Ertesi günü uyandığında Emre dün geceki anılarını eksiksiz
hatırlıyordu ama tek sorun bunları bir kabus zannediyordu. Her gün
yaptığı gibi okuluna giden dolmuşuna binmek üzere durağa çıkmıştı…
Havanın görünüşü çok soğuktu zaten öyle olması lazımdı çünkü şubatın
ortasıydı. Ama Emre üşümüyordu. Buna çok şaşırmıştı. Herhalde
görünüş dedi ve endişelenmeyi bıraktı. O sırada dolmuştan arkadaşı
yanına geldi. Onun donuyor gibi bir hali vardı. Katkat giyinmişti.
Arkadaşı Emre’yi görünce şaşırır çünkü hiç üşümüyormuş gibiydi.
Merakla sorar :
“ Sen üşümüyor musun dostum ?”
Emre cevap verir :” pek üşünecek bir hava yok sanırım sıcaklık
normal ama sen üşüyorsan bilmem abi.” Çocuk Emre ye garipsi bakarken
dolmuş gelmişti bile. Dolmuşa bindiler. Emre’nin aklına bir şey
gelmişti. Eğer dışarısı soğuksa ve bunu o hissetmiyorsa içerisi de
sıcak olacak ve bunu hissedecekti. İçeriye girdiler ama hiçbir şey
hissetmedi. Buna karşın arkadaşı soğuktan titremeyi bırakmıştı. Emre
bir tür grip falan olduğunu düşündü çünkü hiçbir şey hissetmiyordu.
Bu düşünceyle dolmuşta ona soru soran arkadaşına cevap vermedi ve
okulunun yakınlarında dolmuştan indi. Birden dün akşam olanlar
aklına geldi. Kendi kendine “acaba olur mu?” derken arkasından bir
ses geldi.
“Emreee ortağım bizi bekle!!!!!!!” Bu ses Emre’nin arkadaşı Cihattı
yanında da diğer arkadaşı Abdullah vardı. Cihat bağırmaya devam etti
:”Ortağım bekle bizi!”. Emre arkadaşlarını beklemeye koyuldu.
İkisi'de koşarak yanına geldi. Abdullah konuştu:
“Hayırdır Emre bir sorun mu var fazla düşünüyorsun? Oğlum fazla
dalma yüzmeyi de bilmiyorsun zaten” dedi. Emre'de Abdullah’a sinirli
ve keskin bir bakış atarak :” Bu bakışın anlamını biliyorsun değil
mi adamım? Espri kaldıracak durumda değilim!” der.
Emre'nin sinirli olduğunu anlayan Abdullah bir pişman bir şekilde :”
Ne oldu ortağım kusura bakma ne olduğunu bilmiyorum” dedi.
Emre hevesli bir şekilde “Dün gece” diye konuşmaya başladı ama o
sırada Cihat bir arabayı işaret ederek :”Boş ver sonra anlatırsın
hadi hoca geliyor otostop yapalım okula gidelim.” Der ve hocanın
arabasına binerler okula onunla beraber giderler. Okulda diğer
arkadaşları Seyit’le buluşurlar.
Kantine oturdular ve Cihat hemen sordu :” Ne oldu ortağım dün gece
niye böyle sinirlisin? Bir durumu oldu evde?”
Emre cevap vermeye başladı :” Adamım dün gece bir rüya gördüm
rüyamda…” dedi ama devamını getiremedi. Nöbetçi öğretmen yanlarına
gelip :” Çabuk dışarıya çıkın okulun akıllıları siz misiniz? Herkes
dışarıda beklesin siz burada oh ne ala çabuk dışarı.” Abdullah
esprili bir biçimde adamım sen bunu bu gün anlatamayacaksın
herhalde” der ve gülerek dışarıya çıkarlar…
Bu dörtlü çok iyi arkadaştılar. Birbirine kenetlenmiş dört dost. Bu
dostluğun arasına hiçbir şey girememişti. Bu dörtlünün bazı ortak
özellikleri vardı. Bunar: Yiğitlik, mertlik, saygı, sevgi, adalet ve
yetenek. Bu özellikleri sayesinde hep saygı görmüş hep
dinlenmişlerdir. Saygıları sayesinde tüm büyüklerinden tam not
almışlar sevgi ve hoşgörüleri sayesinde çevreleri artmıştı.
Yeteneklerinin dalları değişik olsa da olsa hepsinin yetenekleri
eşit gibiydi.
Bunlardan Cihat: Uzun boyluydu dörtlünün en uzunuydu. Düzgün fizikli
normal kilolarda, güçlü, yetenekli yiğit ve mert bir çocuktu. Siyah
saçlarını devamlı değişik şekillerde tarar paso değişik modalar
yaratırdı. Sözünü sakınmayan saygılı birisiydi.
Seyit ise grubun en uzun ikincisiydi. Oda düzgün fizikliydi. Güçle
ve yetenekliydi. Grubun tek sarışın elemanıydı. Koyu sarı saçlarını
uzatırdı. Onun en kısa saçı bizim en uzun saçımız olurdu. Bu
dörtlünün değişmez özelliklerine sahipti zaten daha fazla anlatmaya
gerek yok.
Emre oda siyah saçlıydı. Boy sıralamasında grubun üçüncüsüydü.
Grupta saçlarını en kısa kestiren elemandı. Düzgün fiziği ve
dörtlünün değişmez özelliklerine sahip olması onu eksiksiz bir insan
yapmıştı.
Abdullah grubun boy ve numara sıralamasında en son üyesi. Çok güçlü
bir hafızası vardır. Hafif tombik di. Siyah saçlarını bir dikmesi
bir yapıştırması bir ortadan ayırmasıyla ve komik konuşmalarıyla
grubun eğlence kaynağıydı.
Her gün olduğu gibi o günde öğrenciler dışarıda toplanmıştı. Gerekli
duyurular yapıldıktan sonra içeriye girdiler. Seyit ve Emre aynı
sınıftaydılar. Cihat ile Abdullah ise başka bir sınıftaydılar. Cihat
ile Abdullah’ın sınıfı ikinci kattaydı. İkinci katta Cihat ile
Abdullah ayrıldı. Seyit ile Emre merdivenleri çıkarken Emre Seyit’e
sordu :” Adamım ilk dersimiz ne bugün?”
Seyit “Adamım bugün hep sayısal dersler var. Yandık kafamız
patlayacak. Şunları bir güne sıkıştırmayıp günlere dağıtsalar bıktık
artık bu ne ya!” diyerek yakındı Emre'de ona katıldı ve yakınarak
sınıflarına çıktılar. Sınıfa girdiklerinde onlardan başka kimse
yoktu oturdular ve kaloriferin yanında Fenerbahçe’nin son halini
tartışmaya başladılar. Tartışma o kadar hararetlenmişti ki sınıfın
dolduğunun farkına bile varmamışlardı.
Tam Seyit son bir hamleyle :” Ne olursa olsun bu sene şampiyon
olamazlarsa yandılar çok fazla isyan çıkacak. Ama mutlaka olacaklar
adamım kadro süper. Salaklık yapmazlarsa olurlar yani” dedi ve
arkasından bir ses geldi:
“Yavrucum Beşiktaş varken zor şampiyon olurlar!” Bunu söyleyen
matematik öğretmeniydi. İsimi Kadir’di boyu hafif küçüktü ama o
küçük boyda dünyanın tüm matematiği gizliydi sanki. Kadir hoca siyah
saçlı yakışıklı keskin bakışlı birisiydi. Emre ve Seyit utangaç bir
şekilde yerine geçerken Emre arkasın döndü ve:
“Hocam geçen sene de Beşiktaş şampiyon olacaktı ama Fenerbahçe o
kadar puan geriden geldi ve size fark attı biliyorsunuz değil mi?”
dedi.
Öğretmeniyse:”O geçen yıldı ama bu yıl daha farklı neyse kapatalım
arkadaşlar bu konuyu derse geçelim” dedi ve derse başladılar.
Emre'nin şaşkınlık dizisi devam ediyordu. Önceden dinlemekten nefret
ettiği konuları şimdi biliyormuş gibiydi. Öğretmen anlatmayı bitirdi
ve örnek çözmeye geçti. Matematik öğretmeni çok ince detaylı sorular
sorardı. Aslında çok basit ama zor gibi görünen sorulardı. Tüm sınıf
zor çözerdi bu soruları. Ama o gün bir değişiklik oldu. Kadir
öğretmen soruyu tahtaya yazar yazmaz Emre cevabı yapıştırdı.
Kadir öğretmen şaşkınlıkla :” Aferin Emre ama bu basitti şu soruyu
çöz bakalım” dedi ve tahtaya bir soru yazdı. Emre yaptıklarına
inanamıyordu. Kısa bir süre içerisinde Emre cevabı tekrar
yapıştırdı. Öğretmen iyice şaşırdı. Emre'ye yönelerek :” Tahtaya gel
de nasıl yaptığını bize anlat bakalım” dedi. Emre sonunun geldiğini
hissetmeye başlamıştı. Çünkü Kadir öğrenmen asla sallama cevapları
ve bu cevapları veren öğrenciyi sevmezdi. Ama Emre tahtaya çıkınca
birden soruyu anlatarak çözmeye başladı. Sustuğunda soru çözülmüştü
ve kadir
öğretmen soruyu çözüş yöntemini inceliyordu. Bir süre düşündükten
sonra konuşmaya başladı:
“Aferin! Sonunda benim sorularımı bu kadar hızlı çözen bir öğrenci
buldum şu okulda helal olsun Emre bu şekilde ben bile çözemezdim.
Tebrik ederim seni!” dedi gülümseyen bir şekilde ve Emre'ye yerine
oturmasını işaret etti. Sırasına giderken Seyit’i gördü. Sınıftaki
herkesin on katı kadar şaşırmıştı. Şaşkın gözlerle Emre'ye
bakıyordu. Yanına oturunca Emre'ye sordu:
“Adamım sen ne yaptın nasıl becerdin oğlum bunu yapılması imkansızdı
bunun bu kadar kısa sürede nereden geliyor bu ilhamın kaynağı?
Kafana bir şey mi düştü oğlum senin? Düştüyse herhalde koca bir
kamyon düştü çünkü saksı bile bu kadarını yapamaz adamım ya!” der.
Emreyse hiçbir şey demeden derse ve öğretmene bakmaya devam eder.
Günün diğer derslerinde de Emre'nin bu davranışının devam etmesi
öğretmenini de kendisini de sınıfı da çok endişelendirdi. Tüm
sınıfın endişeli ve meraklı bakışlar Emre'nin üzerindeydi. O sırada
bitiş zili çaldı öğleden sonrası tatildi. Emre bu meraklı ve
endişeli bakışlardan kurtulacağını zannetti ama yanıldı. Bu
bakışların cabası olarak bir sürü soru soruyorlardı.
“Emre nasıl becerdin bunu yahu?” “Kafana birşey mi düştü senin?”
“Doktora git istersen ?” Emre arkasına bile bakmadan Seyit’i yanına
aldı ve sınıftan çıktı aşağı kattan da Abdullah ve Cihat’ı aldı
hemen kantine indiler. Emre'nin aklında bir şeyler vardı. Eğer
bunları yapabiliyorsa dün geceki olaylar gerçekti ve kendisi
gerçekten bir vampirdi. Bir masaya oturdular ve ama orası çok
kalabalıktı böylesine bir şeyi orada anlatamazdı. Hemen dışarıya
gitmeleri gerektiğini işaret etti ve dışarıya çıktılar.
Önde şaşkın ve endişeli olarak yürüyen Emre, onun arkasında Emre'nin
bu durumuna bir anlam veremeyen üç arkadaş. Okulun arkasına
gittiler. Okul sınırlarını geçip terkedilmiş olan bir okulun
bahçesine geldiler. Hepsi şaşkın ve sessizce Emre'ye bakıyorlardı.
Bakışların ve sessizliğin yoğunlaştığı anda Cihat konuştu:
“Ne oldu Emre önemli bir durum mu var? Bizi Baya korkuttun?”
Emre dün gece rüya olduğunu sandığı şeyleri nasıl anlatacaktı? Aklı
karmakarışıktı. Eğer olanlar rüya değil de gerçekse… Buna
inanamıyordu. Cihat bu sefer daha sert bir sesle:
“Adamım bize ne olduğunu anlatacak mısın? Yoksa akşama kadar burada
bekleyecek miyiz?”
Emre çekingen bir şekilde üç arkadaşına bakarak:”Pekala.”dedi.
“Sizden bana gerçeği bulmam için yardımcı olmanızı istiyorum.”dedi.
Bunu söyledikten sonra üç arkadaşı da Emre'yi pürdikkat dinliyordu.
Emre bunu görünce bir iç çekti ve devam etti:”Dün gece çok ilginç
bir rüya gördüm ya da gördüğümü sandım. Uff kafam çok karışık!!!”
Seyit sakinleştirici bir sesle:” Ne olduğunu en başından anlat
bize?”der.
Emre derin bir nefes alır ve dün gece olanları anlatmaya başlar.
Olay ilerledikçe onun ve arkadaşlarının heyecanı artıyordu. Son anı
anlatmaya başlamıştı:
“Kont DRACULA beni prens ilan etti ve yanıma sokuldu. Sonra birden
boğazıma dişlerini geçirdi. O anda öleceğimi sandım. Ama aksine
güçleniyordum… boğazıma yapıştığı sürece tek bir şey söyledi:”
Zorlandığın an seni buraya alacağım. Senin yanında olacağım. Sen
artık benim gücümdesin!” Sonrada uyandım…” Emre uzun zamandır nefes
almadığını fark etti. Çünkü nefes nefese kalmıştı. Cihat Abdullah ve
Seyit donakalmıştı… Suratlarında inanamayan ve doğal olarak korkmuş
bir ifade vardı. Bir iki dakika sessizce ve şaşkın bakışlarla
birbirlerini süzdüler. En sonunda Abdullah yutkunarak konuşmaya
başladı:
“Dediklerin doğru olamaz değil mi ortağım?”der ve devam eder. “Eğer
doğru olsaydı, yani sen vampir olsaydın güneşte gezemezdin değil mi?
Yani gün ışığında. Şimdiye çoktan ölürdün. Ya da bizden birini
ısırırdın. Kan içmek karnını doyurmak için yani? Değil mi?” dedi
sesi puslanmıştı.
Emre ona bakarak:”Haklısın adamım ama dikkat edersen bata bir
kitapta yazan bir iksirden bahsettim. Eğer bunlar doğruysa o iksir
sayesinde güneş ışığı beni etkilemiyor ve kan arzumun önüne
geçebiliyorum.”dedi kendinden emin bir sesle.
Cihat parlak bir sesle:”Eğer dediğin gibi o kitap varsa bu demektir
ki dün gece yaşadıkların doğru. Dolayısıyla sen vampirsin. Eğer o
kitap yoksa boşa panik yarattın demektir.” Dedi ve kimsenin yorum
yapmasına fırsat bırakmadan:”O kitabı nereye koymuştun?”diye sorar.
Emre yerinden fırlayarak:“Eve koydum!” der. “Eğer annem yatağımın
altını karıştırmadıysa kitap oradadır.”dedi düşünceli bir sesle.
Arkadaşlarına işaret ederek:”Koşun eve gidiyoruz!”dedi
Dördü de hayatında o kadar hızlı koştuklarını hatırlamıyorlardı.
Onca yolu 15 dakikada aldılar. Tabi yolda onları kovalayan başıboş
köpeklerin bu hıza büyük etkisi oldu. Eve geldiklerinde nefes nefese
kalmışlardı. Emre bir anlık nefes nöbetinin ardından kapının
tokmağına elini attı. Kapıyı açmayı denedi ama kapı açılmamıştı.
Emre kara haberi vermek için arkasını döndüğünde arkadaşlarının hala
nefes almaya uğraştıklarını gördü. Haberi vermek için konuşmaya
başladı:
“Dostlarım size bir iyi birde kötü bir haberim var. Önce iyisi annem
evde yok. Evde istediğimizi yaparız.”dedi. Sonrada iç çekerek kötü
haberi verdi:”Kötüsüyse maalesef kapımız kilitli ve bende anahtar
yok…”der.
Üçü birden avuçlarını alınlarına vurup yüzlerini sıvadıktan sonra
hep bir ağızdan “Hadi len!” dediler. Sonra Seyit devam etti:
“Adamım bunca yolu boşu boşuna mı geldik? Bir şeyler yap da aç şu
kapıyı yahu!”dedi.
Emre bir çare bulmak için etrafına bakarken evin çatısına uzanan
ağacı gördü ve:”Tamamdır!” dedi ve devam etti ”Eve giriş yolunu
buldum! Takip edin beni.” Der. Ağacın yanına giderler. Ama
gittiklerinde bir sorunla karşılaştılar. Ağaç tırmanılmayacak kadar
düz ve pürüzsüzdü. Cihat şevki kaçmış bir şekilde:
“Buraya tırmanmayı aklından çıkar ortağım. Kedi olsa çıkamaz
buradan.” Der. Ama Emre ona alaylı bir bakış atarak ağacın gövdesine
zıplar. Bir yere tutunduğunu hissediyordur. Hissediyordu çünkü
atlayınca düşeceğini düşünüp gözlerini kapatmıştı bile! Gözlerini
açtığında şaşırmıştı, adeta ağaca yapışmıştı. Tutunmak için hiçbir
çaba harcamıyordu. Aşağıya arkadaşlarına baktığında hepsi meraklı
gözlerle Emre'ye bakıyordu. O merak dolu bakışların üzerinde Emre
yukarıya doğru tırmanmaya devam etti. Çatının hizasına gelince
aniden oraya atladı. Çatının kapısından eve girdi. İki dakika
geçmeden kapıya ulaşmıştı. Kapıyı açınca arkadaşları içeriye hücum
etti. O andan itibaren gerilimli dakikalar başlamıştı. Çünkü eğer o
kitap Emre'nin bahsettiği yerdeyse… Emin adımlarla Emre'nin odasına
doğru gittiler. Odanın kapısından baktıklarında oda düzeltilmemişti.
Emre'nin annesi ilk defa böyle bir şey yapmıştı ama iyi ki yapmıştı.
Emre içeriye girdi ve yatağa yöneldi. Seyit Cihat ve Abdullah
kapının eşiğinden Emre'ye bakıyorlardı. Emre kafasını yatağın altına
soktu ve… Bir süre sonra yatağın altından çıktığında şaşkındı.
İnanamıyordu. Bir elinde dün gece gördüğü kara kaplı, üzerinde garip
şekiller olan fakat bu şekilleri okuyabildiği kitap vardı. Diğer
elindeyse dün gece Prens olma töreninde giydiği koyu renkli pelerin
vardı.
Emre beyninden vurulmuşa döndü. Yere çöktü ve sırtını duvara
yasladı. Ama gözleri hala ellerinde duran kitap ve pelerindeydi.
Onlardan gözünü alamıyordu. Çünkü bunlar bir şeyin ispatıydı. Emre
artık bir VAMPİRDİ! İnanılmazdı ama yaşadıkları gerçekti. Daha dün
bu saatlerde normal bir insanoğluydu. Şimdi ise doğa üstü güçleri
olan bir yaratığa dönüşmüştü. Üstelik dün gece duyduklarından sonra
artık o bu yaratıkların en güçlüsü ve kurtarıcısıydı!
Emre bunları düşünürken arkadaşları yanına gelmişti. Emre'nin yanına
çöküp bir kitaba, bir pelerine, bir de Emre'ye bakıyorlardı.
Şaşırmışlardı çünkü en iyi arkadaşları bir vampirdi. Kaçıp kaçmamaya
karar vermekte zorlandılar. Çünkü Emre artık vampirse tehlikede
olabilirlerdi. Ama kaçmadılar! Arkadaşlarını böylesine bırakıp
gitmek istemediler. Ortam gitgide sessizleşiyordu. Sessizlikle
beraber ortama stres hakim olmaya başlıyordu. Seyit bu havayı
dağıtmak için konuşmaya başladı:
“Tamam adamım takma sen. Hadi dışarıya çıkalım burada konuşulmaz bu
annen çıkıp gelir şimdi. Dışarıda konuşalım hadi.” Dedi. Seyit’in
soğukkanlılığı bu durumlarda hep işe yaramıştır. Fakat Emre'nin
şaşkınlığı hala geçmemişti. Seyit Emre'nin şaşkınlığını tam dağıtmak
için konuşmasını sesini yükselterek konuşmaya devam etti:”Haydi
adamım ama dışarıya çıkalım, dışarıda konuşalım. Burası bize dar
gelir hadi bu konu hararetli olacağa benziyor.”der. Cihat ve
Abdullah'a bakar sonra konuşmaya devam eder:”Zorlanıyorsan dışarıya
çıkmanda yardım edelim mi?”diye sordu. Emre evet anlamında başını
sallar sonrasında Cihat ve Seyit Emre'nin iki koluna da girer. Onu
dışarı çıkarırlar. Abdullah ise arkadan kapıları kilitler ve eve
kimsenin gelmediği izlenimini verir. Abdullah bu konuda hiç iz
bırakmazdı. Adeta bir özel yetiştirilmiş ajan yeteneği vardı bu
konuda.
Dörtlü biraz ötedeki ağaçlığa gittiler. Kitap ve pelerin hala
Emre'nin elindedir. Ağaçlığa vardığında açık havanın sayesinde Emre
kendini biraz toparlamıştı. Herkes bir kenara oturdu. Emre'de bir
kenara oturup kitap ve pelerini biryanına bıraktı. Seyit Emre'nin
bıraktığı kitapları aldı ve okumaya başladı. Daha doğrusu arada bir
çıkan resimlere bakmaya başladı. Çünkü üzerinde yazan yazıyı okumayı
bilmiyordu. Abdullah sessizlik yaratmamak için Emre'ye tekrar sordu:
“Yahu Emre sen şu işi bize baştan bir daha özetlesene? Ben bu işe
biraz Fransız kaldım?” diye sorar. Sanki Seyit ve Cihat'ta bunu
istiyormuş ama Abdullah onlardan önce davranmış gibi Emre'ye
bakarlar. Emre olayı baştan sonuna kadar bir daha özetler. Emre
sustuktan sonra Abdullah Emre'ye destek verircesine tekrar konuşur:
“Ortağım sonuna kadar yanındayız!” dedi.
“Asla kendini sanma!” Diye devam etti Seyit.
Her zamanki gibi konuşmaya son noktayı Cihat yaparak “Kardeşliğimiz
nerede kaldı oğlum bizim!”dedi.
Ortamdaki hava gitgide yumuşadı. Hava yumuşadıkça espriler birbirini
izledi. Espriler kurtadam ve vampir şeklinde geliyordu. En baba
espriyi kendinden beklenmeyen bir şekilde Abdullah yaptı:
“Oğlum ne ballı adamsın lan! Derslere bakmadan hepsinden full
çekeceksin! Nede olsa aklında DRACULA’nın tüm bilgileri var. Oh ne
ala memleket adam çalışmadan sınavlarda birinci olacak. Adamım bak
seni çok severim sınavlarda beni de görürsün değil mi? Çok değil
oğlum 9 soru yaptır yeter.” Der gülerek. Cihat atlayarak:
“Sadece Abdullah'mı oğlum bizi de görecen oğlum yoksa seni bir
ısırırım vampire filan benzemez. Zehirlenir üç vakte kadar ölürsün
vallahi!”der ve herkesin gülme katsayısı bir kat daha artar. Ama
Seyit gülmüyordur. Kitaba çökmüş adeta yazıyı okumaya çalışıyordur.
Emre Abdullah ve Cihat'a misilleme olarak :
“Ee adamım kimine niyet kimine vampirlik! Öyle kolay değil vampir
olmak! Herkesi yapmıyorlar vampir. Hadi belki kırk fırın ekmek
yerseniz belki.”der ve tekrar gülmeye başlarlar. Ortam o kadar komik
olmuştur ki en olmadık işe bile gülmeye başlamışlardır. Tam o sırada
Seyit birden gözlerini ovuşturmaya başladı. Sonra Emre'ye dönerek:
“Adamım buradaki yazı yeni yazılmış galiba. Diğerlerine göre
mürekkebi daha parlak. Bir baksana.”der. Emre duyduklarına inanamaz
bir şekilde Seyit'in yanına gider ve kitabı alır. Arkadaşları
Emre'yi dinlemeye başlar. Emre satırları okur ve arkadaşlarının
yüzüne anlamsızca bakar. Bu bakışların yerini sözcükler almayınca
Cihat sinirlenerek:
“Oğlum orada ne yazdığını biz okuyamıyoruz! Şunun açıklamasını biran
önce bize yap meraktan çatlayacağız burada!”der.
Emre yazılara bir daha bakarak konuşur:”Burada yazanlar bizzat Kont
DRACULA tarafından dün gece yazılmış. Burada yazan şu :”Prensim
giderken pelerini almayı unutmuşsunuz. Bu pelerini size gönderiyorum
çünkü bu pelerinin sihri size lazım. Bu sizin gücünüzün gizli
koruyucusu ve gizleyicisidir. Ve unutmanızı istemiyorum ki bu
savaşta size yardımcı olacak, sizin kardeşiniz olacak, sizin
yarasalarınız olacak kişiler, sizin vampir olduğunuzu ilk
anlatacağınız kişilerdir…”
Emre bu sözcükleri söyledikten sonra bir süre daha kitapta yazan
yazılara baktı. Acaba yanlış tercümemi yaptım diye. Ama doğruydu.
Tam bu sırada Cihat konuşarak:
“Adamım senin vampir olduğunu anlattığın ilk insanlar biz miyiz?”
diye sordu.
Emre kafasını kaldırarak Cihat'a baktı. Sonra tüm arkadaşlarına
baktı. Ve Cihat'a cevap verdi:”Evet Cihat sizsiniz adamım.”der.
ardından Cihat kekeleyerek:“Bu-bu du-du-durumda biz…”
Emre "WaDe" CÖMERT
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle