Hikaye

Emre "WaDe" CÖMERT

Kara Dünya - Vampir Mezarlığı (2. Bölüm)

           Emre kitabı alarak eve gidiyordur biraz önce olanlara hala inanmamaktadır… Eve geç geldiğinden babasının ona bayağı kızacağını tahmin ediyordu…
Evden içeri girincede düşündükleri başına geldi… Girer girmez babası haykırdı :” 10 dakikalığına diye çıktın ama 3 saattir ortada yoksun neredesin sen!” Emre saate bakar gerçekten 3 saat olmuş demek ki. Demek ki iki saate yakıdır orada baygın yatıyordu…
Emre “ Özür dilerim baba arkadaşlarlaydım ondan geçiktim.” Der. Ama babası çok sinirlenmişti anlaşılan emrenin üzerine yürüyerek ona ne kadar kızgın olduğunu göstermek istemiştir… Tam o sırada emre dişlerini büyütüp vampirleri sinirlendiği anki sesi çıkarmıştır… Evdeki herkes ona bakıyordur. Emre ne yapacağını bilmemektedir ama içinden bir ses bu gece olanları ailesine anlatmaması gerektiğini söylüyordu. Emre işi şakaya vurarak :” Şaka yaptım baba ammada korkakmışsın sende yahu” der gülümseyerek… Babası daha sinirli bir şekilde emreyi odasına gönderir.
Emrenin odasına gittiğindeki ilk işi o eski kitabı okumaktı. Ve öylede yaptı. Odasına gidince kitabı açtı ve okumaya başladı okudukça şaşırıyordu. Dünyada en uzun savaşları en büyük düşmanlıkları insanların yaptığını düşünürü hep ama kurtadam ve vampirleri gördükten sonra görüşleri tamamen değişmiştir… Ve kitabın son bölümünde bir prensten bahsedildiğini görür. O an akılına gelmiştir o ölen adam ona hep prensim diyordu. Bu durumda prens emre oluyordu. Ve vampirdi artık o. Şaşırmıştı çünkü yazılana göre insanlarla birlik olarak kurtadam denilen yaratıkları yenerek onların yönetimini tekrardan ele geçireceğini sonunda dünyayı kurtaracağını düşününce biraz ürktü. Çünkü Kara dünya denilen yere hiç gitmemişti, orası hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Nereden nasıl gideceğini… Birkaç insanla işbirliği kuracağından bahsediliyordu o insanlar kimlerdi, neredeydiler, onlar nasıl bulacaktı. Bu soru işaretlerini nasıl yanıtlayacağını düşünmeye başladı… Saatler boyu düşündü ama işin içinden çıkamadı. En sonunda düşünme işini gündüze bırakmaya karar verdi. Yatağa uzandı ve pencereden dışarı baktı. Dışarıdaki tüm yaratıkların ne yaptıklarını görebiliyordu. Karanlıkta görebiliyordu bu hoşuna gitmişti… Vampirliği sevmeye başladı…
Uykuya dalmıştı sonra kendini bir yolda buldu. Bu yolu hatırlıyordu ama daha önce hiç bu yola girmediğinden emindi. Arkasından sesler gelmeye başladı. Üç tane adam arkasından geliyordu birisini tanıyordu bu gece gördüğü adamdı ama diğerlerini bilmiyordu…
Bu gece gördüğü adam ona yaklaşarak “ Efendim kontumuz sizi buraya aldı sanırım kafanızda bazı soru işaretleri oluşmuş… Bu arada Tanıştırayım sizin için o güçlü iksiri hazırlayan diğer bilginler Percy ve Artos .” İşaret ettiği adamlar sırasıyla Emrenin önünde eğilmeye başladı…
Emre Fiedrhich’e yanaşarak “ Şimdi nereye gidiyoruz kontumuz dediğin kişi kim?” Der.
Fiedrhich Emreye bakarak “ Kontumuz duymadınız mı ? Efsanelerin çoğunda ortaya çıkar bunların içinde insanoğlu efsaneleri de var. İsimi KONT DRACULA” Der.
Emre şaşkın ama bir o kadar meraklı bir şekilde yürüyordur çünkü büyük bir efsaneyi görecektir… Dayanamaz ve tekrar sorar :” Acaba siz ölü değimlisiniz nasıl oluyor da benimle beraber konuşuyorsunuz? Hem buradakiler” Der. Etrafında ona bakan binlerce meraklı gözü görünce “hepsi vampirmi?” diye sorar…
Fiedrhich kibirli bir şekilde cevap verir “Efendim biz öldük ama ruhlarımız ne cennet ne cehennem ne de dünyaya gider burada kalır. Bu durumdan kurtulmak içinde bizi öldürenlerin yani kurtadamların ölmesi lazım… Siz ölü değilsiniz sizi buraya kontum aldı bize de sizi karşılamamızı emretti… Sizin bazı sorularınızı cevaplayacakmış… Evet efendim buradakilerin hepsi vampir. Sizi izliyorlar çünkü onları bu yaşamdan kurtaracak tek kişi sizsiniz kurtadamları ancak vampirler yenebilir ve dünya üzerinde bizim bildiğimiz tek vampir sizsiniz” der.
Emre’nin şaşkınlığı ve merakı daha da artmıştır. Etrfına bakınarak yürürken birden karşılarında bir kale belirdi… Kaleden içeriye girdiklerinde büyük bir ihtişamı gören Emre’nin şaşkınlığı dahada arttı. Çok yüksek merdivenleri çıktılar emre tam pes edecekken Fiedrhich geldiklerini söyledi…
Emre’ye dönerek “Buraya tek başınıza girmeniz lazım yüzlerce yıldır dışarıya pek çıkmaz ve istediğinden fazla kişi görürse çok sinirlenir kontumuz” der Fiedrhich…
Bu sözlerden sonra içindeki merakın korkuya dönüştüğü emre korkak adımlarla içeriye girer… İçerisi tamamen bir yarasa mağarası bir ateş ve ateşin ışıklandırdığı birkaç koltuk ve bir merdiven… Görüldüğü kadarıyla odanın iki girişi var birisi biraz önce Emre'nin girdiği kapı diğeri ise ateşin tam üzerinde duran üzerinin Karataşlarla kapatıldığı belli olan pencere bozması bir delik… Emre odanın içerisinde dolaşmaya başlamıştı… Tam o sırada merdivenin üstünden bir kapı açıldı ve merdivenin başına bir siület geçti… Uzun pelerinli pelerininin boğaz kısmı uzun ve dik olan siyah saçlı keskin bakışlı hafili uzun saçlı kollarını bağlamış siyah elbiseler giymiş bir silüetti bu… Adam yavaş yavaş merdivenlerden inmeye başlamıştı. Emre'nin içinden bir ses eğilip ona selam vermesi gerektiğini söyledi. Emre bu sese uydu ve yere eğilerek selam verdi. Adamın yüzü iyice belli olmuştu bu KONT DRACULA idi… Adam Emre'ye tebessüm ederek ateşin yanındaki heybetli taht benzeri koltuğa gitti…
Emre'ye seslendi “Buyurun prensim karşımdaki koltuğa oturun.” Dedi
Emre biraz korkarak da olsa merakını yenemedi ve gitti koltuğa oturdu… Kont konuşmaya başladı “Karanlık dünyanın mezarlığına hoş geldiniz prensim. Sizi dün geceki aklınıza takılan sorular için buraya aldım. Sanırım soru sayınız dahada arttı buyurun sizi dinliyorum…”
Emre konuşmaya başlar “Öncelikle tanıştığımıza memnun oldum kontum. Size olan sorularımı gerçekten merak ediyorum mesela en basiti. Ne-den Ben?” diye sorar.
“Neden sen” der kont.” Bak prensim yada emre diyeyim… Bak emre bize cesur, adil, akıllı, yöneticilik kabiliyeti olan savaşçı bir vampir lazımdı… Buradaki birçok vampirde bu özelliklerden biri var ama sadece biri oda bir işe yaramıyor… Bunların hepsinin bir arada bulunduğu tek yaratık insan… İşte bundan en zeki ve güçlü yaratık oluyor insan… Ama bu güce sahip insanları değerlendirdim… Hepsi zamanla bu özelliklerinden birini kaybetti… Ama sadece bir ırkta bu değişmedi… bir kanda. Bu ırk türk ırkı emre Türkler tarih boyunca bu özelliklerin hepsine sahipti ama biraz fazla acımaları vardı… Tarihi ben izledim kaç yasımda olduğumu bende bilmiyorum emre ölümümün 1000. yılında Metehan türk lideri olmuştu… O güçlü ama dağınık yaşayan milleti toparladı. Ve dünyayı yerinden sarstı. Sonra Atilla! Dünyanın kaderini tamamen değiştirdi! Bizans gibi bir güçlü devleti neredeyse yok etti! Daha sonrasından Selçuklular! Anadolu ya girerek orayı Türklerin vatanı yaptı. Daha sonrasında Fatih! Kimsenin alamaz dediği İstanbul’u fethetti. En sonunda Atatürk! Bir milleti yokluktan varetti! Tüm Türkiye Türklerini kurtardı! Tanıdığım en güçlü komutanlardan birisiydi. İşte bundan dolayı bir türk istedim… Şimdi sen diyeceksin onca türk içerisinden niye ben? Onu da söyleyeyim… Senin ailenin soyunu inceliyordum emre ya sen olacaktın ya baban ya amcan ya deden yani seçilmiştiniz… bundan dolayı sensin başka bir sorun var mı?” Der
“Pekala bunu anladım… Burası neresi pekala? Burası karanlık ülke dediniz yani ben burayı kurtarmak için mi uğraşacağım… Burası vampir kaynıyor zaten hiç zor olmaz herhalde” der emre…
Kont” Bunu bekliyordum burası bizim mezarlığımız öldüğümüzde ruhumuz buraya gelir burası KARA DÜNYA’nın kopyasıdır. Ama buraya kurtadamlar gelemez anlayacağın…” der.
Emre şaşkınlık içerisinde :”Burası mezarlık öylemi ? Vay be mezarlığa bak” der etrafına bakarak. “Neyse konumuza dönelim peki ben KARA DÜNYA yı nasıl bulacağım? Nerede o? Hangi yoldan gidiliyor?” diye sorar…
Kont gülümsemeli bir ifadeyle :” Aynı burası gibidir emre… Hiçbir farkı yoktur… Tek farkı şu anda kurtadamların elinde.”der suratını ekşiterek…
Emre sanki hazine bulmuş gibi gözlerini açar ve konuşmaya başlar :” Galiba sizde kitap yok Kitapta benim insanoğluyla işbirliği yaparak kurtadamları yeneceğim yazılı… Acaba bu insanlar kim gene türk mü yoksa başka birisimi ne zaman nasıl bulacağım bunları?” Diye sorar…
Kont bir kahkaha basarak :” Galiba anlamadın o kitabı ben yazdım” der. Bu anda Emre'nin yüzünde bir utanç ifadesi belirir. “ Adı üzerinde emre bu bir kehanet bunun cevabını sana veremem çünkü bende bilmiyorum. Çünkü kitap yırtıldı ve ne yazdığımı unuttum bir trans halinde gelmişti hepsi. Ama şunu biliyorum ailenden birisi değil ama öyle birileri ki senin kendini vampir olduğunu anlatacağın korkmadan anlatacağın kişiler buda benden sana ipucu olsun” der ve yerinden kalkar… “Gel bak sana ne göstereceğim” Der ve Emre'yi kapıya çağırır…
Emre kapıya gider ve merdivenlerden inen konta eşlik etmeye başlar… Kafasını konta çevirerek:” Efsanelerde sizin dünyayı ele geçirmeye çalıştığınız yazılıydı… Şimdi ise kurtadamları engelleyerek dünyayı kurtarmaktan bahsediyorsunuz bu nasıl oluyor?” der.
Kont gülerek :” İnsanların uydurması tamamen. Bunu bize söylediler çünkü ben kurtadamları yönetiyordum… Kurtadamlar bizi yönetseydi kurtadamların almaya çalışacağını söyleyeceklerdi… Unutma ki bende zamanında bir insandım… Ama vampir oldum… Sana yemin ediyorum ki öyle bir şey asla düşünmedim. Düşünseydim bunu çok kolay yapardım dünyaya gelerek kuradamları kontrol ederek insan ırkını yok ederdim! “ der sesi giderek hızlanan bir şekilde. Cümleleri bittiğinde ise sinirli bakışları yüzüne yerleşmişti…
Emre bu bakışlardan ürkerek merdivenlerden inmeye devam etmektedir… Ama biraz önce duyduğu bir sözcük aklına takılmıştı “dünyaya gelerek kuradamları kontrol ederek insan ırkını yok ederdim!”. Bu ne demekti? Yani istediği an dünyaya gidebilir miydi? Bunu yapabiliyorsa neden onu seçmişti bu iş için? Kafasına bu takılmıştı… Sorsa mı sormasa mı diye düşünürken Kont ona seslendi:
“Başka merak ettiğin bir soru var mı Prensim ?” Dedi. Emrede bunun bir fırsat olacağını düşünerek konuşmaya başladı…
“Evet Kontum, biraz önce “dünyaya gelerek kuradamları kontrol ederek insan ırkını yok ederdim!” dediniz. Acaba dünyaya tekrar gelme gibi bir şansınız varken niye beni seçtiniz bu işi siz çok iyi yapabilirdiniz?” dedi.
Kont tatmin olmuş bir şekilde “Bunu bekliyordum… Öldüğüm an benim önüme iki seçenek sunuldu… Ya her kuşakta dünyaya gidip tekrar ölene dek ırkımı yönetecektim yada Kendime bir varis bulup onun gelmesini burada bekleyecektim… O varisi kendim gibi güçlü yapabilecektim kendim gibi güçlü ve bu Vampir mezarlığında canlı yaşayacaktım!” Kont sözlerini bitirdiğinde merdivenlerde bitmişti ama Emre’nin merakı daha da artmıştı. O burada canlımıydı. Yani ölüler diyarında canlı olmak niye istenirdi ki bu? Emre’ye fırsat bırakmadan konuşmaya devam eder kont :”Bu yaşamı seçtim çünkü avantajları fazlaydı tüm ırkımın yok olduğu savaştan sonrada bir daha asla dünyaya gelemeyecektim. Aslında bir geliş yolu var ama… Neyse o yolu senin için hazırladım bana o yol ne diye sorma sana zamanı gelince açıklayacağım ”der. Emre hafiften tedirgin olmaya başlamıştı buradan ilk fırsatta kaçmayı deneyecekti ve olmazsa bu görevi istemeyeceğini söyleyecekti çünkü bu iş bayağı karışıktı kimin haklı olduğunu daha çözememişti kafası çok karışmıştı
Bir duvarın önüne gelmişlerdi. Duvar dümdüzdü. Kont ellerini şaklattı ve arkalarına kayarak iki koltuk geldi. Kont büyüğüne oturdu ve Emre’ye de yanındaki koltuğa oturmasını söyledi. Emre de öyle yaptı. Kont ellerini tekrar birbirine burduğunda karşıdaki duvarda bir haritanın iki kopyası vardı. Soldakinin üzerinde bol sarı benek sağdakinde ise mavi benekler vardı. Kont konuşmaya başladı:
“Bu solda gördüğün harita Kara dünyanın haritası, sağdaki ise Vampir Mezarlığının. Ne kadar birbirlerine benziyorlar değil mi? Vampir mezarlığı daha önceden de söylediğim gibi Kara Dünyanın bir kopyasıdır. Sarı benekler Kurtadamları, maviler ise vampirleri gösteriyor. Eşit sayıda gözüküyorlar değil mi?” der gülümseyerek. Emre evet anlamında kafasını sallar. Ama kontun gülümsemesi kahkahaya dönüşmüştür. Kahkahalar içinde ellerini son bir kez daha şaklatır ve sağda ki haritada olan bütün mavi benekler yok olmuştu. Sadece iki benek hariç… Kont kahkahasını biraz bastırarak:”İşte Prensim gördüğünüz gibi biraz önce eşitlerdi ama şimdi değiller çünkü mavilerin hepsi ölü ve ölüler bir işe yaramaz! İşe yarar iki tane var ve bunlardan birisi sensin. Seni buraya getirdim ne kadar güçlü olmanı nelere karşı geleceğini görmen için… Yani Şunu anlamanı istiyorum Prensim : Bu savaşta sana yardım edecek tek varlık insan ondan insanlarla işbirliği yapacağını istedim! Anla artık! Sen dünyanın ve ırkının kurtuluşusun!” Kontun bakışları onun cümlelerinde sarf ettiği onca çabayı anlatır gibiydi. Emre her şeyin tamamen farkına varmış bir şekilde ayağa kalkar ve kont’a döner… Konuşmaya başlar:
“Ne yapmam lazım!” der sadece. Kont’un yüzündeki endişeli ve heyecanlı ifade silinmişti. Onun yerine zafer tebessümü gelmişti. Konuşmaya başladı:
“Kabul edeceğini biliyordum prensim!”dedi ve devam etti” Öncelikle prens törenine gideceğiz bu bir gelenektir. Sonra sizi evinize geriye göndereceğim. Şimdi tören salonuna gidelim ama öncelikle…” yukarıya bakarak haykırır:” Gelinlerim! Gelin buraya prensimizi törene hazırlayın!” der… Ardından havdan üç tane beyaz kanatlı vampir aşağıya iner. Ve Emre'nin etrafını sararak ona hayranlıkla bakarlar. Birisi konuşur:
“Sonunda prensim sonunda. Geldiniz bizi kurtaracaksınız.”der.
Kont :“ Gelinlerim hemen hazırlayın prensimizi ve tören salonuna getiriniz…”der. Gelinler Emre'nin kollarından tutarak onu yukarı doğru çıkarmaya başlarlar. Bir duvarın üzerine doğru gidiyorlardı. Emre bir an çarpacaklarını düşündü. Hayatı bir film şeridi olmuştu sanki ama hızlı bir film şeridi. Ama çarpmadılar duvar onları içine almıştı. Emre gözlerini açtığında gelinlerden birisi ona pürdikkat bakıyordu. Ve konuştu:
“Ne oldu efendim korktunuz mu?”diye sordu.
Emre sinirli bir şekilde :”Hayır!”dedi ve devam etti ”Sadece kızdım. Duvarın üzerine uçuyorsunuz bir an beni öldüreceğinizi sandım adam söylerdi değil mi odaya giriş yolu bu diye!”. Ama dediğine diyeceğine bin pişman oldu. Çünkü üç gelinde bağıra çağıra ağlıyordu. Emre onları susturmak için bir şeyler yapmaya çalıştı. Ama olmadı sonunda avazının çıktığı kadar bağırdı :” SUSUNNN!!!!!” birden gelinler tekrar pürdikkat Emre'ye bakmaya başladılar. Konuşmaya devam etti :”Ya kızmadım ben size sadece şakaydı anladınız mı? Yani ben sizlere kızar mıyım.”diye yalan söyledi. Yalan söylemesi lazımdı çünkü biraz daha ağlasaydılar kulak zarlarının patlayacağına emindi. Gelinlerden birisi ona yaklaşarak :
“ Ah şakacı prensimiz bir an bize kızdığınızı sandım… Neyse” dedi ve bir dolaba yöneldi. İçerisinden lacivert bir pelerinli bir cüppe çıkardı. Emre’ye uzatarak bunu giyin efendim dedi ve orada durdu üçü birden pürdikkat Emre'ye bakmaya başladılar. Emre biraz alaycı bir şekilde:
“Herhalde önünüzde soyunmamı istemiyorsunuz ya arkanızı dönün yada odadan çıkın lütfen.” Dedi. Gelinler kıkırdayarak arkalarını döndüler ve Emre’nin giyinmesini beklediler… Emre giyindikten sonra onlara işaret etti ve gelinler Emre’nin kollarından tutarak tekrar aynı duvardan dışarıya çıktılar. Yere adım attılar. Yürümeye başlamışlardı. Koca bir oyma kapının önüne gelmişlerdi. Kapının hiçbir yerinde çivi izi yoktu. İki yarasa kapının iki tokmağını oluşturuyordu üzerinde harika işlemeler vardı. Kapı açıldı ve içeriye girdiler. İçeride mahşer benzeri bir kalabalık vardı. Uzun kırmızı halıyla donatılmış bir yol vardı. Emre yola çıktığında gelinler uçarak yolun sonuna gittiler. Emre yolun sonuna dikkatli bakınca orada başında kara bir taç bulunan bir adamı gördü. O adam KONT DRACULAYDI Emre'ye gülümseyen gözlerle bakıyordu. Emin adımlarla ona doğru yaklaştı. Yanına geldiğinde Kont onu sağ tarafına aldı ve bir adım öne çıktı. Ve konuşmaya başladı:
“Büyük Vampir ırkı! Artık dünyada değilsiniz öldünüz. Ama ölüler diyarına da gidemiyorsunuz! Çünkü sizi öldürenler yok edilmedi! Bildiğiniz gibi Viktor ve yandaşları KARA DÜNYANIN hakimi oldular! Bizi yok ettiklerini zannettiler ama yanıldılar. Bugün buraya gelen bu çocuk sizi kurtaracak. Nasıl kurtaracak diye düşünmeyin çünkü o seçilmiş olan! Çünkü o yeni prensiniz!”diye bağırarak konuşur. Oradaki tüm vampirler sevin çığlığı atmaya bazıları dans etmeye bazıları da bir yandan Kont’a bir yandan emre ye bakıyorlardı… Kont onları susturmak için ellerini kaldırdı ve konuşmaya devam etti :”Size yeni prensinizi tanıtmak istiyorum. Karşınızda yeni prensiniz EMRE!” diye tekrardan haykırdı ve bağırmalar bu sefer dahada çoğaldı… Kont tekrar aynı hareketi yaparak herkesi susturdu. Ve Emre'yi yanına çağırarak:
“Bugünden itibaren benim Prensim oluyorsun. Seni tebrik ediyorum” dedi ve Emre'nin üzerine yürümeye başladı. Herkes susmuştu. Kont ilerliyordu. Bu ilerleyiş Emre'nin içini ürpertmişti. Ve kont bir anda Emre'nin boğazına yapıştı. Friedrich’in ısırdığı yerin hemen üzerini ısırdı. Ama bu sefer başka şeyler oluyordu. Emre açlık çekmiyordu. Adeta güç kazanıyordu. Vücudunun dinçleştiğini fark ediyordu. Gitgide dahada güçleniyordu. Ve sonunda bir şey oldu ve Kont çekildi. Çekildiği an işler tersine dönmüştü. Aklında bir ses yankılanıyordu :” Zorlandığın an seni buraya alacağım. Senin yanında olacağım. Sen artık benim gücümdesin!”
Emre birden yataktan sıçrar ve etrafına bakar… Biraz önceki kabus olmalıydı. Ama aklında hala aynı ses yankılanıyordu : ” Zorlandığın an seni buraya alacağım. Senin yanında olacağım. Sen artık benim gücümdesin!” Bunun bir kabus olduğunu düşünerek yatağına yattı ve uyumaya devam etti.




 

          Emre "WaDe" CÖMERT

Yorumlarınız:

Siz de bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz. Yorum ekle

 

 

 

 


 FrpNet Forum

 Bize Ulaşın

FrpNet Anket

Yeni Kitaplar

Siteiçi Arama

Yayınevleri

Linkler - Bağlantılar

Basında FrpNet

 

Ana Sayfa  |  Diyarlar  |  Bilgi  |  Yazılar  |  Forum  |  Galeri  |  Bize Ulaşın

Copyright © 2004 Keri Technology.. | Tüm Hakkı Saklıdır.           Anasayfa | Mail Kontrol | Mail Ayarları | Reklam | Yayınevleri | İletişim