Zihninin rengarenk evreni Buzcevheri'ne gürültülü bir
hoşgeldin partisi düzenlemişti. Nereden geldiği belli olmayan bir
güneş ışığıyla aydınlanmış tamamen kapalı taş bir odadaydı. Odanın
tavanında baş-aşağı duran mor ve yeşil renklerde ebabil kuşları hep
bir ağızdan tatlı bir melodiyi şakıyorlardı. Odanın taş zemininde
yetişmiş karanfil çiçekleri ve papatyalar, bu hayalin leydisinin
gelişiyle bellerini bükerek selam verdiler.
Buzcevheri kendi krallığına gelişinin heyecanıyla odanın dört bir
yanında neşeli bir çocuk gibi koşturdu ve ebabillerin şarkılarına
ıslığıyla eşlik etti.
Sonra birden durdu ve odanın duvarlarına baktı.
Evet, burası gerçekten güzel ve huzurlu bir yerdi. "Ama çok dar ve
alçak, içim sıkılıyor..." diye düşündü galin. Gözlerini kapatıp
gördüğü rüyayı yeniden şekillendirmeye çabaladı. Odanın taş
duvarları aniden genişledi ve eskiden tatlı bir ıslık ritmiyle
şenlenen mesken, birden devasa bir salon halini aldı. Bir duvarından
öbür duvarına mesafe en az iki yüz adımdı ve tavan, galinin ancak
görüş alanın içindeydi. Ebabil kuşlarının rengarenk silüetlerinin
tavanda gezişi halen seçilebiliyordu ancak tatlı sesleri odanın
içinde yankılandıkça daha tok ve iç gıcıklayan bir hal almıştı.
Galin etrafını şöyle bir süzdü. Zemin hala çimenlik ve kendisini
selamlayan yüzlerce rengarenk çiçekle doluydu. Hatta holün
ortasından şırıl şırıl akan bir dere bile vardı.
Buzcevheri memnuniyetle çocukça bir neşeyle çaldığı ıslığına geri
göndü ve salonun bir duvarından öbür duvarına hoplaya zıplaya
koşmaya başladı. Kollarını açıp yüzünü okşayan serin bir meltemi
hissetti. Gözleri kapalı bir şekilde koştu koştu... Ve birden
burnunu çok acıtan bir çarpmayla duvara tosladı. İşte bu gerçek bir
hayal kırıklığıydı ve bunun üzerine düşünmek gerekliydi.
Çimenlerin üzerine çöktü ve sesli sesli düşünmeye koyuldu;
"Eğer düşümde bile beni sınırlayan duvarlarla karşılaşacaksam,
uyumanın ne anlamı var ki? Zaten uyanıkken ki hayatım; bedenimin,
tanrıların, insanların koyduğu hudutlarla sınırlanmıyor mu? Pekala
bu salonu daha fazla genişletirsem? Eninde sonunda koşup koşup yine
bir duvara toslamayacakmıyım? Bunun engellemek için yapılabilecek üç
şey olabilir.
Ya koşmayı bırakıp derenin yanında piknik yaparak düşümün tadını
çıkartırım... Oh hayır 'durmak' fikri hiç de hoş değil. Sekiz yüz
yaşıma geldiğimde bu fikri belki düşünürüm ama içimde harcanmak için
yanıp tutuşan bu kadar enerji varken bu olmaz!
Düş Salonumun içinde belirli bir çapta bir çember çizerek koşarsam
asla bir duvarla karşılaşmam... Heheh! Neyim ben yahu? Kıtzekalı bir
cücemi? Madem ki koşuyorum, o halde bir yere varmalıyım! Ama
vardığım yer bir son değil, yeni birşeyin başlangıcı olmalı. Sürekli
daireler çizersem, düş görmenin ne anlamı varki?
Ancak, bir seçenek daha var... Ya tüm duvarları yok edersem? O zaman
beni sınırlayan hiçbirşey kalmaz. Fakat benim kendi düşümün
üzerindeki sınırlamalarım da sona erer. Herşeyin kontrolden çıkması
hiç de hoş olmayabilir. Ancak bilincimin derinliklerindeki herşeyin
açığa çıktığına tanık olmak harika da olabilir. Az önce burnumu
acıtan bu duvarın arkasında neler olduğunu bilmek istemezmiyim?
Elbette elbette isterim! Ama madem bu benim rüyam, o duvarın
arkasında neler olduğunu zaten biliyor olmam gerekmez mi? Belki de
biliyorumdur ancak bulunduğum bu sınırlı salon hatırlamamı
engelliyordur!"
Buzcevheri, memnuniyetle ellerini ovuşturdu ve kıvrak bir hareketle
ayağa kalktı. Düşler Salonu'nun sakinleri eski neşelerini
kaybetmişçesine suspus olmuş, leydilerinin ne yapacaklarını
bekliyorlardı. Aslında hepsi sonucun farkındaydılar. Onlarca yıldır
uykusunu paylaştıkları galin kızının neyi talep edeceğini her zaman
biliyorlardı. Hür Doğan Buzcevheri, düşlerindeki hürriyeti artık
talep edecekti ve tüm çiçekler duvarların arkasındakiyle yüzleşmenin
verdiği ürperti ile ince bir rüzgarın ritminde kıpırdandılar.
Buzcevheri, dünyanın kaderini belirleyecek kudretli bir büyücünün
taklidini yaparmışçasına kollarını iki yana açarak, avuçlarını
tavana döndü. Parmaklarını garip garip hareketlerle oynatarak,
aslında basit bir düşünceyle gerçekleştirebileceği eylemine,
tiyatral bir hava katmaya çalışıyordu. Gözlerini kapattı ve salonun
duvarlarına inen devasa gnome balyozları hayal etti, bu O'nun
gerçekleştirdiği en şaşalı yıkım olmalıydı...
Gözlerini daha açmamışken, ciğerlerini ağır bir yanık kokusu
doldurdu. Gözlerini faltaşı gibi açarak öksürdü ve kulaklarına dolan
bağırışlara şaştı kaldı.
Üzerinde hergün giydiği yeşil-siyah tüniğinin üzerine kuşandığı
zırhı ve tüm diğer eşyaları vardı. Ejderha motifli yüzüğünü gördü ve
bir an hayal görüp görmediğine dair şüphe duydu.
Karşısındaki manzara ise tasvir edilemez birşeydi. Zamanın gece mi,
yoksa gündüz mü olduğunu anlamak olanaksızdı çünkü şehrin tepesini
devasa kara dumanlar kaplamıştı. Midgaard şehrinin güneyinde köprüye
benzer biryerlerdeydi. Coşkuyla bağıran insanların hep bir ağızdan
söylediği bir şarkı vardı, ki bu şarkı Buzcevheri için fazlasıyla
tanıdıktı. Onlar Buzcevheri'nin şarkısını, dört yıl önce yazdığı
Özgürlük Ağıdı'nı söylüyorlardı! Galin başını batıya çevirdiğinde
Belediye Başkanı'ın evinin dev alevler tarafından sarılışına tanık
oldu. "Acaba içinde çok ölen oldu mu?" diye endişelendi ama bu
düşünce oldukça kısa bir zaman aldı. Burada tuhaf birşeyler oluyor
diye düşünerek kuzeye doğru hızlı adımlarla yürümeye koyuldu. Bu
şehir her zaman gürültülü olurdu ama bu garip karanlık ve bağırıp
çağıran insanların sesleri onu geniş Halk Meydanı'nda
karşıladığında, neyin sıradışı olduğunu anladı.
Yüzlerce kişilik bir kalabalık, ellerinde branda bezlerine kırmızı
yazılarla birşeyler dikte edilmiş pankartları taşıyarak, şarkılar
söyleyip sloganlar atıyorlardı. Bazılarının elinde ise, kusursuzca
resmedilmiş bir tablo, tahta, uzun bir sopanın ucunda sallanıyor ve
resimdekini gören herkese daha bir azim ve istenç kazandırıyordu.
Buzcevheri olayları yavaş yavaş kavramaya başlamıştı ve ağzından
minik bir fısıltı çıktı; "Bir Devrim..."
Halk meydanına doğru inen yokuşu ağır adımlarla katetmeye başladı.
İki yanındaki evler boş görünüyordu ve sakinleri büyük ihtimalle bu
kalabalığın içinde olmalıydı. Başını tekrar öne çevirmiştiki
arkasından çarpan bir kapının sesiyle irkildi. Arkasını döndüğünde
insan ırkından uzun boylu, bıyıklı, orta yaşlı bir adam, bebekliğini
henüz tamamlamış küçük kızını omzuna almış, hayret dolu gözlerle,
yokuştan aşağı inerek kendisine yaklaşıyordu. Buzcevheri gözlerini
kısarak adamın yüz ifadesini çözmeye çalıştı. Adam yanında
bitiverdiğinde kafasını yukarı kaldırıp, bilgi almak için ağzını
açtı ki, adam galinden daha önce davrandı:
- Demek sonunda geldiniz! İşte devrim, işte uyanış!
- B-ben anlayamıyorum. Şehird...
- Yangın için kusura bakmayın. Binanın içi tamamen boşaltılmıştı.
Yakında kutlamalar başlayacak, sizi bekliyor olacağız Hür Doğan!
Buzcevherinin aklı o kadar karışmıştıki, adamın sırtında küçük
kızıyla coşku dolu kalabalığın içine hızla inişini boş gözlerle
seyretti. Sonra gözlerini kıza odakladı. Küçük insan yavrusu yavaşça
arkasını dönüp elindeki küçük resmi Buzcevheri'ne doğru havaya
kaldırdı. Bu O'ydu, Buzcevheri'nin portresi! Tıpkı diğer
pankartlarda olduğu gibi küçük kızın elindeki kağıtta da
Buzcevheri'nin gülümseyen bir portresi resmedilmişti. Artık galinin
'Neler oluyor?' sorusuna bir cevabı vardı: Duvarlar yıkılmıştı...
Hızla Halk Meydanı'ndan doğuya doğru yürüyen kalabalığın arasından
geçti. Yanından geçtiği insanların şevk dolu selamlamalarını ve
haykırışlarını duymazdan geldi. Çarşı Yolu'ndan geçerken şehrin
kasabını elinde satırıyla kalabalığa doğru coşku dolu övgüler
yağdırırken gördü. Demek ki, halk doğru olanı görmüştü! Hür olmayı
seçmişlerdi!
Çarşı Yolu'nun sonunda Market Meydanı'nda daha büyük bir kalabalık
geniş bir daire oluşturmuştu. Kalabalıktan gürültülü kahkahalar ve
alkışlar kopuyordu. Bu çoşkunun içerdiği ironiyi sezmek zor değildi.
Galin, merakla kalabalığın içine daldı ve uzun boylu insanların
bacaklarının arasından, meydanda neler olduğunu izlemeye koyuldu.
Şehrin koruyucusu Hassan ve yanında parlak beyaz zırhlar kuşanmış
bir adam korkuyla etraflarındakilere bakarak birşeyler
bağırıyorlardı. Kalabalık ise, bu iki adamın ağızlarından çıkan
sözlere samimi kahkahalar ve alkışlarla karşılık veriyor, onları
ayan beyan aşağılıyorlardı. Buzcevheri, paladinin ve Hassan'ın neler
söylediğini duymak için çemberin iç kısmına kıvrak hareketlerle
ulaşarak kulak kesildi. Paladin'in sesi çok umutsuz ve
yakarırcasınaydı. Hassan ise boynunda asılı olan terazi şekilli
madalyonu iki parmağı arasında sıkıca kavramış dualar
mırıldanıyordu.
- Sizler! Evet siz karşımda durup, sarhoş nefesleriyle, bunca
zamandır ayakta tuttuğumuz şehrin havasını zehirleyenler!
Bilmezmisiniz ki getirdiğiniz kaos eninde sonunda kendisini de yakıp
bitirecek! Düzensizliğin beraberinde gelecek katliamdan nasibinizi
almayacakmısınız? O bücür liderinizin karıştırdığı akıllarınızı
başlarınıza toplayın ve şimdiden tapınak da Tanrıça'dan af dilenmeye
başlayın! Sonunuz fena bir şerdir ve hiçbirinizin kötülüğünü istemem
bilesiniz!
Bu adam kesinlikle şehrin yargıcı olmalıydı. Hah! Bu sözler
karşısında susup dinlemektense gidip bir Nyah rahibesi olurum diye
düşündü galin. Kıvrakça kalabalığın en ön safındakilerden sıyrıldı
ve dairenin içine girerek paladinin karşısında dikildi.
- Bu insanların lideri değilim Yargıç! Ben onlara hürriyeti
getirenim! Sizlerin hükümlerinizle elde ettiğiniz itibarı ben
düşüncelerimle elde ettim. Bundan sonra hükümleri bu halkın kendisi
verecek! Sizlere ise gidip Moria'daki bir bokçukurunda saklanmanızı
öneririm! Eminim bu sarhoş nefeslerin kokusunu hissetmeyeceğiniz tek
yer orasıdır!
Sarfettiği sözler karşısında tüm kalabalık kahkahaya boğuldu.
Buzcevheri ise gözlerini kapatıp, tüm bedeninde hissettiği bu yeni
gücün tadını çıkarmak istedi.
Önce hafif bir tebessüm oluştu şirin galinin simasında. Daha sonra
gırtlağından duyulan tiz bir kıkırdama başladı. Daha sonra hafif
hafif titreyerek kahkahalar atmaya başladı genç galin kadını.
Kahkahalarının gürültüsü çevresindeki tüm sesleri bastırır gibiydi.
Sesi artık neşeden çok acımasız bir havaya, gücün getirdiği
deliliğin tünellerinde yankılanırmışçasına büyük bir heybete
kavuştu. Ve sonra...
Ve sonra herkes, herşey sustu.
Altuğ "Oira" GÜVEN
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle