Greyhawk'ın
arka mahallelerinden biri olan Birdnuck kasabasında o gün büyük bir
telaş vardı. Çünkü kasabanın demircisi olan Derban'ın karısı
hamileliğini sona erdirmek üzereydi. Doğum sancıları başlamıştı ve
de bu aileyi çok seven kasabalılar bir şeylerin ucundan tutabilmek,
Derban ve Lucilla'ya yardım edebilmek için seferber olmuşlardı.
Çocuklar bir köşeye bırakılmış, kadınlar Lucilla'nın başında,
erkeklerin bazıları ateş için odun kesmekle bazıları ise Derban'a
çocuğun sağlıklı olacaklarını, doğumun o kadar büyütülecek bir şey
olmadığını anlatmakla meşgûldüler. Nitekim bu Derban ve Lucilla'nın
ilk çocuğuydu ve Derban endişelenmekte haklıydı. Piposunu yakmış bir
o yana bir bu yana yürüyordu. Derban güçlü biriydi. Demircilikten
gelişmiş kolları ve aileden gelen güçlü bir vücut ile sert yüz
hatları vardı. Kasabalılar onu severdi, her işlerine koşar, yardım
ederdi. Lucilla da kasabanın otacısıydı.Bütün hastalar ona getirilir
ve onun şifalı ellerinde sağlıklarını bulurlardı.
Doğum onların düşündüğü gibi geçmedi. Çünkü onlar
sadece bir çocuk bekliyorlardı fakat iki çocukları olacaktı. Bunu
anlayan kasabalı kadınlar daha çok çalışmaya başladılar. Doğumun
kolay geçmesi için ellerinden geleni yaptılar. Nitekim çocuklar
doğacaktı ama Lucilla'ya birşey olmaması gerekiyordu.
En sonunda çocuklar doğdu ve Lucilla'ya da bir şey
olmadı. Çok bitkin düşmüştü sadece. Doğum sırasında bayılmış, bütün
uğraşlara rağmen de ayıltılamamıştı. Çocuklara baktıklarında birinin
sağlıklı, güçlü, kuvvetli; diğerinin ise çelimsiz ve normalinden çok
küçük olduğunu fark ettiler. Bu iş yine Lucilla'nın şifalı ellerine
bakıyordu ama Lucilla derin bir uykudaydı ve de bu uykudan çıkıp
çıkmayacağı da söz konusuydu. Çocukların ikisi de erkekti. Kadınlar
çocuklara baktıklarında gözleri yuvalarından fırlamak üzereydi.
Sağlıklı olanın saçları bembeyaz ve gözleri masmavi parlıyordu.
Diğerinin saçları ise kül rengi ve gözleri sarı bir alevle
parlıyordu. Kadınlar böyle bir şeyi ömr-ü hayatlarında ilk defa
görüyorlardı ve bu iki mucizevi çocuk yan yana yatıyorlardı.
Kadınlar her biri kendi Tanrılarına şükürlerini sundular ve de
çocukları babasına göstermek üzere temizlediler.
Derban kapının açıldığını duyar duymaz piposunu elinden
attı ve kapıya doğru koşturmaya başladı. Kadınlar heyecanla yanına
geldiler. Derban ilk önce sağlıklı çocuğu gördü. Çok mutluydu. Fakat
bir anda gözleri bir başka kadının kucağına kaydı ve burada diğer
çocuğu gördü. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Şaşkınlığını
gizleyemiyordu. O tek çocuk beklerken iki çocuğu olmuştu ve bu da
ona ayrı bir gurur kazandırıyordu. Derban'ın o an gözleri doldu ve
oradaki herkesin benliğine kazınacak bir şey söyledi.
- Asilzadelerim. Sizi bu karmaşanın içine biz
soktuk. Umarım kaderiniz sizin gibi güzel çizilmiştir ve umarım
Tanrılar yolunuzu açık eder.
Derban'ın gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı. Her
şeyi bulanık görüyordu ve o sırada gözlerine bir şeyler ilişti. Bir
çift mavi ve bir çift ışıl ışıl parlayan sarı benek. Derban hemen
gözlerini sildi ve çocuklara baktı. Evet bunlar onların gözleriydi.
Bir mucizeydi bu. Eşi benzeri görülmeyen iki çift göz. Daha dikkatli
incelediğinde saçlarını da fark etti. Birininki bembeyaz diğerininki
ise kül grisiydi. Derban omuzlarını geriye attı ve bir zafer
nidasıyla iki çocuğunu da kucağına alarak kasabalılara gösterdi.
- Greyhawk'ın en güzel iki çocuğu karşınızda duruyor
dostlarım. Bu sözümü unutmayın; bu çocuklar günü geldiğinde
kendilerini kanıtlayacaklar ve o zaman ikisi de kaderlerinin
çizilmiş olduğu yerde ilerleyecekler.
Kasabalılar da şaşırmışlardı. İlk defa böyle çocuklar
görüyorlardı ve doğruyu söylemek gerekirse çocukların ikisi de
olabileceğinden daha güzellerdi.
Derban : Lucilla'ya çocukları gösterdiniz mi ?
Kadınlar Lucilla'nın bayıldığını anlattılar ve de uyanabileceğinden
de emin olmadıklarını söylediler. Derban çocuklarla birlikte odaya
daldı ve Lucilla'yı yatağında yüzünde bir tebessümle yatarken buldu.
Gözleri kapalıydı ama nefes alıyordu. Derban yanına eğildi.
- İşte Lucilla. Çocuklarımız burada biz bir
tanesini istemiştik ama Tanrı bize ikisini birden yolladı.
Lucilla hiç hareket etmiyordu. Derban çocukları yanına
yatırdı ve iki çocuğun da elini tuttu.
- Merak etme. Bu çocuklar bize güç verecek Lucilla.
Plânladığı bu olmasa da Derban'ın hayretler içinde kalacağı bir olay
gerçekleşti. Çocuklar her biri annesinin bir elini tuttu ve bir
elleri de Derban'daydı. Bir anda odaya kutsal bir ışık doldu ve
Lucilla'ya onlardan hayat geçti. Bunu kimse görmedi ve kimse
bilmeyecekti. Bu sadece Derban ve çocuklarının sırrı olarak
kalacaktı.
Lucilla gözlerini açtı ve çocukları ile Derban'ı
yanında gördü. İki çocuk olacağını öğrenmişti ama bu çocukların
böyle farklı olacaklarını hiç düşünmemişti. Aile çok mutluydu ve
böyle kalacaklarına inanıyorlardı. Sonunda doğum gerçekleşmişti ve
El?Dar ailesi artık dört kişiydi.
***
Çocukların doğumu üzerinden beş yıl geçmişti. Sağlıklı
olana Ravon, çelimsiz olana ise Berem ismi konulmuştu. Lucilla ne
yaptıysa da o ateş rengi gözlere sahip olan Berem?e yardımcı
olamadı. Berem doğuştan gelen bir hastalıkla büyüyordu ve bu
hastalık ona gün be gün hırs kazandırıyordu. Ravon beş yaşına
geldiğinde yaşıtlarından daha büyüktü ve artık dışarı çıkıp
kendisinden büyük çocuklarla oynayabiliyordu. Bütün çocuklar onu
arasına alıyordu ama Berem öyle değildi. O, odasına kapanıp beş
yaşında okumayı öğrenmeye çalışıyordu. Derban bundan şikayetçi
değildi. Zeki bir oğlu olduğu için gurur duyuyordu ve diğer oğlu da
güçlüydü.
Derban iyi bir babaydı. Berem?e okumayı öğretti ve Ravon'a da silah
kullanmayı...
Böylece seneler bir nehir gibi akıp gitti. İkisi de 14
yaşlarına basmışlardı. Ravon ile Berem birbirlerinden ayrılmaz bir
ikili olmuştu. Berem Ravon'a okumayı öğretmişti ve de savaşırken
aklını kullanmayı. Her zaman Derban'la Ravon'un antremanlarına gider
ve Ravon'un yanlışlarını ona anlatırdı. Atakları nasıl düzenlemesi
gerektiğini, silahını zekasıyla nasıl birleştireceğini hep söylerdi
ona. Ravon güçlü bir iradeye sahipti. Her zaman kardeşini dinlerdi.
Berem de Ravon'dan bir çok şey öğrenmişti sonuç olarak. Çevresinde
gelişen bütün olaylara karşı dikkatli olmayı, her şeyi incelemeyi
hiç bir zaman ani kararlar vermemeyi ve de hiddetlenmemeyi Ravon
öğretmişti ona. Berem de Ravon'a bunları akıl yoluyla birleştirerek
sonuçlar çıkarmayı öğretmişti. İkisi de birbirlerini eğitiyorlardı
ve her zaman yan yana geziyorlardı.
Sonunda on beşinci yaş günleri gelmişti ve Derban
ikisine de çok hoşlarına gidecek birer hediye almıştı Greyhawk'tan.
Ravon'a onun en çok sevdiği silahın gerçeğini, yani bir savaş çekici
ve de Berem'e kalın, siyah kaplı bir kitap almıştı. Hediyeleri
aldıklarında ikisi de sevinçten havalara uçuyorlardı. Berem kitabın
cildindeki yazıyı okuduğunda kalbi neredeyse duruyordu. ?Büyük
Korallian'ın İllüzyon Büyüleri? Berem daha doğum günlerini
kutlamadan odasına çekildi ve kitabı okumaya başladı. Ravon bu
durumdan pek hoşnut değildi ama yine de kardeşini yalnız bırakmanın
en iyisi olacağını biliyordu. O ise çekici baştan aşağı inceledi. Bu
standart bir çekiçti. Her yerde bulunabilirdi. Süslü değildi ama
yine de gerçek bir çekiç taşıyor olması ona gereğinden fazla güven
veriyordu. Ravon en sonunda aklındaki soruyu sorma cüretinde
bulundu.
- Baba! Bu çekici sen mi yaptın?
Derban güldü ve Ravon'un kulaklarının uğuldamasına yol
açan bir cevap verdi.
Hayır ama bir gün sana bir çekiç döveceğim ve inan ki
bunun plânlarını şu andan yapmaya başladım. Eğer oğlum o çekici hak
edersen senin onu aramana gerek kalmayacak. Çünkü çekiç seni
bulacak. Bu çekiç belki beni hayatımın sonuna kadar meşgûl edecek
ama senin için unutma ki böyle kıymetli bir silahı üreteceğim. Bu
silahı sana ben vermeyeceğim bunu da bil! O, seni bulacak.
Bundan sonraki aylar boyunca Ravon antremanlarına devam
etti ama kardeşi odasından dışarı çıkmıyordu. Yemeğini bile odasında
yiyordu ve eskisinden daha çok yemeye başlamıştı. Bir şey ona ilham
veriyordu sanki. Ravon, bunun o kitap olduğunu anlamıştı. İçinden o
kitaba kıskançlık duyuyordu ama zamanında da kardeşinin aynı
duyguları onu antreman sahasında gördüğünde yaşadığını biliyordu. Bu
yüzden Berem?e dokunmadı ve Berem aylarca çalıştı. Bir gün Ravon
babasına yardım ederken kasabalılardan biri geldi ve "Berem bütün
kasabalıları Han?da bekliyor." dedi. İkisi de şaşırmıştı. Hemen
ellerindeki işleri bırakıp hana koştular ve Berem?i bir masanın
üzerinde buldular. Han tıka basa dolmuştu. Kasabadaki çocuklar hariç
herkes oradaydı.
Berem : Hepinizi işinizden ayırdım, beni affedin ama
size bir kaç gösterim olacak. Bunun üzerinde aylardır çalışıyorum ve
sonunda yapabilecek seviyeye geldim sanırım.
Herkes onu dinliyordu ve Berem'in elinde bir anda bir
para beliriverdi. Herkes şaşırmıştı. Para belirdiği gibi kayboldu.
Daha sonra para ateşler içinde yanarak ortaya çıktı ve tekrar
kayboldu. Daha sonra hancının kulağının arkasından aldı Berem
parayı. Para ellerinde hareket etmeye başladı. Parmakları arasında
yıldırım hızıyla hareket ediyordu ve para yeniden kayboldu. Birinin
cebinden çıktı. Herkes hayrete düşmüştü. Para durmadan kayboldu ve
yeniden bulundu. Derban'ın göğsü gururla kabarmıştı. Adeta herkese
bu benim oğlum der gibi bakıyordu. Berem bunun dışında bir çok
numara yaptı ve herkesin alkışını topladı. Ravon da gururla ona
bakıyordu ama işin iç yüzünü anlamıştı para aslında kaybolmuyordu.
Bu sadece bir göz aldanmasıydı. Para ya cübbesinin cebinde, ya da
elinin arkasında oluyordu Berem?in. Tanrılara şükürler olsun ki
ondan başka kimse anlamamıştı bunu. Sonunda gösteri bitti. Berem
büyük bir gururla Ravon'un yanına geldi ve 1Ben artık bir
büyücüyüm.1 dedi. Ravon onun gözlerinin içine baktı ve kulağına
eğildi. Dua et de benden başkası bunun sadece bir göz aldanması
olduğunu anlamasın! dedi. Berem şaşırmıştı. Kardeşinin bunu nasıl
anladığını çözemiyordu ama daha sonra hatırladı ki kardeşi iyi bir
gözlemciydi. Buna kendi kendine güldü ve Ravon'a göz kırptı.
Eve geri döndüklerinde Berem herkesi odaya topladı ve
konuşmak istediği bir şey olduğunu söyledi. Bütün aile onu
dinliyordu ve o bir büyücü olmak istediğini anlattı. Babası ve
annesi buna şaşırmamıştı ama Ravon bunun geçici bir istek
olabileceğinden şüpheleniyordu ve büyüde geçici bir isteğin nelere
mal olacağını da tahmin edebiliyordu. Derban bundan övündü. Lucilla
duygulandı. Ravon'un yüzü karardı. Eğer o büyüye kendini adarsa
görüşmeleri çok zor olacaktı ve onlar birbirlerinden hiç
ayrılmamışlardı. Ravon karşı çıktı ama kardeşinin gözlerindeki o
hırs ateşini gördü ve kardeşi ona aynı ateş rengi gözlerle
yalvarıyordu. Gitmesine izin vermesini istiyordu ve Ravon mecbur
kaldığı o zor kararı verdi. Gitmesini istediğini ve güçlü bir büyücü
olmadan da geri dönmemesi gerektiğini söyledi. Fakat bunu söylerken
gözleri dolmuştu ve mutfağa kaçarak göz yaşlarını saklamaya çalıştı.
Nitekim kardeşi de onun yanına geldi.
"Ravon sen ileride büyük bir savaşçı olacaksın. Bunu
biliyorum kardeşim. Biliyorsun ki benim bedenim savaşmaya müsait
değil ve yine biliyorsun ki ben büyüde başarılı olabilecek kadar
zekiyim."
"Seni ahmak kardeşim. Büyü zeka ile değil içindeki
hırsla yapılır. O hırsı özgür bırakırsan seni ummadığın yerlere
getirebilir ve ben bunu senin gözlerinde görüyorum. Görüşmemiz artık
zor olsa da sen kendi kaderini çizdin ve sıra bana geldi. Seni
büyücülük okuluna yazdırmaya bizzat ben gideceğim ama biliyorsun ki
babam bu ücretin altından kalkamaz. Sakın meraklanma onun haberi
bile olmayacak. Sen bir an önce orayı bitirmeye bak. Bu arada ben de
çalışarak senin büyücülük okulunun parasını ödemeye çalışacağım."
Berem kardeşine baktı. O da ağlıyordu. Birbirlerine
sıkıca sarıldılar ve o anda sanki hiç olmadıkları fakat olmaları
gerektiği gibi tek bedendiler. Güç ve zeka o an aynı potada
dövülüyordu.
Bundan iki ay sonra Berem büyücülük okuluna yazıldı ve
Ravon Greyhawk'ta bir demircinin yanında işe başladı. Kardeşinin
masraflarını güç belâ karşılayabiliyordu ve çok zorlanıyordu. Babası
hiç bir şey sormuyordu. Çünkü Derban işin iç yüzünü anlamıştı ve
demirciye kendisi de oğluna para vermesi için bir şeyler veriyordu.
Bu zaman içinde Derban kendini çalışmasına vermişti. Hiç bir şeyle
ilgilenmiyordu. Sadece hayalindeki çekici yapmak için uğraşıyordu.
Daha yolun başındaydı. Bunun için yıllar gerekliydi. Belki de on
yıllar bilemiyordu. Bu sırada evin geçimini Lucilla sağlıyordu.
Otacılıktan kazandığı paralar evin dönmesini sağlıyordu.
Aradan iki yıl geçmişti ki Berem büyük bir gayret sarf
ederek çıraklığa yükselmişti. Bu kadar kısa zamanda büyü sanatında
çıraklığa yükselmek gerçekten takdire şayan bir şeydi. Ravon'un
artık kardeşine para göndermesine gerek yoktu. Çünkü çıraklar
büyücülük okuluna para vermiyorlardı. Ravon da bu arada gerçek
Tanrısını arayışa çıkmış ve bulmuştu. O, artık Pelor'a inanan bir
insandı.
Bir gün Ravon da ailesi ile konuştu ve Güneş Tapınağına
yerleşeceğini, bundan sonraki eğitimini orada gerçekleştireceğini
söyledi. Onları mutlu etmek için de sık sık geleceğini ekledi.
Babası bundan gurur duysa da iki oğlunun da evden ayrılmış olması
onu üzüyordu. Nitekim buna izin verdiler ve Ravon güneş Tapınağına
yerleşti. Burada Pelor'un bir ermişi olarak yetiştirildi. Babasının
vermiş olduğu savaş idmanları burada çok işine yaradı. Çünkü o bir
savaşçı olma yolunda ilerlemişti. Pelor'un adına savaşan bilge bir
savaşçıydı artık o. Burada da çekiç kullandı ve çekici diğer
yoldaşlarından çok iyi kullandığı da kesindi. Aslında orada çekiç
kullanan ondan başka bir kişi daha vardı. Diğerleri çoğunlukla Mace
(gürz) kullanıyorlardı. Diğer çekiç kullanan ise onun hocası ve
Güneş Tapınağının Lideriydi. Adı Cordillius'tu. Cordillius Ravon'la
konuşmaktan çok hoşlanırdı. Çünkü Ravon konuşmadaki en ufak bir
ayrıntıya bile dikkat eder ve ona göre davranırdı. Ravon'a Pelor'dan
gelen güçle büyü yapmayı da öğretmişti Cordillius. Ravon dört yıl
sonra, yani yirmi bir yaşında Pelor'un bir ermişi ve savaşçısı
olmuştu ve o gün Cordillius Ravon'a bu ünvanı verirken herkesin
önünde "Güneş'in Oğlu'na aramıza hoş geldin diyorum." demişti. Bu
unvan sadece Güneş Tapınağı Lideri?ne verilirdi ve Cordillius kendi
ünvanını Ravon'a devretmişti. Bu Ravon için çok büyük bir anlam
ifade ediyordu ve çok büyük bir sorumluluk. Ravon bir yıl daha
tapınakta kaldı ve daha sonra artık maceralara atılmak istediğini
Pelor'un ışığını her tarafa yaymak istediğini açıkladı Cordillius'a.
O da bunu kabul etti ve Ravon o günden sonra çeşitli maceralara
atıldı. Bir çok yerde kötülüklerle savaştı. Bir çok kez goblin
sürülerini dağıttı ve tapınağa dokuz yıl sonra geri döndü. Artık
deneyimli bir savaşçıydı. Zaman onu yaşlandırmıştı ve Cordillius'la
karşılaştığında Güneş'in Oğlu'nun Pelor için bir çok yiğitlik
göstermiş olduğunu kanıtladı. Artık bu unvanı hak ettiğine
inanıyordu.
Ravon Cordillius'tan izin istedi ve evine doğru yola
koyuldu. Kasabaya geldiğinde herkes O'na bakıyordu ve selamlıyordu.
Evinin önüne geldi, yine içeriden eski günlerde olduğu gibi mis gibi
kokular yükseliyordu. Kapıyı çaldı, açan kişi onun yaşlarında
cübbeler içinde bir insandı ve Berem ile Ravon on yıl sonra yeniden
karşılaşmışlardı. Daha hiç bir şey söylemeden birbirlerine
sarıldılar ve yeniden tek bedende güç ile zekayı temsil ettiler.
Ravon eve girdi. Annesi evdeydi fakat babası yıllardır demirci
ocağından eve gelmiyordu. Yanına da kimseyi sokmuyordu. Ravon sıcak
bir şeyler yedi. Zırhını çıkardı ve çekicini eve bıraktı. Kardeşiyle
daha sonra konuşacağını söyleyerek babasının yanına gitti.
- Usta? İzin verirsen içeri girebilir miyim?
- Ben size beni rahatsız etmeyin demedim mi?
En ufak bi hatam yıllarımı verdiğim çalışmamı mahvedebilir bilmiyor
musun?
- Üzgünüm baba. Ben sadece seni görmek istemiştim.
Derban arkasını döndüğünde karşısında otuzlu yaşlarının
başında bir insan gördü, o saçlarla gözler sadece bir insana ait
olabilir. Ravon!
- Buna inanamıyorum dokuz yıl oldu ve sen ortalarda yoktun.
Biz ümidimizi kesmiştik senden. Gözlerinden yaşlar akmaya başlar
Derban'ın.
- Hayır baba. Yok edilecek çok fazla kötülük vardı ve birinin
bunları halletmesi gerekiyordu. Bu arada sen ne ile uğraşıyorsun
böyle?
Ravon babasının bir şeyleri örtmeye çalıştığını
gördüğünde şaşkın bir şekilde babasına baktı. "Hayır oğlum. Zamanı
geldiğinde herşeyi göreceksin merak etme." Ravon bu konunun üzerine
düşmedi. "Hadi gel. Kardeşim de evde yıllar sonra yeniden bir
aradayız. Bunu kutlayalım." Derban anlamsızca Ravon'a baktı ve "Ne
yani Berem de mi geldi? Tanrılar adına bugün çok güzel olacak. İki
evladım da yanımda." İkisi eve doğru yola koyuldular. Eve
geldiklerinde Ravon'la Berem?in birbirine anlatacağı çok şey
olduğundan annesi ile babası sadece dinledi. Berem başından
geçenleri anlattı. Daha sonra Ravon savaşlarından bahsetti. Bu arada
Ravon Berem?e baktığında çok güçlü bir büyücü olduğunu sezinledi.
Artık ne eski Berem, ne de eski Ravon vardı. Artık iki savaşçı
vardı.
Öylece güzel iki hafta geçirdiler birlikte. Daha sonra
Berem ayrıldı aralarından ve bu Ravon'un Berem'i en son görüşüydü ve
Ravon da maceralara atıldı. O da uzun bir süre dönmeyecekti
Greyhawk'a ve ailesinin yanına. Güneş'in Oğlu ve Ateşin Gözleri -bu
Berem'e verilmiş isimdi- uzun süre bir araya gelemeyecekti. Tabii ki
ailesi de ....
Ravon yaklaşık bir sene boyunca Güneş Tapınağı'ndan
dışarı çıkmadı. Kendini çalışmalarına adamıştı. Günlerce bir büyü
üzerinde çalışıyordu, odasından dışarı adımını atmıyordu ve yemeğini
getiren hizmetkârlara bile delici bakışlar atıyordu. O da babası
gibi çekilmişti bir kenara ve durmadan çalışıyordu. Fakat aralarında
bir fark vardı. Babası hayatının mucizesi için çalışıyordu, o ise
hayatını mucizeye çevirmek için... Büyülerini savaşta en yararlı
olacaklar olarak seçiyordu ve büyülerinin bir çoğu ya onu
güçlendirici ya da düşmana zarar verecek büyülerdi. Tabii ki
bunların yanı sıra strateji için gerekli olan büyüler de vardı ama
bunlar fazla değildi.
Yaklaşık bir buçuk sene sonra Ravon'un bütün işleri
bitti ve maceraya çıkmaya hazırlanmaya başladı. Ailesinin yanına
gitti ve onlarla vedalaştı. Daha sonra Corillius ile konuştu. Artık
yola çıkma vakti gelmişti. Atını kuzeye doğru mahmuzladı. Gidilecek
çok yer, sürülecek çok fazla kötülük vardı. O artık güçlüydü ve daha
da güçlü olacaktı.
İki buçuk sene kadar seyahat etti ve savaştı Ravon
(buralar yüzeysel geçilmiştir. Bütün maceraları geniş bir şekilde
anlatılacaktır.) Daha sonra yeniden yola koyuldu Greyhawk'a. Fakat
daha Greyhawk'a varamamıştı ki bir haberci O'nu şehrin kapılarında
çevirdi. Elinde bir parşömen vardı ve bu size Yüce Rahip deyip atını
geriye mahmuzladı. Ravon parşömeni açtığında şok olmuştu. "Ravon'a :
Berandas düşmek üzere hemen gel." Bir de harita vardı ve Ravon bir
maceraya doğru yeniden yola koyuldu!
(Ravon bu macera sonunda Mordithia'da efsaneleşmiş bir kahraman
olmuştur, fakat bu macerası daha sonraki bir vakitte
anlatılacaktır...)
Erhan “[TrG]NecRoMaNceR” ARSLAN
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle