Hikaye

İsmail "Raptor" Akabalı

Dornia'nın Düşüşü

     Ejderin çığlığı tüm avluda yankılandı... Çığlık acı ya da kızgınlık için değildi. Sadece acıkmış ve sıkılmıştı. İlgi çekmek istiyordu. Her şeye rağmen o da bir canlıydı. Ne yapacağını düşünerek etrafına bakındı. Gözleri dostunu -sahip ona yabancı bir kelimeydi o ve insan sadece arkadaşlardı o insanı taşırdı insanda onu beslerdi- aradı. Bulamayınca gözleri yakındaki gri büyücüye takıldı. Büyücü iyi biriydi. Biraz garipti ama iyiydi. Dostu ve onun dostlarına set ve acımasız davranıyordu. Ama ejderle iyi geçiniyorlardı. Büyücü bir keresinde ejdere özel bir büyü şovu bile yapmıştı. Sıkılmış ejder beki onunla oynar umudu ile büyücüye bir rüzgar dalgası gönderdi. Büyücü hala aynı yerde duruyordu. Esinti onu etkilememişti bile. Sanki içinden geçmişti. Bu arada büyücü de ejderin sıkkınlığını ve yaptığını görmüş onun yanına doğru gidiyordu. Büyücünün tepkisini tahmin edemiyordu. Gülebilirdi ya da kızabilirdi. Sabırsızlıkla bekledi merak ediyordu. Neden etkilenmemişti. Büyücü elini ejderin başına koydu. Hızlı ve kimseye göstermeden bir rün çizdi. Ejder içine akan büyü ile kanatlarını açtı. Ejder anlayamıyordu. Acı, güç, insan, ve insanlığın dışındaki bir şeyler. Sonra anladı. Başını eğdi. Üzülmesi mi yoksa sevinmesi mi gerekiyor anlayamadı. Büyücü gülümsedi. Gri cüppe olmayan bir esinti ile titredi. Büyücü ejderin kulağına birkaç söz mırıldandı. Ejder büyüyü anladı. İtaat etti. Büyücünün ağzından çıkan sözler gözlerinin önünde maddeleşti. Sakinleşti. Her şeyi unuttu. Ejder yüzünde bir gülümseme ile kafasını yere dayadı...

     Ejder ve yanındaki büyücüyü gören adam hızla büyücüye yürüdü. "Ejderim! Ona ne yaptın! Lanet olsun sana! Ona ihtiyacım vardı!" Büyücü karşısındaki adamı süzdü. Daha gençti. 25-30 yaşlarında idi. Üzerinde ona dar olan bir deri zırh vardı. Gri cüppeli büyücü kukuletasının altında gülümsedi. "Merak etme... Sadece uyuyor... Sıkılmıştı onu mutlu bir rüya görmesi için uykuya yatırdım... Ayrıca o ejder senin değil... O kendine ait. Ve ona kötü davranıyorsun. Ona dikkat et... Hayatını kurtarabilir ya da bitirebilir...." Adam büyücünün sesindeki iğneleyici ve alaycı tonu hissetmişti. Sözler tüylerini ürpertmişti. Adamın sözleri beyninde canlanmıştı. Büyük mavi ejderinin bedenini tırnaklarıyla parçalayışı gözlerinin önüne geldi. Kontrolünü kaybediyordu. Toparlandı. Kalp atışlarını düzenlemeye çalıştı ve homurdanarak diğerlerinin yanına döndü.
Büyücü tam öldük diyecekleri bir sırada gelip tüm ekibi kurtarmıştı. Ki bunu bir değil birden çok kez yapmıştı. Sonunda büyücünün de onlarında aynı yere gitmek istedikleri anlaşılınca büyücüyü de yanlarına almışlardı. Dornai ya gidiyorlardı. Ateş büyücüleri şehri. 4 kişilik bu gurup -büyücü hariç- Dornia'ya baş büyücünün özel olarak istediği birkaç büyü malzemesi götürüyorlardı. Büyücünün neden gittiğini biliyorlardı. -Öğrenmekte istemiyorlardı.- Uzun zamandır birlikte seyahat eden bu gurubun amacı ortaktı. Denanmor'da geziyor hazineler peşinde koşturuyor, kuryelik yapıyordu. Amaçları para kazanıp iyi bir yaşam sürmekti. Şimdiye kadar kazandıkları tüm paraları bir şekilde kaybetmişlerdi ama bu sefer alacakları ücret oldukça büyüktü. Bu işe çok önem veriyorlardı. Ekip 2 orman insanı ve 2 kardeş savaşçıdan oluşuyordu. Orman insanları okları, kardeşlerde balta ve kılıçları ile saldırıp önüne geçilemez büyük bir güç oluşturuyorlardı. Ama tuzaklar 1'e 10 savaşalar gibi nedenler
yüzünden çoğu kez kaçmak zorunda kalıyorlardı. Gurup daha ilk maceralarında buldukları ejder yumurtası -şimdi ejder olan- sayesinde kazandıkları ün nedeniyle Denanmor'un büyük kısmında tanınıyorlardı. Ermişlerden sonraki nadir ejder-insan işbirliklerinden biriydi bu. Bunun en büyük nedeni de- guruptakiler macera aşkları ve cesaretleri olduğunu iddia etsellerde ejderin sıkılgan ve oyunbaz yapısı idi.
     Şehre 3 günlük bir yolları kalmıştı. Ama yiyecekleri o akşama zor yetecekti. Avlanmak istediler ama çevrede tek bir kuş bile yoktu. Özellikle ejderin açlığı çok sorun yaratıyordu. Huysuzlanıyordu. Olgoh ejderi şefkatle okşadı. Onu rahatlatmak için bir şeyler söyledi. Ama ejder garip bir şekilde huysuzlanıyor uzun kulakları tırmalayan çığlıklar atıyordu. Olgoh omzunda bir el hissetti. Artık refleks haline gelmiş bir hareketle bıçağını çekip hamle yaptı. Kimse yoktu. Arkasına baktı. Büyücüyü gördü. "Reflekslerin çok iyi..." Dedi büyücü. Olgoh normalin aksine büyücünün sesinde alay değil, tebrik eden bir tavır hissetmişti. Omuzlarını silkti. Bıçağını deri zırhına geri koydu. Ejdere baktı. "Çok huysuzlanıyor. Aç ve sıkıldı. Ama arkasında başka bir neden de var." Büyücü adama baktı. "Onu bırak... İşiniz bittiğinde sizin yanınıza geri gelecektir. Hem bu sürede karnını doyurur biraz da sakinleşir." Olgoh büyücüye buz gibi bir bakış attı. Ama sonra onun haklı olduğuna karar verdi. Ejdere onun dostu olduğunu ama gitmesi gerektiğini anlatan birkaç şey söyledi. Ve ejderin gökte kaybolmasını izledi...

     Büyücü bikaç saatlik kaybolmanın ardından elinde 1 haftalık yiyecek stokuyla dönmüştü. Guruptakiler şaşkınlık içinde. Yiyeceklerin gerçek -ya da zehirli- olup olmadığını kontrol etmek için garip deneyler yaptılar. Gerçektiler -ve zehirsiz-...
İyi bir yemeğin ardından kamp ateşinin başında oturuyorlardı. Büyücünün getirdiği yemeklerden dolayı huzursuzdular. Zaten büyücü geldiği günden beri ilk defa ateşin başında onlarla bekliyordu. Gözlerini ateşe dikmiş öylece duruyordu. Olgoh omzunda bir el hissetti. "Kardeşim ben yatıyorum..." Kardeşi olduğunu öğrenmek onu rahatlattı huzursuzdu. Ama bunun nedeni yemek değildi. Bilmiyordu sadece huzusuzdu. "Tamam Argh..." Dedi yapmacık bir gülümsemeyle.
     "Ateş! Ama nasıl!" Doran böyle bir şeyi yaşamı boyunca ilk kez görüyordu. ateş birden sönmüştü. Hiçbir esinti ya da başka bir şey olmadan. Gözleri büyücüye kaydı. Gri cüppeli büyücüyü ayağa kalkmış garip bir şekilde gördü. Kötü bir şeyler olmuştu. "Kriank lor arston!" Büyücünün tıslamaya benzer sesi ovada yankılandı. Yerde garip parlak şekiller belirdi. Guruptakiler hemen silahlarını çektiler. Birbirlerine baktılar. Büyücü elerini yana açmış, transa geçmiş bir şekilde büyü yapıyordu. Büyücünün cüppesi olmayan bir rüzgar ile titredi. Saydamlaşmaya başladı. Işık güçlendi. Artık gözlerini acıtıyordu. Doran bağırdı. "Argh, Olgoh, Dris! İyi misinizi? Lanet olsun büyücü ne oluyor." Büyücünün sesi kulaklarını tırmaladı. "Şehre gidiyoruz insanlar. Ateş söndü. Dornia düşüyor!" Doran büyücünün sesindeki dehşet ve nefreti hissetti. Tüyleri diken diken oldu. Vücudu hafifledi. Yükseldiğini hissetti. Sonrada düştüğünü. Gözlerini açtı. Bir odadaydı. Diğerleri ile birlikte. Etrafları kırmızı cüppeli siluetlerle çevriliydi. Eli silahına gitti. Silahı yoktu. Omzunda kemiksi bir el hissetti. Hızla kafasını çevirdi. El büyücünündü. "Sakin ol. Güvendesin. En azından şimdilik." Büyücünün dediğinin bir kısmını ya duymuştu ya duymamıştı. Gözleri arkadaşlarını aradı. Yerde yatıyorlardı. Kırmızı cüppelilerden biri Doran'a doğru ilerledi. "Onlar iyiler sadece büyüye dayanamadılar. Sen iradeli çıktın. Ama şimdi dinlenmelisin bu direniş seni yormuş olmalı. Ama her şeyden önce bana getireceğiniz eşyalar nerede?" Adamın sesi sakin ve huzur vericiydi. Yüreğinde bir sıcaklık hissetmesine neden oldu. Gidip keseyi aldı ve adama uzattı. Sanki bir rüyadaydı. Bir süre sonra gerçekten uykuya daldı.
 

     Uyandığında dostları başındaydı. Soru soran gözlerle onlara baktı. Onlarında aynı şaşkın ifadeyle kendine baktığını görünce bir şey söylemedi. Gözeri odayı taradı. Sade ama bakımlı bir odaydı. Penceresi olmamasına rağmen garip bir şekilde aydınlıktı. Ama yer eşyaların gölgeleriyle doluydu. Gölgelere bakarak ışığın yerini görmeye çalıştı ama gölgelerin sürekli yer değiştirdiklerini fark etti. Afallamıştı. Odayı biraz daha inceledi. Odanın bir kapısı yoktu. Dört yatak ve üstü yiyeceklerle dolu bir masa vardı sadece. Açtı. Ayağa kalktı. Masaya yöneldi. Bir meyveyi aldı. Isırdı. Damak tadı gelişmiş olduğu için hemen tadını aldı. Ona şaşkın şaşkın bakan arkadaşlarına döndü. "Merak etmeyin bize zarar vermeyecekler. Ama şu anda bizi serbestte bırakmayacaklar. Şu anda Dornia sarayındayız ben iletmemiz gereken malı teslim ettim. Ama şu anda Dornia saldırı altında bu nedenle bir şey yapamayız. Masadakiler taze ve olabilecek en iyi kalitedeler. Gelin ve yiyin." Arkadaşları ona şaşkın şaşkın bakıyorlardı. Kahkaha attı. Birden odanın köşesindeki kırmızı cüppeli bir adam gözüne çarptı. Bir anda ortaya çıkmıştı. Adama baktı. Gri büyücü gibi cüppesine tamamen sarınmıştı ama bir farkla bunun yüzü gözüküyordu. Kukuletanın altında genç bir kadın yüzü gördü. Kadının yüzü asıktı neredeyse ağlıyor bile denebilirdi. Argh kadına doğru bir adım attı. Doran kötü bir şey yapmasını engellemek için harekete geçti. Argh hızla kadına yaklaştı elini tuttu. Teselli eder ve hüznünü paylaşır bir şekilde. "Ne oldu hanımefendi. Sizi bu kadar üzen olay nedir?" Kadın sanki yere yığılacakmış gibi bir sallandı. Sonra kendini toparladı. Ağlamaklı bir sesle. "Dornia... Düştü...."
 

     Ateş büyücüleri tarafından yüzyıllardır korunan, kırmızı özel bir taştan yapılmış şafak vakti güneş gibi parlayan ozanların şiirlerinde güzelliğine imrenilen Denanmor'un neredeyse en güçlü kalesi düşmüştü. Ama nasıl. Ne tür bir güç büyücüleri yenmişti. Dris tarih bilgisini gözden geçirdi. Büyücüler savaşı yüzyıllar önce bitmişti. Tekrar başlaması da imkansızdı. Büyücüler yeni bir çağ açılana kadar savaşmayı bırakacaklarını söylemişlerdi. Acaba yeni bir çağ mı başlamıştı? İçini kemiren bu soruları hiç düşünmeden dile getirdi. "Nasıl yeni bir büyücüler savaşı mı? Hiçbir insan gücü Dornia'yı ele geçirmeye yetmez..." Kadın eliyle ıslanmış yanaklarını sildi. Titreyen bir sese "Hayır büyücüler yeni bir çağa kadar savaşmayı bıraktılar. Başka bir şey yeni bir şey saldırıyor. Golemler uyandı..." Yıkılacakmış gibi sallandı. Ama sonra hemen duruşunu dikleştirdi. Boğazını temizledi. "Ama bunlar sizi ilgilendirmez ben size ücretinizi verip buradan çıkarmak için geldim." Cüppesinin için
den deri bir kese çıkardı ve Dris'e fırlattı. Dris keseyi havada yakaladı kemerine soktu. Olgoh başını salladı. Kırmızı cüppeli kadın karşılık verdi. Havaya bir sembol çizdi. Ekip birden kendini tekrar kamp alanında buldu. Sönmüş kamp ateşiyle ve onları bekleyen sadık ejderle birlikte....
 

          İsmail "Raptor" Akabalı

 

Yorumlarınız:

Siz de bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz. Yorum ekle

 

 

 

 


 FrpNet Forum

 Bize Ulaşın

FrpNet Anket

Yeni Kitaplar

Siteiçi Arama

Yayınevleri

Linkler - Bağlantılar

Basında FrpNet

 

Ana Sayfa  |  Diyarlar  |  Bilgi  |  Yazılar  |  Forum  |  Galeri  |  Bize Ulaşın

Copyright © 2004 Keri Technology.. | Tüm Hakkı Saklıdır.           Anasayfa | Mail Kontrol | Mail Ayarları | Reklam | Yayınevleri | İletişim