Thulania
şehrinde sabahın ilk saatleri...Güneş sanki birileri için son kez
doğuyormuş, sanki son kez bu şehri ziyaret ediyormuş gibi yavaş
yavaş, şehrin her sokağını, her evini ısıtarak, kendine doyurarak
doğmaya başlamıştı.Pazar meydanındaki tezgahtarlar tezgahlarına en
güzel mallarını özenle diziyorlardı.Fırınlardan çıkan taze
ekmeklerin kokusu güzel bir müzik gibi şehirin her yerine yayılmaya
başlamıştı ve şehirin göbeğinde olan ama bir o kadar da şehire uzak
olan bir binanın penceresinde duran birisi dahi bu kokuyu almıştı.
Saraydaki Genel Kurmaylık binasına kadar gelen ekmek kokusunu
derince içine çekti Kortan.Bu neredeyse her sabah yaptığı bir şeydi,
alışkanlık olmuştu. Sabahları duyduğu bu taze ekmek kokusu ona
tekrardan yaşamak istediği çocukluğunu hatırlatıyordu.
Çocukken sabahları evdeki herkesten önce kalkar ve daha açılmamış
fırının önünde sıraya girerdi. Fırından çıkan ekmeği eline aldığında
içini bir heyecan, bir sevinç kaplardı.Tıpkı o da babası gibi eve
yemek getiriyordu ve her sabah eve elinde ekmekle döndüğünde
annesinin
ona; "küçük erkeğim evine ekmek getirmiş" demesi ve babasının onu
takdir etmesi onun için tarifi imkansız bir duyguydu.Bazen fırına
güneş doğmadan gider,sırasını kendisinden sonra gelenlere bir bakır
karşılığı verir ve kendisi için ilerde almayı düşündüğü uçurtmanın
parasını biriktirirdi.ama hiç bir zaman o uçurtmayı alamamıştı.Çünkü
parayı denkleştirip dükkana gittiğinde uçurtma bir kaç dakika evvel
bir başkasına satılmıştı ve bir daha asla o uçurtmanın aynısını
bulamamıştı.O elinde biriktirdiği 150 bakırla evine geri dönmüş ve
günlerce sesizce anne ve babasına belli etmeden ağlamıştı.Hala daha
o 150 bakırı saklıyordu.
Artık 60'ını geçmiş yaşından dolayı son iki yıldır anlamsızca
çocukluğunu özlüyor ve bu anıları hatırlıyordu.Evlenmemişti, zaten
buna zamanı da olmamıştı.Thulan Krallığına ve Kral'a hizmet onun
için herşeyden önce gelmişti.Ama ya karşılığında aldığı ne olmuştu?
Bunu defalarca düşündü; krallık konseyinde bir sandalye, 2.ordu
komutanlığı,iyi bir maaş,lüks bir ev, hizmetçiler.Peki ama ya
istediği bumuydu? Ne zaman taze ekmek kokusunu duysa önce özlediği
çocukluğu ve akabinde aklına bu sorular geliyordu ve hiç bir zaman
cevabını veremiyordu.Çünkü son iki yıldır bunları düşünmeye
başlamıştı.
Koridordan birinin bir boğa gibi kükremesiyle düşüncelerinden
sıyrıldı.Oldukça gür ve karşısındakini ezen bir ses tonuydu bu;
-"General Kortan ile görüşmek için senden mi izin alıcam asker?!"
Askerin titrek,zayıf ve zor duyulan sesi işitildi;
-"A...Ama efendim..." söyliyeceklerini zorlukla toparlamış ve tam
söyliyecekken ezici ses
koridorun duvarlarında gene yankılandı;
-"Kes sesini asker ve nöbetine geri dön!!!" Askerin sesi bir daha
duyulmadı,hızlı adımlarla uzaklaşan ayak sesleri haricinde...
Kortan yeşil gözlerini kısarak kapıya doğru baktı ve kendi
kendine;"İşte başlıyoruz" diyerek meşe ağcından yapılmış masasının
başına oturdu.Hızla ve sertçe yere vuran ayak sesleri iyice
belirginleşmişti ve önünde kapı olmasına rağmen bu ayak seslerinin
sahibinin durmaya niyeti yok gibiydi.Önüne çıkan herşeyi ezen bir
boğa gibi yaklaşıyordu ve kapı öyle bir gürültü ile açılmıştı
ki;menteşeler acı çeken bir köpek yavrusu gibi ciyakladı, kapı ise
kirişten duvara olan yolculuğunu sadece bir andan bile kısa bir
sürede tamamlamış ve duvara vardığında taş atılan bir cam gibi ses
çıkarmıştı.Kortan buna hazırlıklı olmasına rağmen genede
irkilmişti.Kapıyı açan kişi hızını kesmeden masanın önüne kadar
gelmişti. Elinde ki dosyayı masaya öyle bir vurdu ki, en sağlam meşe
ağcından yapılmış otuz senelik masa derinden acı içinde inleyerek
bir sunta gibi esnedi (resmen).Ve gelen iri yapılı, üzerinde koyu
mavi ve kenarları yeşil işlemeli ceket ve pantolonu ,belinde uzun
gümüş kakmalı saplı uzun kılıcı olan davetsiz misafir bir ayı gibi
kükreyerek;
-"Bu da ne demek oluyor ha?!?! Bana bunu mantıklı bir açıklamasını
yapar mısın?!?!?!" (dedi)
Kortan beklediği fakat genede irkilmesine engel olamdığı bu tepki
karşısında önce masaya sonra masaya vurulan dosya ve üstünde ki
kalın,nasırlı ama kırışmış ele oradan elin sahibi olan yuvarlak
yüzhatlı gür beyaz pala bıyıklı ve kahverengi gözlü adama anlamsızca
baktı.Kortan'ın suratında ki aptal ifade hemen yerini kalın
kaşlarını çatmasıyla önce sinire ardından ise dudaklarında ki hafif
bir gülümsemeye bıraktı.Dudakları aralanıp sakin ve
dostça bir sestonu ile;
-"Athas, istersen önce bir otur sakinleş.Biliyorsun doktor sana
sinirlenmenin iyi gelmediğini söylemişti."
Athas ağırlığını biraz daha masaya verip sol elini beline atarak sol
tarafından güneşi odaya misafir eden pencereye ve onun misafiri olan
sabah güneşine bakarak derin bir nefes aldı.
-"Özür dilerim Kortan.Ama kendime engel olamadım" sesinde kabahtli
bir çocuğun ifadesi vardı sanki.
Kortan en çok Athas'ın bu huyunu seviyordu.Kabahat işlerken tamamen
duyguları ile hareket eder ve kendisine bunlar hatırlatıldığında da
önce düşünür ve karşısındakinin haklı olduğunu anlayınca da küçük
bir çocuk gibi özür dilerdi.Athas'ı neredeyse 50 senedir tanıyordu
ve 50 seneden beri Athas aynı Athas idi.Aynı mahallede
büyümüşler,beraber akademiye girip aynı derece ile mezun olmuş ve 20
sene boyunca aynı tümende görev yapmışlardı.Her ne kadar ilerlyen
zamanlarda generalliğe terfi edip yolları ayrılsa bile aralarına
sadece fiziksel bir mesafe girmiş bunun haricinde sürekli
haberleşmişlerdi.Athas'ın inatçılığı,heyecanı, çabuk tepki vermesi
yüzünden kimi heyecanlı kimi eğlenceli bir çok olay yaşamış ama
bunların hepsinden de Kortan'ın ağırbaşlılığı,sakinliği,diplomatik
oluşu ile kötü birşey olmadan kurtulmuşlardı.
Kortan sandalyesinden kalkıp kapıyı kapattı.Kapatırken kapının üst
menteşesinin kırılmış olduğunu görünce kafasının bir yerine Athas
gittikten sonra tamirciyi çağırmayı not etti.Tekrar Athas'a dönünce
hala daha bıraktığı gibi olduğunu görüdü ve sağ eli ile Athas'ın
omzuna vurarak;
-"Hadi otur sakinleş biraz...Şarap ister misin?"
Athas dosyayı masada olduğu yere bırakarak masanın hemen önünde ki
koyu kırmızı deri koltuğa oturdu.Tekrar derin bir nefes alarak;
-"iyi olur.Bir kadehe ihtiyacım var."
Kortan pencerenin hemen yanında, üzerinde gümüşten şarap
kadehlerinin bulunduğu ufak dolabın kapaklarını açarak gözüne ilk
kestirdiği şarap şişesini çıkardı ve iki kadehide neredeyse ağzına
kadar doldurdu.Sonra kadehlerden birini Athas'a vererek onun
karşısında ki
koltuğa oturdu.Kadehinde ki şarabı şöyle bir kokladıktan sonra bir
yudum aldı ve;
-"Evet eski dostum ne oldu anlat bakalım?"
Athas Kortan'a biraz şaşkın birazda sinirli bir şekilde bakarak;
-"Ne yani koskoca bir tugayın bir anda toptan istifa ettiğinden
haberin yok mu senin?" diye hayretle sordu.
Kortan hafif bir gülümseme ile;
-"Şu olayı diyorsun.Evet haberim var.Kırmızı AnkaKuşu tugayı
komutanları ile beraber toptan istifa etmişler.Banada ulaştı haber
bu sabah."
-"O halde bundan daha mı önemli bir haber varda umursamıyor gibi
gözüküyorsun?" Athas kadehinden bir yudum aldı ve cevabı bekledi.
-"Hayır dostum.Daha önemli bir haber yok.Sadece bu haber beni pek
şaşırtmadı diyebilirim o kadar?" Gözlerini Athas'dan kadehe doğru
kaydırarak tekrardan şarabını yudumladı.
Kadeh Athas'ın elinde tam içecekken havada kalmıştı.Şaşkın gözlerle
Kortan'a baktı.Genelde
Kortan bir olay karşısında bu kadar sakin davranıyorsa kesin bildiği
yada önceden görmüş olacağı bir şey vardı.Bundan emindi ve duymayı
çok arzuluyordu.Kadehi masaya bırakıp getirdiği dosyayı
aldı.Dosyanın deri kabında kendi elinin izi çıkmıştı.Umursamadan
dosyayı
açtı ve içindekilere bakmaya başlayarak;
-"Bin kişi.4 senedir savaşan bin kişi.Tecrübeli,sürekli beraber ve
hiç yenilmeyen bin kişi ve bu bin kişi bir anda istifa ediyor.Çok
garip değil mi?" kafasını kaldırmadan elini kadehine uzatıp bir
yudum alarak yerine koydu.
-"Aslında biraz düşününce o kadar garip değil.Hatta planlanmış bir
şey." Kortan biten kadehini doldurmak için yerinden kalkıp şarap
dolabına yöneldi.
Athas kafasını dosyadan kaldırıp Kortan'a baktı ve;
-"Nasıl planlanmış bir şey? Sen neler biliyorsun Kortan? Bana
herşeyi anlat."
Kadehini doldurup şarap şişesini yerine koyduktan sonra kadehini
alıp;
-"Açıkcası bir şey bilmiyordum.Bu sabaha kadar.Bu sabah bana bu
haber gelince bir anda herşey aydınlığa kavuştu.Kırmızı Anka Kuşu
Tugayı’nın komutanının niye dört sene boyunca böyle garip
davrandığını anladım."
-"Evet o çocuk." Athas artık beyazlaşmış pala bıyıklarını tek eli
ile sıvazlayarak;"Çocuktu yanlış hatırlamıyorsam.Sahi adı neydi bu
çocuğun,bize o kadar zafer kazandırdı ama adını bile ezberletemedi"
Kortan'ın suratında ki ifade ciddileşti ve tekrar Athas'ın
karşısında ki koltuğa oturdu.Gözlerini Athas'tan ayırmadan;
-"Wonif Ceyba...Tuğgeneral Wonif Ceyba...Hiç bir zaman ne o
raporlarında kendinden bahsetti ne de konseyde ki birimiz bile onun
adını merak ettik."
Athas şaşkınlığı üzerinden atıp ciddileşerek;
-"Evet haklısın.Bizi öyle çok şaşırtmıştı ki, o kadar çok zafer
sarhoşu yapmıştı ki adını bile öğrenmeyi unuttuk.Sahi sen geçen sene
onun tugayını teftişe gitmiştin değil mi?"
-"Evet.Zaten Kırmızı Anka Kuşu Tugayı benim kolorduma bağlı." Kortas
kadehinden bir yudum daha aldı ve yavaş içmesi gerektiğini kendine
hatırlattı.Sinirli olan Athas'dı ama ilk kadehi daha iki yudumda
bitiren kendisiydi.
İçinden; "artık yaşlanmaya başladım,eskiden yüz hatlarımda ki
sakinlik ruhumada yansırdı ama şimdi öyle değil" diye geçirdi ve
Athas'ın sorusu ile kendi ile olan diyaloğundan sıyrıldı.
-"Kim bu Wonif Ceyba antlatsana biraz.Nasıl biri?"
Kortan masasının üzerinde duran sarı renkli deri kablı dosyayı
işaret ederek;
-"Dosyada onun hakkında genel bilgiyi bulabilirsin.Ama benim
gözlemlerime gelirsek..."
Athas Kortan'ın lafını keserek;
-"Senin gözlemlerin benim için o dosyada yazan nüfus bilgilerinden
daha önemli.Seni dinliyorum dostum."
Kortan derin bir nefes alarak kaldığı yerden devam etmeye başladı;
-"Evet benim gözlemlerime gelirsek; genç,ateşli ve heyacanlı."
-"Tıpkı her genç savaşçı gibi" diye ekledi Athas.
-"Hayır" Kortan kadehinden bir yudum alırken gözucu ile Athas'a
baktı ve devam etti;
"Hayır, her genç savaşçı gibi değil.Genç savaşçılar hele ki onun
yaşındakiler bu kadar kontrollü olamazlar ve onun yaşındakiler asla
bir tuğgeneral olamaz."
-"Ama kurallar gereği onu general yaptık sonuçta 4 sene önce o
tugaydan sağ dönen bir tek o idi, öyle değil mi?"
-"Evet ama biz onu geçici olarak düşünmüştük sadece kurallar
uygulansın diye.Fakat o bizi yanılttı ve peş peşe yaptığı seferler
ve başarılar ile bizi sarhoş edip kendini vazgeçilmez kıldı."
-"Bunları bende biliyorum, sen teftişe gittiğinde ne gördüğünü
anlat" Athas sabırsızlanmaya başlamıştı.Lafın uzatılmasından
hoşlanmazdı hiçbir zaman ve Kortar bunu çok sık yapardı.
-"Anlatıyorum dostum.Evet oraya gittiğimde gördüğüm ilk şey ikinci
komutanı Nartes dahil olmak üzere herkes ona çok büyük saygı duyuyor
olmasıydı.Genç bir subay ,hele ki bu kadar büyük sorumluluğa sahip
toy bir subay için hiç de rastlanmayacak bir durum bu."
-"Nartes; bizim Wonif yerine atmayı düşündüğümüz subay değilmiydi?"
-"Evet ta kendisi.Ama dedim ya Nartes Wonif'ten 20 yaş büyük
olmasına rağmen ona bana bile gösterilmeyen bir saygı
duyuyordu.Açıkcası kıskanmadım değil.Tabii bunla bitmiyor, kalenin
içi ve dışı sürekli temiz ve düzenli,nöbetçiler uyumuyor askerler
sürekli çalışıyordu.Her sabah hep birlikte kahvaltı ediyorlar ve
sonrasında, belirlenmiş görev dağılımına göre herkes işinin başına
geçiyor işi olmayanlar da antrenman yapıyordu.Açıkçası böyle bir
düzen görmemiştim.Kaldı ki barakalara ve nöbetçilere ani baskınlar
yapmama rağmen ne işten kaytaran nede nöbette uyuyan bir askere dahi
rastlamadım." Kortan'ın boğazı kurumuştu ve kadehinden bir yudum
aldı.
-"Ya Wonif?"diye sordu Athas arkasına yaslanıp iyice rahat bir
pozisyon alarak.
-"Evet Wonif ise genelde taktik odasında ya tek başına yada
kurmayları ile birlikte haritaları inceleyip hedef ve taktik
belirliyordu.Şunu gördüm ki Wonif'in taktikleri bizim
akademide öğrendiğimiz savaş taktiklerini değiştirecek tarzda."
Athas kaşlarını çatarak;
-"Nasıl yani?"
-"Geçen sene hatırlarsan alınmaz denilen Toryan Kalesini ele
geçirmişti."
-"Evet..."
-"Zamanında bizde seninle gençken oraya sefer yapmıştık ve
hatırlarsan yine, o kaleye ancak tek bir noktadan saldırılabilir, o
da direk kalenin önü.Çünkü bildiğin üzere kale bir tepede ve tepe
kayalıklarla dolu.Sadece kale yapılırken bir yöne doğruyol
açılmıştı.Diğer yönlerden
değil süvari piyadeler bile saldırı yapamaz."
-"Hatırlamam mı, kayalıkara düşen kılıcımı almaya çalışırken o
kayalıklarda dengemi kaybedip
neredeyse kafamı patlatacaktım.Bir panter bile o kayalıklarda
yürüyemez."
-"Evet aynen öyleydi.Kayalıklar oldukça sarp ve geçit vermeyen
türden di.Peki sana bir soru;
Sen şu anda o kaleyi almak istesen nasıl alırsın?"
Athas çenesini ovuşturdu bir süre ve cevabı verdi;
-"Önce kuşatmaya alır ve mancınıklarla sabah akşam surları
döverim.Artık ne zaman teslim olurlarsa o zaman kaleyi ele
geçiririm."
Kortan alaycı bir şekilde gülümseyerek kadehinden bir yudum daha
aldı ve;
-"Tabii onların destek kuvvetleri gelmezse.Unuttun sanırım kaleye en
yakın destek bölgesi sadece 4 gün uzaklıkta.Sen kuşatmayı
tamamlayana kadar destek gelir."
-"Peki Wonif nasıl başarmmış bunu?"
-"Evet, çok değişik ve akla gelmiyecek bir yöntemle.Önce kaleyi
kuşatıyor senin gibi, yanında mancınıklarla ki bu mancınıklar eski
ve ancak bir kaç atış yapacak durumda olan mancınıklar.Dikkat
ettiğim nokta Wonif mancınıkları sadece oyalama amaçlı kullanmıştır
hep. Neyse sonra hem ok ve mancınık atışına başlıyor."
-"Eeeee...bu kadarını anladım ince noktası ne?"
-"İnce nokta şu;bu saldırı devam ederken 100 kadar adam zırhsız bir
şekilde kalenin arkasına dolanıp, kayalıkları tırmanıp surların
dibine kadar gelmiş.Sonra surların dibinde tamamen kör ve rastgele
atışlar yaparak ok yağdırmaya başlamışlar.Haliyle ana saldırı önde
ve arkadan saldırı (ihtimali) kaledekiler için imkansız.Hal böyle
olunca bir anda kalede panik oluyor ve dikkat dağlıyor, tabii ki
savunma da çöküyor.Ve bizim genç generalimiz 900 adamı ile ana
kapıdan saldırı yaparak kaleyi..." Kortan sarı renkli dosyayı alıp
sayfaları hızlıca çevirip bir sayfada durdu ve dosyayı kendinden
biraz uzakta tutarak;
"… kaleyi tam olarak 37 ölü ve 87 yaralı ile ele geçiriyor."
Athas'ın gözleri fal taşı gibi açılmıştı;
-"Benim hatırladığım biz saldırı yaptığımızda 600 civarı kayıp
vermiştik ve elimiz boş bir şekilde geri dönmüştük...Bu gerçekten de
akla hayale gelmeyecek bir taktik.En azından ben hiç düşünmezdim
böyle bir şey"
-"İşte Wonif'in farkı burada; ona göre herkes kitaplarda yazılanlara
uyuyor ve o da kitap dışında davranıyor böyle oluncada hep kazanan
Wonif oluyor."
Athas'ın şaşkınlığı devam ediyordu.Şarabından bir yudum aldıktan
sonra;
-"Peki ya bu istifanın nedeni yada nasıl olurda tüm tugay onun
peşinden gider.Sadece sadakat yeterli değildir.Hele ki Nartes;
bildiğim kadarı ile o aşırı milliyetçi."
-"Haklısın öyle ama hatırla; konseyin ona gönderdiği ödülleri,
maaşları,erzakları bunları hiç bir zaman kabul etmedi.Daha ona
malların geleceğine dair mektup gönderildiğinde hemen cevap yolluyor
istemediğini gerek olmadığını söylüyordu."
-"Evet?"
-"Ve böylece askerleri kandırmış oldu.Kral o kadar başarıya rağmen
onları önemsemiyormuş izlenimi verdi.Böylece onları kendi yanına
çekti ve toptan istifa ettirdi."
-"Peki nedeni neydi? Niye böyle bir şey yapsın ki? Biz ona herzaman
hak ettiğini,
başarılarının karşılığını verdik hatta onuruna o kadar davet
düzenledik ama gelmedi bile.Bize karşı bu düşmanlığı niye?"
Kortar yerinden kalktı.Suratı asılmış ve içini bir sıkıntı
kaplamıştı, elinde kadehi ile pencereye yöneldi.Athas bunun iyiye
işaret olamdığını biliyordu.Çünkü ne zaman Kortar böyle davransa
kesinlikle söylemek isteyip de söylemekten çekindiği bir şey vardı
herzaman.
-"Hadi eski dostum burada bizbizeyiz, laf çıkmayacağını biliyorsun.
Neyse aklındaki söyle" Athas'ın sesi yumuşamıştı.
Kortar kadehinden bir yudum aldı, derin bir nefes çekti ve Athas'a
doğru dönerek;
-"Eğer tahta Kral yerine Wonif oturuyor olsaydı biz bir krallığın
generalleri değil bir imparatorluğun generalleri olurduk."
Athas'ın ağzı açık kalmıştı.Rengi bembeyaz olmuş damarlarında ki
kanın çekildiğini hissetmişti resmen.Sanki kafasına bir gürzle
vurulmuş gibi başına bir ağrı saplandı.Duyduklarına
inanamıyordu.Kortar; 50 senelik arkadaşı, can dostu, kardeşi,krala
bağlılık yemini etmiş kardeşi şimdi dolaylı olarak kralı
aşağılıyordu. Kelimeler ağzından güçlükle çıktı;
-"Eğer bunu, konseyde söylemiş olsaydın senin için verilen idam
kararını gözüm kırpmadan onaylardım." Sesi titriyordu, sinirinden
neredeyse ağlayacaktı.Yerinden kalktı, kadehindeki şarabı kafasına
dikti. Kapıya yöneldi tam kapıyı açacakken durdu, bir şey diyecekti
fakat kelimeler boğazında düğümlendi ve hiç bir şey söylemeden
kapıyı açıp ardından hızla çekerek odadan çıktı.
Kortar başını öne eğdi ve bir kaç dakka sesizce bekledi sonra kendi
kendine sesli olarak;
-"Üzgünüm dostum, böyle demek zorundaydım çünkü bu gerçek.Bizler
sadece onun için bir handan ibaretiz, onun kendi yazgısına giden
yolda basit bir han.Bu er yada geç gerçekleşecekti.Ve bir sırrı,
sana ait olan ama senin bilmediğin bir sırrıda ben yanımda götürüyor
olacağım. Wonif'in senin gayri meşru oğlun olduğu gerçeğini.Beni
affet eski dostum.Keşke hiç büyümeseydik hep çocuk kalsaydık.Ama
artık bunun dönüşü yok, biz büyüdük ve kirlendik."
Kortar kadehini yeniden doldurdu.Masasının başına geçerek çekmeceyi
açtı ve bir deri parçasına sarılı olan bir tutam tozu şarabın içine
döktü.Kadehi biraz çalkaladı.Başka bir çekmeceyi açarak içinde para
olan büyük bir kese çıkardı.Pencereyi karşıdan gören, az önce
Athas'ın oturduğu koltuğa oturdu.Güneşe bakarak tüm kadehi bir sefer
de içti.Sonra elini o kesenin içine sokup içindeki bakırları
karıştırmaya başladı güneşe bakarak ve taze ekmek kokusunu içine
çekerek.
Yavaş yavaş doğan güneşe bakarken gözleri kapanmaya başladı ve
burnuna taze ekmek kokuları daha keskin ve net bir şekilde geliyordu
artık.Artık özlediği çocukluğunu bulmaya gidiyordu.Sabahları
erkenden fırına gidip ekmek kuyruğuna gireceği sabahlara kavuşmaya
ve hiç bir zaman alamadığı o uçurtmayı almaya...
Barkhan "Wolf" BIÇAKÇIOĞLU /
08 Kasım 2004
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle