Akşamki kara haberden sonra Sowtria bir süre uyuyamadı. Sürekli
olarak savaşı düşünüyordu. Yol arkadaşlarından hiçbiri deneyimli
birer savaşçı değillerdi. Aralarında en tecrübeli olanlar; Balmaran
ve Sowtria bile sadece bir kere gerçekten bir goblin grubu görmüş ve
onlara karşı savaşmışlardı. Nitekim bu goblinler yollarını şaşırarak
sürüden ayrılan ve Palanthas’ın etrafındaki tarlalara kadar gelme
cüretini gösteren “aptal” goblinlerdi. Tarrahn kadar büyük bir liman
kentine yapılacak olan kuşatmada ve sonucunda yaşanacak büyük
savaşta ise iyi eğitimli, organize olmuş ve yeteri kadar silahı,
oku, zırhı olan goblinler yer alacaklardı. “Herhalde biz bu savaşa
katılmayacağız.” diye düşündü Sowtria üzülerek. Üzülmüştü; çünkü;
Ansalon’da yaşayan delikanlıların hiçbiri, özellikle de şövalye
olmak isteyenler -Sowtria ve Balmaran şövalye olmak istiyorlardı-
goblinlere karşı olan bir savaştan kaçmazlardı. “Ama bu arkadaşları
için en iyisi, olayları buradan en azından yaralanmadan izleriz.”
diye düşündü Sowtria kendini avutmaya çalışarak. Sonra yatağının
içinde sağa döndü ve yanında yatmakta olan Geron’u gördü. Kender
dertsiz, tasasız ve rahat
bir şekilde uyuyordu. “Ne de olsa bir kender.” diye düşündü Sowtria
“Bütün bu olaylar ona bir macera gibi geliyor olmalı.” Daha sonra
vücuduna bir rahatlık gelen savaşçı adam, sola döndü ve nihayet bir
uykuya daldı.
Ertesi gün yolarkadaşları, öğlene kadar rahat ve deliksiz bir
uyku çektiler. Gnom gemisinde, bir beşik içindeymiş gibi
geçirdikleri gecelerin ve çektikleri mide bulantılarının üzerine,
geçen akşamki sallanmadan uyunan uyku hepsine ilaç gibi gelmişti.
Dinç bir şekilde güne başlayan yolarkadaşları kahvaltılarını
tavernanın yemek bölümünde diğer konuklarla beraber yaptılar.
Kahvaltıda, yine iki haftadır tadını unuttukları Palanthas peyniri
vardı. Hepsi iştahla peyniri mideye indirdikten sonra Tarrahn’ı
keşfetmeye hazırlandılar. Bütün gün boyunca şehrin dört bir yanını
gezdiler. Kender Geron -kenderlerin meşhur oldukları özelliğiyle-
Tarrahn’ın bir haritasını yapmaya başladı. Tavernanın olduğu yeri
kağıdın ortasına çizdi, geriye kalan binaları, sarayları ve
dükkanlarıysa,
tavernanın etrafına çizerek, basit ama kullanışlı haritasını dört
günde tamamladı. Yolarkadaşları artık istedikleri yerlere kısa
sürede ve kaybolmadan varıyorlardı.
Koca iki hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Artık yol
arkadaşlarının günleri oldukça boş ve sıkıcı geçiyordu. İnsanlar
günler geçtikçe daha huzursuz ve sinirli görünmeye başlamışlardı.
Sowtria ve arkadaşları da haberleri akşam yemeği sırasında,
tavernacıyı masalarına konuk ederek, ondan öğreniyorlardı. Goblin
ordusu Tarrahn’a gittikçe yaklaşıyordu. En son saldırdıkları yer
Tarrahn’ın güneyinde kalan bir iç şehir olan Osbonoren’in ileri
savunma hattıydı. Goblin ordusu büyük kayıplar vererek geri çekilmek
zorunda kalmıştı, fakat gücünü hızla yeniliyordu. Öte yandan,
başarılı bir savunma yapan Osbonoren’in muhafızları ise ikinci bir
saldırıyı kaldıracak durumda değillerdi. İlk saldırı sonucunda
muhafızların çok azı ölmesine rağmen; çoğu,
üzerlerine yağmur gibi yağan goblin okları yüzünden yaralanmış ve iş
yapamaz hale gelmişlerdi. Tavernacı içini çekerek, Osbonoren’in
alınmasından sonra sıranın kendilerine geleceğinden hüzünlü bir
şekilde bahsetti.
Bir akşam, yine tavernacıyla yedikleri akşam yemeği
sırasındaki olağan konuşmalarından sonra Sowtria, Helmeper’in onu
süzdüğünü ve birşeyler söylemek üzere olduğunu gördü. Helmeper
Sowtria’ya tereddüt içinde bir bakış attıktan sonra “Son zamanlarda
aklımı bir düşünce kurcalıyor, Sowtria.” dedi. “Sence
de savaş zamanı sürgün olarak buraya gönderilmemiz biraz tuhaf değil
mi?” Bu buz gibi gerçeklik karşısında Sowtria afalladı. Gerçekten de
bunu nasıl düşünememişti. Niye bütün bir Ansalon dururken, bu kuzey
adasına, savaşın hüküm sürdüğü bu adaya gönderilmişlerdi? Palanthas
halkı bilmese de Lord Kreek bu
olayı biliyor olmalıydı; sonuçta insanlara yardım için kurulmuş olan
şövalyelik birliği; Solamniya Şövalyeleri Palanthas’ın yakınındaki
bir kulede bulunmaktaydı. Eğer Kuzey Ergoth halkı Solamniya
Şövalyeleri’nden yardım istediyse, bu konuyu ilk öğrenenlerden biri
Lord Kreek olurdu. Böyle kötü bir durumda da halk kesinlikle
şövalyelerden yardım istemiş olmalıydı. Peki o zaman Solamniya
Şövalyeleri neden burada değillerdi ve neden yolarkadaşları buraya
sürgüne gönderilmişlerdi? Bu karmaşık düşünceler içinde kafası
karışan Sowtria iç geçirdi ve “Evet, bana da çok garip geldi; ama
bunu uzun bir süre öğrenemeyeceğiz galiba.” dedi.
Aslında o akşam Sowtria arkadaşlarıyla beraber başka
bir konuyu konuşmak istiyordu. Paraları bir gelirleri olmadığı için
sürekli olarak azalıyordu. “Balmaran” dedi Sowtria “Herkesin para
kesesini alıp, ne kadar paramız kaldığını hesaplar mısın?” Başını
sallayan Balmaran “Sorun değil, Sow.” dedi. Herkes para kesesini
Balmaran’a uzattı. Yol arkadaşlarının para keselerinden çıkan parlak
taşları -paralarla ilgilenmiyordu- gören kenderin gözleri fal taşı
gibi açıldı. Kenderlerin kötü bir davranışları vardı; gözlerine
ilginç ve çekici gelen şeyleri “izinsiz ödünç alma” huyları... -en
azından onlar kendilerine bu fiili uygun görmüşlerdi. Bundan
dolayıdır ki, tüm Ansalon üzerinde değerli taşlar ve mücevharat
satan dükkanlarda kenderlerin çok alındığı “Kenderler Giremez.”
yazılı tabelalar bulunurdu ve hatta bazı dükkanların önünde duran
muhafızlar, içeri girmek isteyen kenderleri “nazik” bir şekilde
dükkandan uzaklaştırırlardı. “217 gümüş” dedi sonunda Balmaran,
hesaplamalarını bitirerek. “Tam olarak iki hafta daha idare
edebileceğimiz kadar.” diye konuya giriş yaptı Sowtria. “Üzülerek
bildiriyorum ki; büyük bir para sorunumuz var ve eğer çalışmaya
başlamazsak yakında beş parasız kalacağız ve sokaklarda yatıyor
olacağız.” “Peki ama ne yapacağız?” diye sordu Eweryn, alacağı
cevabı az çok tahmin ederek. Biliyordu ki; kendisi ve Geron önceden
de para kazanmak için yaptıkları gibi, şehir meydanında
çalışacaklardı. Büyücü elf kadın bir iki basit, büyülü numaralar
yaparak halkı eğlendirecek, kender de alkışlayan halktan şapkasıyla
adeta para dilenecekti. Bunu hiç sevmeyen ve oldukça aşağılayıcı
bulan Eweryn, adamın ona vereceği cevaba itiraz etmek için
hazırlandı. “Sen” diye başladı gayri resmi liderleri “ve Geron...”
Bu sırada tavernanın kapısı gürültülü bir şekilde açıldı. İçeri bir
Tarrahn Subayı ve iki muhafız girdi. Tavernacıyı hiç umursamadan, ön
taraftaki bir sandalyenin
üzerine çıktı parlak gri zırhlar içindeki subay. “Tarrahn Lordu;
Lord
Almerd’in emri üzerine” diye sözüne başladı subay etrafındakilerin
onu dinlediklerinden emin olmak için tavernayı hızlaca süzerek
“Şehrimize yapılacak her türlü hain saldırıyı geri püskürtmek
amacıyla, Tarrahn Muhafızlar Birliği’ne asker alınacaktır. Askerlere
günlük on gümüş ödenecek, yiyecek-içecek ve kalacak yer ihtiyaçları
birliğimiz tarafından karşılanacaktır. İlgilenenler Tarrahn
Muhafızlar Birliği Binası’na müracat etmelidirler.” Konuşmasını
bitiren subay içeri girdiği gibi hızla tavernadan
çıktı.
Aslında Sowtria bu seçeneği, yani goblinlere karşı savaşacak
bir birliğe katılmayı, savaş haberi yüzünden uyuyamadığı gece,
-biraz diktatörce de olsa- savaş yapmak çok riskli ve tehlikeli
olduğu için gözardı etmişti. Şimdi konu açıldığına göre Muhafızlar
Birliği’ne katılıp katılmamayı arkadaşları arasında bir oylama
yaparak karara bağlaması gerekiyordu. Arkadaşlarına baktı, hepsi
onun söyleyeceği sözü bekliyordu. “Evet” dedi sıkıntılı bir şekilde,
sanki gizlediği bir şey ortaya çıkmışcasına “subayı duydunuz. Bir
oylama yapacağız. Çoğunluk hangi yönde sağlanırsa, ona uyacağız. Ben
şahsen Muhafızlar Birliği’ne katılmayı savaşa katılmakla eşdeğer
görüyorum ve oldukça da tehlikeli buluyorum. Oyum katılmamak
yönündedir.” “Ama Sow...” diye atladı Balmaran “biraz önce sen
demiştin bize çalışmamız, para kazanmamız gerek diye. Hem böylece
bir şövalye olma yolunda, savaş tecrübesi kazanarak kendimizi
geliştirebiliriz, ben oyumu katılma yönünde kullanıyorum.” Son
kelimeleri adam, adeta yutarak söylemişti. İki savaşçı, Balmaran ve
Sowtria nadiren fikir
ayrılığına düşerlerdi. Balmaran da bu olaydan dolayı rahatsız olmuş
ve üzüntü duymuştu. Sıra şimdi güzel elf büyücüdeydi. Sowtria
kadının vereceği cevabı zaten biliyordu, elfin şehir meydanında
şaklabanlık yapacağına savaşıp, büyü gücünü arttırmak ve tecrübe
edinmek isteyeceğinden emindi. “Oyum Muhafızlar Birliği’ne katılmak
yönündedir.” dedi zarif bir ses tonuyla Eweryn, hiçbir açıklamaya
gerek duymadan. Gözler Geron’a çevrildi. Kender çok heyacanlıydı.
“Evet, evet” dedi heyacanla “bu muhteşem bir deneyim olacak.”
Kenderin de
Muhafızlar Birliği’ne katılma yönünde oy vermesiyle oy durumu, üçe
bir oldu. Artık druidin vereceği oyun bir anlamı kalmamıştı.
Formalite icabı da olsa, herkes druide baktı. Sowtria özellikle
druidin ne diyeceğini merak ediyordu. Kısa bir sessizliğin ardından
“Çekimserim. Karar ne olursa olsun, ona uyacağım” dedi druid.
“Yeterince adil bir oylama oldu” dedi Sowtria “Yarın
erkenden gidip kayıtlarımızı yaptırırız.”
Yol arkadaşları, yaşanılan ani gelişme dolayısıyla
unutulan ve soğuyan yemeklerini yemeğe devam ettiler. Geron hariç
hepsi gayet sakindi. Geron heyecanlı bir şekilde Muhafızlar
Birliği’ne katılınca yapacaklarını Balmaran’a anlatıyor, genç adam
ise dinlemek istememesine rağmen, ayıp olmaması için, arada sırada
onu dinlediğine dair kafasını sallıyor ve zoraki bir şekilde
gülümsüyordu. Bu keyifsiz yemekten sonra yarın erkenden kalkmak için
sözleştiler ve odalarına çıkıp uykuya daldılar.
Sowtria ertesi sabah erkenden kalktı. Pencereden dışarı
baktı, her yer alacakaranlıktı. Bu kara görüntü Sowtria’nın içini
kararttı. Daha sonra, dün akşam alınan kararı düşündü. Eğer
diğerlerini karardan vazgeçirmenin bir yolu olsaydı; Sowtria bu yolu
kesinlikle denerdi; çünkü onları bu olaya sürükleyen, sürgüne
gönderilmelerine sebep olan kişi oydu. Eğer içlerinden birine bir
zarar gelirse; çok iyi biliyordu ki hayatı boyunca vicdan azabı
çekecekti. Fakat sonra “Adil bir oylama oldu.” diye düşündü “Hepsi
de tehlikelerin neler olduğu biliyorlardı.” Bu düşünceyle içi
rahatladı ve dışarıya bir kez daha baktı. Şafak, denizin üzerinden
kızıl bir şekilde şöküyordu. Derin bir nefes çekti o güzel bahar
havasından ve arkadaşlarını uyandırmaya başladı.
Yine sakin ve sessiz geçen bir kahvaltının ardından, -kenderin
haritasının da yardımıyla- Tarrahn Muhafızlar Birliği Binası’nı
kolayca buldular. İçeri girmekte biraz tereddüt etseler de , sonra
bütün cesaretlerini toplayıp büyük, geniş ve dökme demir kapıdan
içeri adımlarını attılar.
Tarrahn Muhafızlar Birliği Binası çok büyük bir binaydı.
Bina, biri bodrum katı olmak üzere toplam dört kattan oluşuyordu.
Bodrum katında cephanelik, mutfak, muhafızların kalacakları yerler,
giriş katı olan birinci katta, Savaşçılar Bölümü’nün eğitim odası,
ikinci katta Büyücüler Bölümü’nün eğitim odası ve son katta da
Rahipler Bölümü’nün eğitim odası bulunuyordu. Bina dıştan hiç de
gösterişli görülmese de, içi oldukça şatafatlıydı. Duvarları eski
savaşları anlatan mozaiklerle, yerler ise siyah granit ve beyaz
mermerle kaplanmıştı.
Binanın içerisi serin ve loştu. “Çok erken geldik
galiba.” dedi Sowtria, diğerleri de başlarını evet anlamında
salladılar; çünkü içerisi boş ve sessizdi. İleride bir masanın
arkasında geceden kalmış bir nöbetçi kendinden geçmiş bir halde,
hırıltılı hırıltılı sesler çıkararak kestiriyordu. Yavaşça
nöbetçinin yanına yaklaştılar. Balmaran gür sesiyle “Bakar mısınız?”
deyince
adam sandalyesi üzerinde ani bir şekilde hopladı; belli ki adam
korkmuştu; ancak hiç istifini bozmadan “Evet, ne istemiştiniz?” diye
sordu. Balmaran “Biz Birlik’e katılmak istiyoruz, nereye müracat
etmeliyiz?” diye cevapladı yüzünde biraz önceki olay nedeniyle
oluşan sırıtmayı gizleyemeyerek. “Koridorun sonundaki oda.” dedi
nöbetçi. Teşekkür edip, nöbetçinin yanından ayrıldılar. Şimdi uzun
ve karanlık koridorda yürüyorlardı. Müracat Odası’nın
büyük kapısına vardılar. “Geriye dönüşü olmayan bir işe
kalkışıyoruz” diye geçirdi içinden Sowtria. Derin bir nefes alıp,
kapıyı açtı.
İçerisi giriş katına göre daha hareketli ve aydınlıktı.
Birkaç tane görevli Birlik’e kayıt olmak isteyenlere bakıyor ve
kayıtlarını yapıyorlardı. Kayıt olmaya gelmiş altı-yedi kişi vardı.
Hepsi de maceracı tiplerdi, Birlik’e sırf eğlenmek için girdikleri
belliydi. “Durum çok vahim” diye düşündü Sowtria “Eğer bir
muhafızlar birliği tecrübesiz insanları rastgele birliğe kabul
ediyorsa, büyük bir muhafız ihtiyaçları vardır. Böyle bir açıkta bu
altı-yedi adamla -buraya eğlenme amaçlı gelmiş maceracı adamla-
kesinlikle kapanmaz.” Sowtria’nın düşünceleri bir muhafızın yanına
gelip soru sormasıyla dağıldı. “Birlik’e mi katılmak istiyorsunuz?”
diye sordu muhafız, pek de kibar olmayan bir şekilde. “Evet” diye
cevapladı Sowtria. “O halde ilk başta kayıtlarınızın yapılması
gerekiyor. Beni izleyin.” diye buyurdu muhafız ve yolarkadaşları da
muhafızı izlediler.
Muhafız tozlu bir raftan, rulo halinde bir parşömen çıkardı.
Beyaz kuştüyünden yapılma kalemini mürekkebe batırdı ve yazmaya
hazır bir şekilde sordu: “Ad, soyad ve katılmak istediğiniz bölüm...
Tarrahn Muhafızlar Birliği’nde üç bölüm bulunmaktadır; Savaşçılar
Bölümü, Büyücüler Bölümü ve Rahipler Bölümü. Savaşçılar Bölümü’nü
seçen muhafızlar direkt olarak surlarda ve savaş meydanında
çarpışacak, Büyücüler Bölümü’nü seçenler yine surlarda ve savaş
meydanında büyülerini yapacak, Rahipler Bölümü’nü seçenler ise cephe
gerisinde yaralılara şifa dağıtacaklardır.”
Yol arkadaşları teker teker isimlerini, soy isimlerini
ve görevli olmak istedikleri bölümleri muhafıza bildirdiler. Muhafız
da bunların hepsini büyük bir titizlik içinde rulo parşömene not
aldı. Sowtria ve Balmaran Savaşçılar Bölümü’nü, Eweryn Büyücüler
Bölümü’nü ve Helmeper de Rahipler Bölümü’nü seçti; fakat sıra
Geron’a gelince küçük bir problem yaşandı. Adam Geron’u görünce
“Aranızda bir kender olduğunu farketmemiştim.” dedi “Maalesef
kenderler Birlik’in bu üç bölümüne alınmıyorlar.” Bu söz üzerine
kender oldukça alındı ve üzüldü; fakat muhafızda en ufak bir
yumuşama olmadı. Sonunda, -uzun dil dökmelerin ardından- kenderin de
hiçbir şeyi “izinsiz ödünç” almayacağına Paladine üzerine yemin
etmesiyle birlikte, Geron’un da kaydı yapıldı; ama bir şartla;
kender mutfakta çalışacaktı. Adam kayıt işlemini bitirdikten sonra
Sowtria’ya bir kağıt uzatarak “Artık siz de bizdensiniz, şimdi gidin
ve kendinize gerekli olan şeyleri bu kağıdı göstererek alın. Bölüm
odalarınıza fazla geç kalmayın, eğitim hemen bu gün, yarım saat
sonra başlıyor.” Teşekkür eden Sowtria geri döndü ve yürümeye
başladı, bu sırada kenderi gördü. Kender kafasını eğmiş, hüzünlü bir
şekilde yere bakıyordu. “Herhalde o da bizim gibi Savaşçılar
Bölümü’ne katılmak istiyordu.” dedi Sowtria Balmaran’a bakarak. “Ama
bu onun için en iyisi, bir kender savaş meydanında çok zor hayatta
kalabilir.” Yol arakadaşları odadan dışarı çıkıp, cephaneliği
aramaya başladılar.
Uzun karanlık koridoru geçtikten sonra, muhafızlar birliğine
katılmak için nereye gitmelerinin gerektiğini sordukları nöbetçiye
cephaneliğin de yerini sordular. Adam -artık tamamen uyanmıştı-
“Cephanelik bodrum katında. Şuradaki merdivenlerden aşağı inin,
cephaneliği hemen sağınızda bulacaksınız.” dedi oldukça açıklayıcı
bir biçimde, biraz önceki kusurunun unutulmasını umarak. Yol
arkadaşları da merdivenlerden inip, cephaneliği sağlarında gördüler.
İçeri girdiler. İçerde, tezgahın arkasında iyi giyimli ve
maddi durumunun iyi olduğu -içtiği purodan ve yediği havyardan-
bariz bir şekilde belli olan şişman bir adam bulunuyordu. “Biz
Tarrahn Muhafızlar Birliği’ne yeni katıldık. İhtiyacımız olan
şeyleri temin etmeye geldik.” diye söze başladı Balmaran. Yemeğinin
yarıda kesilmesinden rahatsız olduğunu belli etmek istercesine soğuk
ve kaba bir şekilde “İzin kağıtlarınız?” diye buyurdu adam. Adamın
tavırlarından hiç hoşlanmayan Sowtria, aynı soğuklukla kağıtları
adamın önüne attı. Kağıda şöyle bir bakan adam umursamazcasına
yemeğine devam ederek “İstediğinizi alın.” dedi. Böylece
yolarkadaşları da cephaneliği gezmeye başladılar.
Cephanelik oldukça geniş bir yerdi. Koridorlar şeklinde
bölünmüştü ve bu koridorların her iki yanında da raflar bulunuyordu.
Bu raflarda binbir türlü değişik renk ve ebatta balta, kılıç,
hançer, kama, zırh, cüppe ve asa bulunuyordu.
Kısa bir dolaşma süresinin ardından Balamaran duvardaki
meşalenin ışığında alev alev yanan bir kılıç, büyük olmasına rağmen
oldukça hafif bir kalkan, ve üzerinde Tarrahn Muhafızlar Birliği’nin
işareti olan -mavi arka plan üzerine bir çarpı oluşturacak şekilde
yerleştirilmiş kılıç ve balta- zincir bir zırh aldı. Adam oldukça
mutlu görünüyordu; çünkü ilk defa bu kadar değerli ve usta işi
aletlere sahip oluyordu hayatında.
Bir şövalye olmak istiyordu Balmaran ve şövalyelik sınavında da
savaş tecrübesinin çok önemli bir avantaj olduğu biliyordu; fakat
hala bilincini kavrayamadığı bir şey vardı; savaşın ciddiyeti,
tehlikeleri ve ölümcüllüğü.
Sowtria’da Balmaran’ın aldığı zırhtan ve kalkandan aldı;
fakat farklı olarak o, eski görünmesine rağmen -cüce işine
benziyordu- oldukça keskin olan bir balta aldı. Öyle ki Sowtria eski
görünen bu baltanın elini bile kesmeyeciğini düşünerek hafifçe
baltayı elinin ayasına sürtmüş ve büyük bir hata yaptığını elinde
açılan derin bir kesiğin verdiği acıyla anlamıştı. Druid Helmeper ve
Büyücü Eweryn ise kahverengi, yine üzerilerinde Tarrahn Muhafızlar
Birliği’nin işaretleri olan cüppelerle usta eller tarafından
yapılmış ve yontulmuş oldukları belli olan asalar aldılar. Asaları
aynı olmasına rağmen, cüppelerinde farklılıklar vardı. Eweryn’in
cüppesinin sağ tarafında Büyücüler Bölümü’nden olduğuna dair arkası
büyülü bir ateşle yanan bir okun işareti, Helmeper’in cüppesinin sağ
tarafında ise onun da bir Rahipler Bölümü muhafızı olduğunu belirten
koyu mavi bir artı vardı.
Kender de bir hançer almak istedi ama cephaneci yemeğini keserek ve
yine bu olaydan rahatsızlık duyduğunu belli edercesine, bu sefer
biraz da sinirli bir şekilde “Burada kenderin mutfakta çalışacağı
yazılı. Eğer o hançeri almak istiyorsanız, parasını ödemelisiniz.”
dedi. Kenderin daha fazla üzülmesini istemeyen Sowtria, Balmaran’a
hançerin parasını ödemesini işaret etti. Balmaran da hançerin
parasını ödeyip, hançeri yeni sahibine verdi. Geron “Sağol, Balmaran”
dedi. Kenderin üzüntüsü biraz geçmiş gibiydi.
Alet ihtiyaçlarını da böylece gideren yeni Tarrahn Muhafızları,
akşam yemeğinde yemek salonunda buluşmak için anlaşarak, bölüm
odalarına dağıldılar. Geron hariç hepsinin içi heyecandan
titriyordu. Onlar artık birer muhafız, birer askerdiler ve savaş
sanatını öğreneceklerdi.
Serkan "sowtim" BAL
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle