--Kelimesi kelimesine şöyle diyor:
“Ağacınoğlu geldiği zaman,
O zaman,
Olmamış olan kaos bir daha olmamak üzere sona erecek.
O geldiği zaman, yanında birliği getirecek.
Birliği ve evreni sırtında taşıyan, onların yerine, bilgeliği ve
uzun ömrü alacak sırtına,
Ve gidecek yoluna.”
Böyle diyordu kehanet.
Alper:
--Ama ben, bu madalyonu kullanmasını bilmiyorum ki!
Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum!
Ne yapmalıyım Aluva? Sen söyleyebilirsin bana.
Benden çok daha tecrübelisin sen.
Neden kehanetin bahsettiği ben olmak zorundayım?
Neden sen değil de ben!
--Sakin ol ilahi kişi.
--İlahi kişi değilim ben!
Seçilmiş kişiyim yalnızca.
--Şimdilik. Yakında İlahi kişi olacaksın, çok yakında.
--Bana yardım etmeyeceğine göre, niye geldin benimle!
Buraya kadar ben de tek başıma gelebilirdim pekala!
Alper kızgın ve umutsuzdu.
Aluva, bir an için, kendisini suçlu hissetti.
Neden gelmişti buraya?
Alper haklıydı.
Alper, kendisini gayet iyi idare ediyordu pekala.
Peki O’nun ne işi vardı burada?
Daha da önemlisi, burada bulunmaya ne hakkı vardı yardım edemedikten
sonra!
Yardım edemeyeceğini, baştan beri çok iyi biliyordu.
Peki, her şeye rağmen, neden gelmişti?
Neden boşu boşuna…
Hayır!
Hiçbir şey boşuna olmazdı.
Hem BOKUMENA ne demişti.
Pek anlayamamıştı ama, dediğine göre,
Onun da yeri vardı bu savaşta.
Ama, burada öylece hiçbir şey yapamadan durmak da,
Kendisini çaresiz hissetmesine neden oluyordu.
Çaresiz ve küçük.
Alper’i cesaretlendirmeliydi.
Tek yapabileceği şey de buydu zaten.
Alper yatışmış, düşünmeye çalışıyordu.
Ne yapıp yapmalı, CHİTENG’e ulaşmanın yolunu bulmalıydı.
Madalyonu elinde evirip çevirmeye başladı.
Ne işe yarardı bu şey.
Düşünüyor, düşünüyor ama bir türlü işin içinden çıkamıyordu.
Devam Edecek...
Eylem Yurtsever
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle