Emre kitabı alarak eve gidiyordur biraz önce olanlara hala
inanmamaktadır… Eve geç geldiğinden babasının ona bayağı kızacağını
tahmin ediyordu…
Evden içeri girincede düşündükleri başına geldi… Girer girmez babası
haykırdı :” 10 dakikalığına diye çıktın ama 3 saattir ortada yoksun
neredesin sen!” Emre saate bakar gerçekten 3 saat olmuş demek ki.
Demek ki iki saate yakıdır orada baygın yatıyordu…
Emre “ Özür dilerim baba arkadaşlarlaydım ondan geçiktim.” Der. Ama
babası çok sinirlenmişti anlaşılan emrenin üzerine yürüyerek ona ne
kadar kızgın olduğunu göstermek istemiştir… Tam o sırada emre
dişlerini büyütüp vampirleri sinirlendiği anki sesi çıkarmıştır…
Evdeki herkes ona bakıyordur. Emre ne yapacağını bilmemektedir ama
içinden bir ses bu gece olanları ailesine anlatmaması gerektiğini
söylüyordu. Emre işi şakaya vurarak :” Şaka yaptım baba ammada
korkakmışsın sende yahu” der gülümseyerek… Babası daha sinirli bir
şekilde emreyi odasına gönderir.
Emrenin odasına gittiğindeki ilk işi o eski kitabı okumaktı. Ve
öylede yaptı. Odasına gidince kitabı açtı ve okumaya başladı
okudukça şaşırıyordu. Dünyada en uzun savaşları en büyük
düşmanlıkları insanların yaptığını düşünürü hep ama kurtadam ve
vampirleri gördükten sonra görüşleri tamamen değişmiştir… Ve kitabın
son bölümünde bir prensten bahsedildiğini görür. O an akılına
gelmiştir o ölen adam ona hep prensim diyordu. Bu durumda prens emre
oluyordu. Ve vampirdi artık o. Şaşırmıştı çünkü yazılana göre
insanlarla birlik olarak kurtadam denilen yaratıkları yenerek
onların yönetimini tekrardan ele geçireceğini sonunda dünyayı
kurtaracağını düşününce biraz ürktü. Çünkü Kara dünya denilen yere
hiç gitmemişti, orası hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Nereden nasıl
gideceğini… Birkaç insanla işbirliği kuracağından bahsediliyordu o
insanlar kimlerdi, neredeydiler, onlar nasıl bulacaktı. Bu soru
işaretlerini nasıl yanıtlayacağını düşünmeye başladı… Saatler boyu
düşündü ama işin içinden çıkamadı. En sonunda düşünme işini gündüze
bırakmaya karar verdi. Yatağa uzandı ve pencereden dışarı baktı.
Dışarıdaki tüm yaratıkların ne yaptıklarını görebiliyordu.
Karanlıkta görebiliyordu bu hoşuna gitmişti… Vampirliği sevmeye
başladı…
Uykuya dalmıştı sonra kendini bir yolda buldu. Bu yolu hatırlıyordu
ama daha önce hiç bu yola girmediğinden emindi. Arkasından sesler
gelmeye başladı. Üç tane adam arkasından geliyordu birisini
tanıyordu bu gece gördüğü adamdı ama diğerlerini bilmiyordu…
Bu gece gördüğü adam ona yaklaşarak “ Efendim kontumuz sizi buraya
aldı sanırım kafanızda bazı soru işaretleri oluşmuş… Bu arada
Tanıştırayım sizin için o güçlü iksiri hazırlayan diğer bilginler
Percy ve Artos .” İşaret ettiği adamlar sırasıyla Emrenin önünde
eğilmeye başladı…
Emre Fiedrhich’e yanaşarak “ Şimdi nereye gidiyoruz kontumuz dediğin
kişi kim?” Der.
Fiedrhich Emreye bakarak “ Kontumuz duymadınız mı ? Efsanelerin
çoğunda ortaya çıkar bunların içinde insanoğlu efsaneleri de var.
İsimi KONT DRACULA” Der.
Emre şaşkın ama bir o kadar meraklı bir şekilde yürüyordur çünkü
büyük bir efsaneyi görecektir… Dayanamaz ve tekrar sorar :” Acaba
siz ölü değimlisiniz nasıl oluyor da benimle beraber konuşuyorsunuz?
Hem buradakiler” Der. Etrafında ona bakan binlerce meraklı gözü
görünce “hepsi vampirmi?” diye sorar…
Fiedrhich kibirli bir şekilde cevap verir “Efendim biz öldük ama
ruhlarımız ne cennet ne cehennem ne de dünyaya gider burada kalır.
Bu durumdan kurtulmak içinde bizi öldürenlerin yani kurtadamların
ölmesi lazım… Siz ölü değilsiniz sizi buraya kontum aldı bize de
sizi karşılamamızı emretti… Sizin bazı sorularınızı cevaplayacakmış…
Evet efendim buradakilerin hepsi vampir. Sizi izliyorlar çünkü
onları bu yaşamdan kurtaracak tek kişi sizsiniz kurtadamları ancak
vampirler yenebilir ve dünya üzerinde bizim bildiğimiz tek vampir
sizsiniz” der.
Emre’nin şaşkınlığı ve merakı daha da artmıştır. Etrfına bakınarak
yürürken birden karşılarında bir kale belirdi… Kaleden içeriye
girdiklerinde büyük bir ihtişamı gören Emre’nin şaşkınlığı dahada
arttı. Çok yüksek merdivenleri çıktılar emre tam pes edecekken
Fiedrhich geldiklerini söyledi…
Emre’ye dönerek “Buraya tek başınıza girmeniz lazım yüzlerce yıldır
dışarıya pek çıkmaz ve istediğinden fazla kişi görürse çok
sinirlenir kontumuz” der Fiedrhich…
Bu sözlerden sonra içindeki merakın korkuya dönüştüğü emre korkak
adımlarla içeriye girer… İçerisi tamamen bir yarasa mağarası bir
ateş ve ateşin ışıklandırdığı birkaç koltuk ve bir merdiven…
Görüldüğü kadarıyla odanın iki girişi var birisi biraz önce Emre'nin
girdiği kapı diğeri ise ateşin tam üzerinde duran üzerinin
Karataşlarla kapatıldığı belli olan pencere bozması bir delik… Emre
odanın içerisinde dolaşmaya başlamıştı… Tam o sırada merdivenin
üstünden bir kapı açıldı ve merdivenin başına bir siület geçti… Uzun
pelerinli pelerininin boğaz kısmı uzun ve dik olan siyah saçlı
keskin bakışlı hafili uzun saçlı kollarını bağlamış siyah elbiseler
giymiş bir silüetti bu… Adam yavaş yavaş merdivenlerden inmeye
başlamıştı. Emre'nin içinden bir ses eğilip ona selam vermesi
gerektiğini söyledi. Emre bu sese uydu ve yere eğilerek selam verdi.
Adamın yüzü iyice belli olmuştu bu KONT DRACULA idi… Adam Emre'ye
tebessüm ederek ateşin yanındaki heybetli taht benzeri koltuğa
gitti…
Emre'ye seslendi “Buyurun prensim karşımdaki koltuğa oturun.” Dedi
Emre biraz korkarak da olsa merakını yenemedi ve gitti koltuğa
oturdu… Kont konuşmaya başladı “Karanlık dünyanın mezarlığına hoş
geldiniz prensim. Sizi dün geceki aklınıza takılan sorular için
buraya aldım. Sanırım soru sayınız dahada arttı buyurun sizi
dinliyorum…”
Emre konuşmaya başlar “Öncelikle tanıştığımıza memnun oldum kontum.
Size olan sorularımı gerçekten merak ediyorum mesela en basiti.
Ne-den Ben?” diye sorar.
“Neden sen” der kont.” Bak prensim yada emre diyeyim… Bak emre bize
cesur, adil, akıllı, yöneticilik kabiliyeti olan savaşçı bir vampir
lazımdı… Buradaki birçok vampirde bu özelliklerden biri var ama
sadece biri oda bir işe yaramıyor… Bunların hepsinin bir arada
bulunduğu tek yaratık insan… İşte bundan en zeki ve güçlü yaratık
oluyor insan… Ama bu güce sahip insanları değerlendirdim… Hepsi
zamanla bu özelliklerinden birini kaybetti… Ama sadece bir ırkta bu
değişmedi… bir kanda. Bu ırk türk ırkı emre Türkler tarih boyunca bu
özelliklerin hepsine sahipti ama biraz fazla acımaları vardı… Tarihi
ben izledim kaç yasımda olduğumu bende bilmiyorum emre ölümümün
1000. yılında Metehan türk lideri olmuştu… O güçlü ama dağınık
yaşayan milleti toparladı. Ve dünyayı yerinden sarstı. Sonra Atilla!
Dünyanın kaderini tamamen değiştirdi! Bizans gibi bir güçlü devleti
neredeyse yok etti! Daha sonrasından Selçuklular! Anadolu ya girerek
orayı Türklerin vatanı yaptı. Daha sonrasında Fatih! Kimsenin alamaz
dediği İstanbul’u fethetti. En sonunda Atatürk! Bir milleti
yokluktan varetti! Tüm Türkiye Türklerini kurtardı! Tanıdığım en
güçlü komutanlardan birisiydi. İşte bundan dolayı bir türk istedim…
Şimdi sen diyeceksin onca türk içerisinden niye ben? Onu da
söyleyeyim… Senin ailenin soyunu inceliyordum emre ya sen olacaktın
ya baban ya amcan ya deden yani seçilmiştiniz… bundan dolayı sensin
başka bir sorun var mı?” Der
“Pekala bunu anladım… Burası neresi pekala? Burası karanlık ülke
dediniz yani ben burayı kurtarmak için mi uğraşacağım… Burası vampir
kaynıyor zaten hiç zor olmaz herhalde” der emre…
Kont” Bunu bekliyordum burası bizim mezarlığımız öldüğümüzde ruhumuz
buraya gelir burası KARA DÜNYA’nın kopyasıdır. Ama buraya
kurtadamlar gelemez anlayacağın…” der.
Emre şaşkınlık içerisinde :”Burası mezarlık öylemi ? Vay be
mezarlığa bak” der etrafına bakarak. “Neyse konumuza dönelim peki
ben KARA DÜNYA yı nasıl bulacağım? Nerede o? Hangi yoldan
gidiliyor?” diye sorar…
Kont gülümsemeli bir ifadeyle :” Aynı burası gibidir emre… Hiçbir
farkı yoktur… Tek farkı şu anda kurtadamların elinde.”der suratını
ekşiterek…
Emre sanki hazine bulmuş gibi gözlerini açar ve konuşmaya başlar :”
Galiba sizde kitap yok Kitapta benim insanoğluyla işbirliği yaparak
kurtadamları yeneceğim yazılı… Acaba bu insanlar kim gene türk mü
yoksa başka birisimi ne zaman nasıl bulacağım bunları?” Diye sorar…
Kont bir kahkaha basarak :” Galiba anlamadın o kitabı ben yazdım”
der. Bu anda Emre'nin yüzünde bir utanç ifadesi belirir. “ Adı
üzerinde emre bu bir kehanet bunun cevabını sana veremem çünkü bende
bilmiyorum. Çünkü kitap yırtıldı ve ne yazdığımı unuttum bir trans
halinde gelmişti hepsi. Ama şunu biliyorum ailenden birisi değil ama
öyle birileri ki senin kendini vampir olduğunu anlatacağın korkmadan
anlatacağın kişiler buda benden sana ipucu olsun” der ve yerinden
kalkar… “Gel bak sana ne göstereceğim” Der ve Emre'yi kapıya
çağırır…
Emre kapıya gider ve merdivenlerden inen konta eşlik etmeye başlar…
Kafasını konta çevirerek:” Efsanelerde sizin dünyayı ele geçirmeye
çalıştığınız yazılıydı… Şimdi ise kurtadamları engelleyerek dünyayı
kurtarmaktan bahsediyorsunuz bu nasıl oluyor?” der.
Kont gülerek :” İnsanların uydurması tamamen. Bunu bize söylediler
çünkü ben kurtadamları yönetiyordum… Kurtadamlar bizi yönetseydi
kurtadamların almaya çalışacağını söyleyeceklerdi… Unutma ki bende
zamanında bir insandım… Ama vampir oldum… Sana yemin ediyorum ki
öyle bir şey asla düşünmedim. Düşünseydim bunu çok kolay yapardım
dünyaya gelerek kuradamları kontrol ederek insan ırkını yok ederdim!
“ der sesi giderek hızlanan bir şekilde. Cümleleri bittiğinde ise
sinirli bakışları yüzüne yerleşmişti…
Emre bu bakışlardan ürkerek merdivenlerden inmeye devam etmektedir…
Ama biraz önce duyduğu bir sözcük aklına takılmıştı “dünyaya gelerek
kuradamları kontrol ederek insan ırkını yok ederdim!”. Bu ne
demekti? Yani istediği an dünyaya gidebilir miydi? Bunu
yapabiliyorsa neden onu seçmişti bu iş için? Kafasına bu takılmıştı…
Sorsa mı sormasa mı diye düşünürken Kont ona seslendi:
“Başka merak ettiğin bir soru var mı Prensim ?” Dedi. Emrede bunun
bir fırsat olacağını düşünerek konuşmaya başladı…
“Evet Kontum, biraz önce “dünyaya gelerek kuradamları kontrol ederek
insan ırkını yok ederdim!” dediniz. Acaba dünyaya tekrar gelme gibi
bir şansınız varken niye beni seçtiniz bu işi siz çok iyi
yapabilirdiniz?” dedi.
Kont tatmin olmuş bir şekilde “Bunu bekliyordum… Öldüğüm an benim
önüme iki seçenek sunuldu… Ya her kuşakta dünyaya gidip tekrar ölene
dek ırkımı yönetecektim yada Kendime bir varis bulup onun gelmesini
burada bekleyecektim… O varisi kendim gibi güçlü yapabilecektim
kendim gibi güçlü ve bu Vampir mezarlığında canlı yaşayacaktım!”
Kont sözlerini bitirdiğinde merdivenlerde bitmişti ama Emre’nin
merakı daha da artmıştı. O burada canlımıydı. Yani ölüler diyarında
canlı olmak niye istenirdi ki bu? Emre’ye fırsat bırakmadan
konuşmaya devam eder kont :”Bu yaşamı seçtim çünkü avantajları
fazlaydı tüm ırkımın yok olduğu savaştan sonrada bir daha asla
dünyaya gelemeyecektim. Aslında bir geliş yolu var ama… Neyse o yolu
senin için hazırladım bana o yol ne diye sorma sana zamanı gelince
açıklayacağım ”der. Emre hafiften tedirgin olmaya başlamıştı buradan
ilk fırsatta kaçmayı deneyecekti ve olmazsa bu görevi istemeyeceğini
söyleyecekti çünkü bu iş bayağı karışıktı kimin haklı olduğunu daha
çözememişti kafası çok karışmıştı
Bir duvarın önüne gelmişlerdi. Duvar dümdüzdü. Kont ellerini
şaklattı ve arkalarına kayarak iki koltuk geldi. Kont büyüğüne
oturdu ve Emre’ye de yanındaki koltuğa oturmasını söyledi. Emre de
öyle yaptı. Kont ellerini tekrar birbirine burduğunda karşıdaki
duvarda bir haritanın iki kopyası vardı. Soldakinin üzerinde bol
sarı benek sağdakinde ise mavi benekler vardı. Kont konuşmaya
başladı:
“Bu solda gördüğün harita Kara dünyanın haritası, sağdaki ise Vampir
Mezarlığının. Ne kadar birbirlerine benziyorlar değil mi? Vampir
mezarlığı daha önceden de söylediğim gibi Kara Dünyanın bir
kopyasıdır. Sarı benekler Kurtadamları, maviler ise vampirleri
gösteriyor. Eşit sayıda gözüküyorlar değil mi?” der gülümseyerek.
Emre evet anlamında kafasını sallar. Ama kontun gülümsemesi
kahkahaya dönüşmüştür. Kahkahalar içinde ellerini son bir kez daha
şaklatır ve sağda ki haritada olan bütün mavi benekler yok olmuştu.
Sadece iki benek hariç… Kont kahkahasını biraz bastırarak:”İşte
Prensim gördüğünüz gibi biraz önce eşitlerdi ama şimdi değiller
çünkü mavilerin hepsi ölü ve ölüler bir işe yaramaz! İşe yarar iki
tane var ve bunlardan birisi sensin. Seni buraya getirdim ne kadar
güçlü olmanı nelere karşı geleceğini görmen için… Yani Şunu anlamanı
istiyorum Prensim : Bu savaşta sana yardım edecek tek varlık insan
ondan insanlarla işbirliği yapacağını istedim! Anla artık! Sen
dünyanın ve ırkının kurtuluşusun!” Kontun bakışları onun
cümlelerinde sarf ettiği onca çabayı anlatır gibiydi. Emre her şeyin
tamamen farkına varmış bir şekilde ayağa kalkar ve kont’a döner…
Konuşmaya başlar:
“Ne yapmam lazım!” der sadece. Kont’un yüzündeki endişeli ve
heyecanlı ifade silinmişti. Onun yerine zafer tebessümü gelmişti.
Konuşmaya başladı:
“Kabul edeceğini biliyordum prensim!”dedi ve devam etti” Öncelikle
prens törenine gideceğiz bu bir gelenektir. Sonra sizi evinize
geriye göndereceğim. Şimdi tören salonuna gidelim ama öncelikle…”
yukarıya bakarak haykırır:” Gelinlerim! Gelin buraya prensimizi
törene hazırlayın!” der… Ardından havdan üç tane beyaz kanatlı
vampir aşağıya iner. Ve Emre'nin etrafını sararak ona hayranlıkla
bakarlar. Birisi konuşur:
“Sonunda prensim sonunda. Geldiniz bizi kurtaracaksınız.”der.
Kont :“ Gelinlerim hemen hazırlayın prensimizi ve tören salonuna
getiriniz…”der. Gelinler Emre'nin kollarından tutarak onu yukarı
doğru çıkarmaya başlarlar. Bir duvarın üzerine doğru gidiyorlardı.
Emre bir an çarpacaklarını düşündü. Hayatı bir film şeridi olmuştu
sanki ama hızlı bir film şeridi. Ama çarpmadılar duvar onları içine
almıştı. Emre gözlerini açtığında gelinlerden birisi ona pürdikkat
bakıyordu. Ve konuştu:
“Ne oldu efendim korktunuz mu?”diye sordu.
Emre sinirli bir şekilde :”Hayır!”dedi ve devam etti ”Sadece kızdım.
Duvarın üzerine uçuyorsunuz bir an beni öldüreceğinizi sandım adam
söylerdi değil mi odaya giriş yolu bu diye!”. Ama dediğine
diyeceğine bin pişman oldu. Çünkü üç gelinde bağıra çağıra
ağlıyordu. Emre onları susturmak için bir şeyler yapmaya çalıştı.
Ama olmadı sonunda avazının çıktığı kadar bağırdı :” SUSUNNN!!!!!”
birden gelinler tekrar pürdikkat Emre'ye bakmaya başladılar.
Konuşmaya devam etti :”Ya kızmadım ben size sadece şakaydı anladınız
mı? Yani ben sizlere kızar mıyım.”diye yalan söyledi. Yalan
söylemesi lazımdı çünkü biraz daha ağlasaydılar kulak zarlarının
patlayacağına emindi. Gelinlerden birisi ona yaklaşarak :
“ Ah şakacı prensimiz bir an bize kızdığınızı sandım… Neyse” dedi ve
bir dolaba yöneldi. İçerisinden lacivert bir pelerinli bir cüppe
çıkardı. Emre’ye uzatarak bunu giyin efendim dedi ve orada durdu üçü
birden pürdikkat Emre'ye bakmaya başladılar. Emre biraz alaycı bir
şekilde:
“Herhalde önünüzde soyunmamı istemiyorsunuz ya arkanızı dönün yada
odadan çıkın lütfen.” Dedi. Gelinler kıkırdayarak arkalarını
döndüler ve Emre’nin giyinmesini beklediler… Emre giyindikten sonra
onlara işaret etti ve gelinler Emre’nin kollarından tutarak tekrar
aynı duvardan dışarıya çıktılar. Yere adım attılar. Yürümeye
başlamışlardı. Koca bir oyma kapının önüne gelmişlerdi. Kapının
hiçbir yerinde çivi izi yoktu. İki yarasa kapının iki tokmağını
oluşturuyordu üzerinde harika işlemeler vardı. Kapı açıldı ve
içeriye girdiler. İçeride mahşer benzeri bir kalabalık vardı. Uzun
kırmızı halıyla donatılmış bir yol vardı. Emre yola çıktığında
gelinler uçarak yolun sonuna gittiler. Emre yolun sonuna dikkatli
bakınca orada başında kara bir taç bulunan bir adamı gördü. O adam
KONT DRACULAYDI Emre'ye gülümseyen gözlerle bakıyordu. Emin
adımlarla ona doğru yaklaştı. Yanına geldiğinde Kont onu sağ
tarafına aldı ve bir adım öne çıktı. Ve konuşmaya başladı:
“Büyük Vampir ırkı! Artık dünyada değilsiniz öldünüz. Ama ölüler
diyarına da gidemiyorsunuz! Çünkü sizi öldürenler yok edilmedi!
Bildiğiniz gibi Viktor ve yandaşları KARA DÜNYANIN hakimi oldular!
Bizi yok ettiklerini zannettiler ama yanıldılar. Bugün buraya gelen
bu çocuk sizi kurtaracak. Nasıl kurtaracak diye düşünmeyin çünkü o
seçilmiş olan! Çünkü o yeni prensiniz!”diye bağırarak konuşur.
Oradaki tüm vampirler sevin çığlığı atmaya bazıları dans etmeye
bazıları da bir yandan Kont’a bir yandan emre ye bakıyorlardı… Kont
onları susturmak için ellerini kaldırdı ve konuşmaya devam etti
:”Size yeni prensinizi tanıtmak istiyorum. Karşınızda yeni prensiniz
EMRE!” diye tekrardan haykırdı ve bağırmalar bu sefer dahada
çoğaldı… Kont tekrar aynı hareketi yaparak herkesi susturdu. Ve
Emre'yi yanına çağırarak:
“Bugünden itibaren benim Prensim oluyorsun. Seni tebrik ediyorum”
dedi ve Emre'nin üzerine yürümeye başladı. Herkes susmuştu. Kont
ilerliyordu. Bu ilerleyiş Emre'nin içini ürpertmişti. Ve kont bir
anda Emre'nin boğazına yapıştı. Friedrich’in ısırdığı yerin hemen
üzerini ısırdı. Ama bu sefer başka şeyler oluyordu. Emre açlık
çekmiyordu. Adeta güç kazanıyordu. Vücudunun dinçleştiğini fark
ediyordu. Gitgide dahada güçleniyordu. Ve sonunda bir şey oldu ve
Kont çekildi. Çekildiği an işler tersine dönmüştü. Aklında bir ses
yankılanıyordu :” Zorlandığın an seni buraya alacağım. Senin yanında
olacağım. Sen artık benim gücümdesin!”
Emre birden yataktan sıçrar ve etrafına bakar… Biraz önceki kabus
olmalıydı. Ama aklında hala aynı ses yankılanıyordu : ” Zorlandığın
an seni buraya alacağım. Senin yanında olacağım. Sen artık benim
gücümdesin!” Bunun bir kabus olduğunu düşünerek yatağına yattı ve
uyumaya devam etti.
Emre "WaDe" CÖMERT
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle