Hikaye

Çağrı "Şaman" Kaan Çetin

Even-Tanrıların Kılıçları (Bölüm 1)

     Sert rüzgar çatıdaki adamın iliklerine kadar işliyordu.Hafifçe titreyen adam işaret okunu görebilmek için kapkara bulutlarla kaplı,yıldızsız gökyüzüne baktı.Yağmur gelecekti.Bir kaç dakika sonra üzerine düşen damlalar onu gülümsetti.”Erdim ben.”diye düşündü.İki katlı binanın çatısındaki bekleyiş canın sıkmaya başlamıştı.Bu kadar basit bir iş için neden bu kadar çok beklemek zorundaydı ki?
Güney surundaki bekçileri öldürmüştü.Böylece işaret oku fark edilmeyecekti.İşaret okunu gördükten sonra çatısında oturduğu binanın içine girecek ve valiyi öldürecekti.Tabii bu arada birkaç zavallı muhafızda canından olacaktı.Sonra şehrin doğu suruna gidecek muhafızları öldürecek ve kapıyı açacaktı.Siyahlar içindeki adam daha sonra şehre saldıracak olan ordunun komutanınca cömertçe ödüllendirilecekti.Arkasındaki rüzgarı yarıp üzerine inen kılıcı hisseder hissetmez otomatikman kılıcını çekti,ayağa kalktı ve hamleyi kolayca savuşturdu.Hemen ardından çatıya on kadar adam çıktı.Hepsi eğitimli adamlara benziyordu ve kraliyet armasını taşıyordu.Öteki kılıcını da kınından çekti ve ilk hamleyi bekledi.Tam bu sırada arkasından gelen üç okun vızıltısın duydu.Yönlerini tahmin etti ve ileri doğru atıldı.Öndeki adamın kılıcına sol elindeki kılıcıyla kandırıcı bir hamle vurdu.Daha sonra adamın omuzlarına sıçradı.Omuzlardan tekrar sıçradı ve böylece on adamın arkasına geçti ve en arkadakinin sırtına tekmeyi geçirdi.Önde üç adam oklara hedef olup devrilirken başka oklar da fırladı.Aynı şekilde sıranın en sağına geçti.Dört adam daha oklara hedef olunca okçular vazgeçti.Kılıçlarını çektiler ve yakın binalardan bulunduğu çatıya atladılar.Şimdi önünde on beş kadar adam duruyordu.Tekrar sıçradı ve yükselebileceği en son noktada bir takla atıp çatının tahtalarından birinin üzerine hızla inerek onu parçaladı.Çatının bir kısmı çöktü ve dört adam onunla birlikte aşağı kata düştü.Peşinden diğer adamlarda çatıda açılan delikten aşağı atlarken koşmaya başladı.Labirent gibi olan,odadan odaya çıkılan karmaşık binanın planını ve nöbetçilerin yerlerini ezberlemişti.Bunun verdiği avantajla en kısa yoldan binadan çıkmayı başardı.Güney suruna doğru koşarken üzerine yağan oklardan kurtulmak için bazen farklı yönlere sapıyor ve zikzaklar çiziyordu.Güney suruna ulaşmayı başardı.Duvara kolayca tırmandı.Daha sonra hendeklere düşmemek için surdan mümkün olduğunca ileriye atladı.Toprağa düşmeyi başarınca kendinse doğru ilerleyen atlıyı fark etti.Kılıçlarından birini kınlarına soktu.Daha sonra yaklaşan atlıya doğru sıçradı,onu atından düşürdü ve eğere oturdu. Beceriksiz işvereninin ordusu kraliyet atlıları tarafından dümdüz ediliyordu.Katil geri zekalı işverenine karşı tarafın casuslarının planı öğrenmesini engel olamadığı için küfrederek ormana doğru at sürdü.
     Öğlene kadar at süren adam balıkçı köyüne yaklaşmıştı.O at sürerken yağmur kara dönüşmüştü. Sabaha kadar yağış durmuştu.Güneş dağların ardından parıldıyordu.Karla kaplanan köy on bir kadar iki katlı evden,bir handan ve bir iskeleden oluşuyordu.Bölge mimarisinin adeti olduğu üzere binalar yüksek çatılı ve ahşaptı.Hemen hemen her binanın bacasından çıkan dumanlar gök yüzüne doğru yükseliyordu.Balık pazarı çoktan kurulmuş ve balıkçılar ellerinde kalan son malları geç kalan tüccarlara satmaya çalışıyorlardı.Kalabalık daha çok oduncuların getirdiği odunlara yönelmeye başlamıştı.
     Köye girerken maskesini çıkarttı.Daha sonra atından indi.At kraliyet armasıyla damgalanmıştı ve bu atla köye girmek akıllıca olmazdı.Atın kıçına bir şaplak indirdi ve atın uzaklaşmasını izledi.Daha sonra köy meydanındaki hana girdi.Han gayet büyüktü ve üç tane şöminesi vardı.Ayrıca salonun ortasındaki kuyuda da ateş yanıyordu.Adam içeri girer girmez sıcaklığı hissetti.Vücudu önceleri sıcağa alışamayıp isyan ettiyse de,sonra kaslarını gevşetmiş,soğuk yolculuğun acısını çıkartırken,adama yemek ve uyku için yalvarıyordu.Ahşap hanın masaları hararetli hararetli tartışan tüccarlarla ve akşamdan kalanlarla doluydu.Mutfak kapısının önündeki tezgahta güler yüzlü şişko hancı önündeki defterde hesaplar yapıyor ve karının artığını gördükçe daha fazla güler yüzlü oluyordu.Hancının aksine asık suratlı olan kızları ve karısı memnunsuzca yemek ve içki servis ediyorlardı.Kiraladığı şömineli odaya yemek söyledi.Hancıdan odasının anahtarını aldı.Merdiveni önünde sızmış adama bir tekme atarak uyandırdı ve kalkmaya çalışan sarhoşu kolundan çekip yere attı ve sinirlice odasına çıktı.Oda hanın iyi odalarından biriydi.Gecesi üç altına mal olan odada bir şömine,bir yatak,masa sandalye ve dolap bulunuyordu.Ayrıca pencerelerinden biri dağa biri denize bakıyordu.Zeminde basit bir halı vardı.Yatağın çarşafları ve perdeler temizdi.Ahşap mobilyalar gayet rahattı.Katil sırtında ve belinde üç kılıç taşıyordu.Sol tarafındaki kara ejderha başlı kabzasında kırmızı bir kristali olan büyülü altın palayı sadece kendi hesaplaşmalarında kullanırdı.Palanın açtığı yaralar asla öldürmüyor,kapanmıyor ve acısı hiç dinmiyordu.Kurban palanın açtığı yarayı ölene dek taze olarak hiç bitmeyen bir ızdırapla taşımak zorunda kalıyordu.Şeytani pala geçen yıl öldürdüğü bir rahibe aitti.Sadece sırtındaki kılıcı çıkarttı ve duvara yasladı.Sonra gerindi ve zarif vücudundaki kaslarını gevşetti.Sandalyeye oturan adam masaya yığılıp uyuya kaldı.On dakika sonra kapının tıkırdamasıyla uyandı.Kapıyı açan adam hancının tombul karısının yemeği ve birayı masaya koymasını izledi.Kadına bir altın verip kapıyı kapattıktan sonra gayet lezzetli olan somon balığını yedi ve birasını bir dikişte bitirdi.Kendini yatağa attı ve anında uykuya daldı.
     Rüyasında köye girerken kovduğu at yanına geliyor ve onu yalnız bıraktığı için adamı ciddi ciddi azarlıyordu. Sabah erken saatte uyandı.Uzun zamandır çektiği en iyi uykuydu.”Biraz tatil yapmalıyım” diye düşündü.Sonra vazgeçti.Daha işinde üçüncü yılıydı ve pek kayda değer işler yapmamıştı bu güne kadar.Aldığı en kritik işi de işvereni yüzünden mahvolmuştu.Bugün civar köylerden bir çok tüccar gelecekti.Belki bir zırh satıcısı bulabilirdi.Zira siyah giysisi çok şüphe çekiciydi.Salona indi ve kahvaltı söyledi.Kızarmış ekmek ve tütsülenmiş geyik etinden oluşan kahvaltısını yavaşça bitirdi.Daha sonra hancıya gidip çıkışını yaptırdı.Daha sonra köy meydanına indi.Gece biraz kar atıştırmıştı.Tüccarların tezgahlarının etrafında muazzam bir kalabalık vardı. Oyuncakçılar, tokacılar, manavlar, giysiler…Giysilerin olduğu yere gitti.Toplanan kadınları yararak tezgahtara ulaştı.Gözüne pek bir şey ilişmedi.Öteki tezgaha gitti.Bir siyah pelerin satın aldı.Pelerini boyuna göre kısalttıktan sonra iki tezgah ötede bir zırhçı gördü.Koyu renkli olan deri zırhlarla ilgileniyordu.İstediği gibi bir zırh bulmuştu.Parasını pek önemsemeden zırhı satın aldı.Kendine göre ayarlattı.Paranın pek önemi yoktu nasıl olsa geldikleri yerde daha çok vardı…Şimdi elindeki eski giysilerini satmalıydı.En son tezgahta bunu hallettikten sonra biraz erzak satın aldı.İyi ve dayanıklı bir savaş atı satın aldı.Güncel bir harita edinmeyi başardıktan sonra geriye sadece tek bir şey kalıyordu.Nereye gidecekti?Kuzeyde beyinsiz soylulara isyanlarında yardım etmekten başka iş yoktu.Bundan yeterince ağzı yanmıştı.Güneyde iyi iş olduğu duymuştu.Öyleyse tam dört günlük yol ilerdeki Helgor şehrine gitmeli oradan da gemi tutmalıydı.Sonra onu Ruhnam-Rah’a kadar üç haftalık bir deniz yolculuğu bekliyordu. Köyden çıktı. Köyle arayı açtıktan sonra durdu ve köye son bir kez baktı.Köydeki basit insanların basit hayatlarını küçümsedi ama huzurlarına imrendi.Pek fazla oyalanmadan yoluna devam etti.
Olaysız geçen dört günlük yolculuğu rahat geçmişti. Helgor şehrinin kulelerini görünce atını dörtnala verdi.Krallıklar arasında en geniş sınırlara sahip Gorak krallığının baş kenti olan Helgor Gorakların fethetmeyip inşa ettiği tek şehirdi.En büyük Gorak kralı Rüzgar Helgor adına isimlendirilen şehir altısı ana kıtada dördü karşı yakada olan on kuleye sahipti.Boğazın girişi ve çıkışı donanma gemileriyle korunuyor olsa da şehir sadece krallığın değil kaçakçılığın da başkentiydi.Tanrı Rogar’ın tapınaklarının minareleri şehre ayrı bir hava katıyordu.Ancak Gorakların çoğu göçebe tanrısına inanmayı bırakıp More inanışından etkilenmiş kılıç ve şan tanrısı Mordhar’a tapmaya başlamış ve Rogar tapınaklarının çoğu Mordhar’a adanmış,tapınaklar kılıçlarla süslenmişti.Kuzey mimarisinin ahşap evleri burada yerini taş evlere bırakmıştı.Şehir tarihinde hiç saldırıya uğramamıştı.Gorak halkı Rogarnak göçebelerinden bir kabileydi.Gorak kabilesi yüz yıllar önce Buz Çölü’nü aşmış ve More topraklarına yerleşmişti.Daha sonra yıllar süren savaşlarla More imparatorluğunun büyük bir kısmını fethetmişler Siyak adasında ve sarı kıtalarda toprak sahibi olmayı başarmışlardı ve hala genişliyorlardı.Goraklar hala Rogarnak yasalarıyla yönetiliyordu ve krallıkta Mordhar tanrısı dışında diğer inanışlarda serbestti.Katil kapıdan elini kolunu sallaya sallaya giremezdi.Bir sürü belge ve silah izni alması gerekirdi ki bunlar çok fazla zaman ve altın kaybı demekti.Zaten kendisinde bu belgelerin sahteleri bulunuyordu ancak bir belge tek girişlik olduğu için yine de kaçak giriş yapmalıydı. Dörtnala ilerleyen atın üzerinde ayağa kalktı dengesini sağladı ve sura yaklaşınca sıçradı ve sura tırmandı.Şans eseri muhafız uykudaydı.Sura bitişik olan üç katlı bir binanın çatısına atladı.Sağ çaprazdaki iki katlı binanın çatısına atladıktan sonra kendini çatıdan aşağıya bıraktı.Bunların hepsini balık pazarının kurulduğu ve gemilerin yolculuk için hazırlanmaya başladığı sabah saatlerinde başarmış olması bir mucizeydi.Önüne çıkan ilk adama limanı sormak için ilerlerken beyninde adamı öldürmenin çeşitli yolları şekillendi.Bunlardan en sessizi adamın boynunu kırmaktı.Tabii daha kanlı yollarda mevcuttu ama temizlik her zaman iyiydi.Bu düşüncelerden sıyrılıp adama limanı sordu ve karmaşık sokaklarda adamın tarifine göre ilerledi ve limana gelmeyi başardı.
Sadece krallığın veya kuzeyin en büyük limanı değil karşısında gezegenin en büyük limanı duruyordu.Karşı yakanın iskeleleri ve gemileri hayal meyal ufukta görünürken kayıklarla ve küçük sloplarla sürekli karşı tarafa mal ve yolcu taşınıyordu.İskelelerde çoğu tüccar galleonu olan gemiler demirlenmiş,hırsızlara temiz bir dayak çekmeye hazır sopalı muhafızlar dolanıyor,liman caddesinde ise iki atlı,bir sihirbaz,üç okçu ve altı adet,More kılıçları veya Rogar mızraklarıyla silahlanmış piyadelerden oluşan iki devriye gurubu güvenliği sağlıyor ve diğer ülkelerden gelenlere krallığın gücünü gösteriyordu.Caddenin öteki tarafında balıkçılar ve tüccarlar tezgahları kurmuş daha fazla müşteri çekebilmek için yarışıyorlardı.Muazzam bir kalabalık tezgahların önünde toplanmıştı.Martıların sesleri satıcıların ve kalabalığın seslerine karışıyordu.Güneye giden tüm gemiler ise kiralık katili reddediyorlardı.Çaresiz adam akşama kadar iki yakadaki tüm gemileri araştırmıştı.Karşı yakadaki son gemi tarafından da reddedilince gördüğü ilk hana girdi.
     Kapının açılmasıyla kahverengi sakallı,kırmızıya çalan kahverengi renkte gösterişli kıyafetler giyen,orta yaşlı,tombul ve her halinden zengin olduğu belli olan Jurgen içeriye giren adamı incelemeye başladı.Siyah bir pelerin ve koyu renkli deri zırh giyen adamın en ilginç yanı üç kılıç taşıyor oluşuydu.Jurgen bir kılıcının büyüsünü hissetti.Demek ki orta boylu,siyah saçlı,zarif adam büyülü palasını her zaman kullanmayı tercih etmiyordu.
     “Hey sen siyahlı!”boğazından gelen bir hırıltıyla.Jorgen boğazını temizlerken adam ona ihtiyatlı bir şekilde yaklaştı.”Çekinme yahu otursana.Mordhan ve Rogar aşkına otur.Ha şöyle…İşe ve güneye,Sarı kıtalara doğru bir maceraya,altına ve ödüle ne dersin?”
     “İş derken…”
     “Koruma,korumaya ihtiyacım var ama gerizekalı bir kas yığınına değil çevik birine ihtiyacım var.Karşılığında beş yüz altın,büyülü bir pelerin ve hançerler.Büyülü siyah pelerin her yükseklikten süzülmeni sağlar.İki büyülü hançerse zehirli drow hançerleridir ve her birini attığında kınlarına geri dönerler.”dedi bir tılsımla açtığı sandıktakileri göstererek.”Ve bu sandığı açan tılsımı sadece ben biliyorum.İçindekileri ise Ruhman-Rah’ın kuzeyinde gemiden indiğimizde vereceğim.Beni iyi korumaya bak!”
     “Kabul.Gemin nerde?”
     “Yahu dur şöyle.Sakin ol yahu.Hayret bir şeysin yahu.Bu gece handa sana bir oda ayarlarım...Bira getirin!Bira!Bir de oda ayarlayın bu gence.Güzel…Bu hanı severim.Akşam saatlerinde boş olur.Birası da çok iyidir ama balığını beğenmem.E genç adın ne?”
     “Kurt.”
     “Gözlerin yüzünden değil mi?Aynı bir çift kurt gözü gibi. Ürkütücü. Daha önce hiç koruma işi yaptın mı?”
     “Hayır.”
     Saatlerce Jurgen yüksek sesle konuştu.Katil ise hepsine mümkün olduğunca kısa cevaplar verdi.En sonunda Jurgen’in on birinci kupadan sonra sızınca,sadece iki kupa içen Kurt odasına çıktı. Jurgen’in özgeçmişi,büyü okuluna giderken yaşadığı maceralar, Gorak ordusundaki büyücüleri eğitmesi gibi onlarca konu hakkında hiç durmadan konuşması ve ona kendisi hakkında sorular sorması Kurt’u çok yormuştu.Arkadaşlıktan hoşlanmıyordu.Belki de yaşamı yüzündendi.On üç yaşından beri yalnız yaşamaya alışmıştı.Onu bulan yaşlı kadın ölünce,hayatını kazanmak için hırsızlığa başlamıştı.Kadın duldu ve onu sırtından okla vurularak öldürülen bir süvarinin yanında, dağa mantar toplamaya gittiğinde bulmuştu.Bent şehrinde yirmi iki yaşına kadar yeteneklerini geliştirmişti.İnsan öldürmenin tekniklerini diğer hırsızlardan ve katillerden öğrenmiş çok geçmeden ilk işini almıştı.Eski yaşamını anmak onu ne gülümsetmiş,ne de duygulandırmıştı.Hiç…Koca bir hiç…Nefret,öfke veya isyan da yoktu.İyice duygusuz bir psikopata dönüşüyordu zaten.Köyde ve şehirde gördüğü her insan kafasında bir kurbana dönüşüyor,öldürme yöntemleri ve kaçış stratejileri beyninde şekilleniyor bazen aklına gelen şeyleri yapmamak için kendini zor tutuyordu.
     Sabahın erken saatinde Jurgen’in bağıra bağıra içeri girmesiyle irkilerek uyandı.Her en ufak bir gürültüye bile uyandığında yaptığı gibi kılıcını çekti.Karşısındakinin zevzek zevkek bağırarak konuşan Jurgen olduğunu görünce kılıcı yere attı.Yatağa tekrar oturdu.Jurgen konuştuklarını pek kulak asmadı.Hazırlanmasını istemesi neden on beş dakika konuşmasını gerektiriyordu ki?Jurgen odadan çıkınca,zırhını giydi,kılıçlarını kuşandı,para keselerini kemerine astıktan sonra dört bıçağını kemerindeki kınlarına yerleştirdi.Pelerinin de giydikten sonra merdivenleri hızlıca indi.Gorak ordusunun armasını taşıyan zincir bir zırh giymiş,kırmızı pelerinli Jurgen elinde yüksek rütbeli büyücülere verilen bir asa taşıyordu.İri adam Kurt’u hanın hemen karşısında demirlediği gemisine götürdü.İki mancınık ve iki balistayla silahlandırılmış küçük ama hızlı savaş gemisi Helgor limanından ayrıldı ve Sarı Kıtalara doğru yelken açtı.
     Yolculuğun sekizinci gecesiydi ve yolculuk gayet sakindi.Emrinde On Gorak askeri olan bir komutanın niye kendisini koruması için onu tuttuğu hakkında hiçbir fikri olmayan katil;açık denizdeki gemide nöbet tutan iki askeri oturduğu fıçının üzerinden izliyordu.Gecenin karanlığı altında muhabbet eden adamların üzerine denizden ince bir siluet atladı.Adamlar daha ses bile çıkaramadan kılıçlarının hedefi oldular. Bu sırada güverteye denizden birçok siluet daha atladı. Alarmlar çalmaya başlarken,bir atmaca güverteye kondu.Siluetler atmacayı korumak için harekete geçerken atmaca değişim geçirmeye başladı.Gemide yanan meşaleler,druidin etrafını sarmış on elfin yüzünü aydınlattı.
     Gecenin huzuru bağırışlar ve silah sesleri ile bozuldu.Kurt kılıçlarını çekti ve kendisine saldıran mızraklı dişi elfin hamlesini savuşturdu.Mızrağın yaptığı hamlelerden sıyrılıp elfe ulaşmaya çalışıyordu fakat dişi elf buna izin vermiyordu ve mızrağıyla Kurt’u uzak tutuyordu.Tam bu sırada elfe bir ateş topu çarptı ve elf yanarak güverteden düştü.Kurt ateş topunun geldiği yöne doğru döndü ve dümenin yanında duran Jurgen’i gördü.
     “Druid!”diye bağırdı Jurgen gür sesiyle boğazı yırtılırcasına.
     Komutu alan Kurt druidin olduğu yere doğru yöneldi. Diğer askerler de aynı komutu almış olacaklardı ki çatışmanın en şiddetlendiği yer orasıydı.Yeni eklenen elflerle sayıları otuza ulaşan düşmana karşı,kalan sekiz asker ve beş denizci kahramanca mücadele ediyordu.Ama pek şansları yok gibiydi.Denizcilerden biri druidin büyüsüyle güverteden çıkan dallar tarafından hapsedilmişti ve druid yeni bir büyüye hazırlanıyordu.Druide ulaşması imkansız olan Kurt yelken direğine doğru koştu.Direğe hızla tırmandı ve direğe paralel olan ipe atladı.Bir eliyle ipe tutunan Kurt,diğer eliyle bıçaklarından birini aldı ve druide doğru fırlattı.Druidin omzuna saplanan bıçak,konsantrasyonunu bozdu ve druidin büyüsü üzerine patladı.Güvertenin zeminindeki tahtadan mızraklar çıktı ve druidi deşti.Druidin ölümüyle elfler daha ateşli savaşmaya başladılar.Diğer bıçaklarıyla üç elf öldüren Kurt tutunduğu ipte sallanmaya başladı.Yeterli ivmeye ulaşınca ipi bıraktı.Havada iki kılıcını çekti ve büyük bir kuvvetle iki elfin üzerine düştü.Ayağa kalkan Kurt şimdi çatışmanın tam ortasındaydı.Kurt iki kılıcıyla hızla savaşmaya başladı.Kurt’un ölüm dansı savaşçılığıyla ünlü elfleri geriletiyor,elfler dansın vahşetiyle birer birer ölüyorlardı.Etrafta elf kalmamıştı.Kurt nefes nefeseydi ve siyah deri zırhı ve pelerini neredeyse kıpkırmızı olmuştu.Yüzü kanla lekelenmiş,saçları kanla ıslanmış ve yapış yapıştı.Kılıçlarını kınlarına soktu ve dizlerinin üstüne çöktü.Yarası yoktu ama tüm kasları ağrıyor ve başı dönüyordu.Sadece beş dakika içinde yaklaşık yirmi elf öldürmüştü.Gorak kuvvetlerinden kalan üç asker ve dört denizci hayretle ona bakıyordu.Daha sonra ayağa kalktı.Kamarasına gitti.Zırhını,kılıçlarını ve pelerinini çıkarıp yere attı.Denizden kovayla çekilen suyla yüzünü ve saçlarını yıkadı ve kendini yatağa attı.
     Uyandığında çoktan sabah olmuştu.Elfler şu ana kadar gördüğü en iyi savaşçılardı.Zırhı ve pelerini yerinde yoktu.Hava gayet sıcaktı.Yatağının baş ucuna yeni bir çift çizme,pantolon ve kolları açık ama daha dayanıklı görünen kahverengi bir deri zırh,bir çift demir bileklik duruyordu.Ayrıca kılıçları temizlenmişti fakat savaş boyunca hiç kullanmadığı büyülü altın palasına dokunmamışlardı.Jurgen’in ona vaat ettiği ödüllerin ve paranın bulunduğu sandık kamaradaki masanın üzerine açık bir şekilde duruyordu.Kurt giyindi,demir bileklikleri taktı ve kılıçları kınlarına soktu.Masanın yanındaki sandıkta vaat edilen ödüller yerine daha kıymetli eşyalar duruyordu.İki büyülü yüzük,dört drow hançeri,altınla dolu bir kese ve bir not bulunuyordu.
 

“Sana vaat ettiğim ödüller yaptığın şeylere layık değildi.Gümüş yüzük havada süzülmeni,altın yüzük istediğinde görünmez olmanı sağlıyor.Yeni işler hakkında benle konuş.Seni güvertede bekliyorum.Bu arada ne kadar uğraştıksakta zırhındaki ve pelerinindeki kanı temizleyemedik.Umarım yeni zırhını,giysilerini ve bilekliklerini beğenirsin.
Gorak Sarı Kıta birlikleri komutanı
Jurgen Moredor
 

     Kurt Dor kelimesinin More dilinde ateş anlamına geldiğini biliyordu.Demek ki soyadının anlamı “More ateşi” olan Jurgen More asıllıydı ya da More asıllı olarak bilinmek istiyordu.
     Güverteye çıktığında karşısında Güneşin parladığı harika bir günde buldu.Gemi pek sallanmadan ilerliyor, ufukta hayal meyal görünen Sarı Kıtalardaki Gorak şehri İzleyen’e doğru yaklaşıyordu.Sarı Kıtalar adını büyük bir kısmının savanalarla ve çöllerle kaplı olmasından alıyordu.Martılar etrafta uçuşuyor denizcilerin tuttukları balıklara musallat oluyorlardı.Jurgen ona doğru yaklaştı.
     “Genç,harika bir iş başardın.Yani nasıl desem bilmiyorum bence…”yüksek sesle konuşan Jurgen uzunca bir devam cümlesi kurmaya hazırlanırken Kurt atik davranıp sözünü kesti.
     “Önemli değil.Ayrıca hediyeler ve cömert ödeme için teşekkür ederim.”
     “Zannedersem boş lafı bırakıp hemen iş konuşmak istersin.”dedi Jurgen bunu alçak bir sesle Kurt’un yüzünde ilk kez gördüğü kurnaz bir ifadeyle.
     “Mümkünse”
     “Evet…Ruhman-rah bölgesinin kuzeyinde bir çöl kampı var.Sana vereceğim haritada yeri tam olarak işaretli. Zaten İzleyen’e en yakın kamp orası.Sana bir deve temin edeceğim.Hayır,hayır çöl kaplanı…Çöl kaplanı daha hızlı olur.Öldüreceğin kişi Kemsit adında Rogar asıllı pek güçlü olmayan bir büyücü.Kemsit kampın tek büyücüsü ve çadırı mavi renkli.Daha sonra Muttalip’in kampına gideceksin ve orada Kırmızı Gurmar’ı soracaksın.Altı yüz altın ücretini arada bendeniz Gurmar’dan alırsın.Sarı kıtalardan Rogarnak’a geçeceğim.Benimle tekrar çalışmak istersen birkaç hafta Sarı Kıtalar’da oyalanır sonra Rogarnak’a geçersin. Göçebe topraklarında Moreli tüccar Klaus’u sorarsın.”
     “Yani komutan değilsin.”
     “Gorak’da komutan Jurgen’im.”dedi Jurgen gülerek.
     “İyi anlaştık.Sence dün gece elfler neden saldırdı?”
     “Biliyorsun Gorak imparatorluğunun elf bölgelerinde de toprakları var ve imparatorluk elfler için bir tehdit…Elfler bu sebepten dolayı bazen Gorak gemilerine saldırırlar.Bir arkadaşım beni uyarınca seni tuttum. Ama açıkçası böyle bir elf kuvveti beklemiyordum.”
     “Anlıyorum…”
     Gemi İzleyen şehrinin güney yakasına yaklaşırken Kurt şehri daha iyi inceleme imkanı bulmuştu.Şehirden çok asker kampı gibi olan şehir asker kaynıyordu.Denizciler ve hamallar dışında tüm erkekler askerdi.Kadınlar,bir gözleri etrafta koşuşturan çocukların üzerinde,oturmuş ağ yapıyorlardı.Gemilerden yiyecek maddeleri,demir ve odun indiriliyordu.Gemi iskeleye iyice yaklaşırken Kurt kıyıda garip bir düzenek gördü.Etrafında büyücüler olan düzeneğin ne olduğunu pek anlamadı.Büyülü bir ateşte büyücüler deniz suyunu kaynatıyorlardı.Suyun buharı buzdan bir boruya giriyor,damıtılan su kovalara dolduruluyordu.Denek şehrin su ihtiyacı bu şekilde karşılanıyordu.Bu düzenekten yaklaşık on tane vardı.Bu sırada düzeneklerden birinde bir patlama oldu ve bir büyücü yanlış yaptığı büyü sebebiyle havaya uçtu.Gemi iskeleye demir attı ve Kurt Jurgen’i takip ederek şehrin sokaklarına daldı.Askeri eğitim binasına girdiler.Jurgen tam manasıyla bir komutan muamelesi görüyordu. Emriyle çöl kaplanını getirdiler.Sarı renkli iri kaplanın üzerine iki kişilik bir eyer koşulmuştu.
     “Kurt yeni yoldaşın Parh ile tanış.”dedi Jurgen.
     “Merhaba insan.Adın Kurttu değil mi?Güzel…Eeee nereye gidiyoruz şimdi?” dedi Parh kibarca.
     “Şey…Ke,Kemsit’in kampına” Kurt hayatında ilk kez konuşabilen bir hayvan görmenin şaşkınlığıyla kekeliyordu.
     “Orayı biliyorum…E hadi bin de gidelim artık.Daha konuşacak çok şeyimiz,gidecek çok yolumuz var.”
     “Erzak almama gerek var mı?”diye sordu Kurt Jurgen’e.
     “Bana hakaret mi ediyorsun?Ben Sarı Kıtaları üç günde aşarım bre sen ne diyorsun?” Parh kibarlığını bozmuş yavaş yavaş sinirleniyordu.
     Ürkekçe kaplanın sırtına binen Kurt Jurgen’e kısa bir veda ettikten sonra inanılmaz bir hızda koşan kaplanla şehirden çıktı ve kum yutmaması için Jurgen’in verdiği peçenin ne kadar gerekli olduğunu fark etti.Çölde hızla ilerleyen kaplanın havalandırdığı kumlar,rüzgarın taşıdıklarıyla birlikte önünü görmesini engelliyordu.
     Yaklaşık on dakika sonra kaplan durdu.Kampa ulaşmıştı.Rüzgar nispetten daha azdı ve çöl yerini yavaş yavaş savana çayırlarına bırakıyordu.Daha kampa girmeden paralı askerler ona saldırmaya başladılar.Kılıçlarını çeken Kurt,Kemsit’in önceden gelişinden haberdar edilmiş olduğunu anladı.Hem de çok önceden…
     Paralı askerlerden,üç mızraklı ona ilk olaşanlardı.Kurt havada bir takla atarak mızraklıların arkasına geçti ve kılıçlarıyla adamların kafalarını vurdu.Daha ne olduğunu anlayamadan üçü de yere yığıldılar.Bu sırada çöl kaplanı yeni sahibini korumak için atıldı.Kurt Kendisine doğru koşan kaplanın sırtına atladı.Kılıçlarından birini kınına soktu ve sol eline büyülü bıçaklardan birini aldı.Bıçağı fırlattı.Bıçağın hedefi bulmasıyla birlikte Kurt’un elinde yeni bir bıçak belirdi.Paralı askerin boğazına saplanan bıçaksa yok olmuştu.“Geri dönebiliyorlar!”diye düşündü sevinçle.Kılıçlarını çeken paralı askerlerin arasına kaplanla daldı.Kapların pençeleri ve dişleriyle,Kurt’un fırlatığı bıçaklar iyi bir ikili olmuştu.Kurt diğer kılıcını da kınına sokmuştu artık iki elinde de bıçak vardı.Yaklaşık yirmi asker ikili tarafından katledilmişti.Bıçaklarını kınına sokan Kurt kılıçlarını çekti,kaplanın sırtından indi ve büyücünün mavi bir çadırdan çatısı olan tahta barakasının kapısından takla atarak girdi.Stratejisi isabetli olmuştu çünkü büyücünün ateştopu hemen üzerinden geçmişti.Kurt hızla genç büyücünün boğazından tuttu ve onu barakanın tahta duvarına dayadı.

 

          Çağrı "Şaman"Kaan Çetin

 

Yorumlarınız:

Siz de bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz. Yorum ekle

 

 

 

 


 FrpNet Forum

 Bize Ulaşın

FrpNet Anket

Yeni Kitaplar

Siteiçi Arama

Yayınevleri

Linkler - Bağlantılar

Basında FrpNet

 

Ana Sayfa  |  Diyarlar  |  Bilgi  |  Yazılar  |  Forum  |  Galeri  |  Bize Ulaşın

Copyright © 2004 Keri Technology.. | Tüm Hakkı Saklıdır.           Anasayfa | Mail Kontrol | Mail Ayarları | Reklam | Yayınevleri | İletişim