Etrafta oluşan ani sessizlik Buzcevheri'ni çok
korkutmuştu. Öyle ki, gözlerini tekrar açmaya korkuyordu. Artık ne
Midgaard'ın kuzeyinden esen soğuk rüzgar, ne de şehrin meydanlarında
yakılmış dev ateşlerden gelen sıcaklık hissediliyordu. Galin
gözlerini açtığında, karanlıktaydı...
Gözleriyle ayrıntılar yakalamaya çalıştı ama engin boşluğun aslında
varolmayan görüntüsü aklını yordu. Az önceki şehir manzarasını
düşündü ve endişelendi. Yoksa entrikacı düzen tanrıçasının öfkesini
mi çekmişti? Bekliyordu ancak bu meskende akıp giden zamanı bir
türlü hissedemiyordu.
Aniden tüm kemiklerini sarsan bir ses duyuldu.
- Şimdi anlıyormusun ölümlü? Olmasını düşlemekle, olmasını sağlamak
arasındaki farkı...
Buzcevheri sesin nereden geldiğini anlamıştı. Gözlerini tekrar
kapadı çünkü neye bakabileceğini bilmiyordu. Kalbi yerinden
fırlayacak gibiydi. Alnındaki damarlar şişmiş ve her tarafından
terler damlıyordu.
- B-ben anlayamıyorum.
- Şu anda öyle birşey yaşamaktasın ki galin, anlayış senden
beklenecek bir lüks değil. Ancak az önce tanık oldukların, olmasını
istediklerin bunlar değil mi?
Kadim zamanlardan gelen kılıç şangırtıları ve ölüm çığlıklarını
taşıyan bir rüzgar boşluğun içinde gezinmeye başladı. Galin'in içini
her zamanki duyguları doldurmaya başladı. Şu an sınırsızlığın içinde
hapis gibiydi. Ve hapsolmak mı? Yo hayır bunu kabullenmek
istemiyordu. Her ne olursa olsun, onun açabileceği bir isyan bayrağı
vardı. Kendini toplayıp kapalı gözlerini iyice sıkarak konuşmaya
başladı. Artık sesi titremiyordu.
- Zaten gerçekleşmiş bir şeyin hesabımı soruluyor bana? Yoksa
karşılığı mı isteniyor? Madem ki ideallerim gerçek oldu. O halde
neden şimdi duyuyorum ilahların sözlerini?
- Ya sana gördüklerinin sadece bir düş olduğunu söylersem ölümlü?
Buzcevheri acıyla titredi. Bu bir düştü! Nasıl da unutmuştu! Tüm o
gördüklerinin aslında gerçekleşmemiş olmasının hayal kırıklığı tüm
bedeninini sarstı. Gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
- P-peki, bu düşler geleceği mi yansıttı bana? Bilmek istiyorum!
T-tüm bunları yapabilecek miyim? Bana gösterdikleriniz, siz ebedi
olanların bana çizdiği kaderin görüntülerimiydiler?
Sarfettiği söz galinin kendini aptal hissetmesine neden oldu.
Çizilmiş bir kaderi asla kabullenemezdi. O duvarları yıkmak için
vardı.
- Senin elinde kendi kaderini çizebileceğin bir güç yok Buzcevheri!
Sen şimdiye kadar hep yolu olmayan bir arazide yürüdün. Bulmayı
amaçladığın yolu ise sana gösterebilirim eğer dilersen.
Kastedilenin ne olduğunu biliyordu. Ütopyasının gerçekleşmesine
atılacak ilk adımdı bu! Kudretli Kame'e edilen tüm duaların tek
temasıydı bu! Kaos'un anahtarı O'na sunuluyordu!
Belki de hayatı boyunca ideallerinden vereceği tek tavizi şimdi
vermeliydi Buzcevheri. Hayatı boyunca teslimiyeti asla kabul
edemeyecekti ama şimdi yapması gereken açık ve netti. Ciğerlerini
doldurdu ve haykırdı;
Sanki boğazını bir hançer yararmışçasına haykırarak uyandı. Gözleri
yaşlardan sırılsıklam olmuştu ve ağzı damağını acıtacak derecede
kuruydu. Başını masadan kaldırdı ve yanağına kurumuş mürekkeple
yapışan parşömeni sinirle çekiştirdi. Kağıt galinin yüzünden
ayrılınca, kağıda baktı ve parşömendeki yazının büyük ölçüde yüzüne
geçtiğini farketti. Parşömende dört harfli bir sözcük yazılmıştı
ancak harfler okunamıyordu. Uyumadan önce yazdığı şeyin bu
olmadığına yemin edebilirdi. Merakla boş çerçeveye koştu ve
yanındaki vanayı çevirdi.
Su camın üzerinden şırıltıyla akarken, Buzcevheri'nin görüntüsü
camın üzerine aksetti. Galinin yanağında siyah mürekkeple bir sözcük
yazıyordu, bir isim... KAOS...
Altuğ "Oira" GÜVEN
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle