Müthişti!
Tek kelimeyle müthişti!
SNADOKO, yemyeşil pulları olan bir ejder görünümündeydi.
Devasaydı.
Kanatları kapalıyken bile uçuyormuş gibi görünüyordu.
Başı iki uzun boylu adamdan çok daha büyüktü. Ve üçgendi.
Ağzına doğru gitgide daralıyordu.
Başının vücuduna oranı kusursuzdu.
Aslına bakılırsa, vücudunun her tarafı orantılıydı.
Gövdesinin tamamı, kesinlikle bir bakışta görülemezdi.
O kadar büyüktü ki!
Tıpkı TANRIAĞAÇ'lar gibi, tanrı olduğunu belli eden bir asalet vardı
üzerinde.
Gözleri kıpkırmızı parlıyordu.
O kadar çok parlıyorlardı ki! Yakutlar, onların yanında gülünç
görünürlerdi.
Elmaslar bile onlar kadar parlayamazlardı.
Gövdesi silindirikti.
Silindirikliği bozan kanatlarının çıktığı yerdi.
Ayakları yoktu.
Kanatları bile rahat sürünmesini engellemiyordu.
Boynu yassı ve inceydi.
Bununla beraber, boynundaki pullar, sert ve kızıldı.
ağzı, her ne kadar kafasının en dar yeri gibi görünse de, genişliği
on-onbeş metre kadardı.
Ağzını açtığı zaman, ilk göze çarpan devasa, çatallı diliydi.
Dişleri damağına doğru katlanmış bir şekilde dururdu.
Dişlerin boyu, bir buçuk-iki metre kadardı.
Ve kalındılar da.
Tam on üç tane dişi vardı.
Konuştuğunda sesi cinsiyetsizdi.
Tıpkı TANRIAĞAÇ'lar gibi.
--Sizleri selamlarım, yüce Aluva ve İlahi kişi.
Birden, odayı oluşturan yılanlar kaynaştılar ve tam SNADOKO'nun
karşısında,
İki tane tahta benzeyen koltuk oluşturdular.
Bu olurken, odanın yapısında hiçbir değişiklik olmuyordu.
SNADOKO:
--Oturun lütfen.
İkisi de, sağ dizlerini yılanlardan oluşan zemine koyup koltuklara
oturdular.
Alper, koltuğa otururken, içinden korku ve tiksinme karışımı bir
şeyler geçirdi.
Yılanlardan oluşan koltuk soğuk ve canlıydı.
İşte o canlılık, Alper'in tüylerini ürpertmeye yetiyordu.
Alper birden merak etti.
SNADOKO nasıl sığabilmişti o odaya?
Hem nasıl yılanlarda hiçbir değişiklik olmadan iki koltuk oluşmuştu
odada?
Aluva:
--Yüce SNADOKO, yüce BOKUMENA , size selam söyler ve emanetini
ister, dedi.
Devam Edecek...
Eylem Yurtsever
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle