Asuka’nın harabeleri
arasında kara cüppeli uzun boylu bir adam yıkık yolda ilerliyordu.
Yıkılmış hayaletlerin beldesiydi burası Mirharch’ın eski
krallığıydı. Yıkık harabelerin arasında Toroch’un yıkık kalmamış tek
yeri olan kraliyet sarayı gri bir pus halinde yükseliyordu. Tozlu
gri bir dünyaydı burası sisler için de köhne bir virane.
Slang Residium tozlu yoldan eski sarayın kırık basamaklarına
adımını attı. Karanlığın hüküm sürdüğü harap olmuş odalardan viran
olmuş salonlardan geçti. Cüppesinin hışırtısı hariç her şey
sessizdi. Arada bir rüzgâr uğulduyordu. Bir gölge gibi süzüldü
çatlak yıkılmak üzere olan duvarların arasından.
En sonunda geniş bir odaya çıktı. Bir zamanlar Mirharch’ın
oturduğu taht salonuydu burası. Eski günlerde Mirharch’ın hüküm
sürdüğü bu salon örümceklerin çivit attığı Gölgelerin arsında
görünmeyen yaratıkların gizlendiği bir viraneye dönmüştü.
Salonun bir köşesinde kenarlarını örümcek ağları sarmış eski
bir havuz duruyordu. Havuzun içi siyah balçık gibi bir sıvıyla
doluydu ve kaynatılıyormuşçasına fokurduyordu. Büyük kabarcıklar
beliriyor, sıvıdan çıkan buhar zehir gibi her tarafa dağılıyordu.
Ölülerin Havuzu” diye mırıldandı Slang havuza daha da
yaklaşarak. Kukuletasını yavaşça açtı. Uzun, iki yana dağılmış
yüzüne düşen kahverengi saçlar, soluk bir beniz ve hırsla parlayan
bir çift mavi göz çıktı ortaya.
Ölümün ötesine geçe bilecek miyim? Diye düşündü Slang bir an
için sonra kendine gelerek iç karartıcı fokurdayan zift gibi sıvıya
baktı. Bir kadın gibi uzun tırnaklı elini cübbesinden içeri soktu ve
küçük mor bir kese çıkardı. Kesenin içindeki bir miktar beyaz tozu
öteki avucuna döktü.
“Bunu yapmaya kararlı mısın?” arkasından bir ses.
Slang ani bir refleksle hemen arkasına döndü. Dönerken kara
cübbesi havanmış elindeki beyaz toz yere saçılmıştı. Hemen gözleri
birisini aradı. Daha iki dakika öncesinde boş olan tozlu tahtta bir
adam oturuyordu.
Adam uzun kirli bir ceket giymişti. Çok eski zamandan kalma
yarı yarıya paslanmış bir zincir zırh kahverengi ceketinin arasından
gözüküyordu. Siyah yırtık bir pantolon ve çamurlanmış kahverengi bir
çizme giymişti. Yüzü karanlığın içinde kalıyor olsa da Slang onun
ona kıs kıs gülerek baktığından emindi.
Slang aklındaki bir ölüm büyüsüne hazırlandı bir yandan da
adama dikkatlice bakıyor. Onun ne tür biri olduğunu merak ediyordu.
“Kararın nedir?” dedi adam gülerek “Yoksa burada dünyanın
sonuna kadar beklemeyi mi yeğlersin.”
“Sen kimsin” dedi Slang ölüm büyüsünün sözleri dilinin
ucundaydı ama bu garip kılıklı heriften birkaç cevap öğrenmek
istiyordu.
“Burada benim kim olduğum önemli değil genç yabancı.” dedi adam
sert bir sesle “Önemli olan senin kim olduğun burada sayılması çok
uzun zamandan beri yaşıyorum ve son üç yüz yıldır kimse buraya
uğramıyor. Hal böyle olunca soru sormak benim hakkım sence de öyle
değil mi?”
Slang kafasını evet anlamında salladı. Bakalım bu adam ne
sorarsa sorsun diye düşündü ne de olsa birazdan ölecekti. “Benim
adım Slang Residium Algarların başrahibiyim. ve bu işi yapmaya
kararlıyım.”
“Kendine çok güveniyorsun Başrahip” dedi adam fısıltıyla “ Oysa
ölüleri diriltmek o kadar kolay değildir. Bir başrahip için bile…”
“Sen kimsin? Ayrıca benim buraya ölüleri diriltmek için
geldiğimi nerden biliyorsun?” dedi Slang öfkeyle Bu adam ölüydü ona
göre hem de leş gibi ölü.
“İkinci sorunun cevabı Başrahip, tahmin diyelim istersen. Hiç
kimse bu lanetli yere şu kokuşmuş taşları incelemeye gelmez. Ayrıca
bu havuzda kimsenin yüzmek için yanında durmaz. İlk sorunun
cevabına gelince beni Greece diye çağır, Wallece Greece”
“Peki, sen burada ne yapıyorsun?” diye sordu Slang
Eskiden Mirharch’ın baş veziriydim.” diye cevapladı Greece “Şu
koca tahtında kendini bir şey zanneden Mirharch’a hizmet ederdim.
Ama şimdi Kurulduğu tahta ben oturuyorum ve bir zamanlar çok üstün
olan krallığın taştan viranesine ev sahipliği yapıyorum.”
“O lanetten nasıl kurtuldun?”
“O lanet sadece kendi ırkını kapsıyordu. Ben bir Ask değilim. O
yüzden beni etkilemedi. Diğer yabancılara ne olduğunu soracaksan
onlar korkudan doğuya kaçtılar. Ben burada kaldım birisi bu ölüleri
sahiplenmesi gerekiyordu.”
“Ölülerin neresini sahipleneceksin ki ölü ölüdür. Kimse onların
sahibi olamaz.”
“Senin daha demin yaptığın çok farklı bir şey değildi
Başrahip.” dedi Greece ayağa kalkarak.
Slang bir an adamın heybetiyle geriye çekildi. Nerdeyse havuzun
kenarına kadar gelmişti. Greece çok iri yapılı olmamasına karşın
kaslıydı. Kır düşmüş gür siyah saçları köşeli çenesi. Yıpranmış bir
yüzü vardı. Asıl korkutucu olan gözleriydi, parlak gri saydamsı
gözleri. Öyle ki göz bebeği yoktu bile sadece gri gözleri geri
çekilen uzun boylu sıska bir adamı yansıtıyordu.
“Buraya senden önce birçok adam geldi Başrahip.” dedi Greece
gülerek “Hepside şu arkandaki ölüm havuzunu boyladı. Senin sonunda
pek farklı olmayacak”
Slang Residium aklındaki ölüm büyüsünü bir türlü
hatırlayamıyordu. O korkunç gri gözlere kilitli kalmıştı. Başka hiç
bir şey aklına gelmiyordu. O gözler kendisini bir mengene gibi
sıkıyordu. Haykırmamak için kendini zor tutan Slang sendeledi.
Bir an Greece’in eli bulanıklaşıp ceketine gitti. Orada
omzundaki kayışa bağlanmış kemik saplı bir hançeri tutup hızla
Başrahibe fırlattı. Bir an kaybolan göz teması. Slang’ın ölüm
büyüsünü hatırlamasını sağladı son bir çabayla haykırdı.
“ ANNİA MORT- ”
Ama başrahibin sözleri yarıda kesildi. Önce kesilen cüppenin
hışırtısı sonrada metalın ete girmesinden çıkan ses duyuldu. Hançer
sapına kadar Slang Residium’un karnına saplandı. Slang derin bir
acıyla gözlerini açtı. Ağzından kurtulan bir kandamlası çenesine
ilerledi. İki eliyle de hançerin sapını gevşekçe kavradı.
“Ölüm” diye mırıldandı. Havuza düşmeden. Sonra kendini bıraktı.
Gözleri tavanda ölümün kucağına işte böyle düştü Slang Residium.
Siyah katranımsı sıvı onu cüppesiyle beraber yuttu ve Algarların
başrahibi ölülerin arasına katıldı.
Greece havuzun kenarına kadar yürüdü. İçindeki sıvıya şöyle bir
göz attı. Fokurdayan sıvı ve buharda daha önce birisini yutmuş
olmasına rağmen hiçbir değişiklik yoktu. Greece tahtın yanına gidip
biraz yanındaki kırmızı tuğlayı çevirdi. Köşedeki duvar bir kişiyi
alabilecek şekilde sessizce açıldı. İçerde kör bir karanlık
uzanıyordu. Ama Greece’in gözleri bu karanlığa alışıktı.
Gitmeden önce arkasını dönerek Eski taht salonuna baktı. Bir
sürü kişiye mezar olmuştu bu oda bir sürü hırslı büyücüler ölüleri
kontrol etmek istemişti. Hepsini de teker teker haklamıştı. Asla
vazgeçmeyecekler diye düşündü havuza bakarak asla öldürülmekten
vazgeçmeyecekler. Sonra dönüp sesiz adımlarla ilerleyerek karanlığa
karıştı ve böylece Robin’in bir düşmanı daha ortadan kaldırılmış
oldu.
Mert "Walter" Şahin
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle