Alfred
Montbank ejder gemisinin üzerinden son bir kez Abarrach'ın
fokurdayan lavlarına baktı. Sonra gözleri yavaşça ve istemeyerek
Jonathan'a kaydı.Jonathan aşkı uğruna lazar'a-korkunç
yaşam taklitlerinden birine- dönüştürdüğü karısına
kendisini öldürmesi için haykırıyordu.Jera'nın elleri bir an
için kocasına,aşkına sarılacakmış gibi
uzandı.Fakat eller aniden jonathan'ın boğazına
yapıştı ve nefessiz bırakıncaya kadarda
kavrayışını gevşetmedi.
Alfredin son gördüğü ölüler ordusunun jonathanın üzerine
kapandığı ve aradan sızan rün büyüsünün
ışığıydı.Jera jonathan'ı bir lazara
çeviriyordu.Alfred'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
-Keşke bende anlayabilseydim!!
Bir anlık acı.Aşkın boğucu dokunuşu ve tüm dünyaya
tepeden bakmak.Görülmek ve affedilmek.Taki...
Taki görünmeyen bir ip seni geri çekinceye kadar.Pyran'daki elflerin
oyuncakları kadar bulanık renklerde dönen bir dünya ve acı
Sonsuza dek acı...
Jonathan bir daha kapatmamak üzere gözlerini açtı.İçinden yükselen
çığlığı dışa vurmamak için kendini zor
tutuyordu.Bunu kendi seçmişti.Sonsuza kadar işkence çekmek için
seçilmişti.
Prens Edmund soğuk bedeniyle Jonathan'ın karşısına
dikildi.Gözleri ona adeta" ya şimdi ya hiç" diyordu.Jonathan'ın
işkence çekmiş ruhuyla bedenini bir an için bir araya getirdi ve
içindeki iyilik kırıntısına sıkıca
sarındı.Büyü artık atmayan kalbinden fırlayıp kendini
dışarı attı.Jonathan daha önce hiç duymadığı
bir rün düzenini söylemeye başladı.Ölü eller ve ayaklar zarifçe
dansettiler.Ve büyü biterken Jonathan'ın Prens Edmund'un gerçek
ismini
"fedekar" anlamına gelen sartanca ismini haykırırken prens
Edmund'un bedeni yerle bir oldu.Ruhu kendini bedenden kopardı ve bir
an
için eski Edmund'un görüntüsüne büründü.Vakur,asil ve güçlü.Sonra
kayboldu.Sessizlik.En büyük gürültüden daha yıpratıcı bir
ses.Kleitus jonathan'ın gözlerine baktı.Orada tüm lazarların
gözlerinde gördüğü gibi nefret ölüm ve kaos görmeyi bekliyordu.Fakat
tek
gördüğü pişmanlık ve anlayıştı.Kleitus'un çok
önce kalbinden sildiği duygulardı.Ona bir mızrak gibi çarpan ve
ruhunu deşen duygular.Jonathan kollarını iki yana açtı ve
sessizlik dolu ateş denizine bir haykırış gibi patlayan
fısıltısıyla konuştu.
-Öteye göndermek yok.Ötede huzur var.acı pişmanlık ve hüzün
yok.Sadece huzur.Ruhlarınızı serbest bırakmama izin verin.
Ölülerin saflarında bir dalgalanma oldu.Bir kısmı Jonathan'a
inanmaya meyilliydi ama lazarlar safları tekrar düzenlediler ve tek
bir
emir verdiler.
-YOKEDİN ONU
Jonathan hafifçe gülümsedi.Donmuş ve dehşet içindeki surat
ifadesinin
izin verdiğince gülümsedi.Kılıçlar ölü vücüduna saplandı
mızraklar olmayan kalbini parçaladı.Jonathan karşılık
vermedi kendini savunmadı.Sonunda ölü askerler geri çekildi ve lazar
safları ilerledi.Jonathan içini çekti.Sırası gelmişti.
Lazarlar cok kalabalıktı ve tum guclerını
kullandılar.fakat buyulerının amacı yoketmek oldurmek ve
yıkmaktı.Cok uzun suredır suregelen ve dalgayı buken
seyler.Dalga kendini duzeltmeye calıstı ve dalganın gucu
jonathanın içinde kabardı.
Elinin tek bir hareketiyle onlarca lazarı geriye fırlatıyor.Bir
diğer hareketiyle ölü bedenleri parçalıyordu.sonunda lazarlar geri
çekildi.Kleiutus ve Jeranın önderliğinde Eski kraliyet şatosuna
sığındılar.Jonathan kıpırdamadı.Ama eğer
yaşasaydı bir bebek gibi ağlardı.
O gün onlarca ölü huzur bahşetmesi için jonathan'a geldi.ve jonathan
kabul
etti.Hep umdu Jena'nında ona gelmesini ama Jena biryerlerde ona diş
biliyordu.
Ve Jonathan bir dahaki savaş için en güçlü silahını
kuşandı.
UMUT
Zifnab'ın geçmişi
Bazı anılar vardır en derinlere itmeye çalışsanda su
yüzüne çıkarlar.Gün gelir kavrayamazsın ama orada
olduklarını bilirsin.Nefret etmek sevmekten kolay derim hep
sınırlı aklımla ama kimseye anlatamam eses gücün
kaynağını.
Zifnab,gerçek adının ne olduğunu ejderinden başka kim
bilebilirki?Gelmiş geçmiş en güçlü ve ne yazıkki en deli Sartan.
-Tek bir çare kaldı kardeşlerim.Ezeli düşmanlarımız
patrynleri yenmenin tek bir yolu kaldı.
Konsey üyeleri ses çıkarmadan Samah'ı dinlediler.İçlerinde bir
yerlerde birşeylerin yanlış olduğunu farketselerde ses
çıkarmadan dinlemeye devam ettiler.Aralarından sadece biri
karşı çıkacak cesareti buldu.
-Peki ya menschler diye haykırdı biri.Tüm gözler bunu söyleyen
sartan'a çevrildi.Uzun boylu,ırkına göre
şaşırtıcı derece beyaz saçlı bir sartandı
konseyin huzurunu bozan.Samah ellerini masaya koydu.Dış görünüşü
sakin olsada seğiren parmakları sinirini açığa vuruyordu.
-Daha iyisini yaratacağız kardeşim.Kalanlar için daha iyi
dünyalar yaratacağız.Bu sadece telafi edilebilir bir kayıp
olacak.
Diğer sartan tatmin olmamıştı.Eliyle kısa bir kesme
hareketi yaptı.
-Onları yoketmeye hakkımız varmı Samah?Onların üzerinde
herhangi bir hakkımız varmı?
-Onlar bizim kullarımız diye kükredi Samah.
Diğer sartan hafifçe gülümsedi.Fakat yakından bakan biri olsaydı
gözlerindeki hüzünü görebilirdi.
-İşte burada ayrılıyoruz Samah.Onlar bizim kulumuz
değil bizden önce vardılar,bizden sonrada olacaklar.
Sartan başını eğip ellerine baktı.Dünyaları
koparacak,yaşayanları katledecek güce sahip ellerine.Fakat aynı
zamanda masumları koruyabilecek,herşeyi güzelleştirebilecek güce
sahip ellerine.
Ne büyük bir ikilem!
Kafasını kaldırıp Samah'a baktı.
-Beni iyi dinle samah.Yaptığın şey yıkımdan
başka birşey getirmeyecek.Ve bu noktada size engel
olamıyorsam,sadece gidebilirim.
Alışılmadık şekilde Sartan tek bir rün bile söylemeden
ortadan kayboldu.Konsey üyelerinin hepsinden haretlerini belirten
sesler
çıktı.Sadece Samah soğukkanlılığını
korudu ve oğlu Ramu'ya ufak bir el hareketi yaptı.Ramu yanında
iki Sartanla beraber konsey odasından çıktı.
*****
-Tek bir damla okyanusta bir dalga yaratır dostlarım.Bizler
sartanlarız dünyanın en güçlü canlılarıyız.Dünyayı
yoketme ve yaratma gücü ellerimizde.Bütün gücünüzü kullanın
kardeşlerim.Daha iyisi için!Daha güzeli için!
Tüm sartanlar içlerindeki büyüyü çektiler ve akıllarında tek bir
olasılık canlandırdılar.Bir değil dört dünya
olduğu olasılığını.Salıverdiler ve
yakaladılar(!).Hepsinin gücü Samah'ın içinde kabardı.Tüm sesler
tek bir kreşando halini aldı.Büyü dünyanın kalbinde attı ve
bir fırtına gibi esti.Fırtına bulutları
toplandı.Yıldırımlar yeryüzünü dövdü.Menschler
çığlıklar atarak kaçıştılar.Ve hepsinin
ortasında tek bir siluet dikildi.Binlerce ırkdaşının
gücüne karşı kendi şarkısını
söyledi.Yıldırımlar bedenini dövdü.Sarsıntılar onu
dizlerinin üzerine çökerttiler.Fakat o şarkısını
söyledi.Rünler yakınındaki her menschi yakaladı ve felaketten
uzağa fırlattı.Haykıran çığlığı
gökgürültülerini yardı.Dünyanın tek olduğu
olasılığına tutunmaya çalıştı ama
olasılık gitgide zayıfladı.Ve ardından tüm seslerden
daha berbat bir ses kulaklarını doldurdu.Yerküre çatırdadı
ve yarıldı.Binlerce mensch yarıklardan aşağı
yuvarlandı.Sartan hiçbirşey
yapamadı.Haykırışları hiçbiryere
ulaşmadı.Gözlerinden yaşlar boşandı.Sadece bir
olasılık istedi.Onları kurtarmak için bir
olasılık.Gözlerini açtı ve gördü.Nedenleri ve sonuçları
gördü.Birşey yapamayacağını gördü.
Ağlamaktan başka...
****
Siyahlar içinde bir centilmen yavaşça yerdeki yırtık
pırtık giysiler içindeki adama yaklaştı.Centilmenin
gözlerinde bir damla yaş belirdi.Eliyle yüzünü çabucak sildi ve
elini
yerdeki adama uzattı.Perişan haldeki adam hareketi farketti ve
kaçmaya
çalıştı.Ama perişan haldeki bedeni kaçmasına izin
vermedi.
Centilmen alçak sesle konuştu.
-Sakin ol!Herşey bitti ben düşman değilim.Sen kimsin?
Adam kendini zorlayarak doğruldu.
-Ben kimmiyim?ben hmmm...biliyormusun bu çok zor bir soru?aslında
ben çok
güçlüyümdür biliyormusun.Yani önce orada bir adam vardı adı hmmm
şeyyy...
Centilmen gülümsedi ve adamı ayağa kaldırıp koluna girdi.Ve
baraber yürümeye başladılar.Duyulan son ses Yaşlı
adam'ın cırtlak sesi oldu.
-Zifnabmı?Hangi sersem kendine Zifnab adını koyarki.Bence en
iyisi James Bond'du!Yada dorothy sen ne dersin dostum...
****
Ve dünyanın yıkıntılarından dört tane dünya
yaratıldı.Her biri bir diğerine bağlandı.
Ve Zifnab doğdu gelmiş geçmiş en güçlü ve en deli
büyücü.Dalgayı gerçekten tek anlayabilen ve hükmedebilen kişi.
Delilerinde kahraman olabileceğini gösterdin bana Zifnab.Yada
aslında
bizim deli olabileceğimizi.Seni her andığımda bir damla
gözyaşı süzülüyor gözlerimden.
Alfred Montbank
Koparılış Kronolijisi
Yedi
Otlak Savaşı Hikayesi
Su.Arianusta su herşeydir.İnsanlar su için yaşarlar ölürler ve
öldürürler.Para su'dur.Ve suya hükmeden ona ihtiyac duyanlarada
hükmeder.
Suyun iki kaynagı vardır.Birincisi bitmeyen sütun(ki artık bitmek
üzeredir) ikincisi yıksı-diksidir.Yıksı-diksiyi cüceler
kontrol eder ve elflere itaat ederler.İnsanlar ise bir yudum su icin
ölmektedir.
Su taşıyan ejder gemileri sürekli insan korsanlar tarafından
taciz edilmekte,soyulmaktadır.Elfler sonunda insan ırkını
arianustan kazıma kararı alırlar ve bütün tribus ordusu ve
paxaria ordusu toplanıp insanlara karşı sefere çıkar.
Savaş!Savaş asla değişmez.Ne için kimin için olursa olsun.
-Ejder birlikleri yerinizi alın diye gürledi Kral Stephen.Sonra
kendi
kendine fısıldadı"Geliyorlar"
Kral Stephen savaşı sevmezdi.Sürekli zırhıyla
dolaşmaktan baronlarının deyimiyle "çelikle yaşamaktan"
nefret ediyordu.Tek hayali hiçbir erkek yada kadının savaş
giysileri giymeyeceği bir dünyaydı.Fakat öncelikli amacı
halkını hayatta tutmaktı.
-Köpekler gibi kıvranarak ölün mesajını yollamıstı
Ree'shan Stephan'a.
Stephen savaşmak istememişti.Ticaretten yanaydı.Ama badem gözlü
köpekler ona başka şans bırakmadılar.
Kral'ın büyücüsü Trian diğer üçüncü kademeden büyücülerle savaş
konumunu almıştı.
Aniden ejder gemileri yıldırım hızıyla
saldırıya geçtiler.Alevli ve büyülü oklar ve ateş büyüleri
yağmur gibi yağmaya başladı.
Kanatlı ölüm ejder gemilerine tutundu.Dev savaş filoları gemilere
akın ettiler.Gerçek ejder pullarından ve derisinden yapılan
gemilerin kokusunu alan ejderhalar çılgıncasına
saldırıya geçtiler.Kendilerini etki altına alan büyüden
kurtuldular.Fakat sorumlunun elfler olduğunun anlayacak kadar
zekiydiler.İnsanlara itaat ettiler.Çeliğin çeliğe
çarpışının sesi etrafta yankılandı.Elflerin yada
insanların çığlıkları yankılandı.Ölüm
kişinin gözünün şekline bakmazdı.Ne kadar asil olursan ol ölüm
gelir.İnsan askerler inandıkları şey uğruna
savaştılar.Elfler ise imparatorlarının kibiri yüzünden.Ölen
insanların yüzlerinde bir gülümseme vardı.Faydalı
olduklarını biliyorlardı.Üzerlerinden bir başkası
aşacak ve düşmana darbeyi vuracaktı.İnsanlar gururla
savaştılar,haklı olduklarına inanarak savaştılar
fakat elf ordusu muazzamdı,acımasızdı.Stephen son ana kadar
savaşın içinde yer aldı.Elf kralı gibi geride bir yerlerde
şarap içerek izlemedi savaşı.Fakat savaşı
kazanamıyacağını anladı.Halkının boş
yere katledilmesine seyirci kalamadı.Ona bir kılıç gibi acı
versede sancakcısına ve Trian'a işaret etti.Sancak indi ve Trian
gökyüzüne beyaz bir ışık huzmesi yolladı.Toplan
boruları çalmaya başladı.Ve insanlar büyük kayıplar vererek
geri çekildiler.Elfler kendilerine güvenle insanların üzerine
yürüdü.Fakat
aniden bir ses Yedi Otlak'ı doldurdu.Duru,sakin bir kadın
sesi.Hüzünlü bir ses,bir şarkı,bir ağıt.Kuzguni
Tarlakuşunun sesi.
Önce tekti herşey kadim zamanlarda
Elfler insanlar ve cüceler
Önce tekti herşey kadim zamanlarda
su,hava ve ateş
Duyun sesimi ve diz çökün
Tanrılarınızın önünde dua edin
Yozlaşmanın sesi fısıldar iradesiz beyinlere
duyun sesimi ve inanın alemlere
elfler saskınca insan kadının izliyorlardı.Ne
yapacaklarını bilemiyor yüreklerinde kıpırdanan acıya
karsı koyamıyorlardı.Kuzguni tarla kusunun sesi tekrar yükseldi
"ast tasarak uth em aliane ukaramus benaturan faklianı faduast
keramı
teresoyan ratenis karemu SESIMI DUY VE ICINI GOR.SESIMI DUY VE ITAAT
ET.SESIMI
DUY VE KOTULUGU KOV.SESIMI DUY VE KENDIN OL.SESIMI DUY VE KALBINI
GOR"
Prens Ree'shan kadına boş boş bakmaktan başka birşey
yapamadı.Koca elf ordusu donup kalmış karşılarında
inanılmaz bir azametle dikilen kadına bakabiliyordu sadece.Aniden
Prens Ree'shan kendini yere attı.
-Tanrım biz ne yaptık.Bize ne oldu böyle.
Ree'shan bir çocuk gibi büzüldü ve ağlamaya basladı.Elf ordusu
silahlarını fırlatmış insanlara doğru
koşuyorlardı.İnsanlar ne yapacaklarını
şaşırmışlardı.Stephen herhangi bir emir
vermedi.Elf ordusu insan ordusuyla birleşti ve neredeyse insanların
ayaklarına kapandılar.Orda yada burda içleri parçalayan bir
yakarı duyuluyor.Hepsinin ağzından aynı sözcükler
dökülüyordu.
-Tanrım biz ne yaptık.Bizi affedin.
Yüzlerce yıldır biriken kin,öfke ve nefret çıkacak bir delik
bulmuş gözyaşlarıyla kendini dışarı atıyor
maelstrom'un sonsuz bosluğuna karışıyordu.Orda burda bir
insan bir elf askerine sarılmış teselli etmeye
çalışıyor.Bir diğeri ayaklarına kapanan elfleri görünce
delicesine kahkaha atıyordu.
Kin ve nefret!Nereye kadar?
Sadece kendi içine bakana kadar.
Teşekkürler dostum Haplo.Herşey için.Teşekkürler
Alfred Mon....
Coren
Yedi Otlak Savaşı Kronolojisi
Zifnab&Xar
Önünde yıldız kentinin surları arkasında titanlar
vardı.Patrynlerin lordu Xar için seçim yapmak kolaydı.Özellikle
düşmanları tarafından
yaratılan lanet titanları öldüremediği düşünülürse.Elf
görünümündeki ejder yılan Sang-Drax etrafında dolanıyor ve
Xar'ı şehre kaçmaları için uyarıyordu.Xar tüm öfkesine
rağmen bu önerinin akla yatar olduğunu biliyor ve rün büyüsüyle
hızlanmış şekilde şehrin surlarına koşuyordu.
..........................................................................................
-Ah işte geliyorlar.O arkalarındaki şeylerde ne?Baya büyük
görünüyorlar.Biliyormusun bir zamanlar bir dev tanımıştım..
Yerin altından gümbürdeyen bir ses Zifnab'ın sözünü kesti.
-Efendim,şu an buna vaktimiz olduğunu sanmıyorum.
-Ah lanet olsun ejder sana kalsa ordan oraya gitmekten ve dünyayı
kurtarmaktan başka birşey yapmayacağız.Üstelik saat 3'te
winchester
kontuna çaya davetliyim.
-Efendim!!
-Tamam,tamam sustum neydi hah tamam patrynler...
***
Xar dört mensch'in yardımıyla şehir'e girdi.Þehre kendi
gücüyle girememek zaten titanlarla olan savaşından dolayı
kızmış lordu iyice kızdırmıştı.Ve birden
karşısında o lanet yaşlı adamı gördü.Lord'un
dudaklarının arasından bir tıslama çıktı.
-Sen!!
Ejder-yılan elf yada herneyse sang-drax birden lordun yanında
belirdi.Ve Xar'a yaltaklanmaya başladı.
-Lordum burada kötü birşeyler var hissediyorum.Burdan gitmeliyiz.
Xar elinin tek hareketiyle Sang-draxı susturdu.Fakat
ejder-yılanın yüzüne bakıyor olsaydı yüzündeki tehlikeli
ifadeyi görebilirdi.
Lordun konuşmasını duyan yaşlı adam etrafına
bakındı.
-Kim?Kimden bahsediyorsun sen?
Xar sinirden seğiren ellerini yumruk yaptı.
-Senden!Seni arianusta öldürmüştüm Zifnab!
Yaşlı adamın yüzünü bir gülümseme kapladı.
-Ah zifnabmı?Çok memnun oldum bayım bende...neydi benim adım hah
Bond,James Bond
-Saçmalamayı kes büyücü.Burada ne işin var?
Zifnab şaşırmış görünüyordu.
-Büyücümü?Benmi?Ah evet doğru ben bir büyücüyüm değilmi?Sana
ateştopu büyümü göstermemi istermisin?
-Kapa çeneni Sartan
Ama yaşlı adam Xar'a kulak asmadı.
-Biliyormusun bir zamanlar genç bir büyücüyle
tanışmıştım.Adı neydi Gandalfmı?Hmm
hayır o sızlanıp duran bir moruktu.Zaten en son gördüğümde
bir yerlerden aşağı düşüyordu.Hah hatırladım
Raistlin.Aslında sıska hastalıklı bir çocuktu.gözleride bir
garipti hani.
Xar yaşlı adama vurmamak için kendini zor tutuyordu.
-Haplo nerede Zifnab?
-Haplomu?Hah şu genç adam.Derisinde senin gibi çirkin dövmeler olan.
-Evet o?Nerede?
-Bilmiyorum nerede?Ejder-yılan'a sor belki o biliyordur.
Sang-drax'ın tek kırmızı gözü kısıldı.Ve eli
kılıcının üzerine kapandı.
-Lordum!o bir sartan değil artık!Onlardan biri olmuş.Onu yokedin
Ama Xar bu yaşlı kaçığı öldürmeye niyetli
değildi-henüz-
-Onun bir ejder-yılan olduğunu nereden bildin?
Zifnab gene aptal bir ifade takındı.
-Ejdermi?Ne ejderi?Senindemi ejderin var?Benimde bir ejderim vardı
ama.Dur
ya buralarda bir yerlerde olmalı.Hey ejder nerdesin.Gel ejder ejder
ejder.
Yıldız kentinin boş sokakları gene boş ve sessiz
kaldı.Zifnab hayalkırıklığına
uğradığını belli edercesine omuzlarını
silkti.
-Zaten ihtiyacın olduğu zaman onu bulamazsın.Siğer
büyücülerin ejderlerine baksana.Mesela smaug.Herifçioğlu bir kere
çok
zengindi.Üstelik parasını küçük adamlarla paylaşıyordu.Hey
dur bir dakika paylaşmıyordu.Zorla alıyorlardı.Herneyse bu
başka bir hikaye.Ya khirsah,fireflash.Hepsi iyi ejderlerdi.
Yerin altından bir ses gürledi.
-Benim onlar kadar iyi olmadığımımı ima ediyorsun
moruk?
Yer sarsıldı ve gürleyerek yarıldı.Kanatsız dev bir
yeşil beden üzerinden toprak parçaları fırlatarak yerin
altından ortaya çıktı.Zifnab kafasını
kaldırıp ejdere baktı ve gülümsedi.
-Ah!işte bu benimki!
Sang-drax lordun arkasına saklandı.
-Lordum öldürün onu!Yokedin!Büyünüzü kullanın.
Ejderin gözleri kısıldı ve tehlikeli bir ifade aldı.
-Bu bizim kavgamız kuzen.Yabancıları
karıştırmamalıyız.Değilmi?
Bu sözlerin ardından ejder aniden Sang-drax'ın üstüne
dalışa geçti.Xar etrafında olan bütün bu curcunayı
umursamadı.Yaşlı adama odaklanmıştı.Havada bir rün
çizdi ve rün yıldırım hızıyla
çoğaldı.Ardındanda Zifnab'a doğru hareketlendi.Büyünün
yaşlı adamın etini yakıp tüketmesi geriye sadece küllerini
bırakması gerekiyordu.Fakat rünler aniden soldu ve yaşlı
adama varamadan havada yokoldular.Yaşlı adam savunmak için bir rün
çizmemiş,söz söylememişti ama büyüyü egale etmişti.Aslında
bunun farkına kendiside farkına varmış gibi gözükmüyordu
çünkü hayran hayran havada yavaşça sönen parlak rünlere
bakıyordu.Lordun arkasında ise yeri göğü inleten bir savaş
devam ediyordu.Sang-drax ile ejder dövüşüyordu.Zifnab lordun
gözlerine
baktı.Aptal bakışları ciddi bir hal almıştı.
-Doğruyu biliyorsun Xar.Yedinci kapıdan
uzaklaştığını.İhanet edenin Haplo
olmadığını.
-Haplo bir hain.
-Hayır aslına bakarsan patrynlerin en sadığı o.Hatta
sonunda seni kurtaracak olanda o.
Xar Zifnabın derinliklerine baktı.
-Kimsin sen?
Xar o an gördü.Zifnabın gözlerindeki deliliğin
parıltısını.İşkence çekmeyi yüzyıllar önce
kabul etmiş bir ruhu gördü.Hiçkimsenin göremediği yerlerde
yaşayan zihni hissetti.Bir an Zifnab'ın derisinin altına girdi
ve labirentten korkmamış yarı-tanrı Xar bu işkence
çekmiş ruhtan korktu.Ve ardından tüm gerçekliği kapayan
pırıltısı gözleri tekrar kapladı.
Delilik.Bir ödül?...Bir ceza?
-Ah tanışmadıkmı?Çok üzgünüm.Ben bond...James Bond
***Zifnab'ın anısa.Delilerde kahraman olabilir.
Dağhan "DrunkDevil" KABAN
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle