Şaşkınlık dört arkadaşı birden sarmıştı. Cihat bir türlü cümlenin
sonunu getiremediğinden Emre ona yardım etmek istedi ve konuşmaya
başladı:
“Evet adamım siz bu savaşta benim yanımda olan insanoğulları
olmalısınız. Olmalısınız değil onlarsınız.”dedi bir nefeste. Şimdi
ortalığı tatlı bir düşünce sessizliği sardı. Ama bu düşünce
sessizliğini Seyit bozarak:
“Ortağım şimdi bir savaş olacak değil mi?”diye sordu. Emre evet
anlamında başını salladı. Daha sonra Seyit devam etti:”Ortağım bizde
senin yanında olacağız senin değdiğine göre öylemi?”diye sordu gene
ve Emre kafasını gene aynı şekilde salladı. Seyit tek bir ses
çıkardı:”İmkansız!”
Emre şaşkın bir şekilde:”Niye imkansız adamım? İmkansız bizim
kitabımızda yazar mı?” diye sorar.
Seyit emin bir şekilde konuşarak:”Adamım hadi sen vampirsin adamları
engelleyebilirsin. Onlara karşı koyabileceğin doğaüstü bir gücün
var. Bizde oda yok. Nasıl yapacağız o işi?”der. Doğruyu söylüyordu.
Emre nasıl anlatacağını düşünürken aklına birden dün geceki harita
geldi. Hemen pelerinle oynayan Abdullah'a dönerek:
“Adamım pelerini yollasana bana.” Der. Abdullah pelerini Emre'ye
fırlatır. Emre hemen pelerinin içine baktı. Belki Kont buralara
koymuştur diye düşünmüştü. Haklı çıktı bir cebin içinden çıktı. İki
tane harita vardı. Emre haritaları açarak yere koydu. Seyit Cihat
Abdullah biranda haritaya baktılar. Hayli şaşırmışlardı. Çünkü
haritalardan birisi dünyanındı. Diğeri ise dünyaya benzer başka
biryerin. Abdullah merak etti ve sordu:
“Abi bunlar neci ne anlama geliyor?”
Emre anlatmaya başladı:”Bu sağdaki sizinde anladığınız gibi dünya
haritası. Soldaki ise Kara Dünyanın. Birbirlerine çok benziyorlar
değil mi?”dedi.
Cihat şaşkınlığını gizleyemeyerek:”Vay be. Tamamda adamım şu sarı
beneklerle şu mavi benek ne anlama geliyor? Sanırım o benek dünyada
ve Türkiye de. Bir dakika burası Konya. Adamım bu ne demek
anlatsana?”diye sordu.
Emre bu meraklı ortamı gidermek için konuşmak zorundaydı çünkü
sadece bunu düşünen Cihat değildi. Abdullah ve Seyit de bunu merak
ediyordu. Emre açıklamaya başladı:” Bu gördüğünüz benekler canlı
türünü belirtir. Sarı noktalar kurtadamlar’ı mavi olan ise
vampirleri!”der. O anda herkesi bir sessizlik kapladı. Ama bu
sessizlik sadece biran oldu. Cihat endişeli biçimde:
”Bu senin bunca kurtadama karlı yalnız olduğun anlamına mı
geliyor?”dedi.
Emre evet anlamında başını salladı. Sonrasında Abdullah konuşmaya
dalarak:
“Adamım sen yalnız değilsin dedik ya!”der.
“Oğlum bunca iti bizsiz mi kaldıracaksın ortalıktan?”diye devam
ettirir Seyit.
“Oğlum senin yanındayız!”der Cihat.
Emre de son noktayı koyarak :”O zaman pazara kadar değil mezara
kadar tamam mı?” der. Herkes bir ağızdan “Evet” der. Ardından Cihat
konulamaya devam eder:
“Oğlum olmadı yani öldüremezsek biz yapacağımız tek şey var. Sen
adamları öldüreceksin bizde adamlara espri yapıp beyinlerini
anlarsın ya” dedi gülerek.
Emre kahkahalar içinde:” Vallahi bu daha iyi olur adamım.”der. Ortam
tekrar eski haline dönmüştü. Gülmekten bir süre kendilerine
gelemediler. Gülerken Emre'nin aklına bir eksiklik geldi. Bu arada
bir soru yağmuru patladı. Cihat soru soruyordu:
“Adamım tamam işin şakasını geçelim şimdi. Savaşta senin yanındayız.
Ama kaşımızdaki dünyanın en güçlü yaratıklarından. Herhalde bunlara
sille tokat mahalle kavgasına gider gibi gitmeyeceğiz değil mi? Ne
yapacağız?”diye sordu.
Emre Cihat'a bakarak:”Yok adamım ne mahallesi ya. Tabi bizde
hazırlanacağız hazırlanınca adamlara ani baskın yapıp hepsini ızgara
köfte yapacağız.”der.
Cihat’ın sorularının ardı arkası kesilmiyordur:”Peki ortağım nasıl
hazırlanacağız? Bizde mi vampir olacağız? Kara Dünyaya nasıl
gideceğiz? Gidiş yolu bize yakın mı? Bide sen şimdi bütün dersleri
ezbere biliyorsun değil mi? Vay hipne vay… Bize de derslerde yardım
edecek misin ortağım?”diye otomatik tüfek gibi soruları yağdırır.
Abdullah olayın komikliğine dayanamaz ve çok soru sorduğundan soru
bankası dediğimiz aliyi olaya sokarak:”Oğlum Cihat biz Ali’ye soru
bankası diyorduk sen onu da aştın biraz yavaş ol oğlum tektek sor şu
sorularını.”der gülerek.
Cihat sinirli bir şekilde:”Merak ediyorum abi. Şimdi bunları
bilmezsen ne yapacaksın? Öylece kalakalırsın vallahi savaşta. Hem
her şeyi bilirsek daha iyi hareket ederiz demi yani?
Tam Abdullah cevap verecekken Emre araya girdi:”Adamım Cihat
haklı.”der.
Abdullah da aptal bakışlarla:”Bende haklısın diyecektim
vallahi!”dedi.
Emre Cihat'ın meraklı tavrını tatmin etmek için soruları cevaplamaya
başlar:”Şimdi tek hazırlanma yolumuz kurtadamların zayıf noktalarına
çalışmak.”der ve hemen ardından Cihattan bir soru daha geldi:
“Peki ne bu zayıf noktası?”diye bir soru sordu gene.
Hemen cevap geldi “Gümüş!”. Emre konuşmaya devam etti “Evet zayıf
noktaları gümüş. Bildiğim ve anladığım kadarıyla bu gümüşü
geliştirmemiz lazım. Gümüşü ise…
Tam bu sırada Cihat gene sözünü keserek:”Anladık adamım gümüş sen
gümüşü geç diğer sorulara gel. Bu kara dünyaya nasıl gideceğiz?”
Emre bu sefer dayanamaz ve söyler:”Adamım kusura bakmada Abdullah
haklı. Sen hakikaten Ali’ye benziyorsun.”der ve bir kahkaha tufanı
daha kopar. Bu seferkine Cihat'ta katılır. Çünkü kendiside Ali’ye
benzediğinin farkına vardı… Emre gülmeyi kesmelerini işaret etti ve
konuşmaya devam etti:”Şimdi Cihat sen yolu sordun değil mi
arkadaşım?diye sorar Cihat'a.
Cihat evet anlamında başını sallar.
Emre sanki belden aşağıya yumruk yemiş gibi olur ve konulmaya
başlar:”Adamım şincik o şöyle oluyor. Bende bilmiyorum.”der. Dediği
anda bir “Hı!” sesi yükselir üç arkadaşından birden. Emre sözünün
kesilmesini engellemek için konuşmaya ara vermedi:”Giriş
Transilvanyada. Onun için bize ilk önce Transilvanyaya gidiş yolu
yapılacak. Daha sonrasında bize haber verecekler ve biz gideceğiz.
Daha önemlisi hazır olduğumuzda bu haberin bize gelmesi yoksa bilsek
de bir şey yapamayız değil mi?”der. Şimdi adeta arkadaşlarının
yüreğine su serpilmiş gibi oldu. Emre bu sessizlikten yararlanarak
tekrar devam etti “Dersler konusuna gelince takmayın kafanıza ben
hallederim hepinizi.”der. bunu dediği anda bir kıyamet koptu.
Derslerden bu kadar kolay yırtacaklarını hiç düşünmemişlerdi. Hepsi
bağırıyordu. Bu hengamenin arasında Seyit herkesi susturarak Emre'ye
döndü ve sordu:
“Adamım iyi güzel hoşta sen ne yapacaksın?
Emre anlamamış bir ifadeyle “Neyi?”der.
Seyit endişeli biçimde devam etti:”Adamım bildiğime göre sadece
vampir olduğunu biliyorsun. Ama hiç vampir haline dönüştün mü? Ya da
nasıl olacağını biliyor musun?”diye sordu.
Seyit haklıydı. Daha önce hiç vampir haline dönüşmemişti. Nasıl
yapılacağını ise hiç bilmiyordu. Birden aklına bir şeyleri denemek
geldi. Önce ellerini şaklattı… Ama olmadı. Sonra parmaklarını
denedi. Hiçbir şey olmadı. Emre bunları yaparken Cihat ona
anlamsızca bakıyordu. Sonunda dayanamadı ve:
“Kafayı mı yedin oğlum sen? Çocuk vampir oldu kafayı yedi lan. Bu
yakında yaşar gibi ortalarda gezinir vallahi.”der.
Emre tersçe:”Nasıl vampire dönüşürüm onu bulmaya çalışıyorum biraz
yardım etseniz sizde düşünseniz diyorum?” dedi birazda sitemci bir
sesle.
Abdullah şaşırmış bir biçimde:”Nasıl vampire dönüşeceğini bilmiyor
musun yani?” diye sordu.
Emre ona da terslenerek:”Herhalde kırk yıllık vampir değiliz daha
bir gün bile olmadı vampir olalı! Yahu siz bunu boş verin nasıl
vampire dönüşeceğimi düşünün.!” Dedi hiddetle. Herkesi o andan
itibaren sessiz bir düşünme havası aldı. Dördü birden susmuş
düşünüyorlardı. Abdullah yerinden sıçradı ve
“Adamım seni ısıranlar sana nasıl olduğunu bulaştırmıştır değil
mi?”diye sorar.
Emre bunun doğru olacağını düşünür ama bunun ile ilgili hiçbir anı
bulamıyordu zihninde. Galiba bu vampir olmanın ilk adımıydı. Nasıl
dönüşeceğini bulmak! Emre Abdullah'a dönerek:”Yok adamım!”der.
“Zihnimde öyle bir anı yok maalesef” dedi ve Abdullah'ın yanıt
arayan bakışları sora erdirdi. Aynı hava tekrar ağır basmaya
başladı. Bir süre sonra Seyit Emre'ye dönerek gayet sakin ve bilmiş
bir şekilde:
“Adamım uçmayı düşünsene?”diye önerdi. Sonra devam etti:”Uçman için
yarasa yani vampir olman lazım değil mi? Bu belki işe
yarayabilir.”dedi.
Seyit haklıydı. Bu olabilirdi. Emre gözlerini kapatıp uçmayı
düşündü. Olmuyordu. Konsantre oldu, iyice konsantre oldu. Ama gene
olmadı. Emre olmadığını açıklayan bir yüz ifadesiyle Seyit’e bakınca
Seyit'in yüzündeki zafer ifadesi silinmişti.
Seyit'in bu durumundan sonra Cihat konuşmaya başladı:”Ortağım birde
kanı düşünsene? Şimdi vampirler kana ihtiyacı olduğunda dişlerini ve
gerçek yüzlerini ortaya çıkarırlar ya belki olur?”dedi Cihat. Bu
daha mantıklıydı. Emre denemek için konsantre oldu. Konsantrede
yoğunlaşmak için gözlerini sımsıkı yumdu. Ama olmamıştı. Gözlerini
açtığında hiçbir değişim izi yoktu vücudunda. O sırada kendi aklına
bir şey geldi. Biraz önce kitapta yazan satırları hatırlamıştı. “Bu
pelerini size gönderiyorum çünkü bu pelerinin sihri size lazım. Bu
sizin gücünüzün gizli koruyucusu ve gizleyicisidir”.
Emre'nin beyninde bu sözcükler şimşek gibi çaktı ve etrafına baktı.
Pelerin Abdullah'ın elindeydi. Emre Abdullah'a pelerini atması için
işaret etti. Abdullah’da pelerini Emre'nin üzerine attı. Emre
pelerine dikkatle baktı ve boynuna geçireceği yerleri gördü. Ve
pelerini yavaşca sırtına doğru attı. O sırada arkadaşları Emre'yi
pürdikkat izliyordu. Emre pelerini boğazının ön tarafında kenetledi
ve… O anda lacivert bir kumaş giydiği elbiselerin üzerini kapladı.
Önce gövdesinin, sonra bacaklarının, sonrada kollarının tamamını
kapatarak tam onlara uygun şekilde kalakaldı. En sonunda sırtına
taktığı pelerin tekrar ortaya çıktı. Boğazlarından yukarıya bir
çıkıntı çıktı. Neredeyse kulaklarına kadar varan bu çıkıntı Emre'ye
sert bir hava vermişti. Bu oluşumlar sırasında Emre sadece değişen
yerlerine sırasıyla bakıyordu. Arkasındaki pelerin dalgalanmaya
başladı. Bir süre sonrada tüm bu oluşanlar yok oldu ve eksi
elbiseleri tekrar üzerinde belirdi.
Arkadaşlarının ağzı yarım metre açılmıştı. Şaşkınlık dolu bakışlarla
Emre'ye bakıyorlardı. Biraz önce olanlara hala inanamıyorlardı.
Abdullah heyecan içinde ağzından tek bir cümle çıkarabildi:
“Adamım diğer giysin çok daha süperdi. Tekrar giysene?”dedi.
Emre biraz önce olanlara inanamıyordu. Pelerin yok olmuştu. Adeta
üzerinde bütünleşmişti. Üzerini yoklamaya başladı. Acaba değişmiş
miydi? Yoklarken değişmediğini anladı. Gene düşünmeye başladı. Çok
vakit geçmeden aklına bir fikir geldi. Ve o fikir üzerine
yoğunlaştı. Gözlerini kapamadı. Düşündüğü tek bir konu vardı o an.
“Vampir güçleri”. Onlara ihtiyacı olduğunu düşünüyor ve onlara
konsantre olmaya çalışıyordu. Bir şeyler olmaya başlamıştı. Emre
vücudunun değiştiğini hissedebiliyordu. Vücudu ne enine ne de boyuna
gelişiyordu. Ama güçleniyordu. Sonunda gözlerini kapadı. Bir saniye
sonra tekrar açtı. Artık kendini ulaşılamazmış gibi hissediyordu.
Sanki dünyanın en dinç en sağlam adamıydı. Arkadaşlarının bakışları
iyiden iyiye değişmişti. Emre ne olduğunu merak ederek sordu:
“Ne oldu?”dedi.”Niye öyle artist görmüş gibi bakıyorsunuz oğlum?”
dedi ve güldü.
Cihat hayranlık içerisinde:”Ben hayatımda böylesine bir şey
görmedim. Oğlum bu ne lan süper artistik bir şey oldun?” dedi ve
ayağa kalktı. Emre'yi daha yakından incelemek için yanına gitti.
Abdullah yorumunu eliyle yaptığı hareketle belli etti. Baş parmağını
havaya kaldırarak oda Emre'nin yanına yaklaştı.
Seyit ise hiçbir şey demeden sadece baktı ve Emre'nin yanına
yaklaştı.
Şimdi üçü de dikkatli bir biçimde Emre'yi inceliyorlardı. Emre bu
duruma daha fazla dayanamadı ve sordu:
“Adamım ben bilmiyorum nasıl olduğumu biraz anlatsanıza nasıl
gözüküyorum. Artistlik katsayım ne bir hesaplayın bakayım.” Der
gülerek.
Abdullah hayranlık içinde:”Ortağım görmen lazım çok artistik bir şey
oldun. Şu duruşa bak ya. Abi görmen lazım.”dedi. Emre ona on üç
numaralı bakışı atarak cevap verdi ve Abdullah sustu.
Cihat isteklice okul ceketini çıkardığı yere gitti. Ve cebinden
yuvarlak bir ayna alarak Emre'ye doğru yürümeye başladı. O sırada
Abdullah Cihat'ı durdurarak:
“Adamım bilmiyor musun vampirler kendisini aynada göremezler. Eğer
Emre'ye bunu verirsen o sadece bir boşluk görecek kendi yüzü
yerine.”der ve Cihat'ın isteğini kaçırır. Ama Cihat son anda
Abdullah'a dönerek:
“Adamım Emre'nin dediğine göre içtiği iksir ona bazı özellikler
kazandırmış. Belki görebilir. Bu şekilde de biz bir sürü cümle
kurmaktan kurtuluruz.”dedi kendinden emin bir şekilde. Sonra Emre'ye
doğru gitti ve aynayı Emre'ye uzattı. Emre aynayı yavaşça yüzüne
yaklaştırdı. İnanamıyordu. Kendini görebiliyordu. Cihat bunu
anlayınca sağ elini yukarıya kaldırarak zafer işareti yaptı. Bu
sırada Emre ona bakmıyordu. Aynada yeni görüntüsüne bakıyordu.
Aslında yüzünde büyük bir değişim yoktu. Değişimler onu daha çok
güçlendirmiş gibi gözüküyordu yüzündeki bakışlarından. Emre
gözlerinin ve kaşlarının hafif sivrildiğini gördü. Bakışları
neredeyse tamamen değişmişti. Yüzü sivrilmişti. Yüz ifadesi tamamen
korkutucu ve bir o kadar da çekici hale gelmişti. Saçları sanki hep
bir boydaymış gibiydi. Ortaya doğru dikilmiş pek uzun olmayan
saçları vardı. Zaten normalde de saçları buna benziyordu. Aynayı
sağa doğru kaydırdı kulak ve yüzüne yandan bakmak için. Kulakları
eski küçük şekliyle kalmış ama yukarıya doğru yarasa kulağı gibi
biraz sivrilmişti. Pelerinin boğazına kadar olan çıkıntıları zaten
kulaklarının yarısını kapatıyordu. Saçlarının faulleri hafif
sivrilmişti. Ama yakışmıştı doğrusu. Emre kendine inanamaz bir
şekilde aynayı elinden bıraktı. Bu sırada ellerine ve kollarına
baktı. Aynı el ve kollardı ama güçlenmişlerdi, atikleşmişlerdi. Emre
aynayı tekrar Cihat'a uzatarak teşekkür etti. hala olayın
şokundaydı. Artık o bir vampirdi. Hem de dünya üzerine gelmiş en
güçlü vampir kadar güçlü ve dünya üzerindeki tek vampirdi. Emre tam
ellerine bakarken omzuna bir darbe geldi. Bu darbeyi Seyit yapmıştı.
Seyit'in şekline bakılırsa baya hızlı ve güçlü vurmuştu. Ama Emre
bunu hiç anlamamıştı. Seyit elini ovuşturarak:
“Vay koçum vay! Şu hale bak yahu. Ee ne olsun benim arkadaşım
oğlum.”der gülerek. Tam Emre'ye sol omzunu dönmüştü Emre'de Seyit’e
hafif bir şekilde vurdu ve Seyit yaklaşık 5 metre ötedeki ağacın
gövdesine hızla yapıştı. Emre Cihat ve Abdullah yanına gittiler.
Emre Seyit'in başında durarak:
“Evet ortağım senin arkadaşın ama dikkat et bundan sonra benle pek
şakalaşma hele vurma kırmada asla. Böyle apışırsın.”dedi ve üçü
birden gülmeye başladılar. Seyit kendine gelmişti ama olayın
şokundan hala ağacın gövdesine sıkıca tutunuyordu. Cihat gülerek
konuştu:
“Hayırdı adamım ağaç senin sevgilin mi bırakmıyorsun. Aranızda bir
şey varsa bilelim tanıyalım yengemizi.”der ve ağacın bir dalını
tutarak el sıkar ve konuşmaya devam eder:”Tanıştığımıza memnun oldum
yengecim. Bu Seyit böyledir seni tavlarız diye tanıştırmadı bizi
kusura bakma sen. Ee nasılsın yengecim?”diye seyitle dalga geçmeye
başlar. Herkes gülemeye başlar ama Seyit tam bu sırada kendine
gelerek Cihat'a cevabını verir:
“Ortağım hadi bizimki ağaç seni bilmiyoruz mu sanki voleybol maçının
ortasında maçı bırakıp sevgilin olan fileye sarılmıştın neredeyse
maçı kaybediyorduk zor kazandık vallahi!” der ve Cihat'a çok iyi bir
cevap verir. Seyit'in bu lafından sonra Abdullah ve Emreden güçlü
bir ”oOoOoOo” sesi çıktı ve Cihatla Seyit dahil herkes son lafa
gülmeye başladılar. Aradan espri ve kahkaha dolu birçok zaman geçti.
Tam o sırada Seyit konuşmaya başladı:
“Adamım saat geç oldu birazdan hava kararır biz eve gidelim ve sende
”der Emre'ye dönerek ”Normal haline dön ve yarına kadar kimseye bu
durumu anlatma kötü olaylar olabilir.”dedi.
Emre Seyit’e hak verir bir şekilde tüm arkadaşlarına bakarak:”Seyit
haklı hava birazdan kararır. Konuşup kararlaştırmamız gereken her
şeyi yarın konuşuruz. Yarın tatil yarın 11:00 gibi buraya gelin
burada kimse bizi duymaz. Bir plan yaparız ona göre hareket ederiz.
Şimdi hadi evlere dağılalım yoksa ailelerimiz şüphelenmeye
başlayacak.”der. Ardından tüm arkadaşları bunu doğru bularak
toparlanmaya başlarlar Emre eski haline kolay bir biçimde döner.
Patikayı geçip anayola çıkarlar. Arkadaşları evine giderken Emre'de
kendi evine doğru yol almaya başlar…
Emre eve geldiğinde annesi çoktan eve gelmişti. Ona gözükmeden
elindeki kitabı saklamak için odasına girdi. Orada ders kitaplarının
üzerine koydu kitabı sonrada annesinin yanına gitti ve:
“Ne yemeği yapıyorsun hanım sultan?”diye sordu.
Annesi Emre'ye bakarak:”Ne olsun oğlum pilav pişiriyorum yanına bir
şey ister misin başka?” diye sordu.
Emre pilav tenceresine bakarak:”Yok hanım sultan bu yeter.”der.
Sonra annesine dönerek:”Ben içeriye gidiyorum hanım sultan yapmamı
istediğin bir şey var mı?”diye sorar.
Annesi duyduklarına inanamaz bir şekilde cevap verir:”Hayırdır oğlum
sen yemeğe hiç yardım etmezdin başına saksı filan mı düştü?”der ve
Emre'nin konuşmasına izin vermeden devam etti:”Mesela sofrayı
hazırlamama yardım edebilirsin.”der gözlerinin içi parlayarak.
Emre annesine bakarak biraz da onu şaşırtmayı düşündü ve sofrayı
hazırlamaya başladı. Bir iki şey koydu sonra annesine dönerek:”Anne
ben çok yoruldum ya bak bu kadar hazırladım.”dedi. Annesi arkasını
dönünce masanın üzerinde sadece 4’er tane çatal kaşık ve 4 su
bardağı gördü. Emre'ye dönerek:
“Buna da şükür oğlum neyse git içeriye dinlen hadi.”der sakin ve
tatmin olmuş bir şekilde.
Emre içeriye giderken aklına bir şey gelmişti. Artık o bir vampirdi.
Acaba normal bir yiyecek yiyebilecek miydi? Ama aklına iksirin
özellikleri geldiğinde rahatladı ve gönül ferahlığıyla içeriye
gitti. İçeride kardeşi televizyon izliyordu. Adı emirdi. Sarışın 6.
sınıf öğrencisiydi. Zayıf ve çelimsiz bir yapısı vardı. Ama bu
yapısının altında büyük bir kuvvet ve enerji vardı. Emre içeriye
girince hemen konuşmaya başladı:”
“Ağabey ne yapıyorsun? Ya sizin Fenerbahçe Uefa’dan elendi çok
üzüldüm ya…”diyordu bunu derken oryantal gibi bir yandan gerdan
kırıp bir yandan da göbek atıyordu. Koyu bir Beşiktaşlıydı.
Sülaledeki tek Beşiktaşlıydı. Emre ona “Küçükken beşikten düştü
böyle oldu.”derdi hep.
Emre kardeşine dönerek:”Abisi sen Beşiktaşlısın hiç konuşmayacaksın.
Siz ligden düşmemeye bakın. Onca para harcadınız o kadar transfer
yaptınız. Hiçbiri bir işe yaramadı. En sonunda hem şampiyonluğa hem
Türkiye kupasına hem de Bizim elenerek girdiğimiz uefa’ya havlu
attınız. Şimdi ise zorla bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz.”dedi.
tam bu lafı bitirince televizyonda bir flash haber başladı. Tam
kardeşi cevap vermeye hazırlanırken Emre eliyle ona susmasını işaret
etti. Flash haberi merak etmişti.
Haber başladı ve anında ekrana bir ormanlık alanın görüntüleri
yansıdı. Ardından spiker konuşmaya başladı:”
Emre "WaDe" CÖMERT
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle