Hikaye

Eylem Yurtsever

İlahi Kişi (1. Bölüm)

O gün, hayat her zamanki gibi devam ediyordu.
Kuşlar her zamanki gibi cıvıldıyorlar, ilkbaharın sevinciyle mesut olan çocuklar her zamanki gibi oynuyorlardı.
Koskoca ormanda rahatsız olan kimse yoktu.
Yani, Altınorman köyü her zamanki gibiydi.
Köyün adının Altınorman olmasının sebebi: köyü çevreleyen ormanın ağaçlarının yapraklarının yılın her ayında altın sarısı olmasıydı.
Bu ağaçların her biri, otuz-otuz beş metre kadardı.
Ama, her birinin gövdesi uzunluğunun dört-beş misli kadar kalındı.
Buna rağmen, köye güneş, bütün haşmetiyle doğuyordu.
Sanki, güneşi ağaçlar çekiyordu.
Ağaçların, kahverengi, pütürlü kabuklu bir meyvesi vardı.
Meyvelerin büyüklüğü bir karpuz kadardı.
Yenilebilen ama daha çok şifa veren meyvelerdi bunlar.
Bu meyve, geçmişi unutma hastalığının tek ilacıydı.
Ki günden güne bu hastalık gittikçe yayılıyordu.
Meyvelerin tatları müthiş güzeldi.
her ağaç yılda iki-üç meyve veriyordu.
Üstelik, bu ağaç sadece Altınorman köyünde yetişiyordu.
Dünyanın her yerinden, bu ağacın meyvelerini almaya geliniyordu..
Ama bu meyveyi, dalından, sadece hasta koparabiliyordu.
Altınormanlılar, bu ağaçlara tapıyorlardı.
geçimlerini çiftçilik yaparak sürdürüyorlardı.
Ezelden beri bir aile,
Köyün bütün ağaçlarıyla meşgul olurdu.
Bu aile, köy tarafından beslenilirdi.
Ailenin her bir ferdine, köy, büyük bir saygı gösterirdi..
Hatta, bu aileye: "ilahi aile" denilirdi.
Köyün yaşlılarına göre: bu aileyi, en yaşlı ağaç seçmişti.
O günden bu güne, ağaçların sorumluluğu bu ailedeydi.
Şimdi aileden yalnızca bir çocuk kalmıştı.
Ağaçların bakımı, bir aileye göre bile çok zordu.
Ama bu çocuk,
Hiç usanmadan her gün görevini yapıyordu.
O kadar çok çalışıyordu ki, omuzları çökmüştü.
Ağaçları, teker teker çapalıyordu her gün.
bu ağaçlara asalaklar çok uğradığından, her gün teker teker
onları köklerinden yoluyor,
pişirsinler diye köylülere veriyordu.
Çünkü, köylülerin inançlarına göre, bu ağaçların asalakları, ağaçlardan besin aldıkları için kutsal sayılırdı.
Gerçekten bu otların tatları çok güzeldi.
Ama, asalaklardan ilahi aile tadamazdı.
Üstelik bu asalaklar, ağaçların her yerinde bulunabilirdi.
En dibinden en tepeye kadar.
Bir gün ihmal, bu ağaçları kökten kuruturdu.
Onun için, küçük çocuğun işi çok zordu.
Zavallı çocuk, o kapkalın gövdelere çıkmak zorunda kalıyordu.
Bereket versin ağaçların gövdeleri çıkıntılıydı.
İş onunla da kalmıyordu.
Çocuk her gün, her ağaç için Yılanlarvadisi'nden bir yılan avlayıp,
Ağaçların dibine gömmek zorundaydı.
Üstelik, Yılanlarvadisi'ndeki yılanların müthiş bir zehirleri vardı.
Onların bir soluğuyla, dünyanın en güçlü adamı, on dakikada ölürdü.
Yılanların her biri, iki metreydi.
Hiç büyümezlerdi.
Dişi yılan yavrusunu doğururken ölürdü.
Çünkü yavru, iki metre boyunda doğardı.
Ağaçlar, her gün gömülen yılanları kemiklerine kadar kuruturlardı.
Küçük çocuk, binbir tehlikeye göğüs gererek, bu yılanları avlar ve ağaçların altına gömerdi.

Devam Edecek...
 

          Eylem Yurtsever

Yorumlarınız:

Siz de bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz. Yorum ekle

 

 

 

 


 FrpNet Forum

 Bize Ulaşın

FrpNet Anket

Yeni Kitaplar

Siteiçi Arama

Yayınevleri

Linkler - Bağlantılar

Basında FrpNet

 

Ana Sayfa  |  Diyarlar  |  Bilgi  |  Yazılar  |  Forum  |  Galeri  |  Bize Ulaşın

Copyright © 2004 Keri Technology.. | Tüm Hakkı Saklıdır.           Anasayfa | Mail Kontrol | Mail Ayarları | Reklam | Yayınevleri | İletişim