Hikaye

Emre "WaDe" CÖMERT

Kara Dünya - Genç Prens (3. Bölüm)

           Ertesi günü uyandığında Emre dün geceki anılarını eksiksiz hatırlıyordu ama tek sorun bunları bir kabus zannediyordu. Her gün yaptığı gibi okuluna giden dolmuşuna binmek üzere durağa çıkmıştı… Havanın görünüşü çok soğuktu zaten öyle olması lazımdı çünkü şubatın ortasıydı. Ama Emre üşümüyordu. Buna çok şaşırmıştı. Herhalde görünüş dedi ve endişelenmeyi bıraktı. O sırada dolmuştan arkadaşı yanına geldi. Onun donuyor gibi bir hali vardı. Katkat giyinmişti. Arkadaşı Emre’yi görünce şaşırır çünkü hiç üşümüyormuş gibiydi. Merakla sorar :
“ Sen üşümüyor musun dostum ?”
Emre cevap verir :” pek üşünecek bir hava yok sanırım sıcaklık normal ama sen üşüyorsan bilmem abi.” Çocuk Emre ye garipsi bakarken dolmuş gelmişti bile. Dolmuşa bindiler. Emre’nin aklına bir şey gelmişti. Eğer dışarısı soğuksa ve bunu o hissetmiyorsa içerisi de sıcak olacak ve bunu hissedecekti. İçeriye girdiler ama hiçbir şey hissetmedi. Buna karşın arkadaşı soğuktan titremeyi bırakmıştı. Emre bir tür grip falan olduğunu düşündü çünkü hiçbir şey hissetmiyordu. Bu düşünceyle dolmuşta ona soru soran arkadaşına cevap vermedi ve okulunun yakınlarında dolmuştan indi. Birden dün akşam olanlar aklına geldi. Kendi kendine “acaba olur mu?” derken arkasından bir ses geldi.
“Emreee ortağım bizi bekle!!!!!!!” Bu ses Emre’nin arkadaşı Cihattı yanında da diğer arkadaşı Abdullah vardı. Cihat bağırmaya devam etti :”Ortağım bekle bizi!”. Emre arkadaşlarını beklemeye koyuldu. İkisi'de koşarak yanına geldi. Abdullah konuştu:
“Hayırdır Emre bir sorun mu var fazla düşünüyorsun? Oğlum fazla dalma yüzmeyi de bilmiyorsun zaten” dedi. Emre'de Abdullah’a sinirli ve keskin bir bakış atarak :” Bu bakışın anlamını biliyorsun değil mi adamım? Espri kaldıracak durumda değilim!” der.
Emre'nin sinirli olduğunu anlayan Abdullah bir pişman bir şekilde :” Ne oldu ortağım kusura bakma ne olduğunu bilmiyorum” dedi.
Emre hevesli bir şekilde “Dün gece” diye konuşmaya başladı ama o sırada Cihat bir arabayı işaret ederek :”Boş ver sonra anlatırsın hadi hoca geliyor otostop yapalım okula gidelim.” Der ve hocanın arabasına binerler okula onunla beraber giderler. Okulda diğer arkadaşları Seyit’le buluşurlar.
Kantine oturdular ve Cihat hemen sordu :” Ne oldu ortağım dün gece niye böyle sinirlisin? Bir durumu oldu evde?”
Emre cevap vermeye başladı :” Adamım dün gece bir rüya gördüm rüyamda…” dedi ama devamını getiremedi. Nöbetçi öğretmen yanlarına gelip :” Çabuk dışarıya çıkın okulun akıllıları siz misiniz? Herkes dışarıda beklesin siz burada oh ne ala çabuk dışarı.” Abdullah esprili bir biçimde adamım sen bunu bu gün anlatamayacaksın herhalde” der ve gülerek dışarıya çıkarlar…
Bu dörtlü çok iyi arkadaştılar. Birbirine kenetlenmiş dört dost. Bu dostluğun arasına hiçbir şey girememişti. Bu dörtlünün bazı ortak özellikleri vardı. Bunar: Yiğitlik, mertlik, saygı, sevgi, adalet ve yetenek. Bu özellikleri sayesinde hep saygı görmüş hep dinlenmişlerdir. Saygıları sayesinde tüm büyüklerinden tam not almışlar sevgi ve hoşgörüleri sayesinde çevreleri artmıştı. Yeteneklerinin dalları değişik olsa da olsa hepsinin yetenekleri eşit gibiydi.
Bunlardan Cihat: Uzun boyluydu dörtlünün en uzunuydu. Düzgün fizikli normal kilolarda, güçlü, yetenekli yiğit ve mert bir çocuktu. Siyah saçlarını devamlı değişik şekillerde tarar paso değişik modalar yaratırdı. Sözünü sakınmayan saygılı birisiydi.
Seyit ise grubun en uzun ikincisiydi. Oda düzgün fizikliydi. Güçle ve yetenekliydi. Grubun tek sarışın elemanıydı. Koyu sarı saçlarını uzatırdı. Onun en kısa saçı bizim en uzun saçımız olurdu. Bu dörtlünün değişmez özelliklerine sahipti zaten daha fazla anlatmaya gerek yok.
Emre oda siyah saçlıydı. Boy sıralamasında grubun üçüncüsüydü. Grupta saçlarını en kısa kestiren elemandı. Düzgün fiziği ve dörtlünün değişmez özelliklerine sahip olması onu eksiksiz bir insan yapmıştı.
Abdullah grubun boy ve numara sıralamasında en son üyesi. Çok güçlü bir hafızası vardır. Hafif tombik di. Siyah saçlarını bir dikmesi bir yapıştırması bir ortadan ayırmasıyla ve komik konuşmalarıyla grubun eğlence kaynağıydı.
Her gün olduğu gibi o günde öğrenciler dışarıda toplanmıştı. Gerekli duyurular yapıldıktan sonra içeriye girdiler. Seyit ve Emre aynı sınıftaydılar. Cihat ile Abdullah ise başka bir sınıftaydılar. Cihat ile Abdullah’ın sınıfı ikinci kattaydı. İkinci katta Cihat ile Abdullah ayrıldı. Seyit ile Emre merdivenleri çıkarken Emre Seyit’e sordu :” Adamım ilk dersimiz ne bugün?”
Seyit “Adamım bugün hep sayısal dersler var. Yandık kafamız patlayacak. Şunları bir güne sıkıştırmayıp günlere dağıtsalar bıktık artık bu ne ya!” diyerek yakındı Emre'de ona katıldı ve yakınarak sınıflarına çıktılar. Sınıfa girdiklerinde onlardan başka kimse yoktu oturdular ve kaloriferin yanında Fenerbahçe’nin son halini tartışmaya başladılar. Tartışma o kadar hararetlenmişti ki sınıfın dolduğunun farkına bile varmamışlardı.
Tam Seyit son bir hamleyle :” Ne olursa olsun bu sene şampiyon olamazlarsa yandılar çok fazla isyan çıkacak. Ama mutlaka olacaklar adamım kadro süper. Salaklık yapmazlarsa olurlar yani” dedi ve arkasından bir ses geldi:
“Yavrucum Beşiktaş varken zor şampiyon olurlar!” Bunu söyleyen matematik öğretmeniydi. İsimi Kadir’di boyu hafif küçüktü ama o küçük boyda dünyanın tüm matematiği gizliydi sanki. Kadir hoca siyah saçlı yakışıklı keskin bakışlı birisiydi. Emre ve Seyit utangaç bir şekilde yerine geçerken Emre arkasın döndü ve:
“Hocam geçen sene de Beşiktaş şampiyon olacaktı ama Fenerbahçe o kadar puan geriden geldi ve size fark attı biliyorsunuz değil mi?” dedi.
Öğretmeniyse:”O geçen yıldı ama bu yıl daha farklı neyse kapatalım arkadaşlar bu konuyu derse geçelim” dedi ve derse başladılar. Emre'nin şaşkınlık dizisi devam ediyordu. Önceden dinlemekten nefret ettiği konuları şimdi biliyormuş gibiydi. Öğretmen anlatmayı bitirdi ve örnek çözmeye geçti. Matematik öğretmeni çok ince detaylı sorular sorardı. Aslında çok basit ama zor gibi görünen sorulardı. Tüm sınıf zor çözerdi bu soruları. Ama o gün bir değişiklik oldu. Kadir öğretmen soruyu tahtaya yazar yazmaz Emre cevabı yapıştırdı.
Kadir öğretmen şaşkınlıkla :” Aferin Emre ama bu basitti şu soruyu çöz bakalım” dedi ve tahtaya bir soru yazdı. Emre yaptıklarına inanamıyordu. Kısa bir süre içerisinde Emre cevabı tekrar yapıştırdı. Öğretmen iyice şaşırdı. Emre'ye yönelerek :” Tahtaya gel de nasıl yaptığını bize anlat bakalım” dedi. Emre sonunun geldiğini hissetmeye başlamıştı. Çünkü Kadir öğrenmen asla sallama cevapları ve bu cevapları veren öğrenciyi sevmezdi. Ama Emre tahtaya çıkınca birden soruyu anlatarak çözmeye başladı. Sustuğunda soru çözülmüştü ve kadir
öğretmen soruyu çözüş yöntemini inceliyordu. Bir süre düşündükten sonra konuşmaya başladı:
“Aferin! Sonunda benim sorularımı bu kadar hızlı çözen bir öğrenci buldum şu okulda helal olsun Emre bu şekilde ben bile çözemezdim. Tebrik ederim seni!” dedi gülümseyen bir şekilde ve Emre'ye yerine oturmasını işaret etti. Sırasına giderken Seyit’i gördü. Sınıftaki herkesin on katı kadar şaşırmıştı. Şaşkın gözlerle Emre'ye bakıyordu. Yanına oturunca Emre'ye sordu:
“Adamım sen ne yaptın nasıl becerdin oğlum bunu yapılması imkansızdı bunun bu kadar kısa sürede nereden geliyor bu ilhamın kaynağı? Kafana bir şey mi düştü oğlum senin? Düştüyse herhalde koca bir kamyon düştü çünkü saksı bile bu kadarını yapamaz adamım ya!” der. Emreyse hiçbir şey demeden derse ve öğretmene bakmaya devam eder. Günün diğer derslerinde de Emre'nin bu davranışının devam etmesi öğretmenini de kendisini de sınıfı da çok endişelendirdi. Tüm sınıfın endişeli ve meraklı bakışlar Emre'nin üzerindeydi. O sırada bitiş zili çaldı öğleden sonrası tatildi. Emre bu meraklı ve endişeli bakışlardan kurtulacağını zannetti ama yanıldı. Bu bakışların cabası olarak bir sürü soru soruyorlardı.
“Emre nasıl becerdin bunu yahu?” “Kafana birşey mi düştü senin?” “Doktora git istersen ?” Emre arkasına bile bakmadan Seyit’i yanına aldı ve sınıftan çıktı aşağı kattan da Abdullah ve Cihat’ı aldı hemen kantine indiler. Emre'nin aklında bir şeyler vardı. Eğer bunları yapabiliyorsa dün geceki olaylar gerçekti ve kendisi gerçekten bir vampirdi. Bir masaya oturdular ve ama orası çok kalabalıktı böylesine bir şeyi orada anlatamazdı. Hemen dışarıya gitmeleri gerektiğini işaret etti ve dışarıya çıktılar.
Önde şaşkın ve endişeli olarak yürüyen Emre, onun arkasında Emre'nin bu durumuna bir anlam veremeyen üç arkadaş. Okulun arkasına gittiler. Okul sınırlarını geçip terkedilmiş olan bir okulun bahçesine geldiler. Hepsi şaşkın ve sessizce Emre'ye bakıyorlardı. Bakışların ve sessizliğin yoğunlaştığı anda Cihat konuştu:
“Ne oldu Emre önemli bir durum mu var? Bizi Baya korkuttun?”
Emre dün gece rüya olduğunu sandığı şeyleri nasıl anlatacaktı? Aklı karmakarışıktı. Eğer olanlar rüya değil de gerçekse… Buna inanamıyordu. Cihat bu sefer daha sert bir sesle:
“Adamım bize ne olduğunu anlatacak mısın? Yoksa akşama kadar burada bekleyecek miyiz?”
Emre çekingen bir şekilde üç arkadaşına bakarak:”Pekala.”dedi. “Sizden bana gerçeği bulmam için yardımcı olmanızı istiyorum.”dedi. Bunu söyledikten sonra üç arkadaşı da Emre'yi pürdikkat dinliyordu. Emre bunu görünce bir iç çekti ve devam etti:”Dün gece çok ilginç bir rüya gördüm ya da gördüğümü sandım. Uff kafam çok karışık!!!”
Seyit sakinleştirici bir sesle:” Ne olduğunu en başından anlat bize?”der.
Emre derin bir nefes alır ve dün gece olanları anlatmaya başlar. Olay ilerledikçe onun ve arkadaşlarının heyecanı artıyordu. Son anı anlatmaya başlamıştı:
“Kont DRACULA beni prens ilan etti ve yanıma sokuldu. Sonra birden boğazıma dişlerini geçirdi. O anda öleceğimi sandım. Ama aksine güçleniyordum… boğazıma yapıştığı sürece tek bir şey söyledi:” Zorlandığın an seni buraya alacağım. Senin yanında olacağım. Sen artık benim gücümdesin!” Sonrada uyandım…” Emre uzun zamandır nefes almadığını fark etti. Çünkü nefes nefese kalmıştı. Cihat Abdullah ve Seyit donakalmıştı… Suratlarında inanamayan ve doğal olarak korkmuş bir ifade vardı. Bir iki dakika sessizce ve şaşkın bakışlarla birbirlerini süzdüler. En sonunda Abdullah yutkunarak konuşmaya başladı:
“Dediklerin doğru olamaz değil mi ortağım?”der ve devam eder. “Eğer doğru olsaydı, yani sen vampir olsaydın güneşte gezemezdin değil mi? Yani gün ışığında. Şimdiye çoktan ölürdün. Ya da bizden birini ısırırdın. Kan içmek karnını doyurmak için yani? Değil mi?” dedi sesi puslanmıştı.
Emre ona bakarak:”Haklısın adamım ama dikkat edersen bata bir kitapta yazan bir iksirden bahsettim. Eğer bunlar doğruysa o iksir sayesinde güneş ışığı beni etkilemiyor ve kan arzumun önüne geçebiliyorum.”dedi kendinden emin bir sesle.
Cihat parlak bir sesle:”Eğer dediğin gibi o kitap varsa bu demektir ki dün gece yaşadıkların doğru. Dolayısıyla sen vampirsin. Eğer o kitap yoksa boşa panik yarattın demektir.” Dedi ve kimsenin yorum yapmasına fırsat bırakmadan:”O kitabı nereye koymuştun?”diye sorar.
Emre yerinden fırlayarak:“Eve koydum!” der. “Eğer annem yatağımın altını karıştırmadıysa kitap oradadır.”dedi düşünceli bir sesle. Arkadaşlarına işaret ederek:”Koşun eve gidiyoruz!”dedi
Dördü de hayatında o kadar hızlı koştuklarını hatırlamıyorlardı. Onca yolu 15 dakikada aldılar. Tabi yolda onları kovalayan başıboş köpeklerin bu hıza büyük etkisi oldu. Eve geldiklerinde nefes nefese kalmışlardı. Emre bir anlık nefes nöbetinin ardından kapının tokmağına elini attı. Kapıyı açmayı denedi ama kapı açılmamıştı. Emre kara haberi vermek için arkasını döndüğünde arkadaşlarının hala nefes almaya uğraştıklarını gördü. Haberi vermek için konuşmaya başladı:
“Dostlarım size bir iyi birde kötü bir haberim var. Önce iyisi annem evde yok. Evde istediğimizi yaparız.”dedi. Sonrada iç çekerek kötü haberi verdi:”Kötüsüyse maalesef kapımız kilitli ve bende anahtar yok…”der.
Üçü birden avuçlarını alınlarına vurup yüzlerini sıvadıktan sonra hep bir ağızdan “Hadi len!” dediler. Sonra Seyit devam etti:
“Adamım bunca yolu boşu boşuna mı geldik? Bir şeyler yap da aç şu kapıyı yahu!”dedi.
Emre bir çare bulmak için etrafına bakarken evin çatısına uzanan ağacı gördü ve:”Tamamdır!” dedi ve devam etti ”Eve giriş yolunu buldum! Takip edin beni.” Der. Ağacın yanına giderler. Ama gittiklerinde bir sorunla karşılaştılar. Ağaç tırmanılmayacak kadar düz ve pürüzsüzdü. Cihat şevki kaçmış bir şekilde:
“Buraya tırmanmayı aklından çıkar ortağım. Kedi olsa çıkamaz buradan.” Der. Ama Emre ona alaylı bir bakış atarak ağacın gövdesine zıplar. Bir yere tutunduğunu hissediyordur. Hissediyordu çünkü atlayınca düşeceğini düşünüp gözlerini kapatmıştı bile! Gözlerini açtığında şaşırmıştı, adeta ağaca yapışmıştı. Tutunmak için hiçbir çaba harcamıyordu. Aşağıya arkadaşlarına baktığında hepsi meraklı gözlerle Emre'ye bakıyordu. O merak dolu bakışların üzerinde Emre yukarıya doğru tırmanmaya devam etti. Çatının hizasına gelince aniden oraya atladı. Çatının kapısından eve girdi. İki dakika geçmeden kapıya ulaşmıştı. Kapıyı açınca arkadaşları içeriye hücum etti. O andan itibaren gerilimli dakikalar başlamıştı. Çünkü eğer o kitap Emre'nin bahsettiği yerdeyse… Emin adımlarla Emre'nin odasına doğru gittiler. Odanın kapısından baktıklarında oda düzeltilmemişti. Emre'nin annesi ilk defa böyle bir şey yapmıştı ama iyi ki yapmıştı. Emre içeriye girdi ve yatağa yöneldi. Seyit Cihat ve Abdullah kapının eşiğinden Emre'ye bakıyorlardı. Emre kafasını yatağın altına soktu ve… Bir süre sonra yatağın altından çıktığında şaşkındı. İnanamıyordu. Bir elinde dün gece gördüğü kara kaplı, üzerinde garip şekiller olan fakat bu şekilleri okuyabildiği kitap vardı. Diğer elindeyse dün gece Prens olma töreninde giydiği koyu renkli pelerin vardı.
Emre beyninden vurulmuşa döndü. Yere çöktü ve sırtını duvara yasladı. Ama gözleri hala ellerinde duran kitap ve pelerindeydi. Onlardan gözünü alamıyordu. Çünkü bunlar bir şeyin ispatıydı. Emre artık bir VAMPİRDİ! İnanılmazdı ama yaşadıkları gerçekti. Daha dün bu saatlerde normal bir insanoğluydu. Şimdi ise doğa üstü güçleri olan bir yaratığa dönüşmüştü. Üstelik dün gece duyduklarından sonra artık o bu yaratıkların en güçlüsü ve kurtarıcısıydı!
Emre bunları düşünürken arkadaşları yanına gelmişti. Emre'nin yanına çöküp bir kitaba, bir pelerine, bir de Emre'ye bakıyorlardı. Şaşırmışlardı çünkü en iyi arkadaşları bir vampirdi. Kaçıp kaçmamaya karar vermekte zorlandılar. Çünkü Emre artık vampirse tehlikede olabilirlerdi. Ama kaçmadılar! Arkadaşlarını böylesine bırakıp gitmek istemediler. Ortam gitgide sessizleşiyordu. Sessizlikle beraber ortama stres hakim olmaya başlıyordu. Seyit bu havayı dağıtmak için konuşmaya başladı:
“Tamam adamım takma sen. Hadi dışarıya çıkalım burada konuşulmaz bu annen çıkıp gelir şimdi. Dışarıda konuşalım hadi.” Dedi. Seyit’in soğukkanlılığı bu durumlarda hep işe yaramıştır. Fakat Emre'nin şaşkınlığı hala geçmemişti. Seyit Emre'nin şaşkınlığını tam dağıtmak için konuşmasını sesini yükselterek konuşmaya devam etti:”Haydi adamım ama dışarıya çıkalım, dışarıda konuşalım. Burası bize dar gelir hadi bu konu hararetli olacağa benziyor.”der. Cihat ve Abdullah'a bakar sonra konuşmaya devam eder:”Zorlanıyorsan dışarıya çıkmanda yardım edelim mi?”diye sordu. Emre evet anlamında başını sallar sonrasında Cihat ve Seyit Emre'nin iki koluna da girer. Onu dışarı çıkarırlar. Abdullah ise arkadan kapıları kilitler ve eve kimsenin gelmediği izlenimini verir. Abdullah bu konuda hiç iz bırakmazdı. Adeta bir özel yetiştirilmiş ajan yeteneği vardı bu konuda.
Dörtlü biraz ötedeki ağaçlığa gittiler. Kitap ve pelerin hala Emre'nin elindedir. Ağaçlığa vardığında açık havanın sayesinde Emre kendini biraz toparlamıştı. Herkes bir kenara oturdu. Emre'de bir kenara oturup kitap ve pelerini biryanına bıraktı. Seyit Emre'nin bıraktığı kitapları aldı ve okumaya başladı. Daha doğrusu arada bir çıkan resimlere bakmaya başladı. Çünkü üzerinde yazan yazıyı okumayı bilmiyordu. Abdullah sessizlik yaratmamak için Emre'ye tekrar sordu:
“Yahu Emre sen şu işi bize baştan bir daha özetlesene? Ben bu işe biraz Fransız kaldım?” diye sorar. Sanki Seyit ve Cihat'ta bunu istiyormuş ama Abdullah onlardan önce davranmış gibi Emre'ye bakarlar. Emre olayı baştan sonuna kadar bir daha özetler. Emre sustuktan sonra Abdullah Emre'ye destek verircesine tekrar konuşur:
“Ortağım sonuna kadar yanındayız!” dedi.
“Asla kendini sanma!” Diye devam etti Seyit.
Her zamanki gibi konuşmaya son noktayı Cihat yaparak “Kardeşliğimiz nerede kaldı oğlum bizim!”dedi.
Ortamdaki hava gitgide yumuşadı. Hava yumuşadıkça espriler birbirini izledi. Espriler kurtadam ve vampir şeklinde geliyordu. En baba espriyi kendinden beklenmeyen bir şekilde Abdullah yaptı:
“Oğlum ne ballı adamsın lan! Derslere bakmadan hepsinden full çekeceksin! Nede olsa aklında DRACULA’nın tüm bilgileri var. Oh ne ala memleket adam çalışmadan sınavlarda birinci olacak. Adamım bak seni çok severim sınavlarda beni de görürsün değil mi? Çok değil oğlum 9 soru yaptır yeter.” Der gülerek. Cihat atlayarak:
“Sadece Abdullah'mı oğlum bizi de görecen oğlum yoksa seni bir ısırırım vampire filan benzemez. Zehirlenir üç vakte kadar ölürsün vallahi!”der ve herkesin gülme katsayısı bir kat daha artar. Ama Seyit gülmüyordur. Kitaba çökmüş adeta yazıyı okumaya çalışıyordur. Emre Abdullah ve Cihat'a misilleme olarak :
“Ee adamım kimine niyet kimine vampirlik! Öyle kolay değil vampir olmak! Herkesi yapmıyorlar vampir. Hadi belki kırk fırın ekmek yerseniz belki.”der ve tekrar gülmeye başlarlar. Ortam o kadar komik olmuştur ki en olmadık işe bile gülmeye başlamışlardır. Tam o sırada Seyit birden gözlerini ovuşturmaya başladı. Sonra Emre'ye dönerek:
“Adamım buradaki yazı yeni yazılmış galiba. Diğerlerine göre mürekkebi daha parlak. Bir baksana.”der. Emre duyduklarına inanamaz bir şekilde Seyit'in yanına gider ve kitabı alır. Arkadaşları Emre'yi dinlemeye başlar. Emre satırları okur ve arkadaşlarının yüzüne anlamsızca bakar. Bu bakışların yerini sözcükler almayınca Cihat sinirlenerek:
“Oğlum orada ne yazdığını biz okuyamıyoruz! Şunun açıklamasını biran önce bize yap meraktan çatlayacağız burada!”der.
Emre yazılara bir daha bakarak konuşur:”Burada yazanlar bizzat Kont DRACULA tarafından dün gece yazılmış. Burada yazan şu :”Prensim giderken pelerini almayı unutmuşsunuz. Bu pelerini size gönderiyorum çünkü bu pelerinin sihri size lazım. Bu sizin gücünüzün gizli koruyucusu ve gizleyicisidir. Ve unutmanızı istemiyorum ki bu savaşta size yardımcı olacak, sizin kardeşiniz olacak, sizin yarasalarınız olacak kişiler, sizin vampir olduğunuzu ilk anlatacağınız kişilerdir…”

Emre bu sözcükleri söyledikten sonra bir süre daha kitapta yazan yazılara baktı. Acaba yanlış tercümemi yaptım diye. Ama doğruydu. Tam bu sırada Cihat konuşarak:
“Adamım senin vampir olduğunu anlattığın ilk insanlar biz miyiz?” diye sordu.
Emre kafasını kaldırarak Cihat'a baktı. Sonra tüm arkadaşlarına baktı. Ve Cihat'a cevap verdi:”Evet Cihat sizsiniz adamım.”der. ardından Cihat kekeleyerek:“Bu-bu du-du-durumda biz…”



 

          Emre "WaDe" CÖMERT

Yorumlarınız:

Siz de bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz. Yorum ekle

 

 

 

 


 FrpNet Forum

 Bize Ulaşın

FrpNet Anket

Yeni Kitaplar

Siteiçi Arama

Yayınevleri

Linkler - Bağlantılar

Basında FrpNet

 

Ana Sayfa  |  Diyarlar  |  Bilgi  |  Yazılar  |  Forum  |  Galeri  |  Bize Ulaşın

Copyright © 2004 Keri Technology.. | Tüm Hakkı Saklıdır.           Anasayfa | Mail Kontrol | Mail Ayarları | Reklam | Yayınevleri | İletişim