![]() |
||||
|
|
Hikaye Berkay "ELvenBow" DEMİRKAN Denemeler - 1
Bir Ölünün Tepe üstü ManzarasıBilinmez ne kadar zaman da yakalanır insan bu hastalığa. Kendine acımayı hak etmeyecek kadar az zaman geçti... Fakat aynı dört duvar arasından çıkmak istemememi sağlayacak kadar uzundu sanki...
Galiba hep acılar, hep haksızlıkları hep kötüyü görmüşüm diyeceğim ama çıkış bu kadar basit değil içinde yaşadığımız döngüde. Televizyonda kendi gençliğini yaşlı gözlerle izleyen bir ihtiyar gibi tatlı bir melankolinin içine düştüğüm oluyor bazen. Bazen de hevesi kırılmamış, meraklı, içi umutlarla dolu bir çocuk misali geziniyorum ortalıkta.
Kaç yaşındayım? İçine dalıp da boğulmayacağım bir yaşam var mı? Adalet beklemek yersiz kurallarını bizim koymadığımız bir oyunda özellikle. Yaşanılan güzel şeylerin yeniden yaşanılmasını beklemek gibi... Hep kendime soruyorum; ayakta kalıp savaşmak mı? Vazgeçip gitmek mi?
Fakat iki yolunda çok uzaklarda olduğunu görüyorum. Günler hep yeni bir sevgilinin içini tekrar kıpır kıpır yapacağı günü bekleyecek veya yoluna sonu bembeyaz olan bir seçenek çıkaracakmış gibi gelecek... Babanın seni sırtına alıp merdivenleri çıkarttığı o güzel günleri bekleyeceksin belki. Belki baba olacaksın çocuğunun yerinde olmak isteyen... Ve ne o yaşlı adam gençliğini seyrederken televizyonu kapatıp gidebilecek ne de o çocuk umutlarını yitirecek...
Hep bir önceki güne gülecek, yada ağlayacaksın... Hep bir sonraki günden nefret edip, merak edeceksin...
***
Omuzlarım düşmüş alkolden hissizleşmiş bedenimle ne gibi bir atraksiyon yapabileceğimin hesabını tutuyorum masamda. Fakat bir türlü içimden bir şey yapmak gelmiyordu. Böyle bir isteksizlik krizini aşabilecek güçte olmadım hiçbir zaman. Güçsüz de değildim, işte öylesine bir insandım ve aklımda yaşanabilecek son mutlu anın portresi vardı. Bütün dertlerimi arkamda bırakmış yemyeşil bir vadide yürüyordum, etraftaki herkes beni çıkarları olmadan sevebiliyorlardı ve ben bunu ilk seferde görebiliyordum bende onlar gibiydim. Bir anda altında saklandığım gökyüzü bana karanlık yüzünü gösterdi ve beni oradan kovdu. Sebebini anlıyordum, hayallerimiz de bile egoisttik. Bir insan sadece kendisi için ideal ortamı hayal edebiliyordu, başkaları bizim için önemsizdi ve zaten onları burada harcıyorduk, onlarda bizi harcıyordu. Binlerce yıl birbirimize acı değiş tokuşları yaptık. Cennette bile huzur bulamayacaktık, kolayca baştan çıkabilecek insanlar olarak...
Kim doğruydu peki? Madem dünya bizim için yaratıldı, biz en güçlü varlıklardık.
Kadıköy, bu lanet düşüncelerle kavgamı tamamlayamadan aklıma yerleşiverdi, eski günlerimizin en özgür mekanı. Geçen bir sürü zamanın arasında ufacık bir dilimdi bizim zamanımız, en güzel aşklarımızı yaşadığımız, en umarsız zamanlarımızı yaşadığımız Kadıköy de. Hala içimde garip bir burukluk olur o günleri düşündüğümde. İstanbul denen yerde bir sürü insanın hayatına damgasını vurmuş bir dönemdi bizim dönemimiz. Tabii ki bu zamanda bile sahip çıkarım, sahip çıkabilecek başka neyimiz kaldı ki geçmişe dair. Kaç kişi kayalıkların ortasında kendinden geçmiş bir şekilde şarkı söylemiştir onca engellemeye rağmen. Kaçınız pazar günü sevgilinizle Mendirek’ te amelelerin tacizine uğramıştır sırf giyimimiz değişik diye, üstüne birde bir de polis baskını ve kimlik kontrolü tadından yenmezdi o günler. Kaçınız kafanız dumanlı karşınızda Haydarpaşa garı beraber dans ettiniz. Umarsız etrafı göremediğimiz saf olduğumuz günlerdi ve bir daha buralara hiç uğramadı o günler. Mendirek kapandı, insanlar dağıldı veya gerçek yüzlerini gösterdiler. Geriye yıkıntılar kaldı, bizim yıkıntılarımız tatlı melankolilerimizle beraber birkaç eski özgür arkadaş.
Gökyüzünde at üstündeki meleklerin savaşına şahit oldum yeryüzündeki kadar acımasızca bir savaş değildi. Yaşamaktan da ölmekten de korkuyoruz ve hatalı olan bizler ne yeryüzünde ne gökyüzünde hiçbir zaman huzur bulamayacağız tanrının bizi en büyük ilan ettiği günden beri yerimizi arıyoruz ama ne orası ne burası ateşlerimizi söndürebiliyor. Yaratılmış olmanın verdiği eziklikle tökezleyerek yolumuza devam etmek istesek de zaman ve kader hep karşımızda olacak.
Büyüklüğümüzün bedelini ödüyoruz olsa gerek...
Cemiyet Düşmanı “Kalabalık, Sıkıntı, Durmak bilmeyen koşuşturmaca, Ve koşuşturanlar yok olana ulaşmak için.”
De La Muerte
Bazı anlar vardır işte hiç olmaması gerekirken içinde bir ezilme hissedersin. Buda çoğunlukla yalnızken, kendinle baş başayken olur. Hissettiğin ezilme aslında bir burukluktur. Hani bir koku duyarsın fenalaşırsım miden bulanır bunun gibidir işte. Duyduğun kokuysa bazen çevrenden gelir, çevrendeki insanların birinden, yaşadığın odadan yada koku kendindendir. Anlam veremediğin bir duygudur bu, ve her anlam veremediğin şeyde olduğu gibi hissettiğin duygular ürpertiye dönüşür. İçindeki ezilmede yerini ürpertiye bırakmıştır. Korkun kokundandır, koku da ölümün kokusudur [De La Muerte].
Ernest Hemingway ölümün kokusunu çürümüş kasımpatıların kokusuna benzetir. Ölümde çürümüşlük yok mudur zaten? Ölmeye başlamışsan çürüme sürecine girmişsindir. Ölümün başlangıcı doğumla değil midir? Yaşamın ölüm sürecin değil midir? İşte yaşadıkça çürüyeceksin. Çürüdüğünü de hissetmiyor musun, bu yüzden değil mi içindeki ezilme, bu yüzden değil mi sürekli ürperti duyuşun? Her ne kadar inkar ediyor olsan da işte ölümden korkuyorsun, çünkü yaşamının hiçe gitmesini istemiyorsun. Kendini aldatmıyor musun, yaşam bir hiçten ibaret değil mi ki?
Neden hala boşlukta olduğunu göremiyorsun?.... (Haziran 2001)
***
Yazılar üzerine
Canın sıkılmıştır, her zaman olduğu gibi ve dayanılmaz baş ağrısı... Kendinden uzaklaşmak, kaçmak istersin. Oradadırlar, sürekli bilinç altından çıkmak için zayıf düşmeni beklerler. Yoğunluğu, baskıyı hissettiğinde sen olmamalısın. Sen olmamalısın ki acıdan arınabilesin. Bedeninden çıkar, yeni bir kimlik bulursun yazılarında - Yazılar? Benin kullandığım bir kaçış. -.
Önce bir buçuk fincan (küçük olanlardan değil) su koyarsın ısıtıcıya ve çalıştırırsın. Yine aynı fincana 1 tatlı kaşığı kahve ve istediğin kadar şeker koyarsın - toz şeker olmalı -. Üzerine çıkacak kadar süt eklersin (Tabii kahveni sütlü sevmiyorsan su da kullanabilirsin.) ve karıştırmaya başlarsın. Bir süre sonra köpürmeye başlar, su da kaynamıştır. Yapman gerek parçaları tamamlamaktır tıpkı yaşamındaki küçük parçalar gibi bir bütün olduklarında işe yararlar. Aynı amaç için farklı zamanlarda yaptığın hamlelerden oluşur yaşamında. Yapman gereken, sadece yaşadıklarına bakmak ve uygun parçaları bulup birleştirmektir. Çıkmazından kurtulabilmek için. Kaynayan suyu alıp fincana boşaltırsın, kahven hazırdır. Odana gider ruh haline uygun parçalarla dolu bir kaset seçersin. Müziğin sesi seni rahatlatır, ne kadar bunalımda yada dipte olursan ol. Oradaki sensin, ne hayallerin, ne de korkuların oradadır. Karşındakiler sadece senin hislerindir. Daha sonra çalışma masana yönelir sandalyenin karşısına masanın diğer ucuna üç mum yerleştirirsin. Bir tanede sol tarafına koyarsın (eğer solaksan sağ tarafına...). Mum ışığında oluşabilecek gölgeleri hesaplamalısın. Tıpkı yaşamında, bir hareket yaparken sonucunu görmeye çalışman gibi, hesaplamalısın ki daha sonra geriye dönmeyesin. Her şey zamanında yapılmalı ve bitmeli, bitirebilmeyi öğrenmelisin. Boş bir kağıt ve bir de kalem de koyarsın masaya. Tüm bunlar bittiğinde kahven içilebilir sıcaklığa gelmiştir, fincanı alır masanın karşısına geçersin ve mumları yakarsın masadaki sigaralıktan aldığın çakmakla - tabii çakmakla sadece bir mumu yakarsın, diğerleri için yanan mumu kullanırsın. Elini yakmak istemezsin değil mi? Diğer mumları yakmak içinse yananı kaldırmazsın yerinden yapman gereken yanmayanı kaldırıp fitilini kısa bir süre aleve tutmaktır. Bazı ahşaplardan mum izlerini çıkartmak güçtür. -
Kalemini eline alırsın, kahvenden de bir yudum... Boş boş bakarsın ve içinde bir sıkışma hissedersin, bir şeyler yazman gereklidir. Kendini zorlarsın ama hiçbir şey yoktur düşüncelerinde ve sayfada. O an, kendinden ve hayatından nefret edersin sıkılırsın ve ilk cümleyi yazarsın “Canın sıkılmıştır, her zaman olduğu gibi ve dayanılmaz baş ağrısı... ”
Berkay “ELvenBow” DEMİRKAN
|
|
||
|
Copyright © 2004 Keri Technology.. | Tüm Hakkı Saklıdır. Anasayfa | Mail Kontrol | Mail Ayarları | Reklam | Yayınevleri | İletişim |
||||