Hikaye

Erhan “[TrG]NecRoMaNceR” ARSLAN

Son Of The Sun

     Greyhawk'ın arka mahallelerinden biri olan Birdnuck kasabasında o gün büyük bir telaş vardı. Çünkü kasabanın demircisi olan Derban'ın karısı hamileliğini sona erdirmek üzereydi. Doğum sancıları başlamıştı ve de bu aileyi çok seven kasabalılar bir şeylerin ucundan tutabilmek, Derban ve Lucilla'ya yardım edebilmek için seferber olmuşlardı. Çocuklar bir köşeye bırakılmış, kadınlar Lucilla'nın başında, erkeklerin bazıları ateş için odun kesmekle bazıları ise Derban'a çocuğun sağlıklı olacaklarını, doğumun o kadar büyütülecek bir şey olmadığını anlatmakla meşgûldüler. Nitekim bu Derban ve Lucilla'nın ilk çocuğuydu ve Derban endişelenmekte haklıydı. Piposunu yakmış bir o yana bir bu yana yürüyordu. Derban güçlü biriydi. Demircilikten gelişmiş kolları ve aileden gelen güçlü bir vücut ile sert yüz hatları vardı. Kasabalılar onu severdi, her işlerine koşar, yardım ederdi. Lucilla da kasabanın otacısıydı.Bütün hastalar ona getirilir ve onun şifalı ellerinde sağlıklarını bulurlardı.
     Doğum onların düşündüğü gibi geçmedi. Çünkü onlar sadece bir çocuk bekliyorlardı fakat iki çocukları olacaktı. Bunu anlayan kasabalı kadınlar daha çok çalışmaya başladılar. Doğumun kolay geçmesi için ellerinden geleni yaptılar. Nitekim çocuklar doğacaktı ama Lucilla'ya birşey olmaması gerekiyordu.
     En sonunda çocuklar doğdu ve Lucilla'ya da bir şey olmadı. Çok bitkin düşmüştü sadece. Doğum sırasında bayılmış, bütün uğraşlara rağmen de ayıltılamamıştı. Çocuklara baktıklarında birinin sağlıklı, güçlü, kuvvetli; diğerinin ise çelimsiz ve normalinden çok küçük olduğunu fark ettiler. Bu iş yine Lucilla'nın şifalı ellerine bakıyordu ama Lucilla derin bir uykudaydı ve de bu uykudan çıkıp çıkmayacağı da söz konusuydu. Çocukların ikisi de erkekti. Kadınlar çocuklara baktıklarında gözleri yuvalarından fırlamak üzereydi. Sağlıklı olanın saçları bembeyaz ve gözleri masmavi parlıyordu. Diğerinin saçları ise kül rengi ve gözleri sarı bir alevle parlıyordu. Kadınlar böyle bir şeyi ömr-ü hayatlarında ilk defa görüyorlardı ve bu iki mucizevi çocuk yan yana yatıyorlardı. Kadınlar her biri kendi Tanrılarına şükürlerini sundular ve de çocukları babasına göstermek üzere temizlediler.
     Derban kapının açıldığını duyar duymaz piposunu elinden attı ve kapıya doğru koşturmaya başladı. Kadınlar heyecanla yanına geldiler. Derban ilk önce sağlıklı çocuğu gördü. Çok mutluydu. Fakat bir anda gözleri bir başka kadının kucağına kaydı ve burada diğer çocuğu gördü. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Şaşkınlığını gizleyemiyordu. O tek çocuk beklerken iki çocuğu olmuştu ve bu da ona ayrı bir gurur kazandırıyordu. Derban'ın o an gözleri doldu ve oradaki herkesin benliğine kazınacak bir şey söyledi.
-    Asilzadelerim. Sizi bu karmaşanın içine biz soktuk. Umarım kaderiniz sizin gibi güzel çizilmiştir ve umarım Tanrılar yolunuzu açık eder.
     Derban'ın gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı. Her şeyi bulanık görüyordu ve o sırada gözlerine bir şeyler ilişti. Bir çift mavi ve bir çift ışıl ışıl parlayan sarı benek. Derban hemen gözlerini sildi ve çocuklara baktı. Evet bunlar onların gözleriydi. Bir mucizeydi bu. Eşi benzeri görülmeyen iki çift göz. Daha dikkatli incelediğinde saçlarını da fark etti. Birininki bembeyaz diğerininki ise kül grisiydi. Derban omuzlarını geriye attı ve bir zafer nidasıyla iki çocuğunu da kucağına alarak kasabalılara gösterdi.
-   Greyhawk'ın en güzel iki çocuğu karşınızda duruyor dostlarım. Bu sözümü unutmayın; bu çocuklar günü geldiğinde kendilerini kanıtlayacaklar ve o zaman ikisi de kaderlerinin çizilmiş olduğu yerde ilerleyecekler.
     Kasabalılar da şaşırmışlardı. İlk defa böyle çocuklar görüyorlardı ve doğruyu söylemek gerekirse çocukların ikisi de olabileceğinden daha güzellerdi.
Derban : Lucilla'ya çocukları gösterdiniz mi ?
Kadınlar Lucilla'nın bayıldığını anlattılar ve de uyanabileceğinden de emin olmadıklarını söylediler. Derban çocuklarla birlikte odaya daldı ve Lucilla'yı yatağında yüzünde bir tebessümle yatarken buldu. Gözleri kapalıydı ama nefes alıyordu. Derban yanına eğildi.
-    İşte Lucilla. Çocuklarımız burada biz bir tanesini istemiştik ama Tanrı bize ikisini birden yolladı.
     Lucilla hiç hareket etmiyordu. Derban çocukları yanına yatırdı ve iki çocuğun da elini tuttu.
- Merak etme. Bu çocuklar bize güç verecek Lucilla.
Plânladığı bu olmasa da Derban'ın hayretler içinde kalacağı bir olay gerçekleşti. Çocuklar her biri annesinin bir elini tuttu ve bir elleri de Derban'daydı. Bir anda odaya kutsal bir ışık doldu ve Lucilla'ya onlardan hayat geçti. Bunu kimse görmedi ve kimse bilmeyecekti. Bu sadece Derban  ve çocuklarının sırrı olarak kalacaktı.
     Lucilla gözlerini açtı ve çocukları ile Derban'ı yanında gördü. İki çocuk olacağını öğrenmişti ama bu çocukların böyle farklı olacaklarını hiç düşünmemişti. Aile çok mutluydu ve böyle kalacaklarına inanıyorlardı. Sonunda doğum gerçekleşmişti ve El?Dar ailesi artık dört kişiydi.

***

     Çocukların doğumu üzerinden beş yıl geçmişti. Sağlıklı olana Ravon, çelimsiz olana ise Berem ismi konulmuştu. Lucilla ne yaptıysa da o ateş rengi gözlere sahip olan Berem?e yardımcı olamadı. Berem doğuştan gelen bir hastalıkla büyüyordu ve bu hastalık ona gün be gün hırs kazandırıyordu. Ravon beş yaşına geldiğinde yaşıtlarından daha büyüktü ve artık dışarı çıkıp kendisinden büyük çocuklarla oynayabiliyordu. Bütün çocuklar onu arasına alıyordu ama Berem öyle değildi. O, odasına kapanıp beş yaşında okumayı öğrenmeye çalışıyordu. Derban bundan şikayetçi değildi. Zeki bir oğlu olduğu için gurur duyuyordu ve diğer oğlu da güçlüydü.
Derban iyi bir babaydı. Berem?e okumayı öğretti ve Ravon'a da silah kullanmayı...
     Böylece seneler bir nehir gibi akıp gitti. İkisi de 14 yaşlarına basmışlardı. Ravon ile Berem birbirlerinden ayrılmaz bir ikili olmuştu. Berem Ravon'a okumayı öğretmişti ve de savaşırken aklını kullanmayı. Her zaman Derban'la Ravon'un antremanlarına gider ve Ravon'un yanlışlarını ona anlatırdı. Atakları nasıl düzenlemesi gerektiğini, silahını zekasıyla nasıl birleştireceğini hep söylerdi ona. Ravon güçlü bir iradeye sahipti. Her zaman kardeşini dinlerdi. Berem de Ravon'dan bir çok şey öğrenmişti sonuç olarak. Çevresinde gelişen bütün olaylara karşı dikkatli olmayı, her şeyi incelemeyi hiç bir zaman ani kararlar vermemeyi ve de hiddetlenmemeyi Ravon öğretmişti ona. Berem de Ravon'a bunları akıl yoluyla birleştirerek sonuçlar çıkarmayı öğretmişti. İkisi de birbirlerini eğitiyorlardı ve her zaman yan yana geziyorlardı.
     Sonunda on beşinci yaş günleri gelmişti ve Derban ikisine de çok hoşlarına gidecek birer hediye almıştı Greyhawk'tan. Ravon'a onun en çok sevdiği silahın gerçeğini, yani bir savaş çekici ve de Berem'e kalın, siyah kaplı bir kitap almıştı. Hediyeleri aldıklarında ikisi de sevinçten havalara uçuyorlardı. Berem kitabın cildindeki yazıyı okuduğunda kalbi neredeyse duruyordu. ?Büyük Korallian'ın İllüzyon Büyüleri? Berem daha doğum günlerini kutlamadan odasına çekildi ve kitabı okumaya başladı. Ravon bu durumdan pek hoşnut değildi ama yine de kardeşini yalnız bırakmanın en iyisi olacağını biliyordu. O ise çekici baştan aşağı inceledi. Bu standart bir çekiçti. Her yerde bulunabilirdi. Süslü değildi ama yine de gerçek bir çekiç taşıyor olması ona gereğinden fazla güven veriyordu. Ravon en sonunda aklındaki soruyu sorma cüretinde bulundu.
     - Baba! Bu çekici sen mi yaptın?
     Derban güldü ve Ravon'un kulaklarının uğuldamasına yol açan bir cevap verdi.
     Hayır ama bir gün sana bir çekiç döveceğim ve inan ki bunun plânlarını şu andan yapmaya başladım. Eğer oğlum o çekici hak edersen senin onu aramana gerek kalmayacak. Çünkü çekiç seni bulacak. Bu çekiç belki beni hayatımın sonuna kadar meşgûl edecek ama senin için unutma ki böyle kıymetli bir silahı üreteceğim. Bu silahı sana ben vermeyeceğim bunu da bil! O, seni bulacak.

     Bundan sonraki aylar boyunca Ravon antremanlarına devam etti ama kardeşi odasından dışarı çıkmıyordu. Yemeğini bile odasında yiyordu ve eskisinden daha çok yemeye başlamıştı. Bir şey ona ilham veriyordu sanki. Ravon, bunun o kitap olduğunu anlamıştı. İçinden o kitaba kıskançlık duyuyordu ama zamanında da kardeşinin aynı duyguları onu antreman sahasında gördüğünde yaşadığını biliyordu. Bu yüzden Berem?e dokunmadı ve Berem aylarca çalıştı. Bir gün Ravon babasına yardım ederken kasabalılardan biri geldi ve "Berem bütün kasabalıları Han?da bekliyor." dedi. İkisi de şaşırmıştı. Hemen ellerindeki işleri bırakıp hana koştular ve Berem?i bir masanın üzerinde buldular. Han tıka basa dolmuştu. Kasabadaki çocuklar hariç herkes oradaydı.
     Berem : Hepinizi işinizden ayırdım, beni affedin ama size bir kaç gösterim olacak. Bunun üzerinde aylardır çalışıyorum ve sonunda yapabilecek seviyeye geldim sanırım.
     Herkes onu dinliyordu ve Berem'in elinde bir anda bir para beliriverdi. Herkes şaşırmıştı. Para belirdiği gibi kayboldu. Daha sonra para ateşler içinde yanarak ortaya çıktı ve tekrar kayboldu. Daha sonra hancının kulağının arkasından aldı Berem parayı. Para ellerinde hareket etmeye başladı. Parmakları arasında yıldırım hızıyla hareket ediyordu ve para yeniden kayboldu. Birinin cebinden çıktı. Herkes hayrete düşmüştü. Para durmadan kayboldu ve yeniden bulundu. Derban'ın göğsü gururla kabarmıştı. Adeta herkese bu benim oğlum der gibi bakıyordu. Berem bunun dışında bir çok numara yaptı ve herkesin alkışını topladı. Ravon da gururla ona bakıyordu ama işin iç yüzünü anlamıştı para aslında kaybolmuyordu. Bu sadece bir göz aldanmasıydı. Para ya cübbesinin cebinde, ya da elinin arkasında oluyordu Berem?in. Tanrılara şükürler olsun ki ondan başka kimse anlamamıştı bunu. Sonunda gösteri bitti. Berem büyük bir gururla Ravon'un yanına geldi ve 1Ben artık bir büyücüyüm.1 dedi. Ravon onun gözlerinin içine baktı ve kulağına eğildi. Dua et de benden başkası bunun sadece bir göz aldanması olduğunu anlamasın! dedi. Berem şaşırmıştı. Kardeşinin bunu nasıl anladığını çözemiyordu ama daha sonra hatırladı ki kardeşi iyi bir gözlemciydi. Buna kendi kendine güldü ve Ravon'a göz kırptı.
     Eve geri döndüklerinde Berem herkesi odaya topladı ve konuşmak istediği bir şey olduğunu söyledi. Bütün aile onu dinliyordu ve o bir büyücü olmak istediğini anlattı. Babası ve annesi buna şaşırmamıştı ama Ravon bunun geçici bir istek olabileceğinden şüpheleniyordu ve büyüde geçici bir isteğin nelere mal olacağını da tahmin edebiliyordu. Derban bundan övündü. Lucilla duygulandı. Ravon'un yüzü karardı. Eğer o büyüye kendini adarsa görüşmeleri çok zor olacaktı ve onlar birbirlerinden hiç ayrılmamışlardı. Ravon karşı çıktı ama kardeşinin gözlerindeki o hırs ateşini gördü ve kardeşi ona aynı ateş rengi gözlerle yalvarıyordu. Gitmesine izin vermesini istiyordu ve Ravon mecbur kaldığı o zor kararı verdi. Gitmesini istediğini ve güçlü bir büyücü olmadan da geri dönmemesi gerektiğini söyledi. Fakat bunu söylerken gözleri dolmuştu ve mutfağa kaçarak göz yaşlarını saklamaya çalıştı. Nitekim kardeşi de onun yanına geldi.
     "Ravon sen ileride büyük bir savaşçı olacaksın. Bunu biliyorum kardeşim. Biliyorsun ki benim bedenim savaşmaya müsait değil ve yine biliyorsun ki ben büyüde başarılı olabilecek kadar zekiyim."
     "Seni ahmak kardeşim. Büyü zeka ile değil içindeki hırsla yapılır. O hırsı özgür bırakırsan seni ummadığın yerlere getirebilir ve ben bunu senin gözlerinde görüyorum. Görüşmemiz artık zor olsa da sen kendi kaderini çizdin ve sıra bana geldi. Seni büyücülük okuluna yazdırmaya bizzat ben gideceğim ama biliyorsun ki babam bu ücretin altından kalkamaz. Sakın meraklanma onun haberi bile olmayacak. Sen bir an önce orayı bitirmeye bak. Bu arada ben de çalışarak senin büyücülük okulunun parasını ödemeye çalışacağım."
     Berem kardeşine baktı. O da ağlıyordu. Birbirlerine sıkıca sarıldılar ve o anda sanki hiç olmadıkları fakat olmaları gerektiği gibi tek bedendiler. Güç ve zeka o an aynı potada dövülüyordu.
     Bundan iki ay sonra Berem büyücülük okuluna yazıldı ve Ravon Greyhawk'ta bir demircinin yanında işe başladı. Kardeşinin masraflarını güç belâ karşılayabiliyordu ve çok zorlanıyordu. Babası hiç bir şey sormuyordu. Çünkü Derban işin iç yüzünü anlamıştı ve demirciye kendisi de oğluna para vermesi için bir şeyler veriyordu. Bu zaman içinde Derban kendini çalışmasına vermişti. Hiç bir şeyle ilgilenmiyordu. Sadece hayalindeki çekici yapmak için uğraşıyordu. Daha yolun başındaydı. Bunun için yıllar gerekliydi. Belki de on yıllar bilemiyordu. Bu sırada evin geçimini Lucilla sağlıyordu. Otacılıktan kazandığı paralar evin dönmesini sağlıyordu.
     Aradan iki yıl geçmişti ki Berem büyük bir gayret sarf ederek çıraklığa yükselmişti. Bu kadar kısa zamanda büyü sanatında çıraklığa yükselmek gerçekten takdire şayan bir şeydi. Ravon'un artık kardeşine para göndermesine gerek yoktu. Çünkü çıraklar büyücülük okuluna para vermiyorlardı. Ravon da bu arada gerçek Tanrısını arayışa çıkmış ve bulmuştu. O, artık Pelor'a inanan bir insandı.
     Bir gün Ravon da ailesi ile konuştu ve Güneş Tapınağına yerleşeceğini, bundan sonraki eğitimini orada gerçekleştireceğini söyledi. Onları mutlu etmek için de sık sık geleceğini ekledi. Babası bundan gurur duysa da iki oğlunun da evden ayrılmış olması onu üzüyordu. Nitekim buna izin verdiler ve Ravon güneş Tapınağına yerleşti. Burada Pelor'un bir ermişi olarak yetiştirildi. Babasının vermiş olduğu savaş idmanları burada çok işine yaradı. Çünkü o bir savaşçı olma yolunda ilerlemişti. Pelor'un adına savaşan bilge bir savaşçıydı artık o. Burada da çekiç kullandı ve çekici diğer yoldaşlarından çok iyi kullandığı da kesindi. Aslında orada çekiç kullanan ondan başka bir kişi daha vardı. Diğerleri çoğunlukla Mace (gürz) kullanıyorlardı. Diğer çekiç kullanan ise onun hocası ve Güneş Tapınağının Lideriydi. Adı Cordillius'tu. Cordillius Ravon'la konuşmaktan çok hoşlanırdı. Çünkü Ravon konuşmadaki en ufak bir ayrıntıya bile dikkat eder ve ona göre davranırdı. Ravon'a Pelor'dan gelen güçle büyü yapmayı da öğretmişti Cordillius. Ravon dört yıl sonra, yani yirmi bir yaşında Pelor'un bir ermişi ve savaşçısı olmuştu ve o gün Cordillius Ravon'a bu ünvanı verirken herkesin önünde "Güneş'in Oğlu'na aramıza hoş geldin diyorum." demişti. Bu unvan sadece Güneş Tapınağı Lideri?ne verilirdi ve Cordillius kendi ünvanını Ravon'a devretmişti. Bu Ravon için çok büyük bir anlam ifade ediyordu ve çok büyük bir sorumluluk. Ravon bir yıl daha tapınakta kaldı ve daha sonra artık maceralara atılmak istediğini Pelor'un ışığını her tarafa yaymak istediğini açıkladı Cordillius'a. O da bunu kabul etti ve Ravon o günden sonra çeşitli maceralara atıldı. Bir çok yerde kötülüklerle savaştı. Bir çok kez goblin sürülerini dağıttı ve tapınağa dokuz yıl sonra geri döndü. Artık deneyimli bir savaşçıydı. Zaman onu yaşlandırmıştı ve Cordillius'la karşılaştığında Güneş'in Oğlu'nun Pelor için bir çok yiğitlik göstermiş olduğunu kanıtladı. Artık bu unvanı hak ettiğine inanıyordu.
     Ravon Cordillius'tan izin istedi ve evine doğru yola koyuldu. Kasabaya geldiğinde herkes O'na bakıyordu ve selamlıyordu. Evinin önüne geldi, yine içeriden eski günlerde olduğu gibi mis gibi kokular yükseliyordu. Kapıyı çaldı, açan kişi onun yaşlarında cübbeler içinde bir insandı ve Berem ile Ravon on yıl sonra yeniden karşılaşmışlardı. Daha hiç bir şey söylemeden birbirlerine sarıldılar ve yeniden tek bedende güç ile zekayı temsil ettiler. Ravon eve girdi. Annesi evdeydi fakat babası yıllardır demirci ocağından eve gelmiyordu. Yanına da kimseyi sokmuyordu. Ravon sıcak bir şeyler yedi. Zırhını çıkardı ve çekicini eve bıraktı. Kardeşiyle daha sonra konuşacağını söyleyerek babasının yanına gitti.
    - Usta? İzin verirsen içeri girebilir miyim?
-     Ben size beni rahatsız etmeyin demedim mi? En ufak bi hatam yıllarımı verdiğim çalışmamı mahvedebilir bilmiyor musun?
    - Üzgünüm baba. Ben sadece seni görmek istemiştim.
     Derban arkasını döndüğünde karşısında otuzlu yaşlarının başında bir insan gördü, o saçlarla gözler sadece bir insana ait olabilir. Ravon!
    - Buna inanamıyorum dokuz yıl oldu ve sen ortalarda yoktun. Biz ümidimizi kesmiştik senden. Gözlerinden yaşlar akmaya başlar Derban'ın.
   - Hayır baba. Yok edilecek çok fazla kötülük vardı ve birinin bunları halletmesi gerekiyordu. Bu arada sen ne ile uğraşıyorsun böyle?
     Ravon babasının bir şeyleri örtmeye çalıştığını gördüğünde şaşkın bir şekilde babasına baktı. "Hayır oğlum. Zamanı geldiğinde herşeyi göreceksin merak etme." Ravon bu konunun üzerine düşmedi. "Hadi gel. Kardeşim de evde yıllar sonra yeniden bir aradayız. Bunu kutlayalım." Derban anlamsızca Ravon'a baktı ve "Ne yani Berem de mi geldi? Tanrılar adına bugün çok güzel olacak. İki evladım da yanımda." İkisi eve doğru yola koyuldular. Eve geldiklerinde Ravon'la Berem?in birbirine anlatacağı çok şey olduğundan annesi ile babası sadece dinledi. Berem başından geçenleri anlattı. Daha sonra Ravon savaşlarından bahsetti. Bu arada Ravon Berem?e baktığında çok güçlü bir büyücü olduğunu sezinledi. Artık ne eski Berem, ne de eski Ravon vardı. Artık iki savaşçı vardı.
     Öylece güzel iki hafta geçirdiler birlikte. Daha sonra Berem ayrıldı aralarından ve bu Ravon'un Berem'i en son görüşüydü ve Ravon da maceralara atıldı. O da uzun bir süre dönmeyecekti Greyhawk'a ve ailesinin yanına. Güneş'in Oğlu ve Ateşin Gözleri -bu Berem'e verilmiş isimdi- uzun süre bir araya gelemeyecekti. Tabii ki ailesi de ....
     Ravon yaklaşık bir sene boyunca Güneş Tapınağı'ndan dışarı çıkmadı. Kendini çalışmalarına adamıştı. Günlerce bir büyü üzerinde çalışıyordu, odasından dışarı adımını atmıyordu ve yemeğini getiren hizmetkârlara bile delici bakışlar atıyordu. O da babası gibi çekilmişti bir kenara ve durmadan çalışıyordu. Fakat aralarında bir fark vardı. Babası hayatının mucizesi için çalışıyordu, o ise hayatını mucizeye çevirmek için... Büyülerini savaşta en yararlı olacaklar olarak seçiyordu ve büyülerinin bir çoğu ya onu güçlendirici ya da düşmana zarar verecek büyülerdi. Tabii ki bunların yanı sıra strateji için gerekli olan büyüler de vardı ama bunlar fazla değildi.
     Yaklaşık bir buçuk sene sonra Ravon'un bütün işleri bitti ve maceraya çıkmaya hazırlanmaya başladı. Ailesinin yanına gitti ve onlarla vedalaştı. Daha sonra Corillius ile konuştu. Artık yola çıkma vakti gelmişti. Atını kuzeye doğru mahmuzladı. Gidilecek çok yer, sürülecek çok fazla kötülük vardı. O artık güçlüydü ve daha da güçlü olacaktı.
     İki buçuk sene kadar seyahat etti ve savaştı Ravon (buralar yüzeysel geçilmiştir. Bütün maceraları geniş bir şekilde anlatılacaktır.) Daha sonra yeniden yola koyuldu Greyhawk'a. Fakat daha Greyhawk'a varamamıştı ki bir haberci O'nu şehrin kapılarında çevirdi. Elinde bir parşömen vardı ve bu size Yüce Rahip deyip atını geriye mahmuzladı. Ravon parşömeni açtığında şok olmuştu. "Ravon'a : Berandas düşmek üzere hemen gel." Bir de harita vardı ve Ravon bir maceraya doğru yeniden yola koyuldu!

(Ravon bu macera sonunda Mordithia'da efsaneleşmiş bir kahraman olmuştur, fakat bu macerası daha sonraki bir vakitte anlatılacaktır...)

 

          Erhan “[TrG]NecRoMaNceR” ARSLAN

Yorumlarınız:

Siz de bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz. Yorum ekle

 

 

 

 


 FrpNet Forum

 Bize Ulaşın

FrpNet Anket

Yeni Kitaplar

Siteiçi Arama

Yayınevleri

Linkler - Bağlantılar

Basında FrpNet

 

Ana Sayfa  |  Diyarlar  |  Bilgi  |  Yazılar  |  Forum  |  Galeri  |  Bize Ulaşın

Copyright © 2004 Keri Technology.. | Tüm Hakkı Saklıdır.           Anasayfa | Mail Kontrol | Mail Ayarları | Reklam | Yayınevleri | İletişim