz, daha çaylak olduğunuz için, normalde yavaş yavaş
ilerlemeniz lazım gelirdi; fakat biliyorsunuz ki savaş çok yakın, o
yüzden yeterli zamanımız yok. Sizden istediğimiz tek bir büyü var,
ateştopu. Bu, orta seviye bir büyü ve büyüyü yapanı -eğer sizin gibi
çaylak ise- çok yoruyor. Aynı zamanda da ölümcül bir büyü bu,
konsantre olduğunuz hedefin dışında, hedefin yirmi ayak uzağına
kadar yayılıyor. Bu da en azından on-on beş goblin demek.” dedi.
Başbüyücü, genç büyücülere baktı. Hepsinin yüzünden yeni bir büyü
öğrenecek olmanın verdiği sevinç okunuyordu; ancak herşey adamın
söylediği kadar kolay değildi. “Unutmayın bu dönem oldukça sancılı
ve acı verici olacak.” diye devam etti büyücü. Adam acı ve sancı
kelimelerini öyle garip bir şekilde vurguladı ki; Eweryn dahil ve
daha birçok genç büyücünün gözü korktu. Şu ana kadar yaptığı en
“yokedici” büyü; büyü-oku olmuştu. Onu da çok uzun süre çalışarak,
birçok gece uykusuz kalıp, birkaç kez uykusuzluktan bayılacak hale
gelerek ancak öğrenebilmişti. Fakat şimdi, direkt olarak ateştopunu;
ölümcül ve tehlikeli bir büyüyü öğreneceklerdi. Beyaz cüppeli
başbüyücü genç büyücüleri hızlı bir şekilde süzdü ve ansızın “Taş
bloğun üzerinde ne yazdığını bilen var mı?” diye sordu. Eweryn’in de
dahil olduğu bir grup öğrenci ellerini kaldırdılar. “Yanıma gelin.”
diye emretti başbüyücü arkasını dönerek. Eweryn kısa bir süre
sırasını bekledi; çünkü başbüyücü, genç büyücüleri teker teker
yanına çağırıp, cevaplarını dinliyordu. Sıra Eweryn’e geldi ve elf
kadın büyücünün yanına nazik adımlarla ilerledi. Yanına gelince
“Merhaba güzel elf hanım” dedi Palian “siz ne düşünüyorsunuz bu büyü
hakkında?” “Bence bu basit bir uyku büyüsü.” diye cevapladı gayet
sakin ve sessiz bir şekilde Eweryn. “Demek öyle...” dedi Palian
düşünceli düşünceli “Tamam, yerine dönebilirsin.” Hiçbir şey
anlamamış halde yerine dönüp, oturdu Eweryn. Dersin geri kalanında
başbüyücü öğrencilere, büyülerin o garip dilindeki sözcüklerini
yazmaları için gerekli rulo parşömenleri, mürekkebi, tüy kalemleri
ve büyüyü yapabilmeleri için gerekli büyü bileşenlerini dağıttı.
Ardından da, kısa bir süre, büyü kelimelerinin telaffuzu üzerinde
çalıştılar. Yaşlı başbüyücü, genç büyücüleri daha ilk günden sıkmak
istememişti; zaten ileride yeterince sıkılacaklardı.
Ders bittikten sonra, öğrenciler bölüm odasını yavaş yavaş
terk ederken, Palian Eweryn’in de içinde bulunduğu dört kişiyi
durdurdu. Geri kalan herkes sınıftan çıktıktan sonra, büyücü onlara
dönerek konuşmasına başladı. “Sorduğum sorunun
cevabını bilenler sizlersiniz. Bu da sizin diğerlerinden daha fazla
büyü çalışmışlığınız ve bilginiz olduğunu ispatlıyor. Bu yüzden size
-lafı da fazla uzatmadan- bir teklifte bulunacağım. Eğer
isterseniz...” onları yılların yorgunu gözleriye büyük bir
bilgelikle süzdü “sizi fazladan çalıştırabilirim. Özellikle, savaş
meydanında kullanabileceğiniz, basit ama hayli kullanışlı ve hayati
önem taşıyan büyüler öğretebilirim. Bunun herkes için olmasını
dilerdim; fakat bilirsiniz ki, herkes aynı hızda kavrayamayabiliyor.
Bu da, bu kısıtlı zaman içinde, bize vakit kaybettirirdi. Neyse,
cevabınız nedir?” Seçilmiş grup minnettar bir şekilde teklifi kabul
ettiler. Aldığı yorumdan mutlu olan Palian “O zaman” dedi “yarından
itibaren derslerden sonra burada fazladan çalışmaya
başlıyoruz.”
**********
Helmeper’in günü de Eweryn’inkinden farklı geçmemişti.
Onların bölümbaşları da -Rahipler Bölümü’nün başına başrahip
denirdi- yeni druid ve clericlere eğitim süreci içerisinde
yapacakları, amaçları ve öğrenecekleri büyüler hakkında bilgi verdi.
Yeni rahipler de, sayıca az; ancak oldukça güçlü büyüler
öğreneceklerdi. Druid ve clericler, ortak olarak kutsama büyüsünü,
druidler ise fazladan bir de etkileme büyüsünü öğreneceklerdi.
Kutsama büyüsü; uygulandığı kişiye güç ve
cesaret verir, onu dayanıklı kılardı. Etkileme büyüsü ise -druidler
bu büyüyü genelde hayvanlar üzerinde yaparlardı- iradesi zayıf bir
varlığı, büyüyü yapan kişinin denetimi altına sokardı, veya en
azından bir düşmanın kendisine saldırmasını engellerdi.
Rahipler Bölümü’nün eğitim şekli ise Büyücüler Bölümü’nün
eğitim şekli ile farklılık gösterirdi. Büyücüler Bölümü’nde gün boyu
büyüler çalışılırdı; Rahipler Bölümü’nde ise eğitimin yarısı boyunca
büyüler, kalan yarısı boyunca da şifalı otlar üzerinde çalışılırdı.
Genç rahipler, bu bölümde derin kesiklerden akan kanı durduracak,
yara alan bölgeyi uyuşturup, acı ve ağrıyı kesecek türde şifalı ot
karışımları hazırlamayı ve bu karışımları hazırlamak
için gerekli malzemeleri Ansalon üzerinde nerelerde
bulabileceklerini öğreniyorlardı. Helmeper çok sevinmişti; çünkü ilk
defa druidliğin bu kadar itibarlı olduğu ve önem verildiği bir yerde
bulunuyor, ilk defa bu işte uzman bir kişi tarafından eğitiliyordu.
Palanthas’da insanlar, her türlü büyü kullanıcılarına bir şer
tohumuymuş gibi bakar, onlardan nefret ederlerdi. Büyü
kullanıcıları asla savaşçılar gibi hürmet görmezlerdi. “Aslında
buraya gelmeyi ilk başta hiç arzu etmemiştim.” diye geçirdi içinden
genç druid “ancak şimdi anlıyorum ki, burası bana büyük bir tecrübe
kazandıracak.”
**********
Geron mutfak kapısından içeri girdi. İçeride birçok kişi
yemek hazırlanmasıyla meşguldü. Mutfakta büyük bir telaş vardı.
Herkes bir yerlere koşuşturuyor, kazanlar fokurduyordu. Sadece bu
görüntü bile insanı yorup, telaşlandırmaya yetiyordu. İlk başta
kargaşanın nedenini anlayamayan Geron daha sonra “Doğru
ya. Saat öğleyi buluyor. Birlik’te de doyurulması gereken birçok
muhafız bulunuyor.” diye düşünüp, buradaki anormal hareketliliğinin
nedenini anladı.
Aslında bu mutfağın sıradan günlerinden biriydi. Tarrahn
Muhafızlar Birliği’nde üç bine yakın muhafız vardı ve bu kadar
kişiye üç öğün yemek vermek için de en az kırk kadar aşçı
çalışıyordu mutfakta. “Burada yetkili bir kişi bulmam gerekiyor.”
diye düşündü Geron ve mutfakta gezinmeye başladı. İnsanlar
kendilerini o kadar çok kaptırmışlardı ki işlerine, gezindiği yirmi
dakika boyunca kendere kimse burada ne işi olduğunu veya kimi
aradığını sormadı. Sonunda kahverengi saçlı, toplu bir kadını
görünce durdu kender; çünkü bu kadının aşçı önlüğünde Balmaran ve
Sowtria’nın zırhında bulunan işaretin -Tarrahn Muhafızlar
Birliği’nin işaretinin- aynısı vardı. “Herhalde bu yetkili bir
kişidir.” diye geçirdi içinden Geron ve kadına yaklaşmaya başladı.
Kadın, yanındaki adamlara yemekler hakkında emirler yağdırıyordu ve
o kadar hızlı konuşuyordu ki, Geron onun bir gnom olup, olmadığından
şüphe etti; ama bir gnom bu kadar uzun boylu olamazdı; bu kadın bir
insanın ölçülerindeydi. Kender konuşmalara biraz kulak misafiri
olduktan sonra kadının “çorbanın tuzu” ve “yemeğin biberi” hakkında
birşeyler söylediğini anladı. Kadının etrafındakiler, emirleri
aldıktan sonra, kender yavaşça kadının yanına yaklaştı ve utangaç
bir halde “Şey, beni burada çalışmam için gönderdiler.” diye
geveledi. Kadın biraz şaşırmıştı. “Yeni birinin çalışmak için
geleceğini biliyordum; fakat bunun bir kender olabileceğini hiç
düşünmemiştim. Aslında burada ilk defa bir kender görüyorum.” diye
itiraf etti toplu kadın, yine bir gnom gibi hızlıca konuşarak. Geron
sessiz kalmayı tercih etti. “Neyse” diye devam etti kadın “başka
ırkların damak tatlarına güvenmiyorum. O yüzden sen, pirinç ve
patates çuvallarını içeri taşırsın ve akşamları da yemek dağıtımına
yardımcı olursun.” Kender bir hamal olarak çalışacağını öğrendiği
için utanmış ve kızarmıştı; fakat bu iş ona verilmişti ve yapması
gerekiyordu. İsteksizce başını salladı ve kadının işaret parmağıyla
gösterdiği yere yürümeye başladı. Muhafızlar Birliği’nin çok
eğlenceli olacağını düşünmüştü; ama bu düşüncesi şimdi kesinlikle
değişmişti. Gün boyu çuval taşıyıp, akşamları yemek dağıtmak, özünde
macera ve hayatı yaşayarak öğrenmek olan kenderlere göre değildi.
Daha dört çuval taşımıştı ki, nefes nefese kalmaya başladı
-ne de olsa kenderler Ansalon’a güçleriyle ün salmamışlardı. Beşinci
çuvalı da içeri taşıdıktan sonra, kender aniden bu kadar iş yapmanın
verdiği yorgunlukla olduğu yere çöktü. İçinden bir “Üfff!” çekti;
ancak aynı anda sesli olarak da bir “Üfff!” duydu. İçinden
geçirdiğini yanlışlıkla ağzından mı kaçırdı diye anlamaya
çalışırken, bir kez daha, ama bu kez daha yorgun ve daha derinden
gelen bir “Üfff!” duydu. Ses tam arkasından geliyordu. Kender
arkasını döndü ve karşısında arkası dönük, kendi boylarında bir kişi
gördü. Kender adamı incelerken -bir erkek olduğu giyinişinden belli
oluyordu- adam bir anda arkasını döndü ve onunla göz göze geldiler.
Bir süre sessiz kaldıktan sonra aradaki soğukluğu bozan konuşma
Geron’dan geldi. “Merhaba, ben Geron, bir kenderim. Siz kimsiniz?”
diye sordu kender. “Ben Ax, bir dağ cücesiyim.” dedi artık bir cüce
olduğu belli olan adam ve sonra “uzaktan akraba” ikili uzun bir
konuşmaya başladılar. Geron konuşma sonunda cücenin niye “Üfff!”ler
çektiğini anladı.
Ax, Thorbardin’den -diğer cücelerden farklı olarak- gözü
biraz yüksekte, şan, şöhrette olduğu için para kazanmak amacıyla
ayrılmıştı; bunu da çok iyi kullandığı baltasıyla -öyle söylüyordu-
paralı bir asker olarak yapacaktı. İş için Ansalon’un dört bir
yanını dolaşırken, bir gün yolu Ergoth İmparatorluğu’na, Kuzey
Ergoth’a düştü. Burada Muhafızlar Birliği’ni görünce “İşte bu!”
demiş ve Birlik’e bir savaşçı olarak kaydolmuştu. Bir gece, bir Er
olmak için sınava girdiği ve sınavı kazandığı günün gecesinde
yapılan kutlamada cüce içkiyi “abartmış” -cüceler alkolden kolay
kolay sızmazlar- sızmış ve doğal olarak geç uyanmıştı. Geç
kaldığından dolayı da “disiplinli” subay Moran tarafından Savaşçılar
Bölümü’nden atılıp, buraya; mutfağa yollanmıştı. Ax “disiplin”
sözcüğünü oldukça iğneleyici bir biçimde söylemişti; belli ki
disiplin hakkındaki düşünceleri subayınkilerle pek fazla
örtüşmüyordu. İşte buna üflüyordu Ax. Bu “Üfff!” bir pişmanlık, geç
uyanıpta, Savaşçılar Bölümü’nden atılmanın verdiği pişmanlığın
üfüydü.
Kender her ne kadar halinden memnun olmasa da, kendisi için
bir arkadaş bulduğuna mutlu olmuştu. Artık Ax’la beraber hamallık
yapmaları ona yorucu ve sıkıcı gelmiyordu. “Evet” dedi Geron
kafasının içindeki bir soruyu kendi kendine yanıtlarmışçasına “iyi
ki buraya gelme yönünde oy kullanmışım.”
Ve böylece geçti yol arkadaşlarının ilk günü. Hepsi şu
anki hallerinden memnunlardı; ama ilerisi acı ve ıstırap dolu,
karanlık gözüküyordu.
Birlik’teki ilk günleri heyecanlı ve yorucu olmuştu. Bu
yüzden, herkes bir an önce akşamın gelmesini, talimin bitmesini ve
yaşadıklarını arkadaşlarıyla paylaşmak istedi; ancak zaman sanki
onlara inat yavaş yavaş geçiyordu. Sonunda talimleri, eğitimleri ve
hamallıkları bitti ve yolarkadaşları yemek odasına doğru yöneldiler.
Balmaran ve Sowtria ilk gelenler olmuşlardı; ancak daha yemek
dağıtımına bir saat vardı. Salonda kimse gözükmüyordu. Sowtria ve
Balmaran salonun tenha köşelerinin birinde geniş, yuvarlak bir masa
gözlerine kestirdiler ve oraya oturup, diğer arkadaşlarını beklemeye
başladılar. İlk başta Eweryn geldi, sonra da, tam yemek saatinde
Helmeper; fakat kender Geron’dan bir iz yoktu. Yemeği hep beraber
yemek adetlerinden olduğundan, kenderi biraz daha beklediler. En
sonunda kenderin gelmeyeceğinden emin olduklarında yemek sırasına
geçtiler. “Herhalde Savaşçılar Bölümü’ne katılamayınca çok incindi
ve biraz yalnız kalmak istedi.” diye geçirdi içinden Sowtria. Her ne
kadar Geron biraz ayakbağı olsa da çok iyi ve temiz yürekli bir
kişiydi. Asla, ama asla, yolarkadaşları hakkında art niyetli
düşünmezdi. Bu yüzden Sowtria Geron’u çok sever ve dostluğuna önem
verirdi. Kenderin ortalarda gözükmemesi onun canını bir hayli
sıkmıştı.
Yemek sırası çok yavaş ilerliyordu ve bu da çok normaldi;
çünkü üç bine yakın kişi aynı anda, aynı yerde yemek yiyordu. Yemek
salonu ne kadar geniş olursa olsun, üç bine yakın kişiyi ağırlamakta
güçlük çekiyordu. Ayrıca, yoğunluktan dolayı da sıra bir kuyruk gibi
uzuyor ve salonun duvarlarında dolanıp, duruyordu.
Sonunda yemek dağıtılan yere ulaşabilmişlerdi. Dağıtım
görevlisi, Sowtria’nın önündeki adamın tasına iki kepçe koydu
yemekten ve kadehini de ucuz şarapla doldurdu. Yol arkadaşlarından
hiçbiri Birlik’te, Palanthas’da veya Birlik’e katılana kadar
konakladıkları tavernada yedikleri kalite ve lezzette yemek
beklemiyorlardı. Bir askeri birlikte yiyecek, içecek gibi
ihtiyaçlara harcanan para her zaman en az seviyede tutulur ve
böylece paranın çoğu silah, zırh ve malzemeye ayrılırdı. Aslında
yemeklerin kötü olmasının bir nedeni daha vardı. Kötü yemek
muhafızları hırçın ve saldırgan yapardı. Bu da savaş zamanı -şimdi
olduğu gibi- işe yarayan bir vasıftı. Saldırgan ve hırçın bir
muhafız, düşmanına çok az acıma duygusu gösterir ve aklı hep
düşmanın kellesinde olurdu. Akşam yemeğini alan adam, dağıtımın
yapıldığı tezgahtan, bir köşede, sakin bir şekilde yemeğini
yiyebilmek için ayrıldı. Sowtria sabırsızlıkla -artık iyice
acıkmıştı- tasını dağıtımla ilgilenen kişiye, ileriye doğru biraz
eğilip, uzattı. İleriye doğru eğilmişti; çünkü görevlinin boyu biraz
kısaydı. Ağzına kadar sıcak yemekle dolan tasını görevliden geri
almak için tekrar ileri doğru uzandığında görevliyle göz göze geldi;
görevli Geron’du. Sowtria oldukça şaşırmış ve üzülmüştü. “Eminim”
diye düşündü Sowtria “böyle bir işte çalışmaktan kesinlikle hoşnut
kalmaz Geron.” Kender, şavaşçı adamın düşüncelerini altüst eden bir
mutlulukla “Selam, Sow.” dedi “Şu dağıtım bir bitsin, hemen
geleceğim yanınıza.” Sowtria ikinci kez şaşkınlıktan afalladı.
Kenderi böyle bir yerde çalışırken görmesi ayrı, kenderin bundan
mutlu olması da apayrı bir şaşkınlık yaratmıştı onda. “Böyle bir
durumda Geron üzgün, en azından sıkılmış olmalıydı.” diye düşündü
Sowtria; ama aslında kenderin mutlu olmasına sevinmişti bir yandan
da. “Kenderler” diye mırıldandı kendi kendine “anlaşılmaz
yaratıklar.”
Yol arkadaşları yemek dağıtımını yapan kişinin Geron
olduğunu görünce çok şaşırdılar ve kender de hepsine işi bitince
yanlarına geleceğini; ancak onların kendisini beklemeden yemeğe
başlamalarını, kibarlıkla -yemeği hep beraber yemenin adetleri
olduğunu bildiğinden- söyledi. Bu cevap üzerine yol arkadaşları
Sowtria’nın tutmuş olduğu masaya doğru yöneldiler ve yemeklerini
yemeğe başladılar. Yemek ne kadar kötü olursa olsun, aç oldukları
için çok lezzetli geliyordu. Onlar yemeklerini yerken, dağıtım işini
bitiren Geron da elinde yemek tasıyla ve içki kadehiyle onlara
katıldı ve sohbetleri başladı.
Yemeklerini yerken -Helmeper dışında- hepsi, gün
boyunca yaptıklarını anlattı. Balmaran’ın, Subay Moran’ın bizzat
kendisinin, onu ve Sowtria’yı övdüğünü kibirli bir şekilde söylemesi
üzerine Eweryn de, böbürlenerek kara granit
bloğun üzerinde yazan büyünün ne olduğunu kendisinin bir bakışta
anladığını ve başbüyücünün gözüne girip, artık, dersten sonraları,
fazladan çalışacağını dile getirdi. Geron’un neden bu kadar mutlu
olduğunu merak eden Sowtria, kenderin
yaptığı kısa konuşmadan sonra olayın aslını öğrendi. Kender, kendine
bir arkadaş bulmuştu. Bu duruma sevinmişti Sowtria; en azından
sıkılmayacaktı kender Birlik’te.
Saatler ilerleyip de, artık konuşacak birşey kalmayınca,
yemek ve içkinin de yarattığı ağırlıkla, yolarkadaşları odalarına
-daha çok yataklarına- gitmek için henüz masadan ayrılmamış
olanlardan izin istediler. Sonunda sadece Balmaran ve Sowtria
kalmıştı masada. Sowtria dalgın bir şekilde, odanın diğer ucunda
yanmakta olan şömineye bakıyordu; belli ki birşeyler düşünüyordu.
Balmaran böyle zamanlarda, Sowtria’yı rahatsız etmez ve onun dalgın
halinden kurtulup, herhangi birşey söylemesini beklerdi. Nitekim
öyle de oldu. Sowtria bir süre şömineye baktıktan sonra aniden, kötü
bir kabustan uyanır gibi irkilerek kurtuldu dalgınlığından. Yüzü
oldukça solgun gözüküyordu. “İyi misin?” diye sordu Balmaran
endişeli bir ses tonuyla. “Evet, evet. İyiyim ben.” dedi Sowtria
kendi dediğine kendisi bile inanmayarak. “Şimdi, gidip biraz
dinlenelim.” Savaşçı ikili gün boyu yorulmuş muhafızların
horultularının yükseldiği koridordan ilerleyerek odalarına ulaştılar
ve yataklarına uzandıktan kısa bir süre sonra derin uykuya daldılar.
Günler günleri, haftalar haftaları izledi ve böylece
bir aydan biraz daha az bir zaman talimlerle ve eğitimlerle göz
açıp, kapayıncaya kadar geçti. Yol arkadaşları eğitim için kısa
sayılabilecek bu süre zarfında, oldukça geliştirmişlerdi
kendilerini. Balmaran kılıcını, Sowtria ise baltasını kalkanıyla
beraber oldukça ölümcül bir şekilde kullanıyor, Eweryn ateştopu
büyüsüne tamamen hakim olmuş; kendini başbüyücü Palian’ın ona
fazladan öğrettiği kalkan büyüsü üzerinde geliştiriyor ve Helmeper
de kutsama ve etkileme büyülerini ezberlemiş, şifalı ot
karışımlarının kıvamını tutturmaya çalışıyordu. Geron ise hergün
rutin bir şekilde çuvalları ve taşınması gereken diğer şeyleri
istenilen yere taşıyor, ara sıra -işten boş zaman kalırsa- yeni
arkadaşı Ax’a yaşadığı maceralardan bahsediyordu. Zaman hızla
geçiyor, zaman geçtikçe de güneyde bir gölge sessiz ve tehditkar bir
şekilde büyüyordu.
Yol arkadaşları Tarrahn Muhafızlar Birliği Binası’dan
dışarı nadiren ve yalnızca -sadece o gün dört saatliğine izinleri
olduğu için- pazar günleri çıkıyorlardı. İnsanlar, yol arkadaşları
Birlik’e katılmadan önceye göre daha da huzursuz ve moralsiz
görünmelerine rağmen; artık birer muhafız oldukları zırhlarından,
cüppelerinden ve önlüklerinden belli olan “yabancılardan” kaçmıyor;
aksine onlara yiyecek ve içecek şeyler ikram ediyor, yardım ediyor
ve onlara şükrediyorlardı. Bunu gören yol arkadaşları gururlandılar
ve yaptıkları işin ciddiyetini ve kutsallığını bir kez daha
anladılar.
Serkan "sowtim" BAL
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle