Şartlanmadan mı kaynaklanıyor bilemem ama kelimeyi telaffuz
ettiğimde dahi bir ürperti, bir merak sarıyor içimi. Korkuya ucundan
kıyısından dokunan her olgu, her yaratım, her anlatım ilgimi çeker
kendimi bildim bileli. Edebiyatla haşır neşir olduktan sonra
fantazya ve korku dallarına yönelmemin de en büyük sebebi, soyuttaki
bu cezp edicilik sanırım...
Tavandaki Adam'ın dilimize çevrildiğini öğrendiğimde kitaba ve
kitabın yazarlarına dair hiçbir fikrim yoktu. Kitapla ilgili olarak
beni asıl cezbeden, Neil Gaiman'ın tek cümlelik yorumuydu. Kendisini
çok sevdiğim için, bu kadar methettiği bir kitabın da
kendisininkiler kadar iyi olabileceğine gönülden inandım... Ve
kitabın yayınlanmasını merakla bekler oldum.
Kapak, son derece kaliteli ve düşlere hitap eden bir çizimle
süslenmiş. Bay Gaiman'ın notu ön kapakta, bize el etmekte. Arka
kapakta çeşitli yerlerden alıntılar mevcut ve yazıların içerikleri
son derece olumlu. Ayrıca bir not daha düşülmüş: Ayrıca bir not daha
düşülmüş: Dünya Fantezi Ödülü, Uluslararası Korku Birliği Ödülü,
Brom Stoker Ödülü ve bu üçünü kazanabilmiş tek hikaye! İşte, bunları
peş peşe fark ettiğimde kitabı okumamam için hiçbir sebep kalmadı.
Tanıtıma görsel açıdan başladım fakat nasıl devam etmeliyim
bilemiyorum. Kitabı anlatmaya başladığım vakit, sizi bekleyen en
büyük sürprizi berbat edeceğimi biliyorum. Bu nedenle daha soyut,
daha içsel cümleler kurarak; tamamı ile bendeki etkisi üzerine
yazacağım. Ancak inanın ki kitabı okuyan herkesin, kitabı
bitirdikten sonra kendisine ait bir “Tavandaki Adam”ı olacak; kitap,
her okuyucuyla birlikte yeniden yazılacak...
Anlatım o kadar naif ki cümleleri okumuyorsunuz da bir dostunuzu
dinliyorsunuz sanki. Öyle içten, öyle yalın... İki ayrı insana veya
daha fazlasına kulak kabartmıyorsunuz da yek vücut olmayı
başarabilmiş, birbirlerini tamamlayabilmiş kişilikleri dinliyorsunuz
sanki... Kurgu her zamankinden çok daha gerçek ve bir o kadar
ürkütücü. Gerçeğe bu kadar yakın olduğu için mi ürkütücü yoksa
ürkütücü olduğu için mi gerçekmiş izlenimi veriyor, karar
veremiyorum. Fakat içimde saklı tuttuğum, çoğu zaman kendime karşı
dahi dillendirmekten uzak durduğum tüm korkuları su üzerine
çıkarıyor her cümle. Her tasvirde, tavandan beni izleyen adama,
kabuslarıma göz ucuyla bakıyorum.
Düşünceden düşünceye, bir kabustan başka bir kabusa, aynı zamanda
umut dolu düşlere geçişler yapıyorum eş zamanlı olarak. Bana ait
olan, bir zamanlar ben olmuş olan her parçamla yüzleşiyorum. Bir
romanın, dahası hiç tanımadığınız başka insanların, sadece bilmem
kaç yüz küsurluk sayfadaki anlatımlarıyla bunu size yapmaları mümkün
mü?
Edebiyatın gücü bu olsa gerek...
Kitabı herhangi bir türe sığdıramıyorum bu saatten sonra. Nasıl bir
korku kurgusu bu, korkunun hangi dalı, herhangi bir başka örneği
mevcut mu, açıklayamıyorum. Bir psikiyatrist ve aynı zamanda bir
hasta gibi, sizinle sonsuza kadar konuşabilir bu kitap. Hayatınız
boyunca aklınızdan çıkmayabilir, size sürekli olarak “Burada
anlattığımız her şey gerçek.” diyebilir. Tam da bu yönüyle, korkunun
ta kendisi olabilir...
Çünkü, burada anlatılan her şey ve herkes, gerçek!
Gizem "Oceandream" SARIZEYBEK
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle