Bir Söyleşiden
İzlenimler
Barış Müstecaplıoğlu, Fantastik Kurgu Edebiyatı, Türkiye...
Çok uzun zaman olmadı bundan yaklaşık 2-3 sene önce Korkak ve
Canavar ismiyle bir fantastik eser kitapçılardaki yerini aldı. Yeni
bir romanın piyasaya çıkmış olması alışılmadık bir şey değil, fakat
Korkak ve Canavarın üzerindeki Barış Müstecaplıoğlu imzası Fantastik
Kurgu Edebiyatı okuyucularının şaşırmasına neden oldu. Türkiye’de
bir ilk başarılmıştı. Üstelik bu alanda ki geçmişimize baktığımızda
çok fazla eskiye gitmemize de gerek yok. Peki kimdir Barış
Müstecaplıoğlu ve bir çok alanda kitap yayınlamakta oldukça seçici
davranan yayınevleri nasıl olduda henüz 27 yaşında olan bir yazarın
ilk kitabını üstelik fantastik edebiyat dalında yazılmış bir kitabı
yayınladı.
Barış Müstecaplıoğlu, 1977 İzmit doğumlu. Aslında tamamiyle bir
fantastik edebiyat yazarı olduğu kesinlikle söylemiyor. Kendisiyle
olan görüşmemizde kitabın ortaya çıkışını şu şekilde anlatıyor.
“Anlatmak istediğim bir kahramanlık öyküsü vardı, ancak bunu
yaparken ideolojik çatışmalara neden olabilecek hiç bir olguyu, kişi
veya ülkeyi karşıma almak istemiyordum. Sonuçta ben bir kitap
çıkartacaktım ve bu kitabın içeriğinde üstü kapalı olarak anlatmak
istediğim çelişkiler vardı. Yaşamda her ne görüşü savunursa savunsun
tüm insanları tuzağına çeken önyargı sorununu gözler önüne sermek
istiyordum. Tüm bu etkenleri ele aldığımda yeni bir dünya yaratmak
ve hikayeyi bu dünya üzerinde anlatmak en iyisiydi. Böylece bir
fantastik eser ortaya çıkmış oldu.” Peki Müstecaplıoğlu fantastik
dünya ile nasıl tanışmıştı. Abisinin tam anlamıyla bir fantastik
eser tutkunu olduğunu ve onun sayesinde bu dünyayı keşfettiğini
söylüyor. “Okuma ve yazma merakım orta okul yıllarıma dayanır. Daha
o zamanlar kısa öyküler ve denemeler yazardım. Evde babamın geniş
bir kütüphanesi vardı.Tolstoy’la, Sartre’la bu kitaplık sayesinde
tanıştım. Lise yıllarıma doğru abimin kitaplığını keşfettim tabii
onun yönlendirmesiyle. Orada ise bambaşka bir dünya vardı,
Tolkien’in dünyası ve Le Guin in dünyası...” Yazarın geçmişinde de
edebiyat dünyası için bir çok başarı var. Yaşasın Edebiyat (Kasım
1998), Varlık (Haziran 2000) ve Bizler (Eylül 2000) dergilerinde
hikayeleri yayınlandı. Çeşitli yarışmalarda mansiyon düzeyinde
ödüller aldıktan sonra 1995'de İstek Vakfı Mezunları İffet Esen Öykü
Ödülü'nü kazandı. 2001 yılına gelindiğinde ise ilk romanını Korkak
ve Canavarı yayımladı. Kitabın arkasında da belirtildiği gibi her
açıdan bir “ilk” Korkak ve Canavar: Hem bir “ilk” roman, hemde
Türkiye’de Fantastik Kurgu Edebiyatının “İlk” romanı.
Korkak ve Canavar, Perg Efsanelerinin ilk kitabı. Perg Efsanelerinin
dört kitapta anlatılıyor şu an bunlardan ilk ikisi raflarda yerini
aldı ancak diğer ikisi henüz yazılmadı. Üçüncü kitabın yazımı
başlamış ancak son kitap kurgu aşamasında. Benim kafama takılan bir
soru vardı: Ülkemizdeki yayınevleri bir kitabı basma kararı vermeden
önce oldukça titiz davranmaktadırlar. Müstecaplıoğlu yayınevine
gittiğinde elinde ilk kitabın tamamlanmış hali vardı. Tüm bunlara
rağmen Metis Yayınları dörtlemeyi yayınlama kararı aldı. Yazar
dörtlemeyi şu şekilde açıklıyor. “Her kitap büyük bir boz yapın dört
parçası gibi. Bu dört parça kendi içerisinde bambaşka birer resmi
simgeliyor. Bambaşka hikayeler anlatılıyor her kitapta, ancak bu
parçaları birleştirdiğnizde diğerlerinden farklı büyük bir tablo
oluşuyor. Bu anlamda Perg Efsanelerinin her biri ayrı bir kitap ama
aynı zamanda hepsi bir bütün. Yayınevi konusunda ise şunu söylemek
istiyorum; Metis benim görüştüğüm ikinci yayınevi ilkinin adını
vermek istemiyorum. Neyse ben kitabıma gerek dil gerekse kurgu ve
anlatım bakımından oldukça güveniyorum. Metis Yayınevide bunu
farketti ve diğerleri yazılmamış olmasına rağmen dörtlemenin basımı
konusunda anlaşmaya vardık.”
Fantastik Edebiyat bir anda ülkemizde popüler oldu açıkçası bu bizim
bile başımızı döndürdü. Geriye döndüğümüzde Fantastik eserlere
saldıran bir medya vardı karşımızda. Herkesin hatırlayacağı Alman
Lisesinden bir kızın intiharı olayı bu saldırlıların başlangıcıydı.
Bir kız intihar etmişti, bu ilk önce fantastik dünyalarda geçen
oyunlara daha sonra satanizme bağlanmış, ve daha da ileri gidilerek
fantazinin satanizmin başlangıcı olduğu yönünde yorumlar yapılmış ve
bir çok yazarın kitapları bu yüzden eleştirilmişti. Günümüzde ise
bunun tam tersi söz konusu: Yüzüklerin Efendisi filmiyle beraber
popülerleşme ve popüler kültürü destekleme adına Fantastik eserler
göklere kadar çıkartılmaya öyle ki Tolkien ilahlaştırılmaya
başlandı. Olayların en ironik kısmı ise bugün bu yüceltmeleri yapan
medyayla dün eleştiren medyanın aynı olması. Burada ben daha sözümü
bitirmeden Müstecaplıoğlu anlatmaya başlıyor ve açıkcası sonrasında
bana söyleyecek pek bir şey bırakmıyor: “Böyle bir konu ne zaman
geçse hep söylediğim bir şey vardır: Çevrenize ve olan olaylara
bakın RPG ve Fantastik Hikayelerin etkisine kapılarak kaç kişi
ölmüş? Bir de futbola bakın insanlar bir oyun aşkına yüzlerce kişiyi
katlediyor. Fanatiklik söz konusu olduğunda futbolun verdiği zararı
hiçbirşey veremez buna rağmen kimse oturup futbol toplarının
satılmasını yasaklamıyor.” Hatırlamak isterim şu an hala Whitewolf
firmasının RPG için hazırladığı oyun kitaplarının satışı bir çok
ülkede yasaklanmış durumda, ülkemizde de bunun davası hala devam
etmekte. “Kişilerin ileri düzeyde psikolojik problemleri olmadıkça
kimse ne birbirini öldürür ne de intihar eder. Tabii birde fanatizm
var ki hiç bulaşmayalım bence yoksa buradan günlerce çıkamayız.”
Tüm bunların yanında Fantastik Kurgu Edebiyatının ani patlama
yaratmasının sebeplerini tümüyle popülerleşmeye bağlamakta yanlış
olur. Benim gördüğüm kadarıyla artık insanlar, en azından genç
kesimin bir çoğu artık hayal kurmanın çocukluk olduğu görüşüne karşı
çıkıyor. Eserlerde bununla beraber daha önceki gibi masal olarak
anılmaktan çıkıyor. Tabii hala masallar ancak büyükler için
hazırlanmış masallar. Gelişmekte olan dünyaya baktığımızda bir çok
büyük şirket yöneticisinin personeli için düzenli olarak RPG günleri
düzenlediğini görüyoruz. Bunun nedeni sorulduğunda ise alınan cevap
hep aynı oluyor “hayal kurmak ve hayal gücünü geliştirmek
üretkenliği arttırıyor”. Barış Müstecaplıoğlu’nun yorumu ise şöyle;
“Dünya üzerindeki pek çok teknolojik yenilik Japonya, Amerika gibi
gelişmiş ülkelerde ortaya çıkıyor, baktığımızda Fantastik eserlerde
de bu böyle. Japonyaya gittiğimizde Fantastik eserler anime ve çizgi
film oluyor, Amerikaya giderseniz süper kahramanlarla
karşılaşıyorsunuz. Kişiler üretmek için hayalgüçlerini
sınırlamıyorlar.” Ben bunu insanların yaşam standartlarına da
bağlıyorum. Türkiye’ye baktığımızda insanlar sürekli bir kargaşa bir
koşuşturma içerisindeler, her zaman düşüncelerinde bambaşka telaşlar
var. Oysa diğer ülkelerin çoğunda gelecek kaygısı gibi bir sorun
olmadığı için insanların düşünceleri rahat, farklı şeylere
yoğunlaşabiliyorlar, hayal kurabiliyorlar. “Tabii etkenlerde bu da
var ancak ben tam olarak katılmıyorum. Bizim ülkemizde de boş boş
oturan hç bir şey yapmayan insanlar var. Tembelliğe ve hazırcılığa
okadar alışmışız ki bir çoğumuz kahvede kağıt oynamayı ve bir kafede
boş vakit geçirmeyi hayal kurmaya tercih ediyoruz. Önemli olan hayal
kurmayı hayalperestlikle karıştırmamak ve macera duygusuna sahip
olmak. Ülkemizde Fantastik kurgudaki patlamayı da buna bağlıyorum;
bir uyanışın içerisindeyiz. Artık üretmeye daha istekli bir toplumuz
ki bunun örneklerini teknolojide de görüyoruz. Tüm dünya ülkeleri bu
anlamda birbirlerine yaklaşmaya başladı.”
Müstecaplıoğlu’nun kitabında alt zeminde ön yargıyı işlediğini
söylemiştik son olarak neden ön yargı konusunu seçtiği ve
işledikleri hakkında biraz bilgi vermesini istedim. “Küçüklüğümden
beri insanların birbirine, topluma ve en önemlisi kendilerine karşı
ön yargıyla yaklaşmaları beni rahatsız etmekte. Bir çok hikayemde
bunu anlatmıştım ancak bu kadar yoğun işlememiştim. İlk kitap Korkak
ve Canavar’da kişinin kendisine karşı ön yargısı işleniyor.
Korkaklığından dolayı hiçbir şey yapamayacağı ve topluma zarar
vereceğini sanan bir insanla, çirkinliği yüzünden toplum tarafından
kabul görmeyeceğini düşünen bir Canavarın öyküsü anlatılıyor.
Sonunda dünyayı onlar kurtarıyor ama bunu kimse bilmiyor. Belirtmek
isterim ki ben bir kahramanın saf iyi olması ve kahramanlığı
karşısında illa ödüllendirilmesi gerektiğini düşünmüyorum. Bir çok
eserde iyi olanın savaş verdiği kötü güçler vardır. Savaşın sonunda
hikayesi anlatılan karakter kahraman olur ve ödülünü alır. Artık
bütün dünya onun bir kurtarıcı olduğunu biliyordur. Korkak ve
Canavar’da ise böyle bir şey söz konusu bile değil. İkinci kitap -
Merderan’ın Sırrı’nda toplumsal ön yargılar ön planda. Üçüncü
kitabın konusu ise ağırlıklı olarak düşüncede yer alan ön yargılar
ancak dördüncü kitabı söylemem, çünkü o bambaşka; söylemem süprizi
ve heyecanı kaçırabilir.”
Barış Müstecaplıoğlu’na yeniden güzel sohbeti için teşekkür etmek
isterim. Hayallerinizi ve macera ruhunuzu kaybetmeyin...
Berkay “ELvenBow” DEMİRKAN
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle