Kasidur atları, ne kadar
da güçlüdürler üzerlerine binen dev gibi savaşçıları zırhlarıyla
birlikte kolayca taşıyabilirler. Şehirler arasında hiç durmadan
koşarlar buna rağmen hiç yorulmazlar. İki yolcuda şuan fazla
zorlanmadıklarının farkındaydı hem merav hem de hocası oldukça hafif
kalıyorlardı paladin onlara kendi atlarını vermişti yanlarına
aldıkları malzemelerle bile onun yarısı kadar ağırlık yapıyordular.
Atlar lield’in taştan yollarında hızla ilerlerken boş caddelerdeki
sessizliği nal sesleri bölüyordu. İki siyah at ve üzerlerindeki iki
büyücü şehrin çıkışına olanca hızla gittiler onları uzaktan gören
muhafızlar kapıyı açmaya başlamışlardı atlar o kadar hızlıydı ki
kapı daha tam açılmadan aradan fırlayıp gitmişlerdi.
Yol başlarda düzgündü dört tarafta da hiçbir tepe yoktu ufukta terör
topraklarını görebiliyorlardı yeşil alanlar bir noktadan sonra
bitiyor ardından çöle benzeyen bir bölge ortaya çıkıyordu . Buraya
çöl demek yanlış olmazdı ama çölde bile canlılar olurdu buradaysa
sadece ölüler vardı ne bir bitki ne bir böcek hiçbir canlı burayı
konaklamak için seçmemişti.Ölümün huzurunu bulmuşlardı hepsi çoğu
acı içinde ölmüştü yanarak , kılıçtan geçirilerek , oklar ve
mızraklarla delik deşik edilmiş parçalanmışlardı. Evet buraya çöl
denemezdi buraya ancak bir mezarlık denilebilirdi .İçindeki ölülerin
uyumadıkları , mezarlarında sessizce kıyameti beklemeyen tam tersine
dünyaya kıyameti yaşattıkları bir mezarlık. Yaşayan ölülerle dolu bu
topraklarda Merav hiçbir ölüyle karşılaşmak istemiyordu istediği tek
şey geldikleri gibi buradan çıkabilmekti.
Beklemedikleri şekilde şanslıydılar çölden kuzeydeki dağlara kadar
hiçbir yaratıkla karşılaşmadılar onları durdurmaya çalışan tek şey
esen sert rüzgardı. Nefes alabilmek için yüzlerini kıyafetlerinden
yırttıkları parçalarla kapadılar kum her taraflarına girmişti insanı
deli gibi kaşındırıyordu . Ama kaşınmaya vakitleri yoktu çünkü koca
şehir daha doğrusu koca bir kule ve içindekiler onları
bekliyorlardı. Dağlara ulaştıklarında atlarından indiler sert bir
yokuşu tırmanmaları gerekecekti atlar her ne kadar güçlü olsalar da
böyle dik bir yokuşu tırmanamazlardı kayalar düzgün yürümelerini
engeller tepe taklak aşağı yuvarlanırlardı.
“Merav sen burada atlarla kal”
“Olmaz seninle geleceğim yukarda neyle karşılaşacağını bilmiyorsun”
inatçılı olacağı belliydi.
“Ben bilmiyorum da sen mi biliyorsun? Ufaklık sana söylediğimi yap
atların kaçmasını göze almayız yada bir canavar tarafından
yenmelerini . Kuleye yürümek istemezsin değil mi?”
“Hayır ama sen orda...”
“Merak etme bana bir şey olmaz sen burada bekle hemen döneceğim”
“Tamam”
Yaşlı yolcunun yokuşu tırmanışını izlerken Merav yeniden düşüncelere
dalmıştı . Adama hayranlık duyuyordu bu yaşına rağmen ne kadar da
güçlüydü ,korkusuzdu ideal bir baba modeli olarak görüyordu onu.
Kendi babasını bırakın ailesini hiç tanımamıştı o hep bunların
ihtiyacını duymuştu . Acaba kuleye zamanında varabilecekler miydi ?
Hiçbir fikri yoktu...
*** Lield ***
Düşmanların gelişi çok çabuk olmuştu şehir dört bir taraftan öyle
çabuk kuşatıldı ki o anda bir saldırı yapılacak olsa şehir hemen
düşerdi. Gariptir düşman bu zafiyetin farkında olmasına rağmen şehre
saldırmamıştı bir şeyi yada birini bekliyor gibiydiler. Düşman
ağırlıklı olarak kapıları tutmuştu dışarıya çıkış olmadığı gibi
içeriye girişte artık mümkün değildi . Gekil yolcuların şehre
ulaşabileceklerini sanmıyordu büyük ihtimal ya ölmüşlerdi yada ölmek
üzerelerdi. Birliğin asıl kuvvetleri ön kapı önüne yerleşmişti önde
mancınıklar kuruluyordu . Fazla okçuları yoktu bu kuşatmayla fazla
oyalanmayacaklarını göstergesiydi. Gekil kapıyı geçip direkt şehre
girmeyi planladıklarını düşündü bu yüzden bu bölgeyi korumak için
bizzat kendisi kapını üstündeki hisara çıktı. Şehir de beklenilenden
az asker ve sivil bulunuyordu savunmayı destekleyecek birlikler azdı
, şehirde bulunan tüm okçular surlara yerleştirildi mancınıkların
arasındaki alanlarda duruyorlardı . Mancınıkları bir miktar
piyadeyle birkaç büyücü koruyordu .
Şehirdeki askerler böyle bir gücün karşısında durmaya yetmeyecek
potansiyele sahip olmadıklarını biliyorlardı ana plan Merav la
hocasının üzerine kurulmuştu onlar gelene kadar şehir askerler ve
büyücüler tarafından savunulmaya çalışılacak düşman birlikleri
olabildiğince oyalanacaktı eğer büyücüler başarısız olursa herkes
kuleye çekilecek ve ölümüne savaşılacaktı.
***Terör Toprakları***
Merav sıkılmaya başlamıştı hocası uzun bir süredir yoktu.
Endişelerinin doruğa ulaştığı bir anda hocası ileride gözükmüştü .
“Ne oldu buldun mu onu?”
“Hayır lanet olasıca orada değildi ahhhhhsd biri bizden önce gelmiş
ve o işi yaramaz parçayı alıp götürmüş”
“Bu nasıl mümkün olabilir ? bizden ve okulun yöneticilerinden başka
kimsenin bilmediğini düşünüyordum”
“İçlerinde bir köstebek olmalı , eğer öyleyse şehir çoktan düşmüş
olmalı... Hadi yola çıkalım”
“Nereye ?”
“Başka bir yere ama şehre değil.”
“...ama onlara söz vermiştik!”
“Yolcular sözlerini tutmak zorunda değil”
“...ama”
“aması yok şehre dönmüyoruz hadi atına binde yola çıkalım”
Yaşlı büyücü sözlerini bitirdiği gibi atına atlamış yola çıkmaya
hazırlanmıştı. Merav onun tersine oldukça yavaşça hareket etmişti
canı sıkkındı pek cesur biri olduğunu düşünmüyordu ama o sözünü
tutmanın onu eskisi gibi yaşatmayacağını biliyordu cesur
olmayabilirdi ama onurlu biriydi evet doğru söz buydu onurlu bir
insan o sözünden dönemezdi ne olursa olsun... gerekirse hocasından
ayrılırdı.
Atlarıyla önce izledikleri yolu izleyip geri dönmüşlerdi fakat şehre
dönmeyeceklerdi . Yol ayrımına geldiklerinde Merav duraksadı ,
hocasıysa duraksamadan şehrin aksi yöndeki yola saptı bir süre
gittikten sonra kaşlarını çattı arkasını dönmedi . Merav bunu
yapamazdı o insanları orada ölüme terk edip gidemezdi hocasına baktı
ama ona bakmıyordu , arkasını bile dönmemişti atını şahladı ve şehre
doğru hızlıca at sürmeye başladı.İçinden hocasına hoşça kal dedi.
***Lield***
Önce mancınık atışları geldi. Ateş almış koca büyüklükteki kayalar
surlara ve şehrin içine yağdı.Bazıları kaya yerine gazla doldurulmuş
fıçı fırlatıyordu . Fıçıların ucu ateşe veriliyordu hedefe
çarptığında fıçılar patlıyor sıvı gaz alev alarak etrafı ateşe
veriyordu.Bu saldırılar özellikle surların arkasındaki yapılarda
yangın oluşmasına sebep veriyordu. Yangınlar ard arda gelen
saldırılarla daha da şiddetleniyor etrafa kara bir duman
yayıyordu.Surların arkasındaki yangın surların üzerindeki askerleri
pek etkilemiyordu şansa rüzgar şehrin içine doğru esiyor dumanı
askerlere gelmeden dağıtıyordu. Düşman saldırısına karşılık şehirden
de mancınık ateşleri başlamıştı . Karşılıklı kayıplardan sonra
düşman ordusundan ilk birlik şehrin üzerine atıldı .
Merdivenler taşıyan askerler şehir surlarına doğrumu ölüme mi
koştuklarının pek farkında değildi. Şehirden gelen ilk ok dalgası
önden gelen askeri yere sermişti arkalarındakileri ise büyücüler al
aşağı etmişti. Düşman kayıplara rağmen durmadan saldırıyordu ama
saldıran birlik toplam ordunun ufak bir kısmıydı nedense hep birden
saldırmak yerine sadece içlerinden bir parçayı feda ediyor gibi
görünüyordu.
Gekil sadece izliyordu... bir şeyler bekliyordu neler oluyordu ne
olacaktı hissettiği bu şeyler neydi sesler duyuyordu ,fısıldamalar.
Ne dediklerini anlamıyordu gözleri şehre saldıran çaresiz birliğe
bakıyordu neden buraya gelmişlerdi ? Saçma bir ticari anlaşmazlık mı
? Böyle bir orduyu toplamak uzun zaman alırdı sorunlardan önce
hazırlanmış olmalıydı... Oda neydi bir karartı gördü ... Askerlerin
arasında biri sıyrıldı üzerindeki büyüyü kaldırıp gekile koca bir
alev topu fırlattı.Hoca saldırıyı az önce farketmişti karşı bir
büyüyle ölmekten kurtulmuştu hemen kendiside bir alev topu
hazırlayıp bağırarak düşmanın üzeri fırlattı ama düşmanı orada
değildi bölgenin etrafındaki askerler ateş alırken hedefi olan
büyücü ortada yoktu. Onu ararken üzerine doğru bir alev topu daha
geldi ... ardından bir tane daha ... ver bir tane daha ...
***Kuşatma ordusu gerisi Lield dışı***
Merav son sürat şehre gelmişti son tepeyi geçmeden önce atından indi
eğilerek şehre baktı.
“Bu olamaz !” çığlığı basmıştı etrafına baktı kimse yoktu. Gördüğü
şeye inanamadı şehrin ana kapısının üstünde Hoca Gekili gördü .
Hocaya bir çok büyücü alev topu fırlatıyordu çok büyük büyücü
olmalıydılar çünkü alev topları aşırı derecede büyüktü belkide başka
bir büyüydü bu. Alev topları gekili görmesini engelliyordu
oluşturduğu büyü onu ne kadar koruya bilirdi ki ? Hocaya baktı
adamın dizlerinin üstüne çöktüğünü gördü büyüsü artık onu
korumuyordu üstüne gelen son alev topu onu alıp götürdü.
Ceyhun "Hangman" ALYEŞİL
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle