Kadim
ormanın içinde yol alan grup sessizce ilerliyordu. Yola
çıktıklarından beri grup üyelerinin hiçbiri bu sessizliği bozmaya
cesaret edememişti. Dışarıdan bakıldığında grubun ne için yollarda
olduğunu tahmin etmek imkansızdı. Herkesin üzerinde kadim büyü ve
yetenekle örülmüş elf pelerinleri vardı. Pelerinler sahiplerinin
zırh ve silahlarını tamamen kapatıyor ve meraklı gözlerin pelerinin
altında gizlenmiş olanları görmelerini engelliyordu. Kadim ormanın
sakinleri olan yaratıkların, ki bunlar ormanın yaşayan, gerektiğinde
hareket edebilen kadim ağaçlarıydı, ormana gelen her yabancıyı şüphe
ve gizlikle izler ve gerekirse saygısızlıklarının cevabını çok sert
bir şekilde verirlerdi. Onlar bile ormana üç gün önce gelmiş olan bu
grubu izliyor ve amaçlarını anlamaya çalışıyorlardı ama yolcuların
sessizliği onlara hiçbir ipucu vermiyordu. Şu ana dek bildikleri
tek şey grubun liderinin bir büyücü, hem de güçlü bir büyücü olduğu
idi. Bunu büyücünün saklama gereği duymadığı asasından anlamışlardı
gerçi asasını pelerinin altına gizlese bile güçlü büyücünün
kimliğini gizlemesi imkansızdı. Büyücün etrafına yaydığı güç ve
sihri görmemeleri olacak iş değildi. Ağaçlar sırf bu yüzden bile
grubun amacının ne olduğu konusunda yeterince meraklanmışlardı.
Merak onların söylenebilinecek en son özellikleriydi. Yüzyıllar önce
dünyada yaşayan ırklar ile olan ilişkilerini kesmişler yalnız kadim
anlaşmaları gereği gönülsüzce olsa da diğer ırklarla bir araya
geliyorlardı. Zaten bu anlaşmalara muhattap kişi sayısı da dünyada
yok denilecek kadar azalmışlardı. Tamamen içlerine, ormanlarına,
evlerine çekilmişlerdi. En kadim ve bilgeleri bile, ormanın efendisi
Bulluath bile böylesi güçlü bir büyücüyü ve arkadaşlarının ne için
ormanlarına girdiğini merak etmeye başlamıştı. Bir karar vermeye
çalışıyordu. Sessizce ormandan çıkmalarını bekleyebilir ya da
karşılarına çıkıp bu grubun hikayesini dinleyebilirdi. Danışmanları
ikiye bölünmüşlerdi. Kimisi yapılan kurulda grubun derhal ormandan
çıkarılmasını önermişlerdi ki bunlar nispeten genç ağaçlardı. Ama
daha yaşlı ve tecrübeli olanlar bu büyücünün kim olduğunu ve niçin
burada olduğunu öğrenmek istiyorlardı. Tabi bu tartışmaların
ağaçların kadim dillerinde yapılmıştı ve bu gerçekten çok zaman
alıyordu. Bulluath bu kadar zamanları olduğunu düşünmüyordu. Irkından
beklenmeyecek kadar aceleciydi.
Ormanda kurul devam ettiği sırada büyücü etrafıyla hiç ilgilenmiyor
gibiydi. Sadece dikkatlice bastığı yere bakıyordu. Sanki düşmemek
için çaba sarfediyordu ama hareketleri sağlıklı olduğunu söylüyordu
izleyen gözlere. Ama bunun tam tersine büyücü Tublion düşüncelere
dalmıştı. Aklında üç hafta önce onu uzun uykusundan uyandıran şeyden
başka bişey yoktu o sıralar ormandaki bir titreşim ona Bullath"ın
sonunda kararını verdiğini açıklıyordu. Tabi hala ormanın efendisi
Bulluath ise, o ağaç kralı görmüyeli çok uzun zaman olmuştu onunla
sohbet etmeyi özlediğini kendine itiraf etmek zorunda kaldı. Ama
grubun diğer üyelerinin buna ne kadar hazır olduğunu kestiremiyordu.
İki hafta önce Birleşik Krallığın başkentine gelmiş ve kralla kısa
bir süre görüştükten sonra krallığın en seçme ve güçlü grubunu
toplamış ve yola koyulmuştu. Grup sadece üç insan, bir elften
oluşuyodu. İçlerinde en genç olan sadece on yedi yaşındaki büyücü
Aertwar idi. Burada ne işi olduğunu bir türlü anlıyamıyordu ama
bunun üç hafta önce gördüğü rüya ile ilgili olduğunu hissediyordu. O
gece aklına gelince üzerine bir huzursuzluk çöktü. Rüyasında tüm
krallğın şehirlerini ateşler içinde görmüştü. Daha krallığın
başkenti Voigium"dan dışarı adım atmamış olmasına rağmen diğer
şehirleri tasfiri kralın danışmanlarını ve rahipleri
endişelendirmişti. Üstüne konseyin toplantı salonunda bir anda
beliren Tublion konsey üyelerinin ödünü patlaşmış bir anda yirmi beş
krallık muhafızının toplantı odasına dolmasını sağlamıştı. Ama
askerler kralları ile yüz yüze gelince kılıçlarını ve arbaletlerini
indimişlerdi. Kral korkmaktan çok şaşırmıştı. Hatta bir kaçı son
bikaç gündür kralın yüzündeki karanlığın dağıldığına yeminler
ediyordu. Aertwar da o sırada konsey üyelerine bir kez daha rüyasını
anlatıyordu, bunu daha kaç defa tekrarlamak zorunda kalıcağını merak
ederek. Ormandaki titreşimi genç büyücüde farketmiş ve gözlerini
direk Tublion"a dikmişti bir cevap istiyor gibiydi. Aetwar"ın
kendini izlediğini ve titreşimi farkettiğini anlıyan büyücü genç
büyücü ile ses tellerini kullanmadan konuştu, "Endişenme burada
güvendeyiz.". "Sonunda bişeyler öğretebileceğim bir öğrenci buldum."
diye de kendi içinden geçirdi. Titreşimden haberdar olan sadece
ikisi değildi. Irkının doğuştan sahip olduğu güçler ile donatılmış
olan elf Tersn"d de titreşimi hisstemiş ve ormana saygısını ve
zararsızlığını göstermek için en yakındaki ağaca yaklaşmış ve belli
belirsiz bir dua okumaya başlamıştı. Elfin yanında yürüyen Harndol
bişeyler olacağını sezmiş ve pelerinin içinde üzeri sayısız kadim
rünle süslenmiş kılıcının kabzasına uzandı. Büyülü kılıç bu
hareketle hemen uyandı ve savaşacak düşman aramaya başladı. Eğer bu
ormanda bir terslik olacaksa ilk tepkiyi o verecekti kuşkusuz.
Grubun ortasındaki yolcu grup ile hiç alakası yok gibiydi. Etrafını
izliyor gibi duruyordu ama oda diğerlerinden daha az tecrübeye sahip
bir savaşçı değildi. Ortamdaki değişimi farketmiş oda palalarına
uzanmıştı tıpkı Harndol"un kılıcı gibi oda rünler ile süslenmiş
palalar kullanıyordu. Ayrıca sırtında sihirli sadağı ve yayı da
bulunuyordu. Sadağın sihri sayesinde hiçbir zaman okunun bitmesinden
endişe etmesine gerek yoktu. Attığı yıldırım benzeri oklarla bir çok
düşman ile başedebilirdi. Kralın en küçük kızı olan Selirn Aertwar
ile aynı yaşta olmasına rağmen ülkenin sayılı savşçılarından
biriydi. Sarı, omzuna dökülen saçları pelerinin altında kalmıştı.
Yeşilin değişik tonlarını barındıran gözlerini çalıların ardına
dikmişti. Tublion"nun beklenmedik bir şekilde durup yol
arkadaşlarına dönmesi ile hepsi durdu ve hislerinin doğruluğunu
anladı. Pelerinin çıkarmaya yeltenen Harndol"u başını hayır
anlamında sallayarak duruduran Tublion, "Pelerinlerinizi çıkarmanıza
gerek yok burada dövüşecek düşmalar yok. Onların kafasını daha fazla
karıştırmamız gerek yok." dedi ve yönünü ormanın iç tarafına
çevirerek devam etti. "Öyle değil mi Bulluath!". Ormandan bir homutu
işitildi. Homurtular gittikçe yaklaştı ve göz açıp kapayana kadar
yolcular etraflarının bir düzine hareket eden homurdanan ağaçla
çevrildiğini gördüler. Harndol"un kılıcı isyan ediyordu kınından
çıkmak için can atıyor Harndol"un elinde kalp atışı gibi
sarsılıyordu. Hardnol kabzaya daha sıkı sarılmak zorunda kaldı.
Çemberin arkasından ortak lisanda bir ses duyuldu. "Bana adımla
hitap eden büyücü, kimsin ve burada ne işin var adımı nerden
öğrendiğini gerçekten merak ettim. Bana adımla hitap edenlerin
hepsinin öldüğünü sanıyordum sizin oralarda hiç arkadaşım kalmadı
yabancı." Tublion ağaç kralın hala Bulluath olduğunu öğrenince
sevincini gizlemekte zorlandı. "Bulluath seninde sölediğin gibi
dostalrından çoğu öldüler ama hala bir tanesi hayatta. N"oldu ha
sana artık dostlarını tanıyamayacak kadar yaşlı mısın?" Sözlerini
bitirmeden çember daralmaya ve uğultu artmaya başladı. Harndol daha
fazla duramadı ve pelerini attı ve kılıcını çekti. "Yeter artık
büyücü yapmamız gerekenler var şunlara yolumuzu açmalarını söyle ya
da bunu ben kendim yapayım." Kılıç kınından çıkınca neşe ile kızıl
renkte parladı. Büyücün tepkisi beklenmedik şekilde hızlıydı.
Pelerini çıkardı ve çıkarması ile etrafını kör edicek beyaz bir ışık
sardı. Kılıcın parlaması görünmez oldu. Harndol şaşırmıştı. Çember
açıldı ve Bulluath göründü. Sesi öncekinden daha gürdü "Yeter!" diye
gürledi. Yüz hatları gerilmişti sinirli olduğu gayet açıktı. Sonra
birden değişti duraksadı. "Bu nasıl olur?" diye mırıldandı. "Tublion
bu gerçekten sen misin? Ama nasıl?" ardından kendi kadim dillerinde
konuşmaya başladı "Dağılın rahat bırakın onlar dostlarımız!" ortak
lisanda eklemeden duramadı Harndol ve Tersn"d "e bakarak "En azından
bir kısmı." Harndol şaşkınlığını üzerinden attı ve kılıcını kınına
yerleştirdi. Bulluath"ın son cümlesi ile Aertwar ve Selirn elfe
döndüler. Elf yürüyen ve konuşan kadim ağaçların varlığını sadece
atalarından kalma hikayelerde duymuştu. Elfler ile orman arasında
çok eskiye dayanan bir ilişki vardı ve elf hikayelerinin hepsinde
onlardan saygı ve dostlukla bahsedilirdi. Buna rağmen elf savaşçı
yıllardır beraber dövüştüğü Harndol"u yalnız bırakmıyacağını
biliyordu. Kısa bir terreddütten sonra yayına sadağından aldığı oku
yerleştirmiş ve beklemeye başlamıştı fakat Tublion"un ışık
gösterisinden sonra oda şakın şaşkın bakakalmıştı. Tublion yüzünde
kocaman bir gülümseme ile Bulluath"a döndü sanki boğazındaki
bişeyleri temizler gibi yaptı ve arkasını ağaç krala dönüp
yoldaşlarını göstererek, "Bunlar yol arkadaşlarım onları tanıtmama
izin ver. Genç delikanlı Birleşik Krallık büyücü öğrencilerinden
Aertwar, onun yanında kralın küçük kızı Selirn, arkada sabırsız
dostum Harndol, yine Birleşik Krallıktan ve son olarak elf dostum
Tersn"d" dedi. Sonra yoldaşlarına dönerek "ve buda az öncede
söylediğim gibi eski bir dostum olan Bulluath kendisi bu oramanın
ağaç kralıdır." dedi. Yüzündeki gülüseme kaybolmuş gözlerinde eski
dostuna duyduğu özlem kalmıştı sadece tekrar Bulluath"a doğru
döndüğünde. Sonra tekrar boğazını temizler gibi yaptıktan sonra
keseinde biraz tütün ve piposunu çıkardı ve sihri ile yakıp
dumanından içine çekip bıraktı ve "Sanırım burası kamp için gayet
uygun öyle değilmi dostlarım" dedi.
Bulluath inanmayan gözlerle büyücüye bakıyor bir yandan da bunların
gerçek olması için dua ediyordu. Tublion"un piposunun dumanını
üflerken dumanın altındaki bakışı aklındaki şüphelere son vredi bu
ondan başkası olamazdı o eski pipoyu bilirdi. Büyücü onu yanından
hiç ayırmazdı. "Beni takip edin daha rahat yerler biliyorum bu
ormanda. Bana anlatıcak çok şeyin var eski dostum bu sırada
dostlarında biraz dinlenmiş olurlar ormanımda rahat edicekler şüphen
olmasın" dedi ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Tublion Harndol"a
baktı. "Gidelim beyler biraz dinlenmemiz gerek bu zaman içinde size
anlatamadığım şeylerden bahsetme fırsatımızda olucak. " dedi.
Harndol için bu yeterliydi. Büyücünün nerden çıktığını ve bu kadar
önemli olan şeyin ne olduğunu merak ediyordu.
Burak "BurgCry" UYGUR
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle