-Ve ejder yılanlar sonsuza kadar labirentte tutsak kaldılar diye
bitirdi hikayesini Limbeck Cıvatasıkan.Onların kotulugu ve gercek
ejderlerin iyiligi icerde kısılı kaldı.
Limbeck'in torunu Brutas dedesinin gözlerine merakla bakmaya devam
etti.Daha onbeş devir yaşında olmasına rağmen dedesinin bitmez
tükenmez merak özelliğini almış diğer cücelere göre sıradışı şekilde
akıllıydı.Derince iç geçirdi ve
-Peki sonra ne oldu dedi.Peki sonra ne oldu???
****************************
Ejder yılan sang-drax labirentte zorlukla ilerliyordu. Etrafında
uçan kırmızı ejderhalar olmasaydı belkide çok daha yavaş
ilerleyecekti. Aylardır sürdürdüğü savaş onu yıpratmıştı. Lanet
patrynler ve sartanların tek korktuğu şey ölmek olmaya başlamıştı.
Ölümden korkuyorlardı,ejder-yılanlardan değil. Açlık Sang-Drax'ın
içini burkuyor, hançer gibi içine saplanıyordu. Ölüm korkusu her
normal varlıkta mevcuttu. Ve bu ufak öğün onu doyuramazdı. Birden
çalılıklardan birinden bir hışırtı duydu. Sang-Drax irkildi. Dikkat
çekme olasılığı daha az olduğu için elf görünümünde bir ejderha'nın
sırtında yol alıyordu. Sang-drax ejderhaya zihinsel bir komut
yolladı ve havada daireler çizmesini sağladı. Diğer üç kırmızı
ejderhada ona uyup benzer daireler çizmeye başladılar. Çalılar
birkez daha kıpırdadı ve
yaşlı bir adam küfrederek dışarı çıktı.
-Seni lanet olası ejder. Tüm savaşlara kendin gidiyor beni hep
geride bırakıyorsun. Benimde biraz eğlenmeye hakkım var. Ben
Kraliçenin gizli servisindeyken...
Yaşlı adam aniden Ejderhaları farketti ve sustu. Kafasını kaldırıp
onlara baktı. Sang-Drax gülümsedi. Belki sonunda biraz karnını
doyurabilecekti. Yüksekten yaşlı adamın sözlerini duyamıyordu ve
onun kim olduğunu göremiyordu-büyük hata- tek düşünceyle yaşlı
adamın karşısında ejder-yılan formunda belirdi ve önünde yükseldi.
Yaşlı adam kafasını kaldırıp baktı ve
güldü...
Toprak zangırdadı ve içinden toprağı hunharca yararak yeşil devasa
bir beden fırladı. Ve Sang-Drax'ın üzerine atladı. Sang-drax tuzağı
farkederek yaşlı adama "Zifnab" diye tısladı. Ve ona binlerce
korkunç ölüm vadetti. Yaşlı adama kıpırdamadı ve gülümsemeye devam
etti. Sang-drax acıyla uludu ve diğer ejderlere telepatik bir emir
göndererek onlarıda savaşa kattı.Fakat kırmızı ejderhalar havada
süzülürken çalılıklar bir anda patladı ve havaya yeşil gövdeli,altın
rengi kanatlı bir ejderha fırladı. Ejderha normal ejderhalara göre
çok büyüktü. Fakat sayı fazlalığına güvenen kırmızılar saldırıya
geçtiler.Altın kanatlı ejderha bir anlığına çığlık attı ve tüm
gücüyle kırmızıların arasına daldı.
Ve o an inanılmaz birşey oldu.
Ejderhanın derisinde patryn rünleri yanıyordu. Rünler tıpka
patrynlerde olduğu gibi darbelerden bedeni koruyordu.
Fakat kırmızı ejderhaları koruyan birşey yoktu. Pençeler derilerini
yardı ve kanları yere yağmur gibi yağdı. Altın ejderha aşağıda
Zifnab'ın söylendiğini duyabiliyordu.
Ejderhayı gören biri onun gülümsediğini düşünebilirdi. Kısa sürede
üç ejderhada alt edildi.Fakat altın ejderha uzaktan kendisine
yaklaşan onlarca kırmızı ejderhayı ve altlarında yol alan
kaodinlerle kaplan adamları görebiliyordu. Havada durdu ve gözlerini
kapadı. Kendisiyle birşey tartışıyormuşçasına duraksadı. Sonra
aniden gözlerini açtı ve çığlık attı.
Bu sefer ejderhayı gören biri onun kahkaha attığını sanardı.
Altın ejderha hızla kırmızılara doğru uçmaya başladı. Onların sayı
üstünlüğüne rağmen hiç korku hissetmiyor,ölümü olabilecek orduya
neşeyle uçuyordu.
Labirent korktu...
Labirent korkuya alışıktı. Kendisinden korkulmasına,acı çektirmeye.
Labirent üzerine gülümseyerek yürüyen kurbanlardan korkuyordu.
Altın kanatlı ejderha yararcasına kırmızıların safları arasına
daldı. Bedeninde parlayan rünlerin ışığı zayıflasada onu koruyordu
ve her darbesiyle bir kırmızı yere düşüyordu. Aşağıdan kaodinler ve
kurtadamlar bedenini mızrak ve taşpençe* yağmuruna tutuyor fakat
çoğu ona ulaşamadan gerisingeri düşüyordu ulaşanlar ise rünlerce
durduruluyordu.
Ve aniden altın ejderha zaman durmuş gibi hissetti. Sanki havada
uçmuyor çok daha yoğun bir maddenin içinde yüzüyordu. Kendisine
doğru gelen kırmızılar saatlerce uçsalarda ona ulaşamazmış gibiydi.
Ve aniden nedenini anladı.
Aşağıda yer delicesine gürledi ve kaodin-kaplan adam saflarının
onlarca yerinde geniş yarıklar açıldı. Birkaç yaratık yarıklardan
içeri düştü.
Ve yarıklardan dışarı ejderhalar fırladı. Pyran'ın iyi ejderhaları
tüm güçleriyle kırmızıların saflarına daldılar ve onları hallaç
pamuğu gibi dağıttılar. Ve ardından yeşil ejderha bir savaş narası
duydu ve kafasını eğip yere baktı. Yanyana koşan Reis Vasu ile
Balthazar'ı gördü. Arkalarından ise devasa bir sartan-patryn taburu
geliyordu. Sartanlar koşarken şarkı söylüyor ve havaya zarifçe
rünler çiziyorlardı. Patrynlerde bariton sesleriyle şakıya katılıyor
onlarda sartan rünlerindeki boşlukları kendi rünleriyle
dolduruyordu. Sonuç kaodinler için bir yıkım dalgası şeklinde
üzerlerine geliyordu. Binlerce rün orada burada saflara çarpıyor
onları inanılmaz bir güçle yokediyordu. Her patryn'in arkasında bir
sartan vardı. Patrynler kılıçlarını çekip saflara daldığında
sartanlarda onları büyüleriyle sarıp sarmalıyor ve bedenlerindeki
rün büyüsünün gücünü kat be kat arttırıyorlardı. Patrynlerin
bedenindeki rünleri kırmaya alışkın olan kaodinler bu sefer hiçbir
açık nokta bulamıyor ve böceksi yüzlerinde bir şaşkınlık ifadesiyle
ölüp toprağa karışıyorlardı. Bir yerlerde düşen bir patryn'in önüne
dikilen bir sartan onu kendi büyüsüyle korumaya çalışıyordu. Başka
bir tarafta ise bir patryn bir sartana arkadan saldıran bir kaodini
mızrağının tek darbesiyle öldürüyordu.
Savaş kısa ve acımasız oldu. Tek bir patryn,sartan veya ejderha
ölmeden tüm düşmanların cesetleri ovaya serilmişti.
Yeşil ejderha azamatle indi ve kafasını çevirip onlara baktı. Bir an
için büyülü bir ışık patlaması oldu ve ışığın içinden birbirinin
omuzlarına kollarını atmış iki kişi çıktı. Kel,zayıf fakat içten
gelen bir güç ışığıyla parlayan bir sartan ve kaslı bedenine rağmen
yanındaki sartan gibi narin adımlarla yürüyen bir patryn. Sartan ve
Patrynler adamlara tezahurat ettiler. Ve onları selamladılar...
Adamlar birbirine baktı ve gülümsedi.
Düşmanlıkların bittiği noktada zafer sağ çıkmıştı. Tüm umutların
bittiği noktada bir adam ve köpeği onlara yol göstermişti.
Yanlarında biten kel ve sakar bir adamsa onları bu yolda yürütmüştü.
Aslında düşman olmak için değil birlikte olmak için yaratılmışlardı.
Tüm varoluşları birbirini tamamlıyor ve o zaman tanrı olmaya
yaklaşıyorlardı..
Fakat tanrı değillerdi. Ama tanrıların sorumluluğunu usanmadan
üzerlerine almış ve yerine getiriyorlardı.
Labirentte yeni bir gün doğdu ve battı...
Zaferle...
*pençeye benzeyen 5 tırnaklı kaplan adamlar tarafından kullanılan
bir silah. Bir sapan tarafından kullanılır.Rünlerdeki boşluklara
girme yada onları eğerek dengeyi bozma özelliğine sahip olduğu için
kaplan adamların favori silahıdır.
Dağhan "DrunkDevil" KABAN
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle