Sevgili Rosen
Birkaç cümle yazabileceğim. Sonra birşeyler yiyip
yatmayı düşünüyorum. Burada eğitim çok hızlı ve zor. Bir yandan
katanalarla basit kılıç darbeleri yaparken bir yandanda latince
sözlük ezberlettiriyorlar. Orasıda farksız sanırım. Burada yani
Nothingam'da havalar ılık orayı bilmiyorum. Bu kadar. Cümle limitini
aşmamalıyım. Güle Güle
Lilly. Nothingam
Kime : Rosen. Londra
Mektubu zarfa
koydu ve zarfı kapattı. Parmağını zarfın tam yapışma yerine koyarak
birşeyler mırıldandı. Zarfın üstünde zarf açılamayacak şekilde bir
mühür oluştu. Üzerinde L harfi vardı. Zaten bir yatak ve bir masanın
zor sığdığı odasının heryeri kitap doluydu. Sıçrayarak ahşap zeminde
şaşırtıcı bir şekilde ses çıkarmayarak uzun ince koridora geçti.
Gerçekten uzun bir koridordu. Burası dünyanın en büyük konsey
binasıydı. Tahta seminde çoraplarıyla ilerlemeye başladı. Kapısız ,
resimsiz sadece beyaz duvar vardı. İlerledi , ilerledi. Neredeyse
beş dakikaya varan bir süre ilerledi. Sonunda ana salona vardı. Her
zamanki gibi yeniler alıştırma yapıyordu. İlk başta hep böyle
hevesli olurlardı. Biliyordu , oda onlardan biriydi bir zamanlar.
Ana salon çok büyüktü. Duvarları mermerdi. Beyaz sütunlar salonu
süslüyordu. Bina ahşap olmasına rağmen salon mermerdi. Zemini ve
duvarları... Heryeri mermerdi. Ortasında bir yuvarlak halinde
toplanmış yeni yetmeler vardı. Ortaya koydukları yılan derisiyle beş
kişi birden yer belirleme büyüsü yapmaya çalışıyorlardı. Yanlış
anlamayın hepsi ortakdı. Beş kişi bir büyü yaratmaya çalışıyordu. Ne
zayıflık ama ! Yer belirleme büyüsü kitaplarda birinci seviye olarak
gösterilirdi. Bunlar dün gelenler olmalı diye düşündü. salonun bir
ucunda bir şömine ve etrafına toplanmış koltuklar vardı. Diğer
ucundaysa toplantı masası ve sandalyeler. Onun dışında hol genç
büyücü adaylarına yardım olsun diye boştu. Köşeden yenileri izlemeye
başladı. Hepside kızdı. Bir tanesi bağdaş kurmayı tam becerememişti.
Şimdi eğleneceğiz işte diye geçirdi içinden. Normal boyunda ve
kilosunda , uzun kızıl saçlıydı. Güzel sayılırdı. İşte beklenen an.
Hep beraber tekrarladılar. "Phenamenunla". Evet harika bir yer
belirleme büyüsü yapmışlardı. Fakat bizim kızıl saçlı kıza doğru
gidiyordu. Hızla ona çarptı. Kız uzun ve boş salonda çarpmanın
şiddetiyle baya bir geriye uçtu. Arkadaşları henüz şoku
atlatamamışken Lilly olaya müdahale etti. Bir aday ölebilirdi. Ahh
tabiki hayır. Yer belirleme büyüsü onu öldürmez. Acıtır. Lilly
koşturarak kızın yanına gitti. Siyah gözleriyle kızlara hiddetle
baktı. Çok korktular sanırım ki kalkan büyüsü yapmaya başladılar.
Bunlara iyi bir ders verme vaktiydi. Çünkü içlerinden birinin
düşüncelerine girmiş ve aslında onun bu büyüyü kasten kızı vurmak
için kullandığını öğrenmişti. Önce kızı koltuğa oturttu. Lilly
"Pekala yeni yetmeler. Madem savaş istiyorsunuz , alacaksınız. İyi
bir ders olacak sizin için." Bu sırada sesler duyulmuş olmalı ki
gözetmen Arthur ve Lucios odaya hızla daldılar. Lilly bağdaş kurmuş
ve gözlerini kapamıştı. Diğer dört genç kızda tam karşısında
aynısını yapmıştı.
Arthur salonda Lilly'e doğru koşturmaya başladı. Lucios
"HAYIR" diye bağırsada artık çok geçti. Zavallı Arthur Lilly'nin
meditasyon yaptığı sırada kendini güvende hissetmesini sağlayan
kalkana çarptı. Dehşetle çığlık attı. Maalesef kalkan alevdendi.
Üstelik zehirli alevden. Arthur yere yığıldı. Kıvranıyordu. Lilly
çoktan transa girmişti. Olanları fark etmedi. Lucios Arthur'a doğru
koşmaya başladı. Yanına yetişir yetişmez onu kaldırdı ve salondan
koşarak ayrıldı. Ayrılmadan önce Lilly'e bir mesaj yolladı.
(Büyücülerin klasik beyinden konuşma metodu). Kızlar daha henüz
transa girmişlerdi ki Lilly'nin tam önünde başının hizzasında bir
enerji toplanması olmaya başladı. Kızlardan iki tanesi bayıldı. Yer
belirleme büyüsünü bir enerji topuna dönüştürüp kızı yaralayan kız
çığlık attı. "Lanet olsun ! Enerjimizi emiyor". Diğer kız birden
Lilly'nin hatırladığı kadarıyla zehirli enerji büyüsünün sözlerini
fısıldamaya başladı. Bu kadarını beklemiyordu ama yinede onların
üstesinden gelebilirdi. Hala kimsenin hayal edemeyeceği bir kurtarma
büyüsü vardı. Kızın büyüyü bitirmesine izin veremezdi. Eğer izin
verirse onlardan emdiği bu enerji onu zehirlerdi. "ibrav pholemé" !.
Kızların üstüne gökten irili ufaklı alev taşları yağmaya başladı.
Kalkan büyücü yani kalkanın ayakta kalmasını sağlayan büyücü bizim
şu kötü büyücüydü. Kalkan onun enerjisiyle ayaktaydı ve gittikçe
zayıflıyordu. Muazzam bir zamanlama olmalıydı. Diğer kız zehirli
enerji büyüsünü bitirmeden kalkan cadısının enerjisi bitmeliydi.
Şansı yaver gitti. Kalkan daha fazla saldırıya dayanamadı. Kızların
kıyafetleri tutuşmaya başladı. Tabi böyle olunca zehirli enerji
büyüsü filan unutulur. Ama öyle olmadı. Kız büyüye devam etti.
Büyünün son sözcüğü azından bir tıslama gibi çıktı. "Sissillos!".
Enerji küresinin rengi yeşile dönmeye başladı. Bir anda etrafındaki
alev duvarını fark etti. Yine kendini kaptırmıştı. Büyü yapmaya
başladığında sanki kendinden geçerdi. Bu alev duvarı enerji küresini
biraz tutabilirdi. Bu iş iyice zevkli ve sıkıçı bir hal almaya
başlamıştı. Artık süpriz büyünün yapılma vakti gelmişti.
Konsantrasyonunu fule çıkardı. Dünya ile bağlantısını kesti. Eline
cebinden bir parça yeşil zambak tohumu aldı. Latince sözler
fısıldamaya başladı. O kadar itaatkar fısıldıyordu ki kızlar
korkmaya başladılar. Son sözü duyduklarında kızlar etraflarını
sarmış olan enerji parmaklıklarını fark etmeseler kaçacaklardı.
Fakat artık çok geçti. "Size emrediyorum ey büyünün güçleri , şimdi
burada bu anda bu boyutta kapı açılsın. Size emrediyorum...!" Salon
sarsılmaya başladı. Sütunlardan birkaçı büyük bir çıtırtıyla
çatladı. Kızlar artık çok korkuyor ve gözetmenlerine bağırıyorlardı.
Sanki dünyada bir yırtık varmış gibi sonsuz karanlığa bir delik
açıldı. Karadeliğe benzeyen birşey. Ama tek bir farkı vardı.
Çekmiyordu , itiyordu... Kapı bir süre sonra kapandı. Bir an salon
sessizliğe gömüldü. Bu iki saniye Meryl'e bir gün gibi geldi. Meryl
herşeyden pişmandı. O kızı rezil ettiğinden pişmandı. Arkadaşlarını
kandırdığından pişmandı. Gözlerini kapadı ve rahatça ve en acısız
şekilde ölmeyi diledi. Ta ki bayan Lillith odaya gelene kadar. Odaya
girer girmez karşısında gördüğü manzara korkunçtu. İki kız çığlık
atıyordu. Aynı zamanda bir yeşil alev topu onlara doğru gidiyordu.
Lillith bunun hemen bir djinni olduğunu anladı. Fakat artık belkide
çok geçti. Kızlar savunmasızdı ve djinni onlara çok yakındı. Ayrıca
Lilly belkide yokedilmesi için vakit olmayan bir kalkan örmüştü
etrafına. Tek umut Lilly'nin saldırıyı durdurmasıydı. Öyle de oldu.
Odada yankılanan bir cümle herkezi ferahlattı. "Xanxel DUR!". Alev
topu durdu. Hiç kıpırdamadan Lilly'e bakıyordu. Yani en azından
Meryl öyle anlıyordu. "Sagarretto Xanxel !". Herşey geçmişti. Djinni
gönderilmişti. Yorgun görünen Lilly ayağa kalktı. Tüm büyüleri tek
sözle sadece safir tozuna dönüştürdü. Kızlar artık ağlıyorlardı. Ama
mutluluktan. Lillith Lilly'e bağırıyordu. "Sen ne yaptığını
sanıyorsun. Birini öldürebilirdin. Sende ölebilirdin. Ayrıca sen
nasıl bir djinni çağırmaya cürret edersin. Gözetmenin buna izin
veriyormu ?". Lilly odasına doğru kaçmaya çalışırken Lillith onu
tuttu ve duvara yapıştırdı. "Beni dinle bayan ukala. Bundan sonra
diğer öğrencilere büyü yapmak yasak. Alıştırmalarını hedef üzerinde
yapacaksın. Ayrıca şimdi gidiyorsun ve bir haftada Sanskritçe
sözlüğü ezberliyorsun ve bana Sümerce büyünün oluşumuyla ilgili bir
haber hazırlıyorsun.
Lilly odasına çekildikten sonra neler yaptığını yavaş
yavaş anlamaya başladı. Birileri ölebilirdi. Bu ölen oda olabilirdi.
Kendini kötülüğe adamış yaratık düşmanına değilde ona
saldırabilirdi. Sanırım gözetmeni haklıydı. Yeteri kadar gücü
olmadan aptalca şeyler yapmamalıydı. Tam Sümerce ödev için kalem
çıkarırken kapı çalındı. Sesi titreyerek "Kim o?" diye sordu Lilly.
Kapıdaki gözetmeni Arthur'du. Etrafındaki auranın sıcak hafası ona
çarpmıştı. Kapıyı açtı. Gözetmeninin yaraları iyileşmiş gibiydi
fakat aurasında bazı delikler vardı. (Dipnot : Auralar büyücüleri
büyüden ve yaratıklardan koruyan ve yaratıkları itaat ettiren
vücutları etrafındaki kalkandır. Kalkan ne kadar zayıfsa büyücü o
kadar güçsüz , saldırıya açıkdır. Büyücüler birbirlerinin auralarını
göremezler. Bunun için güçlü bir büyü yada büyücünün izin vermesi
gerekir.) Lilly olanları hatırladı. Gözetmeni yaralanmıştı. Fakat
Bay Arthur hiçde sinirli değildi. Aksine gülümsüyordu. Arthur bu
uzun süren ve benim bu benzetmeleri yapmamı sağlayan sessizliği
bozdu. "Bu saldırın hiç hoş değildi." diye bağırdı. Sonra kulağına
yaklaştı ve "Lillith dışarıda. Bu konuşmadan sonra odama gelmeni
istiyorum" diye fısıldadı. "Seni hiç tasvip etmiyorum Lilly. Şimdi
bu kapıdan çıkıyorum. Uyumadan Lillith'in ödevini yapmanı
istiyorum." dedi ve çıktı. Beş dakika sonra Lilly kapıyı dinledi ve
dışarı çıktı. Kapıyı hafifçe kapadı. Üst kata doğru merdivenleri
tırmanmaya başladı. Bütün binanın ihtişamı içinde en değersizi
merdivenler gibiydi. Ahşaptan ve küçüklerdi. Üstlerinde halı bile
yoktu. Merdivenleri tırmanırken ayağı takıldı ve tökezledi.
Merdivenin altındaki duvarda sanki bir kapı var gibi geldi ona.
Duvarda aralarda çok küçük bir menteşe deliği vardı. Ama çok
düşünmedi. Gözetmeninin odasının kapısına geldi. Kapının üstünde
küçük bir pentagram içine koyulmuş kırmızı yakut vardı. Kapıyı çaldı
ve giriş iznini aldı. Aksi takdirde kapıdaki tuzaktan çıkan alev
topu onu küle çevirirdi. Kapı kendiliğinden açıldı. Oda basit bir
odaydı. Kare olduğuna emindi. Kapıya bakan bir masa ve koltuk ,
köşede duvara dayalı bir yatak ve bir dolap... Bundan ibaret bir
odaydı. Gözetmeni koltukta oturuyor ve masasının üzerine yaydığı bir
büyü parşömenini inceliyordu. Parşömen Sanskritçeydi. Hemen
kafasından çevirdi. Bu bir ışınlanma büyüsüydü. Tam bunu düşündüğü
sırada gözetmeni ona döndü ve "Aynen öyle genç bayan. Bir
teleportasyon büyüsü" dedi. Lilly şok oldu. Ama gözetmeni konuşmaya
devam etti. "Sanskritçe öğrenmen için verilen ödev çabuk bitmiş
sanırım ? Yarım saat oldumu ?". Lilly cevap verdi. "Baştan beri
biliyordunuz." Arthur "Bilmediğimi düşünmen zekice değil.
Kütüphanecinin bana gönderdiği şikayet mesajlarını yakarak
ısınıyorum." Lilly kızardı. Arthur söze atladı. "Bak Lilly
konuşmadan beni dinlemeni istiyorum. Bu konseydeki en güçlü öğrenci
cadı sensin. Sanırım bir görevi hak ediyorsun diye düşünüyorum. Sana
tehlikeli bir görev vereceğim. Kimse bilmiyor. Ama senin bilmeye
hakkın var. Çok kötü şeyler yaklaşıyor Lilly. Hep sorguladığın soru
yani sizin üstünüze neden bu kadar gitmeye başladığımızın cevabı bu.
Tarih severmisin ?". Lilly şaşkınca "Eee... Evet efendim". Arthur "Bartimaeus
okudun mu ?". Lilly "Evet efendim". Arthur "Hatırlarmısın bir
savaştan bahsediyordu. Büyük bir savaştan. Var olanların ve var
olmayanların savaşından... Neyse bu konuları geçelim. Sana vereceğim
görev şu. Türkiye'deki cadılar ve büyücüler konseyi büyük bir
tehlike altında. Şu dönemlerde maalesef büyücü konseyleri birleşmek
yerine didişmeyi tercih ediyor. İsrail Konseyi büyük bir saldırıya
hazırlanıyor. Casuslarımız bize bunu bildireli çok kısa zaman
geçti." Lilly "Peki benden istediğiniz şey nedir efendim ?" Arthur
"Oraya geliyorum sabırlı ol. Senden Türkiye'ye gitmeni istiyorum.
Orada neredeyse savaş çıkmak üzere. İşin kötü tarafı kimin
kazanacağını biliyoruz. İyi bir müttefik olan İsrail'i kaybetmek
istemiyoruz. Ama bunun yanında Türklerinde bize hatrı sayılır
yardımları var. Senden bölgede barışı sağlamanı istiyorum. Türk
konseyine gidip onlara Britanya'nın bu gerginlikten mutsuz olduğunu
ve bu zamanlarda konseylerin birlik olması gerektiğini
açıklamalısın. Daha sonra İsrail'e gideceksin. Oradanda Moskova'ya.
Oradanda Prag'a gideceksin. Bu ülkelerin konseylerini gezip onlarla
anlaşmalar imzalayacaksın. Okulu maalesef hiçbir gözetmen
bırakamıyor. Çünkü okulun etrafındaki kalkanda her büyücünün ve
gözetmenin çok büyük katkısı var." Lilly "Fakat efendim biliyorsunuz
ben sadece bir öğrenciyim. Beni dinlemezlerki." Arthur "Eğer
Camandema tılsımın olursa emin ol dinlerler." Lilly " O nedir ?"
Artur "Britanya mührü olan bir tılsım. Koruyucu etkisi vardır.
Konsey başkanı ve vekilleri taşır" Lilly " Efendim anlamıyorum ben
nasıl taşıyabilirim ki onu?". Arthur "Peki açığımı yakaladın. Bu
soruyu sormanı beklemezdim. Aslında görevden konseyin haberi yok.
Tılsımların saklandığı bir yer var. Sana birini verip yerine
sahtesini koyacağım. Sen bunları kafana takma. Sadece eşyalarının
gerekli olanlarını topla. Yanına sadece önlem için yıldırım büyüsü
malzemelerini ve temel büyüler kitabını al. Seni orada Hakan
karşılayacak. İyi biridir. Aslında Türkiye'nin en iyi gözetmenidir.
Seni konseye sunacak. Şimdi git ve eşyalarını topla. Büyük bahçeye
gel. Seni tanıştırmam gereken bir arkadaşım var" Lilly şaşkınlık ve
olanların etkisi ile koşarak gitti ve eşyalarını topladı. Çantasıyla
sessizce ana bahçeye çıktı. Uçsuz bucaksız göz alabildiğine çimen ve
çiçek olan bu bahçede sadece gözetmeni vardı. Gece olduğunu fark
etmemişti. Lilly aslında güzel bir kızdı. Uzun kırmızı ve sarı ile
karışık hoş tonda bir saçı vardı. Bakışlarının hüzünlü ve güzel
olduğunu söylerdi arkadaşları. Gözleri kahve rengiydi. Boyu
normaldi. Kilosuda. Ama şimdiye kadar ne aşık olmuş nede ona olan
olmuştu. Aslında hikayenin en heyecanlı noktalarından birinde böyle
birşeyi neden belirttim bende bilmiyorum. Neyse devam edelim...
Lilly gözetmeninin yanına yavaş adımlarla ilerledi. Gözetmeni elinde
parlayan yuvarlak demirden bir tılsım tutuyordu. Tılsım bir
boyunluktu. Ortasında bir aslan simgesi vardı. Lilly tılsımı boynuna
astı. Arthur düz çöktü. Arthur " Ne yapıyorsam yap ve ne dersem
tekrarla." Arthur cebinden bir kese çıkardı. Kesenin içinden etrafa
safir tozu serpti. Saphir tozlarından bir daire çizdi. İçine oturdu.
Bağdaş kurdu ve yüksek sesle ve normal dilimizde konuşmaya başladı.
"Seni çağırıyorum kanadı olan , seni çağırıyorum gagası olan , seni
çağırıyorum hızı olan. Ey asaletin en yücesi , adaletin en
kudretlisi , kartalların şahı Griffin !" Eline iki tane yakut aldı
ve birini Lilly'e doğru attı diğerini ise sağındaki boş bölgeye
attı. Havada kanat çırpma sesi duyulmaya başladı. Havayı yırtan bişe
vardı. Lilly kafasını yukarı kaldırdı. Bulutların arasından dalışa
geçmiş bir kartal gördü çok uzaklarda. Yaklaştıkça kartal büyüdü ,
büyüdü ve büyüdü. Yere indiğinde boyu hemen hemen iki metreydi.
Müthiş bir gagası olan dev bir kartal vardı karşısında. Vahşice
baktı bir iki hırlama yaptı ve sonra dönüp Arthur'a baktı. Gagasını
açarak "Ahh ... Arthur senmiydin. Bende yeni biri beni çağırdı sanıp
korkutma aşamasına başlamıştım. Fakat beni çağıran bir kızdı ?"
Döndü ve Lilly'e baktı. "Ahh.. Demek küçük hanım sizsiniz. En
azından Tera'dan iyi Arthur. En azından bu hanımda zariflik var."
Lilly "Teşekkür ederim şey.." Griffin "Bramel.." Lilly " Teşekkür
ederim Bramel." Bramel "Ses tonuda güzel. Gittikçe gelişiyorsun
Arthur. Neyse eveeet şimdi sadede gelelim. Sonuçta benimde işlerim
var. Nereye gidiyoruz ?" Arthur "Türkiye'ye İzmir'e..." Bramel
"Harika. Aslında Türkiye'deki griffinler çok barış canlısı. Ama en
son Franc oraya gittiğinde onlara küfretmiş. Bir hafta boyunca
uçamadı zavallı" Lilly iyice korkmaya başladı. Olaylar o kadar hızlı
olmuştu ki düşünmeye vakti kalmamıştı. Yani bilmediği bir yere
gidiyordu. Bilmediği insanların içine. Daha dillerini bile
bilmiyordu. Ama tılsım ona yardım edecekti...
Mert "Willow" Çelikok
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle