Hikaye

Emre "WaDe" CÖMERT

Kara Dünya - İlk Değişim (4. Bölüm)

           Şaşkınlık dört arkadaşı birden sarmıştı. Cihat bir türlü cümlenin sonunu getiremediğinden Emre ona yardım etmek istedi ve konuşmaya başladı:
“Evet adamım siz bu savaşta benim yanımda olan insanoğulları olmalısınız. Olmalısınız değil onlarsınız.”dedi bir nefeste. Şimdi ortalığı tatlı bir düşünce sessizliği sardı. Ama bu düşünce sessizliğini Seyit bozarak:
“Ortağım şimdi bir savaş olacak değil mi?”diye sordu. Emre evet anlamında başını salladı. Daha sonra Seyit devam etti:”Ortağım bizde senin yanında olacağız senin değdiğine göre öylemi?”diye sordu gene ve Emre kafasını gene aynı şekilde salladı. Seyit tek bir ses çıkardı:”İmkansız!”
Emre şaşkın bir şekilde:”Niye imkansız adamım? İmkansız bizim kitabımızda yazar mı?” diye sorar.
Seyit emin bir şekilde konuşarak:”Adamım hadi sen vampirsin adamları engelleyebilirsin. Onlara karşı koyabileceğin doğaüstü bir gücün var. Bizde oda yok. Nasıl yapacağız o işi?”der. Doğruyu söylüyordu. Emre nasıl anlatacağını düşünürken aklına birden dün geceki harita geldi. Hemen pelerinle oynayan Abdullah'a dönerek:
“Adamım pelerini yollasana bana.” Der. Abdullah pelerini Emre'ye fırlatır. Emre hemen pelerinin içine baktı. Belki Kont buralara koymuştur diye düşünmüştü. Haklı çıktı bir cebin içinden çıktı. İki tane harita vardı. Emre haritaları açarak yere koydu. Seyit Cihat Abdullah biranda haritaya baktılar. Hayli şaşırmışlardı. Çünkü haritalardan birisi dünyanındı. Diğeri ise dünyaya benzer başka biryerin. Abdullah merak etti ve sordu:
“Abi bunlar neci ne anlama geliyor?”
Emre anlatmaya başladı:”Bu sağdaki sizinde anladığınız gibi dünya haritası. Soldaki ise Kara Dünyanın. Birbirlerine çok benziyorlar değil mi?”dedi.
Cihat şaşkınlığını gizleyemeyerek:”Vay be. Tamamda adamım şu sarı beneklerle şu mavi benek ne anlama geliyor? Sanırım o benek dünyada ve Türkiye de. Bir dakika burası Konya. Adamım bu ne demek anlatsana?”diye sordu.
Emre bu meraklı ortamı gidermek için konuşmak zorundaydı çünkü sadece bunu düşünen Cihat değildi. Abdullah ve Seyit de bunu merak ediyordu. Emre açıklamaya başladı:” Bu gördüğünüz benekler canlı türünü belirtir. Sarı noktalar kurtadamlar’ı mavi olan ise vampirleri!”der. O anda herkesi bir sessizlik kapladı. Ama bu sessizlik sadece biran oldu. Cihat endişeli biçimde:
”Bu senin bunca kurtadama karlı yalnız olduğun anlamına mı geliyor?”dedi.
Emre evet anlamında başını salladı. Sonrasında Abdullah konuşmaya dalarak:
“Adamım sen yalnız değilsin dedik ya!”der.
“Oğlum bunca iti bizsiz mi kaldıracaksın ortalıktan?”diye devam ettirir Seyit.
“Oğlum senin yanındayız!”der Cihat.
Emre de son noktayı koyarak :”O zaman pazara kadar değil mezara kadar tamam mı?” der. Herkes bir ağızdan “Evet” der. Ardından Cihat konulamaya devam eder:
“Oğlum olmadı yani öldüremezsek biz yapacağımız tek şey var. Sen adamları öldüreceksin bizde adamlara espri yapıp beyinlerini anlarsın ya” dedi gülerek.
Emre kahkahalar içinde:” Vallahi bu daha iyi olur adamım.”der. Ortam tekrar eski haline dönmüştü. Gülmekten bir süre kendilerine gelemediler. Gülerken Emre'nin aklına bir eksiklik geldi. Bu arada bir soru yağmuru patladı. Cihat soru soruyordu:
“Adamım tamam işin şakasını geçelim şimdi. Savaşta senin yanındayız. Ama kaşımızdaki dünyanın en güçlü yaratıklarından. Herhalde bunlara sille tokat mahalle kavgasına gider gibi gitmeyeceğiz değil mi? Ne yapacağız?”diye sordu.
Emre Cihat'a bakarak:”Yok adamım ne mahallesi ya. Tabi bizde hazırlanacağız hazırlanınca adamlara ani baskın yapıp hepsini ızgara köfte yapacağız.”der.
Cihat’ın sorularının ardı arkası kesilmiyordur:”Peki ortağım nasıl hazırlanacağız? Bizde mi vampir olacağız? Kara Dünyaya nasıl gideceğiz? Gidiş yolu bize yakın mı? Bide sen şimdi bütün dersleri ezbere biliyorsun değil mi? Vay hipne vay… Bize de derslerde yardım edecek misin ortağım?”diye otomatik tüfek gibi soruları yağdırır.
Abdullah olayın komikliğine dayanamaz ve çok soru sorduğundan soru bankası dediğimiz aliyi olaya sokarak:”Oğlum Cihat biz Ali’ye soru bankası diyorduk sen onu da aştın biraz yavaş ol oğlum tektek sor şu sorularını.”der gülerek.
Cihat sinirli bir şekilde:”Merak ediyorum abi. Şimdi bunları bilmezsen ne yapacaksın? Öylece kalakalırsın vallahi savaşta. Hem her şeyi bilirsek daha iyi hareket ederiz demi yani?
Tam Abdullah cevap verecekken Emre araya girdi:”Adamım Cihat haklı.”der.
Abdullah da aptal bakışlarla:”Bende haklısın diyecektim vallahi!”dedi.
Emre Cihat'ın meraklı tavrını tatmin etmek için soruları cevaplamaya başlar:”Şimdi tek hazırlanma yolumuz kurtadamların zayıf noktalarına çalışmak.”der ve hemen ardından Cihattan bir soru daha geldi:
“Peki ne bu zayıf noktası?”diye bir soru sordu gene.
Hemen cevap geldi “Gümüş!”. Emre konuşmaya devam etti “Evet zayıf noktaları gümüş. Bildiğim ve anladığım kadarıyla bu gümüşü geliştirmemiz lazım. Gümüşü ise…
Tam bu sırada Cihat gene sözünü keserek:”Anladık adamım gümüş sen gümüşü geç diğer sorulara gel. Bu kara dünyaya nasıl gideceğiz?”
Emre bu sefer dayanamaz ve söyler:”Adamım kusura bakmada Abdullah haklı. Sen hakikaten Ali’ye benziyorsun.”der ve bir kahkaha tufanı daha kopar. Bu seferkine Cihat'ta katılır. Çünkü kendiside Ali’ye benzediğinin farkına vardı… Emre gülmeyi kesmelerini işaret etti ve konuşmaya devam etti:”Şimdi Cihat sen yolu sordun değil mi arkadaşım?diye sorar Cihat'a.
Cihat evet anlamında başını sallar.
Emre sanki belden aşağıya yumruk yemiş gibi olur ve konulmaya başlar:”Adamım şincik o şöyle oluyor. Bende bilmiyorum.”der. Dediği anda bir “Hı!” sesi yükselir üç arkadaşından birden. Emre sözünün kesilmesini engellemek için konuşmaya ara vermedi:”Giriş Transilvanyada. Onun için bize ilk önce Transilvanyaya gidiş yolu yapılacak. Daha sonrasında bize haber verecekler ve biz gideceğiz. Daha önemlisi hazır olduğumuzda bu haberin bize gelmesi yoksa bilsek de bir şey yapamayız değil mi?”der. Şimdi adeta arkadaşlarının yüreğine su serpilmiş gibi oldu. Emre bu sessizlikten yararlanarak tekrar devam etti “Dersler konusuna gelince takmayın kafanıza ben hallederim hepinizi.”der. bunu dediği anda bir kıyamet koptu. Derslerden bu kadar kolay yırtacaklarını hiç düşünmemişlerdi. Hepsi bağırıyordu. Bu hengamenin arasında Seyit herkesi susturarak Emre'ye döndü ve sordu:
“Adamım iyi güzel hoşta sen ne yapacaksın?
Emre anlamamış bir ifadeyle “Neyi?”der.
Seyit endişeli biçimde devam etti:”Adamım bildiğime göre sadece vampir olduğunu biliyorsun. Ama hiç vampir haline dönüştün mü? Ya da nasıl olacağını biliyor musun?”diye sordu.
Seyit haklıydı. Daha önce hiç vampir haline dönüşmemişti. Nasıl yapılacağını ise hiç bilmiyordu. Birden aklına bir şeyleri denemek geldi. Önce ellerini şaklattı… Ama olmadı. Sonra parmaklarını denedi. Hiçbir şey olmadı. Emre bunları yaparken Cihat ona anlamsızca bakıyordu. Sonunda dayanamadı ve:
“Kafayı mı yedin oğlum sen? Çocuk vampir oldu kafayı yedi lan. Bu yakında yaşar gibi ortalarda gezinir vallahi.”der.
Emre tersçe:”Nasıl vampire dönüşürüm onu bulmaya çalışıyorum biraz yardım etseniz sizde düşünseniz diyorum?” dedi birazda sitemci bir sesle.
Abdullah şaşırmış bir biçimde:”Nasıl vampire dönüşeceğini bilmiyor musun yani?” diye sordu.
Emre ona da terslenerek:”Herhalde kırk yıllık vampir değiliz daha bir gün bile olmadı vampir olalı! Yahu siz bunu boş verin nasıl vampire dönüşeceğimi düşünün.!” Dedi hiddetle. Herkesi o andan itibaren sessiz bir düşünme havası aldı. Dördü birden susmuş düşünüyorlardı. Abdullah yerinden sıçradı ve
“Adamım seni ısıranlar sana nasıl olduğunu bulaştırmıştır değil mi?”diye sorar.
Emre bunun doğru olacağını düşünür ama bunun ile ilgili hiçbir anı bulamıyordu zihninde. Galiba bu vampir olmanın ilk adımıydı. Nasıl dönüşeceğini bulmak! Emre Abdullah'a dönerek:”Yok adamım!”der. “Zihnimde öyle bir anı yok maalesef” dedi ve Abdullah'ın yanıt arayan bakışları sora erdirdi. Aynı hava tekrar ağır basmaya başladı. Bir süre sonra Seyit Emre'ye dönerek gayet sakin ve bilmiş bir şekilde:
“Adamım uçmayı düşünsene?”diye önerdi. Sonra devam etti:”Uçman için yarasa yani vampir olman lazım değil mi? Bu belki işe yarayabilir.”dedi.
Seyit haklıydı. Bu olabilirdi. Emre gözlerini kapatıp uçmayı düşündü. Olmuyordu. Konsantre oldu, iyice konsantre oldu. Ama gene olmadı. Emre olmadığını açıklayan bir yüz ifadesiyle Seyit’e bakınca Seyit'in yüzündeki zafer ifadesi silinmişti.
Seyit'in bu durumundan sonra Cihat konuşmaya başladı:”Ortağım birde kanı düşünsene? Şimdi vampirler kana ihtiyacı olduğunda dişlerini ve gerçek yüzlerini ortaya çıkarırlar ya belki olur?”dedi Cihat. Bu daha mantıklıydı. Emre denemek için konsantre oldu. Konsantrede yoğunlaşmak için gözlerini sımsıkı yumdu. Ama olmamıştı. Gözlerini açtığında hiçbir değişim izi yoktu vücudunda. O sırada kendi aklına bir şey geldi. Biraz önce kitapta yazan satırları hatırlamıştı. “Bu pelerini size gönderiyorum çünkü bu pelerinin sihri size lazım. Bu sizin gücünüzün gizli koruyucusu ve gizleyicisidir”.
Emre'nin beyninde bu sözcükler şimşek gibi çaktı ve etrafına baktı. Pelerin Abdullah'ın elindeydi. Emre Abdullah'a pelerini atması için işaret etti. Abdullah’da pelerini Emre'nin üzerine attı. Emre pelerine dikkatle baktı ve boynuna geçireceği yerleri gördü. Ve pelerini yavaşca sırtına doğru attı. O sırada arkadaşları Emre'yi pürdikkat izliyordu. Emre pelerini boğazının ön tarafında kenetledi ve… O anda lacivert bir kumaş giydiği elbiselerin üzerini kapladı. Önce gövdesinin, sonra bacaklarının, sonrada kollarının tamamını kapatarak tam onlara uygun şekilde kalakaldı. En sonunda sırtına taktığı pelerin tekrar ortaya çıktı. Boğazlarından yukarıya bir çıkıntı çıktı. Neredeyse kulaklarına kadar varan bu çıkıntı Emre'ye sert bir hava vermişti. Bu oluşumlar sırasında Emre sadece değişen yerlerine sırasıyla bakıyordu. Arkasındaki pelerin dalgalanmaya başladı. Bir süre sonrada tüm bu oluşanlar yok oldu ve eksi elbiseleri tekrar üzerinde belirdi.
Arkadaşlarının ağzı yarım metre açılmıştı. Şaşkınlık dolu bakışlarla Emre'ye bakıyorlardı. Biraz önce olanlara hala inanamıyorlardı. Abdullah heyecan içinde ağzından tek bir cümle çıkarabildi:
“Adamım diğer giysin çok daha süperdi. Tekrar giysene?”dedi.
Emre biraz önce olanlara inanamıyordu. Pelerin yok olmuştu. Adeta üzerinde bütünleşmişti. Üzerini yoklamaya başladı. Acaba değişmiş miydi? Yoklarken değişmediğini anladı. Gene düşünmeye başladı. Çok vakit geçmeden aklına bir fikir geldi. Ve o fikir üzerine yoğunlaştı. Gözlerini kapamadı. Düşündüğü tek bir konu vardı o an. “Vampir güçleri”. Onlara ihtiyacı olduğunu düşünüyor ve onlara konsantre olmaya çalışıyordu. Bir şeyler olmaya başlamıştı. Emre vücudunun değiştiğini hissedebiliyordu. Vücudu ne enine ne de boyuna gelişiyordu. Ama güçleniyordu. Sonunda gözlerini kapadı. Bir saniye sonra tekrar açtı. Artık kendini ulaşılamazmış gibi hissediyordu. Sanki dünyanın en dinç en sağlam adamıydı. Arkadaşlarının bakışları iyiden iyiye değişmişti. Emre ne olduğunu merak ederek sordu:
“Ne oldu?”dedi.”Niye öyle artist görmüş gibi bakıyorsunuz oğlum?” dedi ve güldü.
Cihat hayranlık içerisinde:”Ben hayatımda böylesine bir şey görmedim. Oğlum bu ne lan süper artistik bir şey oldun?” dedi ve ayağa kalktı. Emre'yi daha yakından incelemek için yanına gitti.
Abdullah yorumunu eliyle yaptığı hareketle belli etti. Baş parmağını havaya kaldırarak oda Emre'nin yanına yaklaştı.
Seyit ise hiçbir şey demeden sadece baktı ve Emre'nin yanına yaklaştı.
Şimdi üçü de dikkatli bir biçimde Emre'yi inceliyorlardı. Emre bu duruma daha fazla dayanamadı ve sordu:
“Adamım ben bilmiyorum nasıl olduğumu biraz anlatsanıza nasıl gözüküyorum. Artistlik katsayım ne bir hesaplayın bakayım.” Der gülerek.
Abdullah hayranlık içinde:”Ortağım görmen lazım çok artistik bir şey oldun. Şu duruşa bak ya. Abi görmen lazım.”dedi. Emre ona on üç numaralı bakışı atarak cevap verdi ve Abdullah sustu.
Cihat isteklice okul ceketini çıkardığı yere gitti. Ve cebinden yuvarlak bir ayna alarak Emre'ye doğru yürümeye başladı. O sırada Abdullah Cihat'ı durdurarak:
“Adamım bilmiyor musun vampirler kendisini aynada göremezler. Eğer Emre'ye bunu verirsen o sadece bir boşluk görecek kendi yüzü yerine.”der ve Cihat'ın isteğini kaçırır. Ama Cihat son anda Abdullah'a dönerek:
“Adamım Emre'nin dediğine göre içtiği iksir ona bazı özellikler kazandırmış. Belki görebilir. Bu şekilde de biz bir sürü cümle kurmaktan kurtuluruz.”dedi kendinden emin bir şekilde. Sonra Emre'ye doğru gitti ve aynayı Emre'ye uzattı. Emre aynayı yavaşça yüzüne yaklaştırdı. İnanamıyordu. Kendini görebiliyordu. Cihat bunu anlayınca sağ elini yukarıya kaldırarak zafer işareti yaptı. Bu sırada Emre ona bakmıyordu. Aynada yeni görüntüsüne bakıyordu. Aslında yüzünde büyük bir değişim yoktu. Değişimler onu daha çok güçlendirmiş gibi gözüküyordu yüzündeki bakışlarından. Emre gözlerinin ve kaşlarının hafif sivrildiğini gördü. Bakışları neredeyse tamamen değişmişti. Yüzü sivrilmişti. Yüz ifadesi tamamen korkutucu ve bir o kadar da çekici hale gelmişti. Saçları sanki hep bir boydaymış gibiydi. Ortaya doğru dikilmiş pek uzun olmayan saçları vardı. Zaten normalde de saçları buna benziyordu. Aynayı sağa doğru kaydırdı kulak ve yüzüne yandan bakmak için. Kulakları eski küçük şekliyle kalmış ama yukarıya doğru yarasa kulağı gibi biraz sivrilmişti. Pelerinin boğazına kadar olan çıkıntıları zaten kulaklarının yarısını kapatıyordu. Saçlarının faulleri hafif sivrilmişti. Ama yakışmıştı doğrusu. Emre kendine inanamaz bir şekilde aynayı elinden bıraktı. Bu sırada ellerine ve kollarına baktı. Aynı el ve kollardı ama güçlenmişlerdi, atikleşmişlerdi. Emre aynayı tekrar Cihat'a uzatarak teşekkür etti. hala olayın şokundaydı. Artık o bir vampirdi. Hem de dünya üzerine gelmiş en güçlü vampir kadar güçlü ve dünya üzerindeki tek vampirdi. Emre tam ellerine bakarken omzuna bir darbe geldi. Bu darbeyi Seyit yapmıştı. Seyit'in şekline bakılırsa baya hızlı ve güçlü vurmuştu. Ama Emre bunu hiç anlamamıştı. Seyit elini ovuşturarak:
“Vay koçum vay! Şu hale bak yahu. Ee ne olsun benim arkadaşım oğlum.”der gülerek. Tam Emre'ye sol omzunu dönmüştü Emre'de Seyit’e hafif bir şekilde vurdu ve Seyit yaklaşık 5 metre ötedeki ağacın gövdesine hızla yapıştı. Emre Cihat ve Abdullah yanına gittiler. Emre Seyit'in başında durarak:
“Evet ortağım senin arkadaşın ama dikkat et bundan sonra benle pek şakalaşma hele vurma kırmada asla. Böyle apışırsın.”dedi ve üçü birden gülmeye başladılar. Seyit kendine gelmişti ama olayın şokundan hala ağacın gövdesine sıkıca tutunuyordu. Cihat gülerek konuştu:
“Hayırdı adamım ağaç senin sevgilin mi bırakmıyorsun. Aranızda bir şey varsa bilelim tanıyalım yengemizi.”der ve ağacın bir dalını tutarak el sıkar ve konuşmaya devam eder:”Tanıştığımıza memnun oldum yengecim. Bu Seyit böyledir seni tavlarız diye tanıştırmadı bizi kusura bakma sen. Ee nasılsın yengecim?”diye seyitle dalga geçmeye başlar. Herkes gülemeye başlar ama Seyit tam bu sırada kendine gelerek Cihat'a cevabını verir:
“Ortağım hadi bizimki ağaç seni bilmiyoruz mu sanki voleybol maçının ortasında maçı bırakıp sevgilin olan fileye sarılmıştın neredeyse maçı kaybediyorduk zor kazandık vallahi!” der ve Cihat'a çok iyi bir cevap verir. Seyit'in bu lafından sonra Abdullah ve Emreden güçlü bir ”oOoOoOo” sesi çıktı ve Cihatla Seyit dahil herkes son lafa gülmeye başladılar. Aradan espri ve kahkaha dolu birçok zaman geçti. Tam o sırada Seyit konuşmaya başladı:
“Adamım saat geç oldu birazdan hava kararır biz eve gidelim ve sende ”der Emre'ye dönerek ”Normal haline dön ve yarına kadar kimseye bu durumu anlatma kötü olaylar olabilir.”dedi.
Emre Seyit’e hak verir bir şekilde tüm arkadaşlarına bakarak:”Seyit haklı hava birazdan kararır. Konuşup kararlaştırmamız gereken her şeyi yarın konuşuruz. Yarın tatil yarın 11:00 gibi buraya gelin burada kimse bizi duymaz. Bir plan yaparız ona göre hareket ederiz. Şimdi hadi evlere dağılalım yoksa ailelerimiz şüphelenmeye başlayacak.”der. Ardından tüm arkadaşları bunu doğru bularak toparlanmaya başlarlar Emre eski haline kolay bir biçimde döner. Patikayı geçip anayola çıkarlar. Arkadaşları evine giderken Emre'de kendi evine doğru yol almaya başlar…
Emre eve geldiğinde annesi çoktan eve gelmişti. Ona gözükmeden elindeki kitabı saklamak için odasına girdi. Orada ders kitaplarının üzerine koydu kitabı sonrada annesinin yanına gitti ve:
“Ne yemeği yapıyorsun hanım sultan?”diye sordu.
Annesi Emre'ye bakarak:”Ne olsun oğlum pilav pişiriyorum yanına bir şey ister misin başka?” diye sordu.
Emre pilav tenceresine bakarak:”Yok hanım sultan bu yeter.”der. Sonra annesine dönerek:”Ben içeriye gidiyorum hanım sultan yapmamı istediğin bir şey var mı?”diye sorar.
Annesi duyduklarına inanamaz bir şekilde cevap verir:”Hayırdır oğlum sen yemeğe hiç yardım etmezdin başına saksı filan mı düştü?”der ve Emre'nin konuşmasına izin vermeden devam etti:”Mesela sofrayı hazırlamama yardım edebilirsin.”der gözlerinin içi parlayarak.
Emre annesine bakarak biraz da onu şaşırtmayı düşündü ve sofrayı hazırlamaya başladı. Bir iki şey koydu sonra annesine dönerek:”Anne ben çok yoruldum ya bak bu kadar hazırladım.”dedi. Annesi arkasını dönünce masanın üzerinde sadece 4’er tane çatal kaşık ve 4 su bardağı gördü. Emre'ye dönerek:
“Buna da şükür oğlum neyse git içeriye dinlen hadi.”der sakin ve tatmin olmuş bir şekilde.
Emre içeriye giderken aklına bir şey gelmişti. Artık o bir vampirdi. Acaba normal bir yiyecek yiyebilecek miydi? Ama aklına iksirin özellikleri geldiğinde rahatladı ve gönül ferahlığıyla içeriye gitti. İçeride kardeşi televizyon izliyordu. Adı emirdi. Sarışın 6. sınıf öğrencisiydi. Zayıf ve çelimsiz bir yapısı vardı. Ama bu yapısının altında büyük bir kuvvet ve enerji vardı. Emre içeriye girince hemen konuşmaya başladı:”
“Ağabey ne yapıyorsun? Ya sizin Fenerbahçe Uefa’dan elendi çok üzüldüm ya…”diyordu bunu derken oryantal gibi bir yandan gerdan kırıp bir yandan da göbek atıyordu. Koyu bir Beşiktaşlıydı. Sülaledeki tek Beşiktaşlıydı. Emre ona “Küçükken beşikten düştü böyle oldu.”derdi hep.
Emre kardeşine dönerek:”Abisi sen Beşiktaşlısın hiç konuşmayacaksın. Siz ligden düşmemeye bakın. Onca para harcadınız o kadar transfer yaptınız. Hiçbiri bir işe yaramadı. En sonunda hem şampiyonluğa hem Türkiye kupasına hem de Bizim elenerek girdiğimiz uefa’ya havlu attınız. Şimdi ise zorla bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz.”dedi. tam bu lafı bitirince televizyonda bir flash haber başladı. Tam kardeşi cevap vermeye hazırlanırken Emre eliyle ona susmasını işaret etti. Flash haberi merak etmişti.
Haber başladı ve anında ekrana bir ormanlık alanın görüntüleri yansıdı. Ardından spiker konuşmaya başladı:”


 

          Emre "WaDe" CÖMERT

Yorumlarınız:

Siz de bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz. Yorum ekle

 

 

 

 


 FrpNet Forum

 Bize Ulaşın

FrpNet Anket

Yeni Kitaplar

Siteiçi Arama

Yayınevleri

Linkler - Bağlantılar

Basında FrpNet

 

Ana Sayfa  |  Diyarlar  |  Bilgi  |  Yazılar  |  Forum  |  Galeri  |  Bize Ulaşın

Copyright © 2004 Keri Technology.. | Tüm Hakkı Saklıdır.           Anasayfa | Mail Kontrol | Mail Ayarları | Reklam | Yayınevleri | İletişim