![]() |
||
|
|
Hikaye Ceyhun "The Elven Bard" BİRİNCİ Seçilmiş Olan
6 Tören ve Şölen Perrin Amca bir sandalyenin üzerine tırmanarak önündeki buruk kalabalığa kederli gözlerle baktı. Buçukluk köyünde çok nadiren böyle bir topluluk görülürdü ve onlara konuşma görevi köyün saygın kişilerinden Perrin Goodmood'a düşmüştü. Buçukluk köyü Tranquil'in neşeli sakinlerinin sık sık düzenlediği şenliklere, kutlamalara mekan olan Şenlik Meydanı'nda bu akşam hüzünlü bir yas töreni vardı. Hemen hemen bütün köy halkı meydandaydı, köyde herkes birbirini tanırdı ve böyle önemli bir akşamda dostlarının yanında olmaları gerekiyordu. Bu bir nevi cenaze töreniydi ama ortada bir cenaze yoktu. "Dostlar, akrabalar, Tranquil köyü sakinleri." diye başladı konuşmasına Perrin Goodmood, vakur bir edayla. "Bugün burada en derin üzüntülerimizi paylaşmak, acı kaybımız Josh Grabbs için yas tutmak amacıyla toplandık." Perrin dahil meydandaki herkesin bakışları, suçlarcasına topluluğun en önüne konmuş iki çocuğa döndü. Bofflin Fizzlefoot ve Toby Nibbles başlarını önlerine eğerek bir yandan ara sıra birbirlerine öfkeyle yumruk atarken, bir yandan da bu işkencenin bir an önce bitmesini diliyorlardı. Zaten birkaç gün önce Karanlıkorman'da köy halkı tarafından bulunduklarından beri azar işitmişler, Josh'un ailesinin ağır hakaretlerine yeteri kadar maruz kalmışlardı. Neşeli buçukluk köyünün üzerine hüzün kara bir bulut gibi çökmüştü. Üzüntüden ve öfkeden deliye dönmüş Grabbs ailesiyle, Fizzlefoot ve Nibbles ailelerinin arası açılmış, tartışmalar birbirini izlemiş ve sonunda üç aile birbirine girmişti. Bofflin ve Toby ömürleri boyunca azar işitmekle, hakaretlere maruz kalmakla cezalandırılmış, her gün Josh'a yaptıkları vefasızlık yüzünden vicdan azabı çekmekle lanetlenmişlerdi. Arkalarındaki kalabalıktan gelen hıçkırık ve burun çekme sesleri onlara bir hançer gibi saplanıyor, üzgün ailelerin hep birlikte gürültüyle ağlamasını çaresizlik içinde dinlemek zorunda kalıyorlardı. "Bütün suç Fizzlefoot'ların!" diye bağırdı bir ses kalabalığın içinden, bu bir Grabbs'tı. "Aptal çocuklarına sahip çıkmıyorlar sonra başımıza ne işler açıyorlar!" "Evet!" diye katıldı başka bir ses uzaktan bir yerden, kısa bir süre sonra kargaşa çıktı. Köy halkı Grabbs'lerin yanındaydı, Fizzlefoot'lara ve Nibbles'lara karşı cephe almışlardı. Yas için toplanmış sessiz kalabalık yerini bir anda birbirlerine bağırıp çağıran, yumruklarını sallayarak itişip kakışan bir köy dolusu buçukluğa bırakmıştı. "Nibbles'lar da suçlu! Onların da Fizzlefoot'lardan farkı yok!" "Dünyada bir Fizzlefoot'tan daha kötü bir şey varsa o da iki Fizzlefoot'tır!" "Sen geçen gün benim bahçemden domateslerimi çalan Fizzlefoot'sın!" "Eğer Fizzlefoot'lardan nefret etmediğim bir gün varsa ayak kıllarımı traş edeyim!" "Yeter!" diye karıştı bir ses gürültünün içine, ama pek duyan olmamıştı. "Yeter!" diye bağırdı yine Perrin Goodmood, "Kesin şunu!" Gürültü bir anda yerini sessizliğe bıraktı, kalabalık öfkeli bakışlarını sandalyenin üzerinden onları azarlayan Perrin'e çevirdi. "Kendinizden utanın! Buraya kaybettiğimiz bir buçukluğa yas tutmak için toplandık, savaşmak için değil!" Kalabalıktan kısa bir süre fısıldaşmalar yükseldikten sonra herkes kalabalığın en önündeki Bofflin ve Toby gibi başlarını öne eğerek sustu. "Çok üzgünüm." diye atıldı birden Bofflin, acıklı bir sesle. "Herkesten çok özür diliyorum, keşke Josh'tan da özür dileyebilsem. Keşke...keşke burada olsa..." diye devam etti bütün kalabalık öfkeyle ona bakarken, sonunda dayanamayarak ağlamaya başladı. "Artık Josh Grabbs için yapabileceğimiz bir şey yok." dedi Perrin Amca, titreyen bir sesle. "Hep bir ağızdan ağıt yakmaktan başka." Kalabalık yavaşça duruşlarını dikleştirdi, başları hala öne eğikti. Ölenlerin arkasından söyledikleri ağıtları hatırlayarak hazırlandılar... "Ağıta gerek yok!" diye neşeli bir bağırış duyuldu, "Ben yaşıyorum!" Kalabalık şaşkın şaşkın aralarına koşarak karışan küçük çocuğu izledi, ardından kalabalıktan çığlık sesleri, bayılarak yere yığılanların patırtıları duyuldu. Çocuk ona hortlak görmüş gibi bakan buçuklukların arasında ailesini arandı durdu. "Josh?" "Anne!" diye seslendi Josh, kollarını açıp oğlunu kucaklamakta tereddüt eden annesine doğru koşarak. "Ben Josh'ım, gerçeğim! Yaşıyorum!" Bir yaygaradır koptu, kalabalıktan sevinç nidaları yükseldi. Buçukluklar bir yandan neler olduğunu, hayal görüp görmediklerini merak ederken, bir yandan birbirleriyle kucaklaşmaya, sevinçle hoplayıp zıplamaya başladılar. Grabbs'ler coşkuyla bağırıp çağırıyor, Josh oraya buraya çekilerek bütün akrabalarıyla kucaklaşıyordu. Sevinçten çılgına dönen Grabbs'ler az önce kavga ettikleri Fizzlefoot'larla bile sarmaş dolaş olmuş bu garip olayı kutluyordu. Az önceki cenaze töreni bir şölene dönüşmüştü. Gayet uzun süren bir kutlama faslından sonra buçukluklar Josh'un başına üşüşerek saçını başını okşamaya, sarılıp öpmeye başladılar. "İyi misin?" "Neler oldu?" "Nasıl kurtuldun?" "Karnın aç mı?" Sorular yetişilemeyecek bir hızla peş peşe soruluyor, Josh tam birine cevap verecekken arkasından başka bir soru geliyordu. Sağdan soldan akın akın gelen meraklı sorularla Josh'un başı dönmüştü, zaten yorgundu ve tepesine üşüşmüş onlarca buçukluk yüzünden nefes alamıyordu. Neyse ki Perrin Amca imdadına yetişti, önüne çıkanı sağa sola ittirerek kalabalığı yardı ve Josh'a ulaştı. "Durun! Onu rahat bırakın!" diye bağırdı Perrin, kollarını iki yana açarak Josh'un üzerine yığılmış buçuklukları uzaklaştırdı. Josh derin bir nefes alarak rahatladı, sonra neşeyle gülümsedi. Bofflin ve Toby de kalabalığı yararak Perrin Amca'nın yanında yerlerini aldılar ve aptal bir ifadeyle Josh'un yüzüne bakakaldılar. "Bu-bu nasıl olabilir?" diye mırıldandı Bofflin, "Seni ban...ban-banşiyle bırakıp kaçmıştık..." "Sizinle daha sonra görüşeceğiz." dedi Josh neşesi kaçarak, gözleri nefretle kıvılcımlandı. "Bofflin ve Toby bize olanları anlattı." dedi Perrin Amca, şefkatle Josh'ın omuzuna dokunarak. "O ban...ban...neydi adı? "Banşi." diye hatırlattı Bofflin, hiç kımıldamadan şaşkın şaşkın Josh'a bakıyordu. "Ban-banşi evet... Peki nasıl oldu da-" diyecekti ki Perrin Amca'nın sözü, kalabalığın üzerinden başka bir yerlere bakan dalıp gitmiş Josh tarafından kesildi. "Beni elfler kurtardı." Şenlik Meydanı'na toplanmış iki yüzden fazla buçukluk hep bir ağızdan fısıldaşmaya başladılar, birbirlerinin üzerine çıkarak Josh'u görmeye çalıştılar. "Elfler mi?" "Sen elf mi gördün?" Bofflin ve Toby hayatlarının şokunu yaşıyorlardı, orada ölüme terk edilen kişinin kendileri olmasını diliyorlardı pişmanlıkla. "Keşke senin yerinde ben olsaydım." dedi Bofflin, neredeyse ağlayacaktı. "Üzülmeyin," dedi Josh muzipçe gülümseyerek, "siz de göreceksiniz." Kalabalığın fısıldaşmaları bir anda kesildi. Herkesin ağzından tek bir kişi söylermiş gibi aynı anda şu kelime çıktı bilinçsizce. "Nasıl?" "Buradalar." dedi Josh eğlenerek. Bütün buçukluklar heyecanla Josh'un gösterdiği tarafa döndüler, Şenlik Meydanı'na inen yamaca doğru baktılar. Önlerinde yas töreni için yakılmış meşalelerin ışığıyla, arkalarında ay ışıyla aydınlanan iki uzun boylu suret yamaçtan onlara bakıyordu. Buçukluklar karanlıkta suretlerin pelerinlerinden başka bir şey göremiyorlardı. Perrin Goodmood kalabalıktan ayrılarak suretlerin karşısına dikildi, Josh, Bofflin ve Toby de hemen yanında yerlerini aldılar. Sonra bütün buçukluklar temkinli adımlarla yavaş yavaş suretlere doğru yaklaşırken kalabalık bir deniz gibi tepenin yamacına aktı. Hiç ses yoktu, herkes baktıkları uzun boylu suretlerin elf olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Öyle sessizdi ki buçukluklar, heyecandan gümbür gümbür atan kalplerinin seslerini duyabiliyorlardı. Suretler kalabalığa kısaca göz gezdirdikten sonra birbirlerine baktılar. Buçukluklar birkaç metre önlerinde, gözlerini bile kırpmadan onlara bakmaktan boyunları tutulacaktı. Sonunda suretler başlarındaki kukuletaları açmaya karar verdiler, ellerini başlıklarına götürürken buçukluklar heyecandan yerlerinde duramıyorlardı. Ay ışığı göz kamaştırıcı altın saçları parlattı, ince, zarif yüz hatları ve masmavi badem şekilli gözler meydana çıktı. Sivri kulakları sarı, uzun saçlarının arasından görünüyordu. "Elfler..." Buçukluklar elflerin görünüşünün yüceliğine dayanamayarak önlerinde saygıyla diz çöktüler. Hiç beklemedikleri bir andı bu, hazırlıksızlardı. Elfleri en güzel rüyalarında hayal ettikleri gibi görüyorlardı, ama gerçekte hiç birinin hayal edemeyeceği kadar güzel olduklarını görmüşlerdi. Erkek buçukluklar elf kızının güzelliğiyle büyülenmişlerdi, gözlerini ondan alamıyorlardı. Elf kızı da güzelliğinden gurur duyarcasına, bu güzelliği buçukluklardan sakınmadan kendisini seyretmelerine izin veriyordu. Buçukluk kızları da yakışıklı elf gencine hayranlıkla bakıyorlardı, ama o sanki arkadaşının aksine utanmış gibi rahatsızdı. Yine de eğleniyor gibiydi, yüzünde mutlu olduğu kadar çekici bir gülümseme vardı. "Ben Quendelin Eldaqua," diye tanıttı kendini Quendelin, sonra elini kibarca uzatarak güzel elf kızını gösterdi. "ve Nielda La'elion." Buçukluklar saygıyla başlarını öne eğmeye karar verdiler. Yavaş yavaş fısıldaşmalar yükselmeye başlamıştı. Sonunda Perrin Goodmood ayağa kalkarak elflere doğru kollarını açarak birkaç adım yaklaştı. "Köyümüze hoşgeldiniz yüce, saygıdeğer efendiler!" dedi coşkuyla, "Bugün Tranquil köyü ve buçukluklar için tarihi bir gün! Çok uzun zamandır sizi, elfleri köyümüzde misafir edebilmeyi düşlüyorduk." Quendelin neşeyle Nielda'ya gülümsedi, bu kadar ilgi göreceklerini tahmin etmiyordu. İlgi öyle büyüktü ki Josh'un ailesi bile çocuklarının sağlığı için sevinmeyi unutmuş, hayranlıkla elfleri seyrediyorlardı. "Sizi köyümüzde ağırlamaktan büyük şeref duyacağız." dedi Perrin, eğilerek resmi bir selam verdi. "Haklısın," dedi Quendelin, Perrin'e arkadaşça gülümseyerek. "bizi ağırlamaktan büyük şeref duymalısınız." Perrin bunu beklemiyordu, canlıların en asil, en yüce ırkından daha mütevazi bir cevap bekliyordu. Ama çok da hoşuna gitmişti, neşeyle gülümsedi. Quendelin önünde taparmış gibi eğilen buçukluklara döndü, "Haydi ayağa kalkın, dans edin, eğlenin, bugünü kutlayın! Sizi daha neşeli bir ırk olarak tanırdık, öyle değil misiniz?" Buçukluklar şaşkın şaşkın birbirlerine bakarak yavaşça doğruldular, bir cevap vermesi için çaresizlikle Perrin'e baktılar. "E-evet, ö-öyleyizdir aslında efendim..." diye kekeledi Perrin, sonra heyecanla sırıtarak devam etti. "Kalacaksınız değil mi?" "Lütfen kalın!" "Yalvarırız kalın!" Quendelin Nielda'ya bir bakış attı, kız gözlerini kırparak onayladı ve Quendelin'in koluna girerek başını omuzuna yasladı. "Umarım yemekleriniz güzeldir." dedi Quendelin, Nielda'yla kol kola buçuklukların arasına karışmak için yamaçtan aşağıya inerken. Buçukluklar çocuklar gibi sevinerek tezahüratlarla bağırıp çağırmaya, birbirlerine sarılıp zıplamaya başladı. Elfler bellerine kadar bile gelmeyen buçuklukların arasında iki dev gibi duruyordu. Buçukluklar neşeyle elflerin uzun, zarif bacaklarına sarılıyor, çocuklar sanki bir ağaç gibi uzun Quendelin'in sırtına tırmanmaya çalışıyordu. Quendelin ve Nielda neşeyle gülücükler saçıyor, buçuklukların şen kahkahalarına katılıyordu. Perrin buçukluk denizinin içinde bir oraya bir buraya sürüklenen elflere gururla baktı, elfler Fizzlefoot'ları ve Grabbs'leri bile birbirine kaynaştırmış, aralarındaki bütün sorunları unutturmuştu. Bugün Tranquil köyü tarihindeki en önemli gündü ve buna yaraşır şekilde kutlamalıydılar. Perrin buçuklukların arasına karışmak için hareketlenirken buçukluklar coşkuyla hep bir ağızdan bağırıyorlardı. "Şölen başlasın!"
Yas töreni için boşaltılmış Şenlik Meydanı'na apar topar masalar taşınmış, hünerli buçukluk hanımları evlerine koşarak yüce misafirleri için en güzel yemeklerini yapmaya koyulmuşlardı. Gençler, çocuklar meydanı bildik renkli görüntüsüne kavuşturmak için ağaçtan ağaca ipler germişler, renkli fenerler, süsler asmışlardı. Gurur duydukları Şenlik Meydanı'nı elflere bir an önce gösterebilmek için ellerinden geldiği kadar hızlı çalışmışlardı. Meydan aceleyle kurulduğu için en güzel görünümüne kavuşturulamamıştı, ama Tranquil'de şimdiye kadar görülmemiş bir coşkuya, mutluluğa ve eğlenceye sahne olmuştu. Elfler yollarının buçukluk köyüne düşmüş olmasından çok memnun kalmışlardı, çocuklar gibi eğlenmişler, buçuklukların hep bir ağızdan neşeyle söylediği şarkıları keyifle dinlemişlerdi. Dans başladığında herkes kendine bir eş bulmuş, Quendelin de Nielda'yı kibarca dansa kaldırarak onlara katılmıştı. Sonra bunu yaptığına pişman olmuştu, dansta eşlerin sürekli değiştiğini bilmiyordu. Zira Quendelin bütün buçukluk kızlarıyla, Nielda da ona hayran buçukluk erkekleriyle teker teker dans etmek zorunda kalmıştı. Yol yorgunu elfler, üstüne bir de buçuklukların hareketli dansları eklenince bitap düşmüşlerdi. Açlıktan kazınan midelerinin imdadına Perrin Goodmood yetişmiş, onları kibarca tıka basa yemeklerle doldurulmuş masalara davet etmişti. Perrin'in tam tahmin ettiği gibi, elflerin oturduğunu gören bütün buçukluklar dansı keserek aceleyle elflere en yakın oturabilmek için yarışmışlardı. Masalarla çevrilmiş Şenlik Meydanı'nın baş köşesi saygıdeğer misafirlerine ayırılmıştı. Yanlarındaki sandalyelere üçer beşer üst üste oturmuş çocuklar hemen kaldırılarak yerlerini en az onlar kadar heyecanlı büyüklerine bırakmak zorunda kalmışlardı. Birkaç saniye içerisinde çember şeklinde dolanan masaların ortasındaki meydan bomboştu. Buçukluklar dans bittiği için klasik alkış tutmayı bile unutmuşlar, oturacak yer için birbirleriyle tartışmaya başlamışlardı. Quendelin ellerinde ancak parmaklarının ucuyla tutabildiği, buçukluklara göre yapılmış çatal bıçakla durmuş sabırla buçuklukların yerlerini almasını bekliyordu. Hemen yanında oturan Perrin Amca bir konuşma yapacaktı ama elflerin yemeklere bakışını gördükten sonra vazgeçmişti. Anlayış göstererek, "Afiyet olsun!" diye ilan etti coşkuyla. Yemekler tükenmeye yakın, en obur buçukluk bile tıka bısa yemekten tıkanmıştı ama elflerin de oburlukta onlardan aşağı kalır yanı yoktu. Aslında elfler, buçukluklara göre olan küçük tabaklarda sunulan yemeklerden pek bir şey anlamamışlardı, tatlarını bile her çeşitten bir kaç tabak yedikten sonra anca anlayabilmişlerdi. Buçukluklar -özellikle de yemekleri hazırlayan hanımlar, yemekten çok elfleri seyrediyorlar, yüz ifadelerinden beğenip beğenmediklerini öğrenmeye çalışıyorlardı. Elflerin ikisi de kurtlar gibi açtı, doymak bilmiyorlar, servis yapan kızların başkalarına bakmasına fırsat vermiyorlardı. Nielda da tam olarak doymasa da, kibarlık gereği yemeyi bıraktı. Aslında yemeklerini bitirmiş hayretle onları seyreden buçuklukların bakışlarından utanmıştı, ama Quendelin umursamazca hala aynı hızla yemeye devam ediyordu. Sonunda Quendelin de başını yemeklerin içinden kaldırarak sırtını rahatça geriye yasladı, bunu yapmasında masanın altından gizlice atılan Nielda'nın tekmeleri de önemli rol oynamıştı. Yoksa Quendelin'in durmaya niyeti yok gibiydi. Yemek bitip çatal kaşık sesleri kesildiğinde "Yemekleri beğendiniz mi?" diye sordu aşçı hanımlardan biri umutla gülümseyerek. "Evet çok beğendik, teşekkür ederiz." diye cevapladı Nielda kibarca. "Harikaydı." diye katıldı Quendelin ciddi bir edayla. Buçukluklar neşeyle alkış tuttular, aşçılar mütevazı bir edayla gülümsediler. "Şimdi," dedi Perrin Goodmood ayağa kalkarak. "eğer arzu ederseniz yüce misafirlerimiz, başınızdan geçenleri dinlemeyi çok isteriz." Quendelin uykudan uyanmışçasına irkilerek etrafına bakındı, rahatsızca homurdandı. Beşer kişilik masalarda on beşer on beşer oturan üç yüz kadar buçukluğun gözleri üzerindeydi, daha önce hiç böyle bir duruma düşmemiş olsa da Quendelin rahattı. Başlarından geçenler çok ilginç olaylardı, neresinden başlayacağını düşünüyordu. Ama aklına sadece bir yer geliyordu, o da Josh'u Sylvanor'da tedavi ettirdikten sonra buçukluk köyüne götürürken söylediği çok garip, bir o kadar da ürpertici sözlerdi. "Banşi birini arıyordu, asıl hedefi biz değildik." demişti Josh, yol boyunca sayısız kez anlattığı hikayelerinde. "'Genç bir elfi arıyorum' demişti banşi. Onun Karanlıkorman'da olması gerektiğini söyledi, onu görüp görmediğimizi sordu..." Quendelin daldığı düşüncelerden bu sözleri duyunca uyandı, elfler hikayeyi anlatmayı reddeder gibi susunca Josh anlatmak için izin istemişti. Josh kimbilir ne zamandır konuşuyordu ama o konuştukları Quendelin'i ilgilendirmiyordu, ta ki bu sözleri söyleyene kadar. Son bir haftası sürekli garipliklerle geçmişti ama bu içlerindeki en korkunç gariplikti. Neden?, diye sorup durmaktan ve bir cevap alamamaktan bıkmıştı. Neden geçen hafta ölen Nairenala hortlayıp onun peşine düşsündü ki? Bu soruya tek bir cevap bulabiliyordu Quendelin, banşinin peşinde olduğu başka bir elf olsa gerekti, belki de Nielda... Ama içinden bir ses öyle olmadığını söylüyordu, banşiyle dövüşürken hedefi hep Quendelin'di, sanki onu öldürmeye ant içmiş gibi... Josh başından geçenleri abartarak anlatmaya devam ediyordu, ama buçukluklar inanılmayacak kadar abartılara bile inanıyormuş gibi ilgiyle dinliyorlardı. Josh'un anlattıklarına göre üç metre boyunda kötü bir elf hayalet, kocaman zehirli tırnaklarını etine batırmış, böylece arkadaşlarının aksine cesurca hayaletin karşısında durmanın bedelini ödemişti. "Sonra garip sözler duydum," diye devam etti Josh, masaların ortasındaki boşlukta oldukça başarılı bir tiyatro oyunu sergiliyordu. "daha bu sözlere bir anlam veremeden bir de ne göreyim! Ağaçların arasından alevler püskürdü, her halde iyi bir ejderha beni kurtarmaya gelmişti! Alevler havada birleşerek büyük bir top halini aldı ve doğru banşiye çarptı. Banşi acıyla çığlık atarken," -Josh burada kollarını sağa sola sallayarak feryat ediyordu- "ben ağaçların arasından beni kimin kurtardığını görmeye çalıştım. Tam bayılırken iki pelerinli suret gördüm." -sonra meydanın baş köşesindeki, biri güler yüzle onu dinleyen, diğeri de elini çenesine koymuş düşünceli düşünceli oturan elfleri gösterdi- "İşte bu cesur, kahraman elfler beni kurtarmıştı!" Şenlik Meydanı alkışlarla, tezahüratlarla inledi. "O bir büyücü!" diye ilan etti Josh gururla Quendelin'i göstererek. Tezahüratlar bir anda bıçak gibi kesildi, herkes şaşkınlıkla ve merakla Quendelin'e baktı. "O çok güçlü bir büyücü, bir ateş topu yarattı ve banşiyi rahatça yendi. Öyle değil mi yüce efendim? Ben oradan sonrasını kaçırdım da, bayılmışım..." "Evet, evet. Ateş topu büyüm onun için yeterli oldu." diye kısa kesti Quendelin ilgisizce. Nielda dudaklarını bükmüş ona bakıyordu. "Bize büyü gösterir misiniz efendim?" diye sordu çocuğun biri Quendelin'in cüppesinin eteğine asılarak. Ardından kalabalıktan da aynı isteği belirten şiddetli bir gürültü koptu. Quendelin çocuğun kıvırcık saçlarını okşayarak gülümsedi, hemen yanında oturan Perrin Goodmood'a kalabalığı susturması için bir işaret yaptı. Buçukluklar gürültüyü kesseler de fısıldaşmaya başladılar, Quendelin'in çatık kaşlı bakışları rahatsızca kalabalığı taradı, "Eğer susmazsanız konsantre olamam ve yanlışlıkla bir ateş topu daha yaratabilirim. Ki bu ateş topu sadece o kıvırcık saçlarınızı ve ayak kıllarınızı yakmakla kalmaz, bütün Şenlik Meydanı'nı cehenneme çevirir." -bu doğru değildi ama büyü hakkında hiçbir şey bilmeyen buçukluklar dehşete düşerek sus pus olmuşlardı- "Bunun olmasını istemezsiniz değil mi?" -Quendelin kalabalığı süzdü- "Güzel." Ardından cüppesinin özel bölmesini açarak büyü kitabını özenle çıkardı ve masanın üzerine koydu. Buçukluklar yaklaşarak, birbirlerinin üzerine çıkarak daha iyi görmeye çalıştılar. Bu tarihi anı kaçırmak istemiyorlardı, Tranquil köyünde ilk defa büyü yapılacaktı, Josh dışındaki buçukluklar ilk defa büyü göreceklerdi. Quendelin büyü kitabını dikkatlice açarak bir sayfa arandı. Kitap ona Sylvanor'daki büyücülük okulunda verilmişti, kapağı koyu lacivertti, üzerinde elflerin ince, şık yazısıyla yazılmış elfçe yazılarla, rünlerle süslenmişti. Quendelin büyük bir özenle yazdığı sayfalardan birini buldu ve sessizce okumaya başladı. Şakayla karışık tehditiyle susturulmuş buçukluklar merakla ve sabırsızlıkla onu izliyorlardı. Nielda da onu rahatsız etmemesi gerektiğini bildiğinden hiçbir şeyle ilgilenmiyordu, ara sıra fısıldaşmaları sert bir işaretle susturuyordu o kadar. Quendelin tamamen yazılara konsantre olmuştu ve yaklaşık bir dakika boyunca sanki başka bir dünyaya gitmiş gibi kendinden geçmişti. O dünyada sadece kendisi ve yazılar vardı, onu rahatsız edecek kimse yoktu. Sonunda büyünün sözlerini defalarca okumuş, tamamen aklına girene kadar ezberlemişti. Quendelin için çok basit bir büyüydü, ilk büyülerinden biri. O zamanlar bu büyüyü yapabilmek için günlerce uğraşmıştı, bir rüzgar esintisiyle bile bozulan konsantrasyonunu bu basit büyü için bile toparlayamamıştı. Bunlar yaklaşık yirmi yıl kadar önceydi ve şimdi, yıllardır bu işle uğraşmaktan bir köy dolusu buçukluk kulağına bağırıp çağırsa bile dikkatini dağıtamazdı. Quendelin kitabı yavaşça kapattı ve büyücülere özel elf işi kemerindeki bölmeye geri koydu. Kemerine astığı keselerden birini aldı ve itinayla açtı, becerikli elleri sanki kendi kendine büyük bir ustalıkla çalışıyordu. Keseden değişik bir koku yayıldı, buçuklukların yeniden fısıldaşmalarına neden oldu. Quendelin avucunu açarak keseden bir miktar toz döktü, bu fosfordu. Yeteri kadar döktüğüne karar verince avucunu kapattı ve keseyi masanın üzerine bıraktı. Elinde fosfor tozuyla buçukluklara şöyle bir göz gezdirdikten sonra Nielda'ya döndü. Kız dirseğini masaya koymuş, eli çenesinde onu izliyordu, Quendelin göz kırpınca tatlı tatlı gülümsedi. Buçukluklar heyecandan donakalmışlardı, büyünün ne olabileceği hakkında hiçbir fikirleri yoktu. Bu iyi kalpli elfin onlara kötü bir şey yapmayacağından emindiler, ama belki onları korkutarak eğlenmek isteyebilirdi. Buçukluklar ne büyüsü yapacağını tahmin etmekle meşgulken Quendelin hazırlandı. Yanında oturan Perrin Goodmood ve birkaç buçukluk tedbiri elden bırakmayarak birkaç adım gerilemişlerdi. Quendelin hemen konsantre oldu ve büyü sözlerini söyledi. "Demlahte ulva halak, tol baredul halen." ve elindeki fosfor tozunu masaların ortasındaki meydana doğru savurarak saçtı. Buçukluklar şaşkın şaşkın ne olacağını beklediler, genç büyücü her halde büyüyü yapmıştı ki dinleniyor gibi sırtını geriye yaslamıştı. "Şuna bakın!" diye bağırarak işaret etti bir buçukluk. Tozlar havada bir fener gibi ışık saçan, değişik renklerde dört küre meydana getirmişti. Küreler bir alçalıp bir yükseliyor, Şenlik Meydanı'nı gökkuşağı gibi rengarenk aydınlatıyordu. Buçukluklar ağızları bir karış açık seyrediyorlardı, küre şeklinde fenerlerin yere veya herhangi bir yere bağlantısı yoktu, uçuyorlardı! "Ayaklarım adına..." diye mırıldanıyordu Perrin Goodmood. Nielda neşeyle gülümseyerek ışıkları seyretti, bu büyüyü o da biliyordu. Hatta bu en sevdiği büyüydü, acaba Quendelin bunu bilerek mi yapmıştı? Öyle olduğunu umarak Quendelin'in yaptığı büyüyle rengarenk aydınlanan yüzüne hayran hayran dalıp gitti. Işıktan küreler ileri geri hareket etmeye, havada oyunlar oynayıp dans etmeye başladılar. Şenlik Meydanı'nında bir yaygaradır koptu; buçukluklar coşkuyla tezahürat edip avuçları patlarcasına alkışlıyorlardı. Quendelin küçük çocukların neşeli cıvıltılarını, yaşlıların keyifli kahkahalarını duydukça mutlu mutlu gülümsedi. Sonra ışık küreleri meydanda dolaşmaya başladı, çember şeklinde dizilmiş masaların üzerinde tepinen buçuklukların arasına daldı. Buçukluklar başlarının üzerinden geçen, etraflarından dolanan, sanki onlarla oyunlar oynamak isteyen ışıklarla dans ettiler. Işıklar masaların üzerinde birkaç tur attıktan sonra Quendelin'in isteğiyle Nielda'nın önünde toplandı. Kız sevinçle oturduğu yerde zıpladı, ağzı bir karış açık önünde oynaşıp duran ışıklara baktı. Quendelin bütün bunları Nielda için yapmıştı, buçuklukların isteği sadece bir bahaneydi. Bu Nielda'nın hayatındaki en güzel, en çok sevindiği sürprizdi. Quendelin ve buçukluklar Nielda'nın ışıl ışıl parlayan, rengarenk bir gökkuşağı kadar güzel yüzünü seyre dalmışlardı. Kürelerin ışığı kızın yüzünden süzülen mutluluk gözyaşlarını gümüş gibi parlattı. Quendelin şovundan memnundu, tamamen doğaçlama yapmıştı ama gerçekten de başarılı olmuştu. Bu büyüyü yapma fikri aniden içinden gelivermişti, ve şimdi de içinden bu şovu güzel bir sonla bitirmek geçiyordu. Quendelin uzanarak, duygusallığından akan gözyaşlarıyla ışıkları seyreden Nielda'nın yanağına kibar bir öpücük kondurdu. Kızın heyecandan titrediğini hissetti, büyülenmiş gibiydi. Buçukluklar bunu coşkulu tezahüratlarla, alkışlarla kutluyorlar, evliler, genç aşıklar birbirlerine sarılarak, belki bir daha hiç olmayacağı kadar duygusal anın fırsatını kaçırmıyorlardı. Bu anın bitmesini hiç istemiyorum, diye düşündü Quendelin. Onu sevmek istiyorum, onun gibi aşkla sevmek istiyorum. Ama her nedense buna cüret edemiyorum, onu sevmekten korkuyorum... Neden? Quendelin kendini geri çekti, bir anda keyfi kaçmıştı. Küreler de rengarenk ışıklarını beraberlerinde götürerek yok oldular.
7 Perrin Amca Quendelin'in kararı
Şenlik Meydanı'ndaki tarihi şölene elfler damgasını vurmuştu. Geçmişteki şölenlerin çoğu doğum günleri veya düğün törenleri gibi kişiler için önemli olaylar yüzündendi, ama bu şölen bütün Tranquil köyü için yıllarca coşku ve özlemle anılacak bir olayı kutlamıştı. Buçukluklar için hayatlarında elfleri görmüş olmak yeterdi, üstelik elfler arkalarında ömür boyu hatırlanacak, güzelliklerle dolu anılar bırakmışlardı. Şölen gece yarısından sonralara kadar devam etmiş, elfler uzun yolculuklarından beri bir türlü dinlenmeye fırsat bulamamışlardı. Aslında Nielda bunu pek umursamıyordu, o halinden gayet memnundu. Tıpkı buçukluklar gibi o da bu şölenin günlerce hiç ara vermeden devam etmesini istiyordu. Quendelin'in "büyüleyici" şovundan sonra buçukluklar daha fazla dayanamamış, bir an önce bu yüce misafirleriyle tanışmak, onlarla daha yakın olmak için akın etmişlerdi. Süslenmiş genç kızlar Quendelin'in etrafını sarmış, konuşamayacak kadar büyülenmiş olduklarından genç elfi hayran hayran dinlemeye dalmışlardı. Quendelin ne kadar yorgun olduğunu söyleyip kurtulmaya çalışsa da kızların gürültülü ısrarları dayanılacak gibi değildi. Onlara kendisinden, efsanevi yurtları Sylvanor'dan saatlerce bahsetmek zorunda kalmıştı. Kızlar sadece kendisinden bahsetmesini umursuyorlardı, ama saygısızlık etmemek için her söylediğini can kulağıyla dinliyorlardı. Kızların yığıntısının üzerinden, altından, aralarından uzanmış bir kaç yaşlı ve orta yaşlı meraklı buçukluk kafası, Sylvanor hakkında birşeyler öğrenebilmek için ezilme tehlikesini göze almıştı. Şaşırtıcı bir şekilde Nielda neredeyse yalnızdı, Quendelin'i buçukluk yığınının altında bırakarak uzağa oturmak zorunda kalmıştı. Perrin Goodmood onunla beraberdi, ara sıra yaşlı hanımlar gelip gevezelik ediyordu. Neyse ki Perrin onları uzaklaştırıyordu, bir yandan da Nielda gibi, köyün genç erkeklerinin neden bir anda ortadan kaybolduğunu merak ediyordu. Merakları fazla sürmemiş, genç buçukluklar aniden bir ordu gibi yamaçta belirmişti. Ellerinde toplamaya dağıldıkları çiçeklerle saldırıyorlardı. Nielda çaresizce, ilk sırayı almak için yarışan buçuklukların ona doğru düşe kalka, paldır küldür koşuşturmasını izlemek zorunda kalmıştı. Josh Grabbs sadece elfleri değil, Sylvanor'u bile gördüğü için gururlansa da, şimdilik onunla ilgilenen kimse yoktu. Ama Josh bunu umursamıyordu, elfler gittikten sonra, gezgin Perrin Amca'nın bile giremediği Sylvanor'a girdiğinden buçukluk köyünün en saygın kişilerinden biri olacaktı. Perrin Amca elfleri meraklı buçuklukların elinden kurtarmak için çabalamaktan yorgun düşmüştü, gece yarısını çoktan geçmişlerdi ama buçukluklar bastıran uykularını umursamıyorlardı bile. Sonunda Quendelin kızları, eğer uyumasına izin vermezlerse hiç şanslarının olmadığına ikna ederek savuşturmayı başarmıştı. Ama bu sefer de kızlar geceyi kendi evlerinde geçirmesi için yalvarmaya başlamıştı. Burada Perrin Amca devreye girmiş ve saygıdeğer konuklarının köyün en büyük evinde, yani kendi evinde kalacağı konusunda herkesi ikna etmişti. Quendelin'in Nielda'yı kurtarması daha kolay olmuştu. Şenlik Meydanı'ndan dışarı taşan kuyruğun arka sıralarındaki buçukluklar, Quendelin tarafından ateş topu büyüsüyle tehdit edilerek çaresizlik içinde tam güzel elf kızıyla konuşmak için sıraları gelmişken vazgeçmek zorunda kalmışlardı. Elfler planladıkları gibi geceyi buçukluk köyünde geçireceklerdi. Bu geç de olsa gerçekleşecekti, gece yarısından saatler sonra nihayet Perrin Amca elfleri peşine takarak Şenlik Meydanı'ndan kaçırabilmişti. Üçü toprak köy yollarından bir tepeye doğru tırmanırken Perrin Goodmood evini öve öve bitirememişti. Quendelin ve Nielda Şenlik Meydanı'ndan çıktıklarında, buçuklukların ev diye nitelendirdiği şeyleri gördüğünde hayret etmişti. Bunlar yer altına inen oyuklardan başka bir şey değildi! Yeşil çimenlerde bir yükselti, önünde taştan bir yol ve yolun sonunda yuvarlak bir kapı. "Biz evlerimize buçuk-oyuk deriz." diye açıkladı Perrin, bir yandan elflere köyünü uzun uzun anlatıyordu. Buna mecburdu, peşlerinde bir köy dolusu buçukluk vardı. Perrin zor durumdaydı, buçukluklar köylerinin elflere en iyi şekilde tanıtılıp tanıtılmadığına kulak kabartıyorlardı. Buçuk-oyuklar, en az içinde yaşayan buçukluklar kadar neşeli, sevimli bir görünüme sahipti. Genelde çitlerle çevriliydi ve çoğunda küçük meyve, sebze bahçeleri vardı. Bu evin daha varlıklı birine ait olduğunu belirten tek şeydi, bahçeleri dışında bütün buçuk-oyuklar hemen hemen birbirinin aynıydı. Hepsinin çatısı yeşil çimendendi, evin dışarıdan görülen tek yeri yuvarlak kapısı ve küçük pencereleriydi. Geceleri kapılarının yanındaki fenerleri yakarlardı ve Tranquil köyü sanki yıldızlar yeryüzüne düşmüş gibi sayısız küçük parıltıyla şenlenirdi. Şölen için bütün fenerler toplanıp Şenlik Meydanı'na götürülmüştü, şimdi ise elflerin peşinden gelen kalabalığın ellerinde geziyordu. "Buçuk-oyuklarımıza sığmakta biraz zorlanabilirsiniz." dedi Perrin alçak sesle. "Yataklarımıza sığmakta da biraz zorlanabilirsiniz." -neredeyse elflerin kalmaktan vazgeçeceğini anlayarak konuyu değiştirmeye çalıştı- "Lorenborn şarabım var!" diye çığlık attı, "Elf şarabından sonra en kaliteli şaraptır." diye devam etti ciddi bir edayla. "Altı sene önce Kalindor'a gittiğimde almıştım, o zamandan beri saklıyorum. Kimbilir tadı ne kadar güzelleşmiştir..." -yan gözle elflerin yüz ifadelerini süzdü, ikisi de sadece yorgundu. "İyi ki de saklamışım, Eusthar krallarının sofralarından eksik olmayan Lorenborn şarabını açmak için bundan uygun bir gün olamazdı." Elfler bezgin bir gülümsemeyle karşılık verdiler, ayakta durabilmek için birbirlerine sarılmışlardı. Neredeyse yere yığılacak gibiydiler, aslında isteseler arkalarından gelen kalabalık onları omuzlarında taşıyabilirdi. Elfler uzun boylarına rağmen hafif olurlardı, yine de bir elfi taşımak için onlarca buçukluğa ihtiyaç vardı. Quendelin tam arkasını dönüp bunu talep edecekti ki Perrin Goodmood neşeyle duyurdu. "İşte geldik!" Elfler rahatlayarak derin bir oh çektiler. Duyduklarına göre köydeki en büyük buçuk-oyuk olan Perrin'in evine şöyle bir baktıktan sonra ilgisizce yürümeye devam ettiler. Sıradan bir buçuk-oyuktu işte, biraz büyüktü o kadar. Yorgunluklarının üzerine bir de tırmanmak zorunda oldukları küçük tepedeki evler arasında en yüksekteki evdi. Bahçesi çok genişti, neredeyse tepenin en üst kısmını boydan boya kaplıyordu. Ay tam tepenin üzerinden batarak tepenin zirvesindeki ağaçları belirginleştiriyordu. Quendelin'in gözü ağaçlarda bir şeye takıldı.
"Sanırım şu hamaklar bize daha uygun olacaktır." dedi Quendelin ağaçları göstererek. Perrin Quendelin'in gösterdiği yere bakarken, o karanlıkta hamakları nasıl gördüğünü merak etti. Elflerin karanlıkta görme yeteneğinden haberi yoktu, her halde uyuyacak bir yer bulma büyüsü yaptığına kanaat getirdi. "Tabii," dedi Perrin anlayışla, "ama evde yalnız yaşadığım için orada bir tane hamak var." ardından hala peşlerinde olan elli kadar buçukluğa doğru dönerek bağırdı. "Gidin ve bir hamak getirin!" "Hamak istediler." "Hamak dedi değil mi?" "Evet." "Herhalde dışarıda uyuyacaklar." "Yoksa Perrin onları eve kabul etmedi mi?" Fısıldaşmalar bir süre devam ettikten sonra Perrin bir kez daha bağırdı -bu sefer öfkeyle- ve buçukluklar hep beraber geldikleri yoldan hızla geri koşarak kısa sürede gözden kayboldular. "Onlar bir hamak getirene kadar sizi evimde ağırlamaktan büyük şeref duyacağım, tabii eğer isterseniz." dedi Perrin kibarlıkla. "Çok isteriz." dedi Nielda, Perrin'in içinden yalvardığını biliyordu. Evinde elfleri ağırlamış olmaktan hayatı boyunca gurur duyacaktı. "Harika!" diye sevindi Perrin neşeyle hoplayıp zıplayarak. Buçuklukların içinde en ciddi gibi görünen Perrin çocuklar gibi seviniyordu. Orta yaşlı bir adamdı, gür kıvırcık saçları siyahtı, henüz beyazlamamıştı. Şık giyimliydi, beyaz bir gömlek ve bordo bir yelek giymişti. Kahverengi pantolonunun altından uzun kıllı, çıplak ayakları giyimiyle tezat bir görüntü oluşturuyor, komik görünüyordu. Quendelin ve Nielda bu ciddi tavırlı buçukluğun içindeki çocuğu görerek gülümsedi. Bütün buçukluklar, genciyle, yaşlısıyla hepsi çocuk gibi görünürdü. İçlerinde hep çocukça bir neşe vardı, belki hep ayakları çıplak gezmelerinin nedeni buydu. İçlerindeki çocukluğu, muzipliği gösterdiği için kıllı, komik ayaklarıyla gurur duyuyorlardı. Perrin bahçe kapısını açarak elfler girene kadar açık tuttu. Elfler içeri girerek buçuk-oyuğun daire şeklindeki kapısına giden taşlık yolda sabırsızca ilerlediler. Kapı onları karamsarlığa düşürüyordu, göğüslerine kadar bile gelmiyordu. Eğilemeyecek kadar halsizdiler, eğildikten sonra bir daha doğrulamayacaklarından endişe ediyorlardı. Sürünmek bile onlara daha makul geliyordu. Perrin yuvarlak kapıyı ittirerek içeri girdi, kapıyı açık tutarak göğüslerinden yukarısı görünmeyen elflere umutsuzca baktı. "Haydi içeri gelin efendilerim." diye ısrar etti sabırsızca. Nielda eğildi, ama yeterli olmadı. Dizlerini bükerek boyunu kısalttı ve neredeyse sürünerek kendini içeri attı. Kapıdan geçtiği için sevinmeden önce evin tavanına baktı, neyse ki tavan biraz daha yüksekti... Quendelin'in yorgunluktan ağrıyan bacakları, bir de üstüne dizlerini bükerek yürüyünce iflas etti ve dengesini kaybederek tökezleye tökezleye içeriye yuvarlandı. Yattığı yerde hareketsiz kaldı, sanki kalkmaya niyeti yokmuş gibiydi. Nielda kıkırdayarak Quendelin'in ayağa kalkmasına yardım etti, Perrin de telaşla ona katıldı. "İyi misiniz efendim?" diye sordu Perrin, tüm gücüyle Quendelin'in koluna asılırken. "Yorgunum." diye mırıldandı Quendelin sadece, ağzını oynatacak hali yoktu. Konuğu ayağa kalkınca, onlara göre alçak tavan yüzünden boyunları tutulmadan bir an önce salona ulaştırması gerektiğini anladı. "Çantalarınızı alayım." dedi ellerini uzatarak. Nielda'nın çantasını alarak özenle askılığa astı, o sırada Quendelin de çantasını çıkararak dev kılıçla beraber diğerinin yanına astı. Perrin şaşkın şaşkın kılıca baktı, bu bir barbar kılıcıydı ve bir elfte, üstelik bir büyücüde ne işi vardı? Quendelin de kılıca bir süre baktı, askının kılıcın ağırlığına dayanabileceğinden şüphe ediyordu. Ardından Perrin elflerin pelerinlerini de aldı ama duvara monte edilmiş askılığın yerden yüksekliği bu iki metreye yakın pelerinlere yetmeyeceği için bir sandalyenin üzerine koydu. "Beni izleyin efendilerim." dedi ve onları koridor boyunca götürdü. Harıl harıl çalışıyordu. Saygısından elflere sırtını dönmeye bile cüret etmiyor, geri geri yürüyordu. Elfler yürüyebilmek için birbirlerinden destek alıyordu, başları öne eğikti ama bunun nedeni alçak tavandan çok, boyunlarını bile dik tutamayacak kadar yorgun oluşlarıydı. Genişçe bir salona geldiler. Perrin mumları yakmak için salonda aceleyle bir tur attıktan sonra elflere döndüğünde, onların çoktan salondaki büyük yemek masasına çökmüş olduklarını gördü. Karanlıkta masayı nasıl buldular acaba?, diye merak etti Perrin, şaşkın şaşkın masada uyuyakalmak üzere olan elflere baktı. "Biz karanlıkta görebiliriz." diye belirtti Nielda, buçukluğun şaşkınlığını anlayarak güldü. "Ah, öyle mi? Bilmiyordum." dedi neşeyle Perrin, "Hemen gidip yiyecek bir şeyler getireyim. Tabii Lorenborn şarabını da." diye devam etti aceleyle ve reddedilmekten korkarak hızla salonun kapısından çıkıp gitti. Nielda kollarını masanın üzerinde birleştirmiş, başını üzerine koymuş uyumaya çalışan Quendelin'i sertçe dürttü. "Uyuma, saygısızlık ediyorsun." dedi elfçe. Quendelin titredi, gülmeye başladı. "Saygısızlık mı?" diye fısıldadı başını kaldırarak. "Kime? Bir buçukluğa mı?" "Böyle konuşma." dedi Nielda kaşlarını çatarak. "Ne kadar iyiler bak bizim rahatımız için nasıl uğraşıyorlar. Teşekkür bile beklemiyorlar, ama böyle davranman... terbiyesizlik." Quendelin şaşkın şaşkın Nielda'nın kızgın yüzüne baktı. Onu daha önce hiç böyle gördüğünü hatırlamıyordu. "Terbiyesizlikmiş! O yaramaz buçukluğu hortlağın elinden kurtarıyorum, onun yaşaması için yolumdan dönüp günlerce yol yürüyorum, ardından onu köyüne kadar götürüyorum ve sabaha kadar bir köy dolusu buçukluğun meraklı sorularına sabırla cevap veriyorum. Şimdi ben terbiyesiz mi oluyorum?" Kız başını bitkinlikle öne eğerken Quendelin'in gözleri hiddetle parlıyordu. Sonra Quendelin salonun kapısında bir elinde bir tepsi dolusu kurabiye, diğerinde büyükçe bir şişe şarapla asılmış suratına bakan Perrin'i gördü. "Yo, sıkılmayın efendim." dedi Perrin, genç elfin utançla başını eğmesi üzerine. "Bir şikayetiniz varsa hemen ilgileneyim." dedi ama bir cevap alamadı. Tepsiyi ve bardakları karşılıklı oturmuş elflerin önüne koydu, kendini zorlayarak gülümsedi ve minik elini şişenin kapağına dolayarak açmaya çalıştı. Yüzünü buruşturarak tüm gücüyle asıldı ama kapak açılmadı. "Yıllardır hiç açmamıştım..." -bir daha asıldı, yine açılmadı- "Şarapla beraber ben de yaşlanıyorum işte." dedi gülerek, inatla güreşiyordu kapakla. "Ver bir de ben deneyeyim." dedi Quendelin suçlu suçlu. Perrin arkadaşça gülümsedi ve şişeyi uzattı. Quendelin yorgun argın kapağı kavrarken buçukluk acıyan avuçlarını ovuşturuyordu. Quendelin kapağa asıldı, kapak bir süre direndi ama sonra pes ederek rahatça açıldı. Quendelin gülümseyerek Nielda'nın bardağını Lorenborn şarabıyla doldurdu, sonra Perrin'inkini son olarak da kendi bardağını. "Teşekkür ederim efendim." dedi Perrin kibarca, ne olursa olsun evinde oturmuş elflerle şarap içmekten çok mutluydu. "Yolculuğumuza içiyorum." dedi Quendelin, Nielda'ya baktı ve bardağını kaldırdı. "Yolculuğumuza." diye katıldı ona kız tebessümle. "Yolculuğumuza!" dedi Perrin, öyle mutluydu ki ne dediğinin farkında değildi. Elfler bardaklarını tokuşturmak yerine kahkahalarla gülünce Perrin şaşkın şaşkın neler olduğunu anlamaya çalıştı. Elflerin yolculuğa çıkmış olduklarını bilmiyordu... "Ah, özür dilerim. Yani yolculuğunuza demek istemiştim." dedi utanarak, hatasının farkına vararak kendi kendine güldü. "Önemli değil." dedi Nielda, "Yolculuğumuza." ve üçü bardaklarını tokuşturdular. Nielda bir prenses adabıyla tuttuğu bardaktan zarifçe bir yudum Lorenborn şarabı içti. Perrin bu önemli anın keyfini çıkarırcasına bardağı dikmişti, çölde susuz kalmış gibi kana kana içiyordu. Bardağı tekrar masaya koyduğunda şarabın neredeyse yarısı kalmıştı, "Ah... Lorenborn şarabı..." diye mırıldandı keyifle, bardaktaki kırmızı şarabı seyrederek. "Neredeyse elf şarabı kadar güzel." "Elf şarabı..." diye mırıldandı Quendelin, düşünceli düşünceli bardağına bakarak. "Tabii ya!" dedi Nielda aniden, Quendelin'in aklından geçenleri anlamıştı. "Bende bu şarabı daha önce içip içmediğimi düşünüyordum." -ardından Perrin'e döndü ve gülmeye başladı- "Bu Lorenborn şarabı dediğin şey elf şarabından başka bir şey değil!" "Ne?" diye çığlık attı Perrin, neredeyse sandalyeden düşecekti. "E-elf şarabı mı?" "Evet." diye katıldı Quendelin kahkahalarla gülerek. "Biraz sulandırılmış ama hala tadını koruyor." "Kandırıldım!" diye bağırdı Perrin bardaktaki şaraba kızarcasına. "Hayır, pek sayılmaz." dedi Quendelin, elf şarabından bir yudum aldı. "Kimse müşterisini dünyanın en kaliteli şarabını satarak kandırmaz. Sen Lorenborn şarabı aldın, yani sulandırılmış elf şarabını." "Yani üzülmene gerek yok," dedi Nielda, katıla katıla gülüyordu. "Lorenborn şarabı Eusthar krallarını bile kandırıyor!" Üçü kahkahalarla gülerken Perrin'in evinin kapısı kibarca çalındı. "Hamağı getirmiş olmalılar." dedi Perrin kahkahalarının arasından. Aceleyle kalktı ve kapıya doğru yollandı. "Bu da Eusthar'ın ticarette nasıl geliştiğini açıklıyor işte." dedi Quendelin, elf şarabı yorgunluğunu unutturmuş gibiydi. "Evet," diye katıldı Nielda, yurdunu hatırlattığından elf şarabından bir yudum daha alarak. "Hasat Sonu Şenlikleri'nde Eusthar'lı tüccarlar gemilerle gelip sandık sandık elf şarabıyla gidiyorlar. Demek bunun içinmiş, krallarını bile dolandırmak için!" "Orada dikkatli olmalıyız." diye katıldı Quendelin, Nielda'yla gülüştükten sonra aniden ciddileşti. "Eğer oraya ulaşabilirsek tabii." Tam o sırada kucağında hamakla Perrin Goodmood tekrar içeri girdi. "İstemeden kulak misafiri oldum." dedi hamağı bir köşeye koyarken, "Nereye gidiyorsunuz? Yani o bahsettiğiniz yolculuk nereye?" Quendelin tepsideki kurabiyelerden bir tane ağzına atarken Nielda'ya şöyle bir baktı. O da nereye gittiklerini merak ediyor gibiydi, aslında kendisi de pek farklı sayılmazdı. Josh'u köye getirirken yolu o göstermişti, yoksa bu köyü de asla bulamazlardı. Dış dünya hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı ve ne bir rehberleri, ne de bir haritaları yoktu. Tek bildiği gidecekleri yerlerin adı ve bu yerlerin Athus kıtasında olduğuydu o kadar. "Thargor'a." dedi Quendelin düşünceli düşünceli. "Thargor'a mı?" dedi Perrin şaşkın şaşkın yerine otururken. "Elflerin bir barbar kavminde ne işi olabilir?" Quendelin de bunu tam olarak bilmiyordu, rahatsızca içini çekti. "Şu yanımda taşıdığım kılıç yüzünden." "Kılıç..." diye mırıldandı Perrin, başını sallayarak. "Herhalde Sylvanor'dan kalkıp Thargor'a gitmenizi gerektirecek kadar önemlidir." Sanki elflerin aklını okumuş gibi en çok merak ettikleri şeyi söylemişti. Nielda dudak bükerek Quendelin'e baktı, genç adamın yüzü solmuştu. Aklına Bilgeağaç'la olan konuşması geliyordu. Thargor'a gitmesi gerektiğini biliyordu, eğer öyle olmasaydı Bilgeağaç'ın buna kesinlikle karşı çıkardı. "Umarım..." diye mırıldandı Quendelin, onlardan çok kendi kendine. "Ama barbarlar savaşta." dedi Perrin bir anlam veremeyerek. Elfler ona hayretle baktıklarında ise şaşkınlıktan aklı karışmıştı. "Yoksa bilmiyor muydunuz?" "Ne savaşı?" "Neredeyse bütün barbar erkekleri savaşta, Kalindor'a doğru yürüyorlar." Quendelin şok olmuştu, kendini toparlamaya çalışarak planlarını gözden geçirdi. Planlarının alt üst olmasını dilediğini fark etti, bu bile hiçbir planı olmadan gezmeye çıkarmış gibi yolculuk etmeye yeğdi. Ama Quendelin'in alt üst olacak bir planı yoktu. Thargor'a gidecekti, oradan da Eusthar'a. Bütün planı buydu işte. Thargor'lu erkeklerin savaşta olması belki herşeyi berbat edecekti, belki de daha iyi olacaktı. "Buna üzülmeli miyim?" diye sordu çaresizlikle iç geçirerek. "Tabii ki üzülmelisin." diye çıkıştı Nielda, "Savaş çıkmış diye sevinecek halimiz yok." "Bunu kast etmemiştim." "Ben ne demek istediğinizi anladım." dedi Perrin sakin bir edayla. "Thargor'a girmenizde bir sakınca yok. Eğer birini arıyorsanız belki barbar ordusuyla savaşa gitmiştir, bunun dışında bir sorun çıkacağını sanmıyorum. Tabii niyetiniz kötü değilse?" "Kötü bir niyetimiz yok." dedi Quendelin, bu yeni sorun beraberinde uykusunu da getirmişti. Quendelin sakin gibi görünse de Nielda'nın yüzü kararmıştı. İkisi de endişeliydi, bir sorun olduğu kesindi. "Nasıl gideceğinizi biliyor musunuz?" diye sordu Perrin, sorunun bu olduğunu tahmin ederek. Quendelin'in başı öne düştü, ellerini uzun sarı saçlarının arasına sokarak homurdandı. "Aslına bakarsan yarın sabah buradan ayrıldıktan sonra ilk adımımızı ne tarafa atacağımız hakkında bile hiçbir fikrimiz yok." ardından masada uyumak için hazırlandı. "Ben biliyorum!" diye haykırdı Perrin oturduğu yerde zıplayarak. "Thargor'a giden yolu biliyorum!" Quendelin soğuk suyla çarpılmış gibi aniden irkilerek başını kaldırdı. Bunu gerçekten duyup duymadığından emin değildi. "Ben Athus kıtasının batısındaki her yeri bilirim. Gençliğim boyunca hep gezdim, sayısız macera geçti başımdan. O yüzden Tranquil köyünde beni gezgin diye tanırlar. Bir zamanlar bu gezme merakım başıma büyük dert olmuştu, ailemle aram açılmıştı, parasız kalmıştım. Sürekli gezip tozduğumdan beni köyde tanıyan pek yoktu, bana yardım edecek kimse yoktu. Ama iki sene önce, bu gezme merakım sayesinde bütün köy kurtuldu!" "Nasıl yani?" diye sordu Nielda şaşkınlıkla. Perrin öyle neşelenmişti ki farkında olmadan, protesto ederek içmeyi reddettiği Lorenborn şarabından doya doya içti. "Barbarlar tarihin başından beri hep daha büyük topraklar, yönetecek daha çok insan istemişlerdi. Birkaç sene önce bu amaçla, onlara karşı koyacak gücü olmayan özgür Andoria topraklarına, dolayısıyla Andoria topraklarındaki köyümüze doğru yürümüşlerdi. Barbar ordusuna karşı direnebilmek için Andoria'nın bağımsız şehirlerinin yöneticileri toplanmıştı. Toplantıya buçukluklardan kimse çağırılmamıştı, ama ben tesadüf eseri toplantının yapıldığı Goodwill'deydim ve toplantıya katılmak için yöneticileri ikna etmiştim. Toplantı insanlarla, güçlerini arttırmak için birleşmeyi önerdikleri cüceler arasında geçmişti. Ben tek kelime edememiştim, çok kızmıştım. Bir fikrim vardı ama onlar dinlememişlerdi bile." "Neydi fikrin?" Nielda kendini hikayeye kaptırmış, yeniden uykuya dalan Quendelin'in aksine ilgiyle dinliyordu. Nielda ve Perrin sandalyelerini birbirlerine çevirmişler, kurabiye tepsisini önlerine çekmişler şaraplarını yudumlaya yudumlaya sohbete dalmışlardı. "Fikrim aslında sadece köyümü değil, bütün Andoria topraklarını kurtarmıştı." diye devam etti Perrin, havaya girmişti. " Toplantıdaki yöneticilere hiçbir şey söylemeden Kalindor'a gittim. Geçmişten beri Thargor'la aralarında düşmanlık olan Kalindor'un, barbarlara karşı olan bir savaşta yer almayı kabul edeceğini biliyordum." "Bu toplantıda kimsenin aklına gelmedi mi?" Perrin bir yandan gülerken bir yandan bardağına şarap doldurdu. "Şarap?" diye sordu, Nielda'nın bardağını da doldurmak için beklerken. "Evet, biraz." diye mırıldandı kız, hikayenin devamını duymak için sabırsızlanıyordu. "Andoria'lı yöneticilerin inadı, cücelerin kibiriyle karşılaşınca toplantı boyunca anlaşmaya çalışmaktan başka şeylere vakit kalmamıştı." dedi Perrin, Nielda'nın bardağına bir miktar şarap koyup şişeyi kapattıktan sonra. Kendinden emin bir edayla kasıla kasıla sandalyesine yaslandı. Quendelin mışıl mışıl uyurken ikisi şaraplarını yudumlayarak gülüştüler. Nielda buçuluğun centilmen tavırlarıyla çok eğleniyordu. "Kalindor ordusu toplandı." diye devam etti Perrin, "Tabii barbarlar bunu öğrenince Andoria'ya saldırmaktan vazgeçip Kalindor'la savaşa hazırlanmak için geri çekildiler. Böylece Andoria toprakları kurtuldu!" Nielda duyduklarına inanamayarak şaşkın şaşkın Perrin'e bakakaldı. Buçukluk keyifle ve haklı bir gururla şarabını yudumlarken, Nielda ona olan saygısının git gide arttığını fark etti. "Bu da köylülerin sana neden o kadar saygı duyduklarını açıklıyor." diye mırıldandı buçukluğa hayretle bakarak. "Ama fazla sevinmemek gerek." diye karşılık verdi Perrin mütevazı bir edayla. "Eğer Kalindor barbarlara yenilirse Andoria yine tehlike altında olacak. Ki söylenenlere göre barbarlar bu sefer geçmişteki mağlubiyetlerinin intikamını alacaklarını ilan ediyorlarmış." "Biz elfler insanların savaşlarından olabildiğince uzak kalmaya çalışıyoruz. Gördüğün gibi, siz barbarlara karşı direnebilmenin yollarını ararken biz savaş çıktığından bile bihaberdik." dedi Nielda, dirseğiyle ölü gibi yatan Quendelin'i dürterek. Genç adam rahatsızca kıpırdanıp homurdandıktan sonra uykusuna ara vermeden devam etti. "Çok yorulmuş." diye mırıldandı Perrin, "Yaptıklarınız için size bir türlü teşekkür edemedik. Grabbs'ler Josh'u kurtardığınız için size tüm varlıklarını hediye edebilirler." "Hayır hiç gerek yok." dedi Nielda, eli Quendelin'in sarı dalgalı saçlarını okşuyordu. "Yeteri kadar paramız var. Hem biz onu para için kurtarmadık." "Elbette," dedi Perrin aceleyle, "ama size bir şekilde teşekkür etmezsek köyümüzün huzuru kaçacaktır." Nielda kaşlarını kaldırarak düşünürmüş gibi yaptı, zarif elini ince çenesine koyarak parmağıyla yanağına vurup durdu. Bir köy dolusu buçukluk -özellikle de erkekler, bir dediğini iki etmeden emrettiği her şeyi seve seve yapardı. Perrin ısrar etmese hiçbir şey isteyeceği yoktu, üstelik kararlar Quendelin'e aitti. Kendi isteğiyle onun emri altına girmişti, hiçbir şekilde onun vereceği kararlara uymamazlık etmeyecek, kendi başına buyruk davranmayacaktı. Nielda Quendelin'i uyandırması gerektiğini bilse de onun yorgunluğuna hak veriyor, uyandırmaya kıyamıyordu. Ama karar vermekten, sorumluluk almaktan korkuyordu. Bilgeağaç'ın söylediklerini hatırladı, Quendelin birileri tarafından seçilmişti ve kararlar ona ait olmalıydı. Nielda Quendelin'in kaderiyle oynamaya cüret edemezdi. "Thargor'a nasıl gideceğinizi bilmiyorsunuz, ama ben biliyorum." dedi Perrin, Nielda'ya yardımcı olarak. "Size seve seve rehberlik ederim, hatta bir araba bile bulabilirim." "Gerçekten mi?" diye düşündü Nielda, bir yandan şiddetle Quendelin'i sarsmaya devam ediyordu. "Bundan emin misin?" "Kesinlikle!" dedi Perrin neşeyle, kararı kesindi. "Sanırım en ihtiyacınız olan şey benim. Athus kıtasında benden çok gezmiş bir Obelin vardır, benden iyi rehber bulamazsınız." "Obelin mi..." diye sayıkladı Quendelin, kıpırdanıp doğrulmaya çalışırken. "Kes artık... Dürtükleyip durma..." diye mırıldandı sarhoş gibi. Nielda ve Perrin, Quendelin'in uykusunun yorgunluktan çok şaraptan kaynaklandığını anladılar. İkisi içtikleri miktarla şişedeki boşluğu kıyaslayınca Quendelin'in belki ikisinin toplamı kadar şarap içtiğini dehşetle fark ettiler. "Bu sarhoş olmuş!" diye çığlık attı Nielda, sızıp kalan Quendelin'e çaresizce bakarak. "Onun için yapabileceğimiz bir şey yok. Bırakalım uyusun." dedi Perrin, gayet neşeli görünüyordu. Aslında olanlara hayret ediyordu, elfin biri evinde sarhoş olup sızıp kalmıştı. Dolandırıcı Eusthar'lı tüccarlar Lorenborn şarabı diye sulandırılmış elf şarabı satıyorlardı ama iki üç bardakta bir elfi mest etmeyi başararak kalitesini kanıtlamıştı. "Teklifime bir yanıt vermediniz?" dedi Perrin, az önce sövdüğü şarabı şimdi beğenerek içiyordu. "Bu kararı ben veremem." dedi Nielda, Quendelin'i ayıltmak için deliler gibi uğraşarak. Sonunda kolundan çekiştirerek, omuzundan sarsarak, başını ittirerek Quendelin'i kısa bir süreliğine uyandırmayı başarmıştı. Bu çok değerli süreyi tek bir soruya harcayacaktı Nielda, sadece sormuş olmak için soracaktı. "Ne... ne var?... Obelin nerede..." diye mırıldandı Quendelin. Gözleri kapalı, tamamen bilinçsizdi. "Perrin bizimle gelebilir mi?" diye sordu Nielda, iyice anlayabilmesi için kulağına doğru bağırarak. "Gelsin...neden olmasın...gelsin tabii..." Quendelin'in başı yavaşça kollarının üzerine doğru alçaldı, rahatça eski pozisyonuna geri dönerek uykusuna kaldığı yerden devam etti.
8 Güneye yolculuk
"Bunu söylediğimde kendimde değildim!" "Neden itiraz ediyorsun? Ona ihtiyacımız olduğunu sende biliyorsun!" O sabah elfler Perrin'in buçuk-oyuğunda adeta birbirlerine girmişlerdi. Buçukluklar elfleri törenle uğurlamak için erkenden kalkıp hazırlanmışlardı, ama hiç beklemedikleri olaylar oluyordu. Perrin'in evinin küçük, daire şeklindeki pencerelerine doluşmuşlar, üst üste çıkarak, tepetaklak düşerek içerideki hararetli tartışmayı seyretmeye çalışıyorlardı. Genç erkek elf sığamadığı bir koltukta sinirli bir şekilde oturuyordu. Başını elleri arasına almıştı, halsiz gibi görünüyordu. Bağırıp çağırmak için hiddetle ayağa fırlıyor, sonra sanki derin bir ağrı saplanmış gibi başını yeniden elleri arasına alarak oturuyordu. Elf kızı onun etrafında hışımla dolanıyor, sesini kontrol altında tutarak sakinleşmeye çalışıyordu. Tartışma genelde seviyeliydi, elfler önceleri gayet güzel bir üslupla sorunlarını konuşmuşlardı, sonra buçuklukların anlamadığı nedenlerden dolayı sinirler gerilmişti. Eller kollar sallanmaya başlamıştı, yüzlerdeki ifade sakinliğini kaybetmiş, hırçınlaşmıştı. Perrin Amca ortalarda yoktu, elfler konuşurken rahatsız olmasınlar diye dışarı çıkmıştı, bütün köyün pencerelere üşüşmüş olduğundan haberi yoktu. "Neden inat ediyorsun Quendelin?" Kız elleri belinde asık bir suratla genç adama bakıyordu. Quendelin saçlarının arasında gezen ellerini yüzüne kaydırarak sinirle ovuşturmaya başladı. "Haklısın." dedi alçak sesle. "İnat ediyorum. Bir rehbere ihtiyacımız olduğunu bende biliyorum, inat etmemin sebebi bu değil." "Perrin mi? Ona güvenmiyor musun?" "O iyi biri." diye mırıldandı Quendelin başını sallayarak. "Ama daha fazla kalabalıklaşmak istemiyorum, bu yola yalnız çıktım ve yalnız kalmam gerekirdi." "Neden?" Quendelin içini çekerek penceredeki onlarca meraklı buçukluk suratına baktı. "Bilmiyorum..." diye fısıldadı. "Bilgeağaç'ın bahsettiği görevin önemini hissediyorum. Yoksa buralara kadar bile gelmezdim. Son bir haftadır hep bunu düşünüyorum, ve artık bu görevin çok önemli olduğundan emin olmaya karar verdim." -ardından kaşlarını çatarak hışımla Nielda'ya döndü- "Ve kararlar bana ait olmalı! Bunu kafana iyice sok! Peşimden gelen sendin ve bana karışmaya hakkın yok!" Kızın yüzü solgundu, başı buruk bir şekilde öne düştü. "Üzgünüm..." diye mırıldandı, babasından azar işiten bir çocuk edasıyla. Birbirlerinin sırtına tırmanmış, burunlarını soğuk cama yapıştırmış bir şekilde elfleri izlemeye dalan buçukluklar Perrin Goodmood'un bağırışıyla dengelerini kaybederek sağa sola yıkıldılar. "Hey! Çekilin oradan! Rahat bırakın onları!" Perrin'in gürbüz kuzeni Bliff midilli arabasından atlayarak buçuklukları dağıtmak için oraya buraya koşturdu. Buçukluklar hemen sağa sola kaçışarak kısa sürede yok oldular, bazıları Perrin'in bahçesine saklandı, bazıları da yolun kenarındaki çalılıklara. Sonuçta herkes oradaydı, elfleri gündüz gözüyle görebilmek için sabırsızlıkla evden çıkmalarını bekliyorlardı.< | |