Hikaye

Barkhan "Wolf" BIÇAKÇIOĞLU

Beyaz Kurt - Sabit Olmayan Denge

     Thulania şehrinde sabahın ilk saatleri...Güneş sanki birileri için son kez doğuyormuş, sanki son kez bu şehri ziyaret ediyormuş gibi yavaş yavaş, şehrin her sokağını, her evini ısıtarak, kendine doyurarak doğmaya başlamıştı.Pazar meydanındaki tezgahtarlar tezgahlarına en güzel mallarını özenle diziyorlardı.Fırınlardan çıkan taze ekmeklerin kokusu güzel bir müzik gibi şehirin her yerine yayılmaya başlamıştı ve şehirin göbeğinde olan ama bir o kadar da şehire uzak olan bir binanın penceresinde duran birisi dahi bu kokuyu almıştı.

Saraydaki Genel Kurmaylık binasına kadar gelen ekmek kokusunu derince içine çekti Kortan.Bu neredeyse her sabah yaptığı bir şeydi, alışkanlık olmuştu. Sabahları duyduğu bu taze ekmek kokusu ona tekrardan yaşamak istediği çocukluğunu hatırlatıyordu.

Çocukken sabahları evdeki herkesten önce kalkar ve daha açılmamış fırının önünde sıraya girerdi. Fırından çıkan ekmeği eline aldığında içini bir heyecan, bir sevinç kaplardı.Tıpkı o da babası gibi eve yemek getiriyordu ve her sabah eve elinde ekmekle döndüğünde annesinin
ona; "küçük erkeğim evine ekmek getirmiş" demesi ve babasının onu takdir etmesi onun için tarifi imkansız bir duyguydu.Bazen fırına güneş doğmadan gider,sırasını kendisinden sonra gelenlere bir bakır karşılığı verir ve kendisi için ilerde almayı düşündüğü uçurtmanın parasını biriktirirdi.ama hiç bir zaman o uçurtmayı alamamıştı.Çünkü parayı denkleştirip dükkana gittiğinde uçurtma bir kaç dakika evvel bir başkasına satılmıştı ve bir daha asla o uçurtmanın aynısını bulamamıştı.O elinde biriktirdiği 150 bakırla evine geri dönmüş ve günlerce sesizce anne ve babasına belli etmeden ağlamıştı.Hala daha o 150 bakırı saklıyordu.

Artık 60'ını geçmiş yaşından dolayı son iki yıldır anlamsızca çocukluğunu özlüyor ve bu anıları hatırlıyordu.Evlenmemişti, zaten buna zamanı da olmamıştı.Thulan Krallığına ve Kral'a hizmet onun için herşeyden önce gelmişti.Ama ya karşılığında aldığı ne olmuştu? Bunu defalarca düşündü; krallık konseyinde bir sandalye, 2.ordu komutanlığı,iyi bir maaş,lüks bir ev, hizmetçiler.Peki ama ya istediği bumuydu? Ne zaman taze ekmek kokusunu duysa önce özlediği çocukluğu ve akabinde aklına bu sorular geliyordu ve hiç bir zaman cevabını veremiyordu.Çünkü son iki yıldır bunları düşünmeye başlamıştı.

Koridordan birinin bir boğa gibi kükremesiyle düşüncelerinden sıyrıldı.Oldukça gür ve karşısındakini ezen bir ses tonuydu bu;

-"General Kortan ile görüşmek için senden mi izin alıcam asker?!"

Askerin titrek,zayıf ve zor duyulan sesi işitildi;
-"A...Ama efendim..." söyliyeceklerini zorlukla toparlamış ve tam söyliyecekken ezici ses
koridorun duvarlarında gene yankılandı;

-"Kes sesini asker ve nöbetine geri dön!!!" Askerin sesi bir daha duyulmadı,hızlı adımlarla uzaklaşan ayak sesleri haricinde...

Kortan yeşil gözlerini kısarak kapıya doğru baktı ve kendi kendine;"İşte başlıyoruz" diyerek meşe ağcından yapılmış masasının başına oturdu.Hızla ve sertçe yere vuran ayak sesleri iyice belirginleşmişti ve önünde kapı olmasına rağmen bu ayak seslerinin sahibinin durmaya niyeti yok gibiydi.Önüne çıkan herşeyi ezen bir boğa gibi yaklaşıyordu ve kapı öyle bir gürültü ile açılmıştı ki;menteşeler acı çeken bir köpek yavrusu gibi ciyakladı, kapı ise kirişten duvara olan yolculuğunu sadece bir andan bile kısa bir sürede tamamlamış ve duvara vardığında taş atılan bir cam gibi ses çıkarmıştı.Kortan buna hazırlıklı olmasına rağmen genede irkilmişti.Kapıyı açan kişi hızını kesmeden masanın önüne kadar gelmişti. Elinde ki dosyayı masaya öyle bir vurdu ki, en sağlam meşe ağcından yapılmış otuz senelik masa derinden acı içinde inleyerek bir sunta gibi esnedi (resmen).Ve gelen iri yapılı, üzerinde koyu mavi ve kenarları yeşil işlemeli ceket ve pantolonu ,belinde uzun gümüş kakmalı saplı uzun kılıcı olan davetsiz misafir bir ayı gibi kükreyerek;

-"Bu da ne demek oluyor ha?!?! Bana bunu mantıklı bir açıklamasını yapar mısın?!?!?!" (dedi)

Kortan beklediği fakat genede irkilmesine engel olamdığı bu tepki karşısında önce masaya sonra masaya vurulan dosya ve üstünde ki kalın,nasırlı ama kırışmış ele oradan elin sahibi olan yuvarlak yüzhatlı gür beyaz pala bıyıklı ve kahverengi gözlü adama anlamsızca
baktı.Kortan'ın suratında ki aptal ifade hemen yerini kalın kaşlarını çatmasıyla önce sinire ardından ise dudaklarında ki hafif bir gülümsemeye bıraktı.Dudakları aralanıp sakin ve
dostça bir sestonu ile;

-"Athas, istersen önce bir otur sakinleş.Biliyorsun doktor sana sinirlenmenin iyi gelmediğini söylemişti."

Athas ağırlığını biraz daha masaya verip sol elini beline atarak sol tarafından güneşi odaya misafir eden pencereye ve onun misafiri olan sabah güneşine bakarak derin bir nefes aldı.

-"Özür dilerim Kortan.Ama kendime engel olamadım" sesinde kabahtli bir çocuğun ifadesi vardı sanki.

Kortan en çok Athas'ın bu huyunu seviyordu.Kabahat işlerken tamamen duyguları ile hareket eder ve kendisine bunlar hatırlatıldığında da önce düşünür ve karşısındakinin haklı olduğunu anlayınca da küçük bir çocuk gibi özür dilerdi.Athas'ı neredeyse 50 senedir tanıyordu ve 50 seneden beri Athas aynı Athas idi.Aynı mahallede büyümüşler,beraber akademiye girip aynı derece ile mezun olmuş ve 20 sene boyunca aynı tümende görev yapmışlardı.Her ne kadar ilerlyen zamanlarda generalliğe terfi edip yolları ayrılsa bile aralarına sadece fiziksel bir mesafe girmiş bunun haricinde sürekli haberleşmişlerdi.Athas'ın inatçılığı,heyecanı, çabuk tepki vermesi yüzünden kimi heyecanlı kimi eğlenceli bir çok olay yaşamış ama bunların hepsinden de Kortan'ın ağırbaşlılığı,sakinliği,diplomatik oluşu ile kötü birşey olmadan kurtulmuşlardı.

Kortan sandalyesinden kalkıp kapıyı kapattı.Kapatırken kapının üst menteşesinin kırılmış olduğunu görünce kafasının bir yerine Athas gittikten sonra tamirciyi çağırmayı not etti.Tekrar Athas'a dönünce hala daha bıraktığı gibi olduğunu görüdü ve sağ eli ile Athas'ın
omzuna vurarak;
-"Hadi otur sakinleş biraz...Şarap ister misin?"

Athas dosyayı masada olduğu yere bırakarak masanın hemen önünde ki koyu kırmızı deri koltuğa oturdu.Tekrar derin bir nefes alarak;
-"iyi olur.Bir kadehe ihtiyacım var."

Kortan pencerenin hemen yanında, üzerinde gümüşten şarap kadehlerinin bulunduğu ufak dolabın kapaklarını açarak gözüne ilk kestirdiği şarap şişesini çıkardı ve iki kadehide neredeyse ağzına kadar doldurdu.Sonra kadehlerden birini Athas'a vererek onun karşısında ki
koltuğa oturdu.Kadehinde ki şarabı şöyle bir kokladıktan sonra bir yudum aldı ve;
-"Evet eski dostum ne oldu anlat bakalım?"

Athas Kortan'a biraz şaşkın birazda sinirli bir şekilde bakarak;
-"Ne yani koskoca bir tugayın bir anda toptan istifa ettiğinden haberin yok mu senin?" diye hayretle sordu.

Kortan hafif bir gülümseme ile;
-"Şu olayı diyorsun.Evet haberim var.Kırmızı AnkaKuşu tugayı komutanları ile beraber toptan istifa etmişler.Banada ulaştı haber bu sabah."

-"O halde bundan daha mı önemli bir haber varda umursamıyor gibi gözüküyorsun?" Athas kadehinden bir yudum aldı ve cevabı bekledi.

-"Hayır dostum.Daha önemli bir haber yok.Sadece bu haber beni pek şaşırtmadı diyebilirim o kadar?" Gözlerini Athas'dan kadehe doğru kaydırarak tekrardan şarabını yudumladı.

Kadeh Athas'ın elinde tam içecekken havada kalmıştı.Şaşkın gözlerle Kortan'a baktı.Genelde
Kortan bir olay karşısında bu kadar sakin davranıyorsa kesin bildiği yada önceden görmüş olacağı bir şey vardı.Bundan emindi ve duymayı çok arzuluyordu.Kadehi masaya bırakıp getirdiği dosyayı aldı.Dosyanın deri kabında kendi elinin izi çıkmıştı.Umursamadan dosyayı
açtı ve içindekilere bakmaya başlayarak;

-"Bin kişi.4 senedir savaşan bin kişi.Tecrübeli,sürekli beraber ve hiç yenilmeyen bin kişi ve bu bin kişi bir anda istifa ediyor.Çok garip değil mi?" kafasını kaldırmadan elini kadehine uzatıp bir yudum alarak yerine koydu.

-"Aslında biraz düşününce o kadar garip değil.Hatta planlanmış bir şey." Kortan biten kadehini doldurmak için yerinden kalkıp şarap dolabına yöneldi.

Athas kafasını dosyadan kaldırıp Kortan'a baktı ve;
-"Nasıl planlanmış bir şey? Sen neler biliyorsun Kortan? Bana herşeyi anlat."

Kadehini doldurup şarap şişesini yerine koyduktan sonra kadehini alıp;
-"Açıkcası bir şey bilmiyordum.Bu sabaha kadar.Bu sabah bana bu haber gelince bir anda herşey aydınlığa kavuştu.Kırmızı Anka Kuşu Tugayı’nın komutanının niye dört sene boyunca böyle garip davrandığını anladım."

-"Evet o çocuk." Athas artık beyazlaşmış pala bıyıklarını tek eli ile sıvazlayarak;"Çocuktu yanlış hatırlamıyorsam.Sahi adı neydi bu çocuğun,bize o kadar zafer kazandırdı ama adını bile ezberletemedi"

Kortan'ın suratında ki ifade ciddileşti ve tekrar Athas'ın karşısında ki koltuğa oturdu.Gözlerini Athas'tan ayırmadan;

-"Wonif Ceyba...Tuğgeneral Wonif Ceyba...Hiç bir zaman ne o raporlarında kendinden bahsetti ne de konseyde ki birimiz bile onun adını merak ettik."

Athas şaşkınlığı üzerinden atıp ciddileşerek;
-"Evet haklısın.Bizi öyle çok şaşırtmıştı ki, o kadar çok zafer sarhoşu yapmıştı ki adını bile öğrenmeyi unuttuk.Sahi sen geçen sene onun tugayını teftişe gitmiştin değil mi?"

-"Evet.Zaten Kırmızı Anka Kuşu Tugayı benim kolorduma bağlı." Kortas kadehinden bir yudum daha aldı ve yavaş içmesi gerektiğini kendine hatırlattı.Sinirli olan Athas'dı ama ilk kadehi daha iki yudumda bitiren kendisiydi.
İçinden; "artık yaşlanmaya başladım,eskiden yüz hatlarımda ki sakinlik ruhumada yansırdı ama şimdi öyle değil" diye geçirdi ve Athas'ın sorusu ile kendi ile olan diyaloğundan sıyrıldı.

-"Kim bu Wonif Ceyba antlatsana biraz.Nasıl biri?"

Kortan masasının üzerinde duran sarı renkli deri kablı dosyayı işaret ederek;
-"Dosyada onun hakkında genel bilgiyi bulabilirsin.Ama benim gözlemlerime gelirsek..."

Athas Kortan'ın lafını keserek;
-"Senin gözlemlerin benim için o dosyada yazan nüfus bilgilerinden daha önemli.Seni dinliyorum dostum."

Kortan derin bir nefes alarak kaldığı yerden devam etmeye başladı;
-"Evet benim gözlemlerime gelirsek; genç,ateşli ve heyacanlı."

-"Tıpkı her genç savaşçı gibi" diye ekledi Athas.

-"Hayır" Kortan kadehinden bir yudum alırken gözucu ile Athas'a baktı ve devam etti;
"Hayır, her genç savaşçı gibi değil.Genç savaşçılar hele ki onun yaşındakiler bu kadar kontrollü olamazlar ve onun yaşındakiler asla bir tuğgeneral olamaz."

-"Ama kurallar gereği onu general yaptık sonuçta 4 sene önce o tugaydan sağ dönen bir tek o idi, öyle değil mi?"

-"Evet ama biz onu geçici olarak düşünmüştük sadece kurallar uygulansın diye.Fakat o bizi yanılttı ve peş peşe yaptığı seferler ve başarılar ile bizi sarhoş edip kendini vazgeçilmez kıldı."

-"Bunları bende biliyorum, sen teftişe gittiğinde ne gördüğünü anlat" Athas sabırsızlanmaya başlamıştı.Lafın uzatılmasından hoşlanmazdı hiçbir zaman ve Kortar bunu çok sık yapardı.

-"Anlatıyorum dostum.Evet oraya gittiğimde gördüğüm ilk şey ikinci komutanı Nartes dahil olmak üzere herkes ona çok büyük saygı duyuyor olmasıydı.Genç bir subay ,hele ki bu kadar büyük sorumluluğa sahip toy bir subay için hiç de rastlanmayacak bir durum bu."

-"Nartes; bizim Wonif yerine atmayı düşündüğümüz subay değilmiydi?"

-"Evet ta kendisi.Ama dedim ya Nartes Wonif'ten 20 yaş büyük olmasına rağmen ona bana bile gösterilmeyen bir saygı duyuyordu.Açıkcası kıskanmadım değil.Tabii bunla bitmiyor, kalenin içi ve dışı sürekli temiz ve düzenli,nöbetçiler uyumuyor askerler sürekli çalışıyordu.Her sabah hep birlikte kahvaltı ediyorlar ve sonrasında, belirlenmiş görev dağılımına göre herkes işinin başına geçiyor işi olmayanlar da antrenman yapıyordu.Açıkçası böyle bir düzen görmemiştim.Kaldı ki barakalara ve nöbetçilere ani baskınlar yapmama rağmen ne işten kaytaran nede nöbette uyuyan bir askere dahi rastlamadım." Kortan'ın boğazı kurumuştu ve kadehinden bir yudum aldı.

-"Ya Wonif?"diye sordu Athas arkasına yaslanıp iyice rahat bir pozisyon alarak.

-"Evet Wonif ise genelde taktik odasında ya tek başına yada kurmayları ile birlikte haritaları inceleyip hedef ve taktik belirliyordu.Şunu gördüm ki Wonif'in taktikleri bizim
akademide öğrendiğimiz savaş taktiklerini değiştirecek tarzda."

Athas kaşlarını çatarak;
-"Nasıl yani?"

-"Geçen sene hatırlarsan alınmaz denilen Toryan Kalesini ele geçirmişti."

-"Evet..."

-"Zamanında bizde seninle gençken oraya sefer yapmıştık ve hatırlarsan yine, o kaleye ancak tek bir noktadan saldırılabilir, o da direk kalenin önü.Çünkü bildiğin üzere kale bir tepede ve tepe kayalıklarla dolu.Sadece kale yapılırken bir yöne doğruyol açılmıştı.Diğer yönlerden
değil süvari piyadeler bile saldırı yapamaz."

-"Hatırlamam mı, kayalıkara düşen kılıcımı almaya çalışırken o kayalıklarda dengemi kaybedip
neredeyse kafamı patlatacaktım.Bir panter bile o kayalıklarda yürüyemez."

-"Evet aynen öyleydi.Kayalıklar oldukça sarp ve geçit vermeyen türden di.Peki sana bir soru;
Sen şu anda o kaleyi almak istesen nasıl alırsın?"

Athas çenesini ovuşturdu bir süre ve cevabı verdi;
-"Önce kuşatmaya alır ve mancınıklarla sabah akşam surları döverim.Artık ne zaman teslim olurlarsa o zaman kaleyi ele geçiririm."

Kortan alaycı bir şekilde gülümseyerek kadehinden bir yudum daha aldı ve;
-"Tabii onların destek kuvvetleri gelmezse.Unuttun sanırım kaleye en yakın destek bölgesi sadece 4 gün uzaklıkta.Sen kuşatmayı tamamlayana kadar destek gelir."

-"Peki Wonif nasıl başarmmış bunu?"

-"Evet, çok değişik ve akla gelmiyecek bir yöntemle.Önce kaleyi kuşatıyor senin gibi, yanında mancınıklarla ki bu mancınıklar eski ve ancak bir kaç atış yapacak durumda olan mancınıklar.Dikkat ettiğim nokta Wonif mancınıkları sadece oyalama amaçlı kullanmıştır hep. Neyse sonra hem ok ve mancınık atışına başlıyor."

-"Eeeee...bu kadarını anladım ince noktası ne?"

-"İnce nokta şu;bu saldırı devam ederken 100 kadar adam zırhsız bir şekilde kalenin arkasına dolanıp, kayalıkları tırmanıp surların dibine kadar gelmiş.Sonra surların dibinde tamamen kör ve rastgele atışlar yaparak ok yağdırmaya başlamışlar.Haliyle ana saldırı önde ve arkadan saldırı (ihtimali) kaledekiler için imkansız.Hal böyle olunca bir anda kalede panik oluyor ve dikkat dağlıyor, tabii ki savunma da çöküyor.Ve bizim genç generalimiz 900 adamı ile ana
kapıdan saldırı yaparak kaleyi..." Kortan sarı renkli dosyayı alıp sayfaları hızlıca çevirip bir sayfada durdu ve dosyayı kendinden biraz uzakta tutarak;
"… kaleyi tam olarak 37 ölü ve 87 yaralı ile ele geçiriyor."

Athas'ın gözleri fal taşı gibi açılmıştı;
-"Benim hatırladığım biz saldırı yaptığımızda 600 civarı kayıp vermiştik ve elimiz boş bir şekilde geri dönmüştük...Bu gerçekten de akla hayale gelmeyecek bir taktik.En azından ben hiç düşünmezdim böyle bir şey"

-"İşte Wonif'in farkı burada; ona göre herkes kitaplarda yazılanlara uyuyor ve o da kitap dışında davranıyor böyle oluncada hep kazanan Wonif oluyor."

Athas'ın şaşkınlığı devam ediyordu.Şarabından bir yudum aldıktan sonra;
-"Peki ya bu istifanın nedeni yada nasıl olurda tüm tugay onun peşinden gider.Sadece sadakat yeterli değildir.Hele ki Nartes; bildiğim kadarı ile o aşırı milliyetçi."

-"Haklısın öyle ama hatırla; konseyin ona gönderdiği ödülleri, maaşları,erzakları bunları hiç bir zaman kabul etmedi.Daha ona malların geleceğine dair mektup gönderildiğinde hemen cevap yolluyor istemediğini gerek olmadığını söylüyordu."

-"Evet?"

-"Ve böylece askerleri kandırmış oldu.Kral o kadar başarıya rağmen onları önemsemiyormuş izlenimi verdi.Böylece onları kendi yanına çekti ve toptan istifa ettirdi."

-"Peki nedeni neydi? Niye böyle bir şey yapsın ki? Biz ona herzaman hak ettiğini,
başarılarının karşılığını verdik hatta onuruna o kadar davet düzenledik ama gelmedi bile.Bize karşı bu düşmanlığı niye?"

Kortar yerinden kalktı.Suratı asılmış ve içini bir sıkıntı kaplamıştı, elinde kadehi ile pencereye yöneldi.Athas bunun iyiye işaret olamdığını biliyordu.Çünkü ne zaman Kortar böyle davransa kesinlikle söylemek isteyip de söylemekten çekindiği bir şey vardı herzaman.

-"Hadi eski dostum burada bizbizeyiz, laf çıkmayacağını biliyorsun. Neyse aklındaki söyle" Athas'ın sesi yumuşamıştı.

Kortar kadehinden bir yudum aldı, derin bir nefes çekti ve Athas'a doğru dönerek;
-"Eğer tahta Kral yerine Wonif oturuyor olsaydı biz bir krallığın generalleri değil bir imparatorluğun generalleri olurduk."

Athas'ın ağzı açık kalmıştı.Rengi bembeyaz olmuş damarlarında ki kanın çekildiğini hissetmişti resmen.Sanki kafasına bir gürzle vurulmuş gibi başına bir ağrı saplandı.Duyduklarına inanamıyordu.Kortar; 50 senelik arkadaşı, can dostu, kardeşi,krala bağlılık yemini etmiş kardeşi şimdi dolaylı olarak kralı aşağılıyordu. Kelimeler ağzından güçlükle çıktı;
-"Eğer bunu, konseyde söylemiş olsaydın senin için verilen idam kararını gözüm kırpmadan onaylardım." Sesi titriyordu, sinirinden neredeyse ağlayacaktı.Yerinden kalktı, kadehindeki şarabı kafasına dikti. Kapıya yöneldi tam kapıyı açacakken durdu, bir şey diyecekti fakat kelimeler boğazında düğümlendi ve hiç bir şey söylemeden kapıyı açıp ardından hızla çekerek odadan çıktı.

Kortar başını öne eğdi ve bir kaç dakka sesizce bekledi sonra kendi kendine sesli olarak;
-"Üzgünüm dostum, böyle demek zorundaydım çünkü bu gerçek.Bizler sadece onun için bir handan ibaretiz, onun kendi yazgısına giden yolda basit bir han.Bu er yada geç gerçekleşecekti.Ve bir sırrı, sana ait olan ama senin bilmediğin bir sırrıda ben yanımda götürüyor olacağım. Wonif'in senin gayri meşru oğlun olduğu gerçeğini.Beni affet eski dostum.Keşke hiç büyümeseydik hep çocuk kalsaydık.Ama artık bunun dönüşü yok, biz büyüdük ve kirlendik."

Kortar kadehini yeniden doldurdu.Masasının başına geçerek çekmeceyi açtı ve bir deri parçasına sarılı olan bir tutam tozu şarabın içine döktü.Kadehi biraz çalkaladı.Başka bir çekmeceyi açarak içinde para olan büyük bir kese çıkardı.Pencereyi karşıdan gören, az önce
Athas'ın oturduğu koltuğa oturdu.Güneşe bakarak tüm kadehi bir sefer de içti.Sonra elini o kesenin içine sokup içindeki bakırları karıştırmaya başladı güneşe bakarak ve taze ekmek kokusunu içine çekerek.

Yavaş yavaş doğan güneşe bakarken gözleri kapanmaya başladı ve burnuna taze ekmek kokuları daha keskin ve net bir şekilde geliyordu artık.Artık özlediği çocukluğunu bulmaya gidiyordu.Sabahları erkenden fırına gidip ekmek kuyruğuna gireceği sabahlara kavuşmaya ve hiç bir zaman alamadığı o uçurtmayı almaya...





     Barkhan "Wolf" BIÇAKÇIOĞLU   /  08 Kasım 2004

 

Yorumlarınız:

Siz de bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz. Yorum ekle

 

 

 

 


 FrpNet Forum

 Bize Ulaşın

FrpNet Anket

Yeni Kitaplar

Siteiçi Arama

Yayınevleri

Linkler - Bağlantılar

Basında FrpNet

 

Ana Sayfa  |  Diyarlar  |  Bilgi  |  Yazılar  |  Forum  |  Galeri  |  Bize Ulaşın

Copyright © 2004 Keri Technology.. | Tüm Hakkı Saklıdır.           Anasayfa | Mail Kontrol | Mail Ayarları | Reklam | Yayınevleri | İletişim