Vampir inanışı dünyanın çeşitli mitoloji ve kültürlerinde yer
alan bir inanıştır. Bulunan tüm arkeolojik ve etnografik buluntular
bunu göstermektedir.Mesela Sikkim'de,eski bir Tibet manastırı'nın
duvarlarında,ikibin beşyüz yıl evvel yapılmış duvar resimlerinde,kan
emen,sivri dişli,vampiri andıran yaratıklar tasvir edilmiştir.Tibet
Lamaizm inancın'da, Varja rahipleri kan emen,sivri dişli,köpek
dişlerinden kan damlayan kişiler olarak resmedilmişlerdir.Tarih
öncesi bir Asur çömleğinde,kafası kopuk bir vampir ile sevişen bir
adam resmi bulunmuştur.İlk yazılı destan olan Gılgamış'ta vampir(Utnapiştim)
temasına rastlarız.Hint dilinin ilk yazılı kaynaklarını oluşturan "Atharva
Veda"nın bir bölümünün adı "Baital Paischisi" yani "Vampir
Öyküleri"dir.(Baital=Sanksritçe Vampir).
Vampir inanışının kaynağı ise hep tartışılmıştır. Genelde
yaygın kanı vampir inanışının batı kaynaklı olduğunu söylesede,aslında
doğu kaynaklıdır.Zira yapılan araştırmalar şunu göstermiştir
ki,vampir efsaneleri,Avrupa'ya,Moğol istilasından kaçıp Anadolu’ya
sığınan ve Osmanlı Devleti tarafından Balkanlara yerleştirilen
Rumeli Türkleri tarafından yayılmıştır. Netekim vampir efsanelerinin
ilk yazıldığı tarihlerle,Avrupa'ya Türk İskan'ı aynı tarihe
rastlar.Yani bu inanç Asya'dan alınmış ve
İran,Anadolu,Rumeli,Bulgaristan,Romanya,Macaristan ve Almanya
üzerinden tüm Avrupa'ya yayılmıştır.Hatta Türklerin,Avrupa'ya ilk
gelişinden de önce,Asya üzerinden Avrupa'ya gelen Keltlerin
inandığı,Gal ulusunun "dragdul", İrlandalılar'ın "deargdull" denen
kan içici canavar efsanesi buna örnektir.
Yarasa Efsanelerinin Vampir İnancı İle İlişkisi
Aslında vampirlerin yarasalarla bir alakası yoktur. Efsanelerde
bunu gösterir. Bu yeni çıkmış ve Amerikan ve Avrupa edebiyatı ve
sinemasıyla yaratılmış bir şeydir.
Böyle hikayeler var ise de yeni çıkmıştır.
Asya ve Avrupa'da yaşayan yarasalar genelde ufak ve böcek yiyen
türden yarasalardır. Kan emmezler. Ama kan içenleri de vardır ki
bunlar Güney Amerika'da yaşarlar. Bu acaip hayvan hem ilk
karşılarına çıktığı Avrupalıların inançlarını,hem de onlardan evvel
Maya ve Azteklerin inançlarını büyük ölçüde etkilemiştir.Mesela
Mayalar kan emen vampir tanrılara inanmış,Güneş ayinlerinde
kurbanlarının kanlarını içen Aztekler Yarasa tanrılara tapınmış ve
yarasa Azteklerin totemi olmuştur.Bunun dışında başka ilkellerde
özellikle Afrika ve tropikal bölgedekiler de bu tip inançlar
geliştirmiş,ölen düşmanın kanın içerek ölümsüzlüğe ve sihirli
güçlere sahip olunacağına inanılmıştır.Yamyamlık (fr.Cannibalisme)
inancı buradan türemiştir.
Peki Avrupa'da hiç bulunmamış olan bu hayvanlar ve kültler (keltler
hariç zira onlarda öldürdükleri düşmanları yiyerek onların gücüne
kavuşacaklarına inanırlarmış) nasıl olmuşta birden bire ortaya
çıkmıştır. Bunun gene doğu ile alakası vardır uzaktan da olsa.
Şöyle ki 1400'lü ve 1500'lü yıllarda Avrupa'daki siyasi boşluğu
fırsat bilen Osmanlılar, gün be gün Avrupa'da ilerlemektedir. Hatta
1453'te İstanbul'u alırlar. Daha sonrada kısa sürede tüm ticaret
yollarını ele geçirirler.Bunlar İpek yolu ve Baharat yoludur.Kırım
ve Kafkas seferleriyle Karadeniz ticaretine,Kuzey Afrika'nın
fethiyle de Akdeniz ticaretine Türklerin ele geçirmesi batıyı
ürkütmüş ve Hıristiyan Avrupa yeni ticaret yolları aramaya başlamış
ve coğrafi keşifler bir diğer söylemle sömürgeleştirme seferleri
başlamıştır.Eskiden kilise'nin ve din adamlarının baskısıyla ve
bilgisizlik yüzünden köylerinden burnunun ucunu çıkaramayan
Avrupalılar, Bizans’tan kaçan Rum bilginlerin,yeni çevrilen
kitapların ve matbaa'nın sayesinde bilgilenmiş,gözünü açmış ve
gemilere binerek daha önce hiç gitmedikleri diyarlara gitmişler ve
buradaki harikalar karşısında hayrete düşmüşler ve yeni şeyler
keşfetmişlerdir.Cristof Kolomb Antilleri, Ameriko Vespuçi
Amerika'yı, Balboa Büyük Okyanusu, Macellan ve Del Cano dünyanın
yuvarlaklığını, Vasko de Gama Ümit Burnu'nu keşfetmiştir.Bunların
içerisinde İspanyollar atak davranmış ve keşfetmekle
yetinmeyerek,kanlarındaki Vizigotluktan ötürü tıpkı ataları olan
Vizigotların, gemilerle Kuzey Afrika ve İspanya'yı ele geçirmeleri
gibi tekrar gemilere binmişler ve Cortez'in önderliğinde Güney
Amerika'yı fethetmişlerdir.Cortez ve askerlerinin burada
keşfettikleri tek şey Aztek altınları değilmiş.Bununla
beraber,vampir yarasaları da keşfetmişlerdir ve hem Avrupa'nın
inançları hem de Amerika'nın ekolojik
dengeleri alt üst olmuştur.
Çünkü vampir yarasalar canlı hayvanlardan emdikleri kanla
beslenirlermiş.(Günde iki yemek kaşığı kadar) Ayrıca insanları
ısırdıkları da olur ve ısırdıkları hayvan veya insan olsun onlara
kuduz bulaştırırlarmış. Vampir yarasaların kan emdikleri genelde o
bölgenin vahşi hayvanları olduklarından avlandıkları da olurmuş. Bu
onlar için zor bir durummuş ama açlık dürtüsüymüş söz konusu olan.
Bir yandan da ekolojik denge sağlanıyor, Vampir yarasalar insanlara
zarar verebilecek kadar ve doğanın dengesini bozabilecek kadar
fazlalaşmıyormuş.
Taki Latin Amerika'ya kurulan göçmen kolonileri zamanına kadar.
Çünkü o güne dek vahşi hayvanlardan muzdarip olan yarasalar,
Avrupalıların getirdiği evcil kümes hayvanlarına musallat olmuşlar
ve ekolojik denge bozulmuş. Böylece vampir yarasalar öyle
çoğalmışlar ki sonunda hem hayvanların hem de insanların başına bela
olmuşlardır. Göçmenler Avrupa'ya döndüklerinde bu gerçek kan içme
hikayeleriyle 1730'ların Avrupa'sı çalkalanmıştır. Rönesans ve
Reform ile batıl itikadı reddeden akılcı batılılar, bu kez bu
olaylar karşısında şüpheye düşerken kimileri akılcılığı
sürdürmüş,kimileride buna inanıp yeni efsanelerin türememesine sebep
olmuşlardır. Bunların arasında gotik edebiyat yazarlarını da
sayabiliriz. Yani ufacık bir hareket bir anda Avrupa'nın inanç
yapısını ve Amerika'nın ekolojik dengesini altüst etmiştir.O zamana
dek vampir efsaneleri bir anda ortaya Rönesans’ın akılcılığını ve
Ortaçağın dogmatikliğini bir arada tutan çelişkili bir Avrupa
kültürü yaratmıştır.Bu olay günümüze dek uzamıştır.Yani sizin
anlayacağınız bugün Romanya'da ölen birinin vampir sayılıp
yakılması,Fransa'da bir rahibin büyücülüğü özendiriyor diye Harry
Potter kitaplarını yakması,inanç ve maneviyat boşluğunu neo-paganizm
yoluna saparak atalarının izinden "gerileyen" Avrupa'nın bu halinin
sorumlusu Cortez ve İspanyol askerleridir!
Vampirleri Bu Denli Gerçek Kılan Nedir?
Kiliseyi ve Hıristiyanlığı eleştiren,filozof ve
düşünür,Avrupalı ünlü aydın Voltaire, 18.Yüzyılı aydınlanmacı
ortamında "Felsefe Sözlüğü" adlı eserinde demiştir ki "Vampirler en
iyi kanıtlanmış batıl inançlardır." Bu vampir inancını gerçekçi hale
getiren şey nedir?
Çoğu araştırmacıya göre bu inancın çıkış sebebi "Erythropoietic
Porphyria" adlı bir hastalıktan ileri gelmektedir. Peki bu hastalık
nasıl bir şeydir ki vampir söylencelerine kaynaklık etsin?
Ortaçağ'da, özellikle Doğu Avrupa'da soylu aileler arasında akraba
evlilikleri yaygındı.Bu hastalık akraba evliliği sonucu oluşan
genetik bir hastalıktır.Bu hastalığa yakalananların bedeni aşırı
derecede porfirin salgılar.Bu madde fazla salgılanınca
deride,gözlerde ve dişlerde aşırı kızarıklığa,üst dudağın yukarı
doğru çekilmesine ve ışığa maruz kalındığında deri üzerinde çatlak
ve kanamalara yol açan bir hastalıktır.
Eski zamanlarda bu hastalar bu yüzden gündüz dışarıya
çıkmasınlar diye odalarına kilitlenirlermiş. Kaybettiği kanıda
yerine koymaları için bol bol hayvan kanı içirirlermiş. Bunlar ancak
geceleri sokağa çıkabiliyordu.Hastalığın ileri süren safhalarında
manik-depresif ataklara rastlanıyordu. İngiltere kralı 3.George da
bu hastalığın muzdariplerindendi. Pek çok insan bu yüzden onun
delirdiğini sanıyordu.Bunun dışında birde "hirsutizm" adıyla anılan
hormon eksikliği sonucu çıkan bir hastalık vardı.Buda aşırı
tüylenmeye gözlerde ışığa karşı aşırı duyarlılığa sebep oluyordu.
Anlaşılan kilisenin baskısıyla ve bilgisizlikle debelenen orta
çağ insanı, bu hastalıkları ve hastaları şeytanın işi sanmış ve bu
durum vampir efsanelerinin, gerçek sanılmasına yol açmıştır. Cahil
Ortaçağ insanları, hastalar ölünce korkunç yaratıklara
dönüşeceklerine inanmış ve onları yerleşim birimlerinden uzak
yerlere gömmüşler ve bunu yaparken kafalarını kesip, kalkmasınlar
diye göğüslerine kazık saplarlarmış. Bu inanç bir Kelt ritüelidir.
Ölen hastaların genelde ölmediğine inanılır, geri kurt olarak
dönecekleri sanılırdı. Neden kurt? Çünkü kurt Avrupa folklarındaki
ve masallarındaki en uğursuz ve korkunç hayvandır.Kırmızı Başlıklı
Kız,Yedi Keçi Yavrusu,Üç Küçük Domuz masalı buna örnektir.Kültürler
değiştikçe karanlık hayvanlarda değişir.Laponlara göre ren
geyikleri,Afrika yerlilerinde gündüz zombi,gece leopar adam olan "wengwa"lar,
Farslılar'da baykuşlar ve örümcekler (ör."Perdedari miküned der
kasrı kayser ankebut, bum nevbet mizened ber tarımı afrasiyab" yani
anlamı "Kayserin sarayında örümcek kapıcılık etmede, Afrasiyabın
harabelerinde baykuş nöbetini tutmada" manasına gelen Farsça
beyit.), Türklerde yılan ve akrep, Eski Mısr toplumunda deve v.s,
Örnekler böyle çoğaltılabilir.
Bu inanışın üç büyük dinde, kan içmenin ve insan eti yemenin günah
olduğu biçimiyle yansıması da, bu inancın ne denli yaygın olduğunu
ve gerçekçiliğini kanıtlar.
Türklerde Vampir İnancı, Cadı ve Hortlak
Yaygın kanı Türk inanç ve kültür tarihinde vampir inancının
olmadığı yolundadır. Aslında bu inançta bizim kültürümüze girmiştir.
Yukarıda da belirttiğim gibi, Keltler'den sonra,kıtaya bu inancı
getiren Türklerdir.Lakin folklorumuzda vampir adıyla değil,daha çok
şamanlığın etkisiyle "hortlak" ve Fars kültürünün etkisiyle "cadı,cadu
veya cazu" olarak dilimize ve kültürümüze girmiştir. İkisi de farklı
kavramlardır ama vampirlik inancı ile ilintilidir.
Ölen bir kişinin, mezarından çıkıp dolaşmasına "hortlaklık",bunu
yapana ise "hortlak" denir. İnanışa göre yaşarken kötülük edenler,
başkalarının ağız tadını kaçıranlar, arabozucu ve dedikoducu,
geçimsiz insanların ölünce hortlayacağına inanılır. İnanışa göre
hortlak çoğunlukla yaşlı kimselerden olur. Gömüldüğü gece mezarından
kalkar.Peki neden yaşlılar? Çünkü eski Türklere göre eğer insan
savaşta değil de yaşlılıkta ölürse onun Gök Tanrı tarafından Uçmag'a
alınmayacağına inanılmıştır. Gene inanışlara göre hortlak gece
mezardan kalkan, sırtında kefenle ortalıkta dolaşan bir yaşayan
ölü'dür. Bunlar kızdıkları kimselere sataşırlar, hızlı koşarlar, ata
binebilirler, silah kullanabilirler, insana kızabilirler,
istediklerini döverler, sevdiklerini kaçırırlar, ev basarlar, yol
keserler, sözün kısası tıpkı efsanelerde geçen vampirler gibidirler.
İnanışa göre, mezarlık yakınlarından geçerken dua okumak hortlağın
saldırısından korunmak için etkili bir yoldur. Söylentiler
hortlakların genelde çirkin ve ürkütücü olduğunu, sırtında kefen ya
da tabut taşıdığını söyler. Anadolu halk inançlarına göre bir
kimsenin hortlaması uğursuz bir olaydır. Hortlayan kişinin ahiretten
kovulduğuna inanılır. Hortlaklar dişide olur, erkekte. Kimi
hortlaklar "hayvan" kılığında gezer, çoklukla ıssız kalmış evlerde,
tekin olmayan yerlerde, mezarlıklarda bulunurlar. Görüldüğü üzere
vampir inancı ile hortlak inancı arasında pek çok benzerlik vardır.
Bir de gene bu inançla ilintili cadı inancı vardır.
Cadı genellikle insanlar arasına dargınlık, kırgınlık sokan,
eli günü bir birine düşüren, ortalık karıştırıcı, ara bozucu, boş
boğaz kötü bir varlıktır Anadolu halk inanışlarına göre. Cinlerle,
perilerle konuşabilir. Gizli nesnelerin yerini bilir.Korkulu
ürpertili yerlerde gezer.Geceleri evlere girerek küçük çocukları
kaçırır.Genç sevgililerin işine engel olur.
Hortlak ve Cadı farklı şeylerdir. Hortlak, öldükten sonra,
tabutuyla ve kefeniyle mezardan çıkanlara da bir yeryüzünde dolanan
kimsedir. Cadı ise yer yüzünde yaşayan, kılık değiştiren yaşlı
kadındır. Kötü cinlerin yaşadığı dağlarda, kırlarda,ormanlarda,su
kıyılarında,göllerde,ev yıkıntılarında,dolaşır,Çocukları
hastalar.Kadınları doğum yaparken öldürür.Cadı'nın elinde bir değnek
vardır.Beli kambur,yüzü kırışıklarla dolu iğrenç bir koca
karıdır.Gözleri oyuktur amam ışıl ışıldır.
Anadolu inançlarında böyle iken Avrupa'da bambaşkadır cadı.
Ortaçağ Avrupa’sında çok yaygın bir inanıştır. Papa 11.İnnocent,
Avrupa'daki cadı olaylarını inceletmek üzere bir kurul
oluşturmuştur. Bu kurulun hazırladığı rapor,15.yüzyılın inanç tarihi
açısından çok önemli bir belge sayılır."Cadı Tokmağı"(lat.Malleus
Maleficarum,1487) adlı bu rapora göre,aşırı cinsel istek duyan kimi
yaşlı kadınların geceleri cadılık yaptığı yazılmıştır.Ayrıca bu
yaşlı kadınların insanlar arasında yaşadıkları ve geceleri de
cadılık yani yaşayan ölülük ettiği de bu raporda yazılmıştır.Cadılar
hep büyücülerle karıştırılsa da kelime yanlış kullanılmıştır ama
aslında cadı inancı vampir inancının bir uzantısıdır.Hristiyanlık
tarihinde büyücü avları gibi cadı avları da ünlüydü.Hatta Avrupa'da
bulunan engizisyon kayıtlarına göre cadılıkla suçlananlar
büyücülükle suçlananlardan fazladır.Cadı sayılıp yakılanların sayısı
milyonu aşmıştır.Hatta bir seferinde İspanya'da kadın,çocuk karışık
otuz bin kişi yakılmıştır!
Hristiyanlıkta bir insanın cadı olup olmadığını anlamak için
ilginç metotlar uygulanmıştır. Mesela cadı olduğuna inanılan kişiler
vaftiz suyuna atılır, batanların masum, batmayanların ise vaftiz
suyunun onları kabul etmediği gerekçesi ile cadı sayıp yakarlarmış.
Suyun kaldırma kuvvetinden haliyle bihaber olan papazlar yüzünden bu
yöntemle pek çok masum ölmüştür. Cadı inancı ilk insandan günümüze
dek süregelmiş bir inançtır. Mağara duvarlarında bulunan ilk cadı
resimlerinin, milattan önce 30.000 yıllarından kalmadır. Bir
ölümlünün nasıl cadı olabileceği ise ayrı bir inanç konusudur.
Anadolu inançlarına göre eğer bir ölü, karanlık bir oda'da
bekletilirse yalnız başına veya üstünden kedi atlarsa, hortlayıp
cadı olacağına inanılır. Yaşıyor ise insan ya da köpek eti yiyerek
de cadı olabilir. Cadılar inanışa göre toprak ve ceset yiyerek
beslenirler. Gece mezarından çıkarak evlere girip yağ, bal, un gibi
yiyecekleri birbirine karıştırır.Yatak,yorgan,şilte gibi şeyleri
delik deşik edip dağıtır,insanların üzerine taş,toprak gibi şeyler
atar.Cadıların bazı olağanüstü güçleri vardır.Bu güçlerini
kullanarak insanlara istediğini yaptırır.Anadolu'daki Alkarısı
(Albastı) inancıda bir tür cadı(vampir) inancıdır. Yozgat yöresinde
ise Karakoncolos ya da Congoloz adlı bir tür cadıya inanılır.
İnanışa göre bunlarla mücadele edilmezse giderek daha çok kötülük
yapar, topuklarından kanını emerek çocukları öldürürler. Cadılarla
ancak "cadıcı" denen kişiler mücadele edebilir.
Çeşitli yöntemlerle cadıları yok ettiğine inanılan kişilere
cadı denir. Cadıcı denen kişiler bir anlamda "ocaklı" sayılır.
Cadıları kovmak için yapılan yöntemler, büyülü sözler ve dualar
babadan oğula geçer. Cadıcılar cadıları kovmak için ilginç yöntemler
uygularlar.Mesela bunlardan en çok uygulananı,Türklerin henüz
şamanistken Çin'deki Wudan büyücü kültüründen aldıkları ve
Anadolu’ya kadar taşıdıkları bir yöntem olan bir kağıda gerekli
duayı yazıp yakmak ve sonra küllerini çevreye üflemek büyük
parçaların gittiği yönde ana cadıların,küçük parçaların gittikleri
yönde yavrularının bulunduğuna inanılır.Cadıcı sonra bu yönlere
doğru uzunca bir şiş saplarmış gibi yapar ve böylece cadıları yok
ettiğine inanılır.Aynı yöntem Çin'in Wudan bölgesinde uygulanır ama
kılıçla.
Batı Trakya Türklerinin yaygın bir inanışına göre cadılar
cumartesileri mezarlarından çıkmazlar. Bu yüzden cadıcılar o
günlerde cadıların mezarı üzerinde ateş yakarak onları etkisiz hale
getirirler. Gene bu yöredeki yaygın inanışa göre cadıları öldürmenin
en etkili yolu mezarı açıp, cesedi çıkarıp, karnına kazık çakmak ve
yüreğini kaynar suda haşlamaktır. Buda etkili olmazsa cesetd tümüyle
yakılır zira ateşin cadılara karşı en etkili silah olacağına
inanılır.
Ünlü tarihçi Ali Rıza Seyfi'nin yazdığı "Kazıklı Voyvoda" (Drakula
İstanbul'da) adlı eserde konu ile ilgili enteresan bilgiler vardır.
Eser 1997 yılında,Kamer yayınları tarafından,1997 yılında,Drakula
İstanbul'da adıyla ve Giovanni Scognamillo'nun önsözü ile birlikte
yeniden basıldı.Ordada çeşitli bilgiler bulabilirsiniz.
Çeşitli Vampir İnançları
Bunun dışında Avrupa'da da bu tür inançlar yaygındır. Mesela
özellikle Doğu Avrupa inançlarında Walpurgisnacht(30 Nisan), St.
George Günü(23 Nisan) ve St.Andrew Gecesi(30 Kasım) gibi uğursuz
olduğuna inanılan zamanlarda, vampirlerin, lanetlilerin ve kötü
cinlerin,insandan uzak yerlerde Şeytan için kutlama yaptıklarına
inanılır. Vahşi bir şekilde öldürülenlerin veya intihar edenlerin
vampir olacağına inanılır.Bu yüzden bu kişiler geldiği yeri geri
bulup insanlara zarar vermesin diye yolların kesişim
noktalarına,kavşaklara ve uzak mezarlıklara gömülürlermiş.Ayrıca bir
çok kültürde kötü bir varlığın adını anmak onu çağırmak manasına
geldiğinden dolayı genelde isimler zikredilmez.Mesela İslam
inancında olan biri cin demezde "o" der.Bir Doğu Avrupalı vampir
demez direkt.Balkan folklorunda bir vampirin kurtlara hükmettiğine
inanılır.Romen folklorunda kurtadamlarla vampirler arasında bir
bağlantı olduğuna inanılır.Örneğin derler ki yaşarken kurtadam olan
biri öldüğü vakit vampire dönüşür.Sarımsağın vampirleri kurtadamları
ve şeytanları kovacak gücü olacağına inanılır.Romen ve Macar
folklorunda vampirlerin toz kütlesine dönüşebileceğine
inanılır.Romen folkloruna göre vampire dönüşenlerin cesedi
çürümez.Vampirlik bir anlamda yer yüzündeki cehennem gibidir.Bu
cezanın çekilmesi Doğu Avrupa inanışlarına göre yedi yıl
sürer.Bundan sonra vampir ya içinde doğduğu ülkenin toprağı olan bir
tabuta koyularak başka yere gider yada ölür.Doğu Avrupa folklorunda
bir vampiri ortadan kaldıracak çeşitli kazıkların tarifi yer
almaktadır.Sert bir tahtadan mümkünse diş budak yada gül ağacından
bir kazık yada kızgın demirden bir kazık bu iş için uygundur.Tam
kalbe yada karın bölgesine saplanmalıdır.Balkan folkloruna göre ise
başı kesildikten sonra baş,bacakların arasına konulur yada baş ve
ceset haça bağlanarak yakılırdı.Vampir tabutundan çıkamasın diye
lahitin veya mezarın üstüne yabangülü dalı konulurdu.İnanışa göre
vampirler yabancılara değil tanıdıklara musallat olur. Ortaçağ'da
bir yarasanın çarptığı kişinin yedi zaman içerisinde vampirin
saldırısına uğrayacağına inanılırdı.Asur inançlarındaki Nedular yani
yer altı bekçileri vampir gibi azı dişleri sivri,göz bebekleri çok
büyük ve parlak,uzun ve keskin tırnaklı" olarak tarif edilir.İran'ın
ünlü destanı "Şehname" de Dahhak bir vampir gibi tasvir edilir ve
kan içer.
İnanç Sözlüğü,Orhan Hançerlioğlu
Büyük Larousse,
Dracula,Bram Stoker
Dehşetin Kapıları,Giovanni Scognamillo
Drakula İstanbul'da,Ali Rıza Seyfi
Doğu Büyüsü,İdris Şah
Araştırma Notlarım,
Mehmet Berk "Wyern" Yaltırık
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle