Hikaye

Serkan "sowtim" BAL

Tarrahn Muhafızları - Bölüm 2

     Akşamki kara haberden sonra Sowtria bir süre uyuyamadı. Sürekli olarak savaşı düşünüyordu. Yol arkadaşlarından hiçbiri deneyimli birer savaşçı değillerdi. Aralarında en tecrübeli olanlar; Balmaran ve Sowtria bile sadece bir kere gerçekten bir goblin grubu görmüş ve onlara karşı savaşmışlardı. Nitekim bu goblinler yollarını şaşırarak sürüden ayrılan ve Palanthas’ın etrafındaki tarlalara kadar gelme cüretini gösteren “aptal” goblinlerdi. Tarrahn kadar büyük bir liman kentine yapılacak olan kuşatmada ve sonucunda yaşanacak büyük savaşta ise iyi eğitimli, organize olmuş ve yeteri kadar silahı, oku, zırhı olan goblinler yer alacaklardı. “Herhalde biz bu savaşa katılmayacağız.” diye düşündü Sowtria üzülerek. Üzülmüştü; çünkü; Ansalon’da yaşayan delikanlıların hiçbiri, özellikle de şövalye olmak isteyenler -Sowtria ve Balmaran şövalye olmak istiyorlardı- goblinlere karşı olan bir savaştan kaçmazlardı. “Ama bu arkadaşları için en iyisi, olayları buradan en azından yaralanmadan izleriz.” diye düşündü Sowtria kendini avutmaya çalışarak. Sonra yatağının içinde sağa döndü ve yanında yatmakta olan Geron’u gördü. Kender dertsiz, tasasız ve rahat
bir şekilde uyuyordu. “Ne de olsa bir kender.” diye düşündü Sowtria “Bütün bu olaylar ona bir macera gibi geliyor olmalı.” Daha sonra vücuduna bir rahatlık gelen savaşçı adam, sola döndü ve nihayet bir uykuya daldı.

    Ertesi gün yolarkadaşları, öğlene kadar rahat ve deliksiz bir uyku çektiler. Gnom gemisinde, bir beşik içindeymiş gibi geçirdikleri gecelerin ve çektikleri mide bulantılarının üzerine, geçen akşamki sallanmadan uyunan uyku hepsine ilaç gibi gelmişti. Dinç bir şekilde güne başlayan yolarkadaşları kahvaltılarını tavernanın yemek bölümünde diğer konuklarla beraber yaptılar. Kahvaltıda, yine iki haftadır tadını unuttukları Palanthas peyniri vardı. Hepsi iştahla peyniri mideye indirdikten sonra Tarrahn’ı keşfetmeye hazırlandılar. Bütün gün boyunca şehrin dört bir yanını gezdiler. Kender Geron -kenderlerin meşhur oldukları özelliğiyle- Tarrahn’ın bir haritasını yapmaya başladı. Tavernanın olduğu yeri kağıdın ortasına çizdi, geriye kalan binaları, sarayları ve dükkanlarıysa,
tavernanın etrafına çizerek, basit ama kullanışlı haritasını dört günde tamamladı. Yolarkadaşları artık istedikleri yerlere kısa sürede ve kaybolmadan varıyorlardı.

    Koca iki hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Artık yol arkadaşlarının günleri oldukça boş ve sıkıcı geçiyordu. İnsanlar günler geçtikçe daha huzursuz ve sinirli görünmeye başlamışlardı. Sowtria ve arkadaşları da haberleri akşam yemeği sırasında, tavernacıyı masalarına konuk ederek, ondan öğreniyorlardı. Goblin ordusu Tarrahn’a gittikçe yaklaşıyordu. En son saldırdıkları yer Tarrahn’ın güneyinde kalan bir iç şehir olan Osbonoren’in ileri savunma hattıydı. Goblin ordusu büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kalmıştı, fakat gücünü hızla yeniliyordu. Öte yandan, başarılı bir savunma yapan Osbonoren’in muhafızları ise ikinci bir saldırıyı kaldıracak durumda değillerdi. İlk saldırı sonucunda muhafızların çok azı ölmesine rağmen; çoğu,
üzerlerine yağmur gibi yağan goblin okları yüzünden yaralanmış ve iş yapamaz hale gelmişlerdi. Tavernacı içini çekerek, Osbonoren’in alınmasından sonra sıranın kendilerine geleceğinden hüzünlü bir şekilde bahsetti.

    Bir akşam, yine tavernacıyla yedikleri akşam yemeği sırasındaki olağan konuşmalarından sonra Sowtria, Helmeper’in onu süzdüğünü ve birşeyler söylemek üzere olduğunu gördü. Helmeper Sowtria’ya tereddüt içinde bir bakış attıktan sonra “Son zamanlarda aklımı bir düşünce kurcalıyor, Sowtria.” dedi. “Sence
de savaş zamanı sürgün olarak buraya gönderilmemiz biraz tuhaf değil mi?” Bu buz gibi gerçeklik karşısında Sowtria afalladı. Gerçekten de bunu nasıl düşünememişti. Niye bütün bir Ansalon dururken, bu kuzey adasına, savaşın hüküm sürdüğü bu adaya gönderilmişlerdi? Palanthas halkı bilmese de Lord Kreek bu
olayı biliyor olmalıydı; sonuçta insanlara yardım için kurulmuş olan şövalyelik birliği; Solamniya Şövalyeleri Palanthas’ın yakınındaki bir kulede bulunmaktaydı. Eğer Kuzey Ergoth halkı Solamniya Şövalyeleri’nden yardım istediyse, bu konuyu ilk öğrenenlerden biri Lord Kreek olurdu. Böyle kötü bir durumda da halk kesinlikle şövalyelerden yardım istemiş olmalıydı. Peki o zaman Solamniya Şövalyeleri neden burada değillerdi ve neden yolarkadaşları buraya sürgüne gönderilmişlerdi? Bu karmaşık düşünceler içinde kafası karışan Sowtria iç geçirdi ve “Evet, bana da çok garip geldi; ama bunu uzun bir süre öğrenemeyeceğiz galiba.” dedi.

     Aslında o akşam Sowtria arkadaşlarıyla beraber başka bir konuyu konuşmak istiyordu. Paraları bir gelirleri olmadığı için sürekli olarak azalıyordu. “Balmaran” dedi Sowtria “Herkesin para kesesini alıp, ne kadar paramız kaldığını hesaplar mısın?” Başını sallayan Balmaran “Sorun değil, Sow.” dedi. Herkes para kesesini Balmaran’a uzattı. Yol arkadaşlarının para keselerinden çıkan parlak taşları -paralarla ilgilenmiyordu- gören kenderin gözleri fal taşı gibi açıldı. Kenderlerin kötü bir davranışları vardı; gözlerine ilginç ve çekici gelen şeyleri “izinsiz ödünç alma” huyları... -en azından onlar kendilerine bu fiili uygun görmüşlerdi. Bundan dolayıdır ki, tüm Ansalon üzerinde değerli taşlar ve mücevharat satan dükkanlarda kenderlerin çok alındığı “Kenderler Giremez.” yazılı tabelalar bulunurdu ve hatta bazı dükkanların önünde duran muhafızlar, içeri girmek isteyen kenderleri “nazik” bir şekilde dükkandan uzaklaştırırlardı. “217 gümüş” dedi sonunda Balmaran, hesaplamalarını bitirerek. “Tam olarak iki hafta daha idare edebileceğimiz kadar.” diye konuya giriş yaptı Sowtria. “Üzülerek bildiriyorum ki; büyük bir para sorunumuz var ve eğer çalışmaya başlamazsak yakında beş parasız kalacağız ve sokaklarda yatıyor olacağız.” “Peki ama ne yapacağız?” diye sordu Eweryn, alacağı cevabı az çok tahmin ederek. Biliyordu ki; kendisi ve Geron önceden de para kazanmak için yaptıkları gibi, şehir meydanında çalışacaklardı. Büyücü elf kadın bir iki basit, büyülü numaralar yaparak halkı eğlendirecek, kender de alkışlayan halktan şapkasıyla adeta para dilenecekti. Bunu hiç sevmeyen ve oldukça aşağılayıcı bulan Eweryn, adamın ona vereceği cevaba itiraz etmek için hazırlandı. “Sen” diye başladı gayri resmi liderleri “ve Geron...” Bu sırada tavernanın kapısı gürültülü bir şekilde açıldı. İçeri bir Tarrahn Subayı ve iki muhafız girdi. Tavernacıyı hiç umursamadan, ön taraftaki bir sandalyenin
üzerine çıktı parlak gri zırhlar içindeki subay. “Tarrahn Lordu; Lord
Almerd’in emri üzerine” diye sözüne başladı subay etrafındakilerin onu dinlediklerinden emin olmak için tavernayı hızlaca süzerek “Şehrimize yapılacak her türlü hain saldırıyı geri püskürtmek amacıyla, Tarrahn Muhafızlar Birliği’ne asker alınacaktır. Askerlere günlük on gümüş ödenecek, yiyecek-içecek ve kalacak yer ihtiyaçları birliğimiz tarafından karşılanacaktır. İlgilenenler Tarrahn Muhafızlar Birliği Binası’na müracat etmelidirler.” Konuşmasını bitiren subay içeri girdiği gibi hızla tavernadan
çıktı.

    Aslında Sowtria bu seçeneği, yani goblinlere karşı savaşacak bir birliğe katılmayı, savaş haberi yüzünden uyuyamadığı gece, -biraz diktatörce de olsa- savaş yapmak çok riskli ve tehlikeli olduğu için gözardı etmişti. Şimdi konu açıldığına göre Muhafızlar Birliği’ne katılıp katılmamayı arkadaşları arasında bir oylama yaparak karara bağlaması gerekiyordu. Arkadaşlarına baktı, hepsi
onun söyleyeceği sözü bekliyordu. “Evet” dedi sıkıntılı bir şekilde, sanki gizlediği bir şey ortaya çıkmışcasına “subayı duydunuz. Bir oylama yapacağız. Çoğunluk hangi yönde sağlanırsa, ona uyacağız. Ben şahsen Muhafızlar Birliği’ne katılmayı savaşa katılmakla eşdeğer görüyorum ve oldukça da tehlikeli buluyorum. Oyum katılmamak yönündedir.” “Ama Sow...” diye atladı Balmaran “biraz önce sen demiştin bize çalışmamız, para kazanmamız gerek diye. Hem böylece bir şövalye olma yolunda, savaş tecrübesi kazanarak kendimizi geliştirebiliriz, ben oyumu katılma yönünde kullanıyorum.” Son kelimeleri adam, adeta yutarak söylemişti. İki savaşçı, Balmaran ve Sowtria nadiren fikir
ayrılığına düşerlerdi. Balmaran da bu olaydan dolayı rahatsız olmuş ve üzüntü duymuştu. Sıra şimdi güzel elf büyücüdeydi. Sowtria kadının vereceği cevabı zaten biliyordu, elfin şehir meydanında şaklabanlık yapacağına savaşıp, büyü gücünü arttırmak ve tecrübe edinmek isteyeceğinden emindi. “Oyum Muhafızlar Birliği’ne katılmak yönündedir.” dedi zarif bir ses tonuyla Eweryn, hiçbir açıklamaya gerek duymadan. Gözler Geron’a çevrildi. Kender çok heyacanlıydı. “Evet, evet” dedi heyacanla “bu muhteşem bir deneyim olacak.” Kenderin de
Muhafızlar Birliği’ne katılma yönünde oy vermesiyle oy durumu, üçe bir oldu. Artık druidin vereceği oyun bir anlamı kalmamıştı. Formalite icabı da olsa, herkes druide baktı. Sowtria özellikle druidin ne diyeceğini merak ediyordu. Kısa bir sessizliğin ardından “Çekimserim. Karar ne olursa olsun, ona uyacağım” dedi druid. “Yeterince adil bir oylama oldu” dedi Sowtria “Yarın
erkenden gidip kayıtlarımızı yaptırırız.”

     Yol arkadaşları, yaşanılan ani gelişme dolayısıyla unutulan ve soğuyan yemeklerini yemeğe devam ettiler. Geron hariç hepsi gayet sakindi. Geron heyecanlı bir şekilde Muhafızlar Birliği’ne katılınca yapacaklarını Balmaran’a anlatıyor, genç adam ise dinlemek istememesine rağmen, ayıp olmaması için, arada sırada onu dinlediğine dair kafasını sallıyor ve zoraki bir şekilde gülümsüyordu. Bu keyifsiz yemekten sonra yarın erkenden kalkmak için sözleştiler ve odalarına çıkıp uykuya daldılar.

     Sowtria ertesi sabah erkenden kalktı. Pencereden dışarı baktı, her yer alacakaranlıktı. Bu kara görüntü Sowtria’nın içini kararttı. Daha sonra, dün akşam alınan kararı düşündü. Eğer diğerlerini karardan vazgeçirmenin bir yolu olsaydı; Sowtria bu yolu kesinlikle denerdi; çünkü onları bu olaya sürükleyen, sürgüne gönderilmelerine sebep olan kişi oydu. Eğer içlerinden birine bir zarar gelirse; çok iyi biliyordu ki hayatı boyunca vicdan azabı çekecekti. Fakat sonra “Adil bir oylama oldu.” diye düşündü “Hepsi de tehlikelerin neler olduğu biliyorlardı.” Bu düşünceyle içi rahatladı ve dışarıya bir kez daha baktı. Şafak, denizin üzerinden kızıl bir şekilde şöküyordu. Derin bir nefes çekti o güzel bahar havasından ve arkadaşlarını uyandırmaya başladı.

 

     Yine sakin ve sessiz geçen bir kahvaltının ardından, -kenderin haritasının da yardımıyla- Tarrahn Muhafızlar Birliği Binası’nı kolayca buldular. İçeri girmekte biraz tereddüt etseler de , sonra bütün cesaretlerini toplayıp büyük, geniş ve dökme demir kapıdan içeri adımlarını attılar.

    Tarrahn Muhafızlar Birliği Binası çok büyük bir binaydı. Bina, biri bodrum katı olmak üzere toplam dört kattan oluşuyordu. Bodrum katında cephanelik, mutfak, muhafızların kalacakları yerler, giriş katı olan birinci katta, Savaşçılar Bölümü’nün eğitim odası, ikinci katta Büyücüler Bölümü’nün eğitim odası ve son katta da Rahipler Bölümü’nün eğitim odası bulunuyordu. Bina dıştan hiç de gösterişli görülmese de, içi oldukça şatafatlıydı. Duvarları eski savaşları anlatan mozaiklerle, yerler ise siyah granit ve beyaz mermerle kaplanmıştı.

     Binanın içerisi serin ve loştu. “Çok erken geldik galiba.” dedi Sowtria, diğerleri de başlarını evet anlamında salladılar; çünkü içerisi boş ve sessizdi. İleride bir masanın arkasında geceden kalmış bir nöbetçi kendinden geçmiş bir halde, hırıltılı hırıltılı sesler çıkararak kestiriyordu. Yavaşça nöbetçinin yanına yaklaştılar. Balmaran gür sesiyle “Bakar mısınız?” deyince
adam sandalyesi üzerinde ani bir şekilde hopladı; belli ki adam korkmuştu; ancak hiç istifini bozmadan “Evet, ne istemiştiniz?” diye sordu. Balmaran “Biz Birlik’e katılmak istiyoruz, nereye müracat etmeliyiz?” diye cevapladı yüzünde biraz önceki olay nedeniyle oluşan sırıtmayı gizleyemeyerek. “Koridorun sonundaki oda.” dedi nöbetçi. Teşekkür edip, nöbetçinin yanından ayrıldılar. Şimdi uzun ve karanlık koridorda yürüyorlardı. Müracat Odası’nın
büyük kapısına vardılar. “Geriye dönüşü olmayan bir işe kalkışıyoruz” diye geçirdi içinden Sowtria. Derin bir nefes alıp, kapıyı açtı.

     İçerisi giriş katına göre daha hareketli ve aydınlıktı. Birkaç tane görevli Birlik’e kayıt olmak isteyenlere bakıyor ve kayıtlarını yapıyorlardı. Kayıt olmaya gelmiş altı-yedi kişi vardı. Hepsi de maceracı tiplerdi, Birlik’e sırf eğlenmek için girdikleri belliydi. “Durum çok vahim” diye düşündü Sowtria “Eğer bir muhafızlar birliği tecrübesiz insanları rastgele birliğe kabul ediyorsa, büyük bir muhafız ihtiyaçları vardır. Böyle bir açıkta bu altı-yedi adamla -buraya eğlenme amaçlı gelmiş maceracı adamla- kesinlikle kapanmaz.” Sowtria’nın düşünceleri bir muhafızın yanına gelip soru sormasıyla dağıldı. “Birlik’e mi katılmak istiyorsunuz?” diye sordu muhafız, pek de kibar olmayan bir şekilde. “Evet” diye cevapladı Sowtria. “O halde ilk başta kayıtlarınızın yapılması gerekiyor. Beni izleyin.” diye buyurdu muhafız ve yolarkadaşları da muhafızı izlediler.

    Muhafız tozlu bir raftan, rulo halinde bir parşömen çıkardı. Beyaz kuştüyünden yapılma kalemini mürekkebe batırdı ve yazmaya hazır bir şekilde sordu: “Ad, soyad ve katılmak istediğiniz bölüm... Tarrahn Muhafızlar Birliği’nde üç bölüm bulunmaktadır; Savaşçılar Bölümü, Büyücüler Bölümü ve Rahipler Bölümü. Savaşçılar Bölümü’nü seçen muhafızlar direkt olarak surlarda ve savaş meydanında çarpışacak, Büyücüler Bölümü’nü seçenler yine surlarda ve savaş meydanında büyülerini yapacak, Rahipler Bölümü’nü seçenler ise cephe gerisinde yaralılara şifa dağıtacaklardır.”

     Yol arkadaşları teker teker isimlerini, soy isimlerini ve görevli olmak istedikleri bölümleri muhafıza bildirdiler. Muhafız da bunların hepsini büyük bir titizlik içinde rulo parşömene not aldı. Sowtria ve Balmaran Savaşçılar Bölümü’nü, Eweryn Büyücüler Bölümü’nü ve Helmeper de Rahipler Bölümü’nü seçti; fakat sıra Geron’a gelince küçük bir problem yaşandı. Adam Geron’u görünce “Aranızda bir kender olduğunu farketmemiştim.” dedi “Maalesef kenderler Birlik’in bu üç bölümüne alınmıyorlar.” Bu söz üzerine kender oldukça alındı ve üzüldü; fakat muhafızda en ufak bir yumuşama olmadı. Sonunda, -uzun dil dökmelerin ardından- kenderin de hiçbir şeyi “izinsiz ödünç” almayacağına Paladine üzerine yemin etmesiyle birlikte, Geron’un da kaydı yapıldı; ama bir şartla; kender mutfakta çalışacaktı. Adam kayıt işlemini bitirdikten sonra Sowtria’ya bir kağıt uzatarak “Artık siz de bizdensiniz, şimdi gidin ve kendinize gerekli olan şeyleri bu kağıdı göstererek alın. Bölüm odalarınıza fazla geç kalmayın, eğitim hemen bu gün, yarım saat sonra başlıyor.” Teşekkür eden Sowtria geri döndü ve yürümeye başladı, bu sırada kenderi gördü. Kender kafasını eğmiş, hüzünlü bir şekilde yere bakıyordu. “Herhalde o da bizim gibi Savaşçılar Bölümü’ne katılmak istiyordu.” dedi Sowtria Balmaran’a bakarak. “Ama bu onun için en iyisi, bir kender savaş meydanında çok zor hayatta kalabilir.” Yol arakadaşları odadan dışarı çıkıp, cephaneliği aramaya başladılar.

    Uzun karanlık koridoru geçtikten sonra, muhafızlar birliğine katılmak için nereye gitmelerinin gerektiğini sordukları nöbetçiye cephaneliğin de yerini sordular. Adam -artık tamamen uyanmıştı- “Cephanelik bodrum katında. Şuradaki merdivenlerden aşağı inin, cephaneliği hemen sağınızda bulacaksınız.” dedi oldukça açıklayıcı bir biçimde, biraz önceki kusurunun unutulmasını umarak. Yol arkadaşları da merdivenlerden inip, cephaneliği sağlarında gördüler.

    İçeri girdiler. İçerde, tezgahın arkasında iyi giyimli ve maddi durumunun iyi olduğu -içtiği purodan ve yediği havyardan- bariz bir şekilde belli olan şişman bir adam bulunuyordu. “Biz Tarrahn Muhafızlar Birliği’ne yeni katıldık. İhtiyacımız olan şeyleri temin etmeye geldik.” diye söze başladı Balmaran. Yemeğinin yarıda kesilmesinden rahatsız olduğunu belli etmek istercesine soğuk
ve kaba bir şekilde “İzin kağıtlarınız?” diye buyurdu adam. Adamın
tavırlarından hiç hoşlanmayan Sowtria, aynı soğuklukla kağıtları adamın önüne attı. Kağıda şöyle bir bakan adam umursamazcasına yemeğine devam ederek “İstediğinizi alın.” dedi. Böylece yolarkadaşları da cephaneliği gezmeye başladılar.

    Cephanelik oldukça geniş bir yerdi. Koridorlar şeklinde bölünmüştü ve bu koridorların her iki yanında da raflar bulunuyordu. Bu raflarda binbir türlü değişik renk ve ebatta balta, kılıç, hançer, kama, zırh, cüppe ve asa bulunuyordu.

    Kısa bir dolaşma süresinin ardından Balamaran duvardaki meşalenin ışığında alev alev yanan bir kılıç, büyük olmasına rağmen oldukça hafif bir kalkan, ve üzerinde Tarrahn Muhafızlar Birliği’nin işareti olan -mavi arka plan üzerine bir çarpı oluşturacak şekilde yerleştirilmiş kılıç ve balta- zincir bir zırh aldı. Adam oldukça mutlu görünüyordu; çünkü ilk defa bu kadar değerli ve usta işi aletlere sahip oluyordu hayatında.

    Bir şövalye olmak istiyordu Balmaran ve şövalyelik sınavında da savaş tecrübesinin çok önemli bir avantaj olduğu biliyordu; fakat hala bilincini kavrayamadığı bir şey vardı; savaşın ciddiyeti, tehlikeleri ve ölümcüllüğü.

    Sowtria’da Balmaran’ın aldığı zırhtan ve kalkandan aldı; fakat farklı olarak o, eski görünmesine rağmen -cüce işine benziyordu- oldukça keskin olan bir balta aldı. Öyle ki Sowtria eski görünen bu baltanın elini bile kesmeyeciğini düşünerek hafifçe baltayı elinin ayasına sürtmüş ve büyük bir hata yaptığını elinde açılan derin bir kesiğin verdiği acıyla anlamıştı. Druid Helmeper ve Büyücü Eweryn ise kahverengi, yine üzerilerinde Tarrahn Muhafızlar Birliği’nin işaretleri olan cüppelerle usta eller tarafından
yapılmış ve yontulmuş oldukları belli olan asalar aldılar. Asaları aynı olmasına rağmen, cüppelerinde farklılıklar vardı. Eweryn’in cüppesinin sağ tarafında Büyücüler Bölümü’nden olduğuna dair arkası büyülü bir ateşle yanan bir okun işareti, Helmeper’in cüppesinin sağ tarafında ise onun da bir Rahipler Bölümü muhafızı olduğunu belirten koyu mavi bir artı vardı.
Kender de bir hançer almak istedi ama cephaneci yemeğini keserek ve yine bu olaydan rahatsızlık duyduğunu belli edercesine, bu sefer biraz da sinirli bir şekilde “Burada kenderin mutfakta çalışacağı yazılı. Eğer o hançeri almak istiyorsanız, parasını ödemelisiniz.” dedi. Kenderin daha fazla üzülmesini istemeyen Sowtria, Balmaran’a hançerin parasını ödemesini işaret etti. Balmaran da hançerin parasını ödeyip, hançeri yeni sahibine verdi. Geron “Sağol, Balmaran” dedi. Kenderin üzüntüsü biraz geçmiş gibiydi.

    Alet ihtiyaçlarını da böylece gideren yeni Tarrahn Muhafızları, akşam yemeğinde yemek salonunda buluşmak için anlaşarak, bölüm odalarına dağıldılar. Geron hariç hepsinin içi heyecandan titriyordu. Onlar artık birer muhafız, birer askerdiler ve savaş sanatını öğreneceklerdi.

Serkan "sowtim" BAL

Yorumlarınız:

Siz de bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz. Yorum ekle

 

 

 

 


 FrpNet Forum

 Bize Ulaşın

FrpNet Anket

Yeni Kitaplar

Siteiçi Arama

Yayınevleri

Linkler - Bağlantılar

Basında FrpNet

 

Ana Sayfa  |  Diyarlar  |  Bilgi  |  Yazılar  |  Forum  |  Galeri  |  Bize Ulaşın

Copyright © 2004 Keri Technology.. | Tüm Hakkı Saklıdır.           Anasayfa | Mail Kontrol | Mail Ayarları | Reklam | Yayınevleri | İletişim