Lisambro
sınırında göğe haşmetle yükselen ağaçların bulunduğu bir orman ve
ormanda ağır adımlarla atı ile ilerleyen cüppeli biri.Büyük
kahverengi atı ve üzerinde ki siyah cüppesi ile kim olduğu hakkında
bir tek ip ucu dahi vermeyen ve onu bir av olarak düşünen bir ayıyı
bile bu şüphe ile korkutup geri kaçmasını sağlayan biri.Yalnız ve
tek başına yoluna devam ediyor.Muzaffer bir komutan edasıyla atının
dizginlerini tutmuş ve dimdik bir şekilde.Fakat birden;çalıların
arasından gelen bir hışırtı ve çok hızlı bir şekilde gözden kaybolan
beyaz bir şey.Gizemli yabancı elini hemen cüppesinin altına götürdü
ve bir süre sesin geldiği yöne baktı.Bu ormanların çok tehlikeli
olduğunu duymuştu.Anlatılanlara göre insan yiyen canavarlarla
doluydu ama o bununu gibi hikayeleri hiç bir zaman
inanmazdı.Aklından geçen tek düşünce gideceği yere varmak.Bir süre
daha çevreyi izledikten sonra, atını hafifçe mahmuzlayarak yola
koyuldu.Fakat gözünden kaçan bir nokta vardı; bir şey onu izliyordu
ve o bunun farkındaydı.Ama avcıyı avlamak için bazen av olmak
gerekirdi.
Nartes sıkıntılı bir şeklide Wonif'in çadırına doğru ilerledi.Tam
çadırın önüne gelmişti ki Wonif içerden çıktı ve Nartes'le burun
buruna kaldılar.Nartes, Wonif'in yüzünde ki sıkıntılı ifadenin
nedeni tahmin edebiliyordu ama savaştan beri ona bu konu hakkında
bir şey sormamayı tercih etmişti.Fakat yolculuk haricinde çadırından
çıkmıyordu Wonif.Özellikle sabahları tüm askerlerle beraber
antrenman ve kahvaltı yapmayı üç gündür bırakmıştı. Geceleri uyanık
olduğu halde bile çadırının için tek bir mum bile yanmıyordu.Nartes'e
göre bu normal bir süreçti.Bir savaşçı savaşın ve kanın tadına
varmaya başladığında içinde ki hayvanı uyandırırdı istemeden de
olsa.Fakat o hayvanın uyanması beraberinde savaşçıya "kimim ben"
sorusunu da getirir ve eğer kişi güçlü değilse onu içinden çıkılmaz
bir çukura sürüklerdi.Nartes kabul ediyordu; Wonif yetenekli ve
akıllı bir kumandandı.Ölüme hep meydan okumuştu.Komutan olduğu
günden beri bir çok başarıya imza atmış ve onun emrinde Anka Kuşu
tugayı hiç yenilmemişti.Ama şu bir gerçekti ki Wonif tüm tugay
içinde ki en acemi savaşçıydı.Çünkü o kadar sene sonra ilk defa
içinde ki vahşiliği fark etmişti ve bunun bu kadar geç olması
Nartes'in canını sıkıyordu.İlerde bu durum başlarına bela
olabilirdi.Kaldı ki yapmaya kalktıkları şey hiç bir şekilde hataya
açık değildi.Bir hatada tüm tugay yok olabilirdi.Nartes artık bazı
şeyleri gözden geçirmeyi düşünmüş.Şu zamana kadar Wonif'in
liderliğinden hiç şüphe etmemişti, ama artık şüphenin zamanıydı.
-"Ne oldu Nartes? Yüzüme koyun gibi bakmayı sürdürecek misin yoksa
konuşmaya mı başlayacaksın?" diyerek Wonif Nartes'in düşüncelerine
istemeden son noktayı koydu.
Hemen kendini toparlayan Nartes elindeki zarfı Wonif'e uzatarak;
-"Biraz evvel bir baykuş tarafından bu mesaj getirildi.Sanırım yine
o yabancıdan."
Wonif kaşlarını çatarak sert bir hamlede zarfı Nartes'in elinden
aldı ve çadırına geri döndü.Nartes içinden lanetler yağdırarak nehir
kıyısında antrenman yapan askerlerin yanına doğru ilerledi.Kafasında
ki şüpheler daha da belirginleşmeye başlamıştı.Son bir senedir
aralıklarla bir baykuş Wonif'e bir takım mesajlar getiriyor ve
akabinde Wonif bir günlüğüne hiç bir şey söylemeden ortadan
kayboluyordu.Bu bilinmeyen durum Nartes'in canını zaten yeteri kadar
sıkıyordu, hele ki Wonif'in şimdi ki durumu ile birleşince kafasında
ki düşünceler iyice karmaşıklaşmıştı.Hatta kafasından tugay içinde
bir darbe yapmak bile geçiyordu.Bu kötü düşünceyi hemen uzaklaştırdı
kafasından ve askerlerin antrenmanlarını izlemeye koyuldu.
Wonif mektubu okur okumaz kılıcını bile almadan çadırından çıktı ve
atına bile atlamadan koşarak kamptan uzaklaşmaya başladı.Onun bu
halini gören askerler ilk önce şaşkınlıklarını üzerinden
atamadılar.Fakat olay bir iki dakika için Nartes'in kulağına
gelmişti.Nartes her zaman ki ustalığı ile olaya açıklık
getirdi.Kumandan Wonif ormanda koşuya çıkmıştı ve en geç yarın sabah
geri gelecekti.Bu açıklamayı duyan askerler umursamaz mırıltılar
eşliğinde işlerine geri döndüler.Nartes ise homurdanarak çadırına
doğru hızlı adımlarla ilerledi.Nartes,Kırmızı Anka Kuşu tugayına
gelip Wonif'in kumandası altına girdiğidnen beri kendisini daha iyi
tanımştı.Asla bir general olabilecek kapasiteye sahip değildi.Evet
tecrübesi vardı, adamlarına sözünü dinletebiliyordu ama başarılı bir
komutanda olması gereken şey yoktu onda; yaratıcılık.Geçen süre
boyunca Wonif'in bir çok olayını örtbas etmişti, zaman zaman
Wonif'in girdiği depresyonlar sonucunda kendisini öldürmeye kadar
yaptığı bir çok olayı askerlerden usta yalanlarla saklamıştı bu
yüzden Wonif tarafından asla vazgeçilmeyen biriydi ve evet yalan
söylemekte bir yaratıcılık örneğidir ama bu yaratıcılık savaşta
düşman kalesini kuşatmak için çok fazla etkili olmaz.Yoksa olabilir
miydi?
Nartes bir anda yatağından doğruldu.Kazandıkları başarıları düşündü;
"Çoğunda düşmanı aldatmaya yönelik taktikler vardı ve bu taktikler
savaş alanının yalanlarıydı. O zaman Wonif'te bir yalancı hem de
kendisi gibi tecrübeli bir yalancıyı kandıracak kadar usta bir
yalancı".Nartes sakalını ovuşturdu bir süre ve kafasında ki
düşünceler birbirine girmeye başladı.Heyecanlanmıştı, nedenini
bilmiyordu ama heyecanlanmıştı kalbi olduğundan daha hızlı atmaya
dudakları kurumaya başladı.Sanki kaybedecek iken düşmanın iki katı
destek kuvvet geleceğini haber veren mektubu eline almış bir komutan
gibi heyecanlıydı.Kesin bir zafer vardı ortada daha doğrusu gidip
alınmayı bekleyen kesin bir zafer.
Heyecanını yenemeyeceğini anlayınca çadırından dışarı çıktı ve nehir
kıyısına doğru ilerledi.Kıyıya vardığında gözleri suda ki kendi
yansımasına kaydı ve o an da aklına yeni bir soru geldi;
"iyi ama ben neden bu kadar heyecanlandım?" Kesinlikle beklediği o
cevabı kendisine söylemeyecekti.Hayır böyle bir neden olamazdı onun
için o komutanına sadık bir subaydı asla ihanet etmezdi ama onun
yapabileceği şeyleri Wonif yapmıştı ve kahraman olan o olmuştu. Bu
haksızlıktı, Wonif de bir yalancıydı ama Nartes kadar tecrübeli
değildi.
Kafasında ki düşünceler iyice çığrından çıkmak üzereydi.Artık bu
kendi iç savaşına daha fazla dayanamayıp kafasına nehrin buz gibi
suyuna soktu.Nefesini tutabildiği kadar tuttuktan sonra kendini
kıyıya geri atan Nartes gökyüzünü izlemeye başladı.Kendi düşünceleri
arasında kalmak Nartes için pek alışıldık bir durum
değildi.Kendisini o kadar bitkin hissediyordu ki sanki güneyli bir
dilberle saatlerce sevişmiş gibiydi.Gökyüzünde uçan kuş sürüsünü
izlerken uyuyakaldı ve uyandığında uzun zamandan beri bu kadar güzel
bir uyku uyumadığını fark edecekti.
Wonif saatlerce ormanda koştuktan sonra en sonunda mektupta yazılı
buluşma noktasına geldi.Gerçektende mektupta yazdığı gibi 8 adet
büyük meşe ağcının oluşturduğu bir çember vardı.Çemberin ortasında
ise bir atın üstünde cüppeli bir figür.Figüre doğru yaklaşırken
Wonif;
-"Efendin son başarımdan etkilendi mi?"
-"Tabii ki...Eğer öyle olmasaydı zaten uyarıyı baştan alırdın" diye
karşılık verdi cüppeli figür.Sesi hafif boğuktu ama bunun ötesinde
sesinde bir huzursuzluk hakimdi.
Wonif kulaklarının keskinliği sayesinde bunu hemen fark etti.Acaba
neden tedirgindi?
Wonif meşe ağaçlarından oluşan çemberin içine girip figüre iyice
yaklaşmaya devam ederken;
-"Orman çok tehlikeli hele ki sınır tarafındakiler, keşke yanına
koruma alsaydın"
Figür biraz sinirli bir şekilde karşılık verdi;
-"Ne zaman yanıma ne almam gerektiğimi ben bilirim ve senden bunlar
için tavsiye almaya niyetim yok evlat."
Wonif kaşlarını çatmıştı;
-"Mesajını aldım ve geldim ne istiyorsun yine? Yoksa efendilerin
başarılarımdan ötürü bana kutlama mesajımı gönderdiler?"
-"Her ikisi de diyelim evlat.Öncelikle başarından dolayı tebrik
ediyorlar sonrasında ise yeni haberler var"
Wonif figürün üzerinde oturduğu atın kafasını severek;
-"Kutlamaları geç öyle insanların kendilerine baba demelerinden
nefret ediyorum, haberleri ver bana."
-"Thulan'ın kuzey sınırında ki 2000 kişilik bir barbar ordusu 2 ay
sonra sana katılacak.Başlarında Gorman adında bir barbar var."
-"Barbar ordusu mu?" Wonif küçümseyerek figüre baktı sonra
bakışlarını tekrar ata kaydırdı; "bana köpek sürüsü lazım değil bana
sağlam donanımlı,tecrübeli ve disiplinli askerler gerek.Eğer bir
köpek sürüsü isteseydim kasabalardan toplardım"
-"Barbarları küçümseme evlat.Barbar kabileleri her çağda her
krallığın başına bela olmuştur ve asla tam anlamı ile yok
edilemediler.Onları kullanmasını bilirsen çok işe yararlar." Figür
üzerinde ki siniri yavaş yavaş atmaya başlamıştı bu ses tonuna da
yansıyordu.Sesi artık Wonif'i hafiften aşağılar nitelikteydi.
-"Ya tabii, ne demezsin tahammül edilebilir kayıplar.Evet başka
diyeceğin bir şey var mı?"
-"Yok hepsi bu kadar.Gidebilirsin evlat."
Wonif hiç bir şey demeden arkasını döndü ve ağaçların arasına
daldı.Ormanda yürürken ilk askerlik zamanlarını hatırladı.Tugaya ilk
girişini,tugayın pusuya düşüşünü ve tüm tugayın dağılmasını.Günlerce
ormanda aç ve susuz şekil tugay sancağı ile ilerleyişi.Sadece
tugayın şanı ve akademiye ilk girdiğinde beri kendisine öğretilen o
meşhur onur kavramının devamlılığını sağlamak için.
Artık hava iyice kararmaya başlamıştı ve bacakları ağırlaşıyordu
kampa varmasına ise daha saatler vardı.O yüzden en iyisi dinlenmek
diye düşündü.Bir ağacın dibinde bir kaç saatlik uyku enerjisini
toplaması için yeterliydi.Etrafa göz gezdirirken büyük bir ağaç
gözüne çarptı.Heybetli gövdesi ve sanki bulutları yaracakmış gibi
duran boyu ile efsanelerde anlatılan tanrılara benziyordu.Şüphesiz
bu ormanda ki en büyük ağaçlardan biriydi herhalde.Ağacın dallarında
yuva yapmış kuşları ve sincapları görünce hafifçe gülümsedi.İçinde
barındırdığı, ev sahipliği yaptığı onca yaşamla gerçektende bir
tanrı gibiydi.Ağacın dibine oturdu ve sırtını ağaca yasladı.Kafasını
gökyüzüne çevirdiğinde ağacın dalları arasından tek tük seçilen
güneş ışını ve gökyüzünü gördü.Sanki bir annenin kucağına yatmış ve
annenin ona eğilip masal anlatırken saçlarının arasından sızan ışık
gibiydi gördüğü manzara.İçini bir tuhaflık kaplamıştı.Bildiği ama
uzun zamandır hissetmediği bir şeyler vardı içinde.Sanki bir özlemdi
yada bir açlık.Yorgunluktan gözleri ağır ağır kapanırken
dudaklarından sadece tek bir kelime döküldü;
-"Anne"...
Şahinler ordusu sınırı aşıp en sonunda Kartal Geçidi'ne
varmışlardı.Orduda ki hemen hiç kimse daha önce Lisambro
imparatorluğunun sınırlarına girmemişti.Ama şimdi buraya ilk
adımlarını atmış ve akabinde meşhur Kartal Geçidi'ne varmışlardı.
Gerçekten de adını hak edercesine geçidin tepesinde tek tük kartal
sesleri duyuluyordu ve yamaçlardaki kayalıklar o kadar sivri ve
dikti ki uçamayan hiçbir canlının oraya tırmanması
imkansızdı.Hakkında anlatılan hikayeler ve efsaneler buranın bu pek
misafirperver olmayan vahşi görüntüsüyle birleşince askerlerin ister
istemez içlerini kısa sürelide olsa hafif bir ürperti kapladı.Bu
yüzden de ordunun ilerleyişi gözle görülecek şekilde yavaşladı.
Anlatılan hikayelerin bazılarında insan yiyen hayvan görünümlü
insanlardan, bir anda tepelerden yağmur gibi saldıran kartal
sürülerine, Lisambro İmparatorluğu'nun en seçkin birliği olan Gök
Gürültüsü Şövalyelerinin devriye bölgesi içinde yer almasından
tamamiyle doğa dışı bir şekilde insanların üstlerine devrilen
kayalıklara ve bunu yapanların buradaki ölmüş insanların hayaletleri
olduğuna kadar bir çok şey vardı.
Ordunun orta kısımlarında ilerleyen Beyaz Şahin ve Diora da durumu
fark etmişti.Beyaz Şahin önce adamlarına sonrada Diora'ya
baktı.Hemen herkes sinirliydi ama Diora'nın siniri daha
belirgindi.Beyaz Şahin onu tanıdığında beri hep böyleydi.Asla soğuk
kanlı olmayı becerememişti Diora.Her zaman duygularına daha çok
kulak veren ve onlara göre hareket eden biriydi.Normalde böyle bir
savaşçının bu kadar zaman hayatta kalması imkansız olarak kabul
edilirdi savaşçılar arasında eğer doğuştan gelen yetenekleri
yoksa.Neyse ki Diora'nın doğuştan gelen bir yeteneği vardı;
olacakları önceden görebilme.Bu bir çok savaşçının istediği bir
şeydi.Rakibin saldırısını önceden fark edebilme ve ona göre karşı
hamleyi hazırlama.Sadece bu yeteneği kazanmak için yıllarca eğitim
alan savaşçılar tanıyordu Beyaz Şahin.Fakat Diora'da bu doğuştan
vardı ve bu yetenek kadınsı refleksleri ve hırsı ile birleşince
ortaya şaşırtıcı derecede iyi bir savaşçı çıkarmıştı.Diora'nın bu
yeteneği Beyaz Şahini ve orduyu defalarca felaketin eşiğinden
döndürmüştü.Beyaz Şahin ona sayısız hayat borçluydu.Ama ona olan
sevgisi bu yüzden değildi.Onu bulduğunda 14 yaşında bir kızdı
ailesini yitirmiş bir fakat intikam yemini etmiş bir kızdı.Onu kendi
eğitmişti.Madenden çıkardığı saf demiri kendisi dövüp işleyip
mükemmel bir kılıç yaratmıştı ve bu kılıcın adı Dioraydı.İşte bu
yüzden Dİora'ya hayranlık duyuyordu.Kendisinin hayatını sayısız kere
kurtaran bu kadına mükemmel bir hayat sunmak için her şeyi yapmaya
razıydı.Wonif'in teklifini kabul etmesi sadece bu yüzdendi.
-"Komutanım, burası hakkında anlatılanlar doğru mu?" diye bir asker
Beyaz Şahin'in yanına yaklaşarak onu düşüncelerinde uzaklaştırdı.
Beyaz Şahin hiç istifini bozmadan;
-"Açıkçası anlatılanların ne olduğunu bilmiyorum ama duyduğunuz her
şeye inanmayın."
-"Haklısınız komutanım sonuçta ordu içerisinde bile aynı hikayeyi
kırk farklı şekilde duyabilirsiniz hiçbiri birbirini tutmuyor"
diyerek gülümsedi ve yanından uzaklaştı.
Beyaz Şahin hafif bir tebessümle yüzünü Diora'ya çevirdi;
-"Senin neyin var gergin gibisin?"
Tepeleri izlemekte olan Diora başını çevirmeden;
-"Hayır gergin değilim.Sadece içimden bir ses hala daha
kalkıştığımız işin yanlış olduğunu söylüyor.Açıkçası Wonif denilen o
adama güvenmiyorum."
-"Merak etme o hiç bir zarar veremez.Kendi egolarının esiri olmuş
biri o."
-"Ama akıllı öyle değil mi?" diyerek Beyaz Şahin'in sözünü kesti.
-"Yalan değil akıllı ve zeki. Gelecek vaat ediyor ama onun bu aklı
ve zekası benim yıllardır kurduğum hayali gerçekleştirmek için
sadece bir araç olacak.O yüzden içini ferah tut."
Diora kafasını indirip atının dizginlerine asılıp geriye çevirerek;
-"Neyse kumandan ben birlikleri denetlemeye gidiyorum.Bakalım
ilerden gelen izciler ne haberler getirmiş."
Beyaz Şahin kafasını hafifçe öne eğerek Diora'nın konvoyun arka
saflarına doğru ilerleyişini izledi.Bir süre sonra Şahinler Tugayı
havanın kararması ve bilmedikleri bir yerde olduklarından dolayı tüm
riskleri göze alarak geceyi geçitte geçirmek üzere mola
verdi.Nöbetçiler kısa aralıklarla değişecekti ve bu gece hem nöbet
sırası gelenler için hem de uyumaya çalışacak askerler için zor bir
gece olacaktı.Beyaz Şahin özellikler genç ve daha az deneyimli
askerlerin etkilenmemesi için tüm gece boyunca kimsenin Kartal
Geçidi hakkında konuşmaması emrini verdi.Gereksiz dedikodular
askerin moralini bozabilirdi hele ki bilmedikleri bir coğrafyada ve
pek tanımadıkları düşmanlara karşı bu tam bir yıkım olurdu.Böyle
büyük ve riskli bir plan varken en ufak bir kayba bile tahammül
edilemezdi.
Wonif uzun zamandan sonra ilk defa bu kadar huzurlu bir uyku
çekmişti.Uyandığında yüzünde hafif bir tebessüm vardı.Bunun nedenini
bilmiyordu.Yakınlarda sesi duyulan ırmağın yanına doğru
ilerledi.Irmağın kenarına geldiğinde suda ki yansımasından yüzünde
ki tebessümü gördü.Kendi kendine;
-"Kes şu aptal sırıtmayı.Gerçektende bu ifadeyle bir hana gitsen hiç
bir kadın seninle yatmak istemez."
Sonra kendi kendine bir daha güldü.Çünkü etrafta kimse yoktu ve
kendisi ile konuşuyordu.Ellerini suya daldırdı ve yüzünü yıkamaya
başladı.Su oldukça ılıktı.Bir banyonun fena olmayacağını
düşündü.Elbiselerini çıkardı ve ırmağın içine daldı.Bir kaç kere
ırmağın karşı kıyısına yüzüp geldikten sonra çıkamaya karar verdi
tam kıyıda duran elbiselerine uzanmıştı ki üstünde bir karartı
hissetti.
Kafasını yavaş yavaş kaldırdığında bu karartının sahibinin dört tane
beyaz bacağı olduğunu gördü.Bir insan eli kadar iri ayakları
vardı.Bacaklarında ki kaslar o kadar kalın kürküne rağmen açıkça
seçilebiliyordu.Kafasını kaldırmaya devam etti ama daha temkinliydi
ve bu kısa yolculuğu bittiğinde gördüğü şey karşısında içini bir
korku kapladı.Hiç bir zaman asla hissetmediği bir korkuydu bu.Buz
mavisi renginde gözleri uzun ve sivri yüzü,dik kulakları, inci kadar
beyaz ve bıçaktan daha sivri dişleri ile ona hırlayan bir kurt
karşısındaydı.
Gözlerini ona dikmiş bakıyordu.Tamamen ruhunu delecek kadar keskin
bakışları vardı.Gözlerini Wonif'in gözlerinden ayırmıyordu.Wonif
ruhunun sanki kocaman bir kılıç tarafından deşildiğini
hissetti.Suyun içinde olmasına rağmen damla damla terlediğini
hissetti.İçini tarifi güç ve nerden geldiği belirsiz bir korku
kaplamıştı.Kaçmak istiyor ama kaçamıyor, bağırmak istiyor ama
nidaları boğazında düğümleniyordu.Hiçbir şey ama hiçbir şeyden bu
kadar çok korkmamıştı.Silahı yoktu çıplaktı ve
savunmasızdı.Kendisini bir çocuk gibi çaresiz hissediyordu.Düşünmeye
çalışıyordu fakat beyni tamamen boşalmıştı bir anda.Aklından geçen
tek şey ölümün çabuk olmasıydı.
Kurt kafasını eğip yüzünü Wonif'in yüzüyle aynı hizaya getirdi ve
dişlerini iyice göstererek gırtlağından gelen tok ve kalın hırlamayı
arttırdı.Dişlerini araladı.Ağzındaki pis nefesini artık
hissedebiliyordu Wonif.Çürümüş ceset gibi kokan bir nefesi vardı.Wonif
bunu çok iyi biliyordu.Bu koku veba salgınına uğramış kasabaların
birinin yanından geçerken kilometrelerce öteden duyulan bir
kokuydu.Kısaca ölümün kokusu denirdi buna.Sonra beklenmedik bir
şekilde kurt kafasını kaldırdı ve arkasını dönerek ormanın içinde
kayboldu.
Bir kaç dakika kurdun arkasından bakan Wonif'in nihayetinde hisleri
yerine gelmişti.İstemsiz bir ağlama krizine tutularak kafasını
çamurun içine gömdü.Artık ölümü tanıyordu.Çünkü ona ulaşmasına
sadece bir kaç santimetre kalmıştı.Nefesini tüm yüzünde ve
ciğerlerinde hissetmişti.Aradan saatler geçmesine ve gözyaşlarının
kurumasına rağmen hala içi titriyordu.Sanki bilinmeyen bir güç
ruhunu bir bıçakla deşmişti.Bir süre sonra tüm cesaretini toplayıp
kafasını topraktan kaldırdı göz ucuyla bakıyordu ve kimsenin
olmadığını görünce derin bir nefes aldı.Ama aldığı nefes sanki yanan
odunların dumanını içine çekmiş gibi tüm gırtlağını ve ciğerlerini
yaktı.Ağlamamak için dişlerini sıktı ama gözyaşları yanaklarından
süzülüyordu.Sonra derin bir nefes daha aldı.Bu sefer daha iyiydi,
artık gırtlağı ve ciğerleri yanmıyordu.Sudan çıktı,kalın kumaş
pantolonunu giydi,gömleğini omzuna aldı ve sanki iki fıçı şarap
içmiş gibi sendeleyerek ilerlemeye başladı.Kampa varana kadar geçen
sürede hiç bir şey düşünmüyordu.Gözünün önüne sadece bu ana kadar
yaşadığı savaşlarda ki düşmanların ölüm sahneleri geliyor ve
kulaklarında onların haykırışlarını duyuyordu.
Kampa yaklaştığında nöbetçilerin onu görür görmez esas duruşa
geçtiğini ve selam verdiklerini gördü ama onlara bile bakmadan
çadırına doğru ilerlerken arkadan bir ses;
-"Kumandan!" Nartes heyecanlı ve koşar adımlarla arkadan geliyordu.Wonif
durdu, kafasını gökyüzüne çevirerek derin bir nefes aldı.Nartes tam
önüne geçip ona bir şey diyecekken Wonif;
-"Adamlara söyle toparlansınlar.Kartal Geçidine doğru yola çıkıcaz
ve durmıycaz" diyip eliyle Nartes'i kenara itip çadırına doğru
ilerledi.Nartes sinirinden yumruklarını sıkarak askerlerin
toplandığı alana doğru ilerleyip hepsinin toplanması için emir
verdi.
Pasin gecenin karanlığında nöbet ateşinin başında oturup etrafı
görebildiği kadarıyla gözetlemeye çalışırken aklına istemese de
tugayda ki askerlerin Kartal Geçidi hakkında anlattıkları
geliyordu.İçlerinden bir tanesi onu şu anda bulunduğu durumda en çok
korkutandı.Söylentilere göre burada gecenin karanlığı içinden çıkıp
insan avlayan bir yaratık varmış.Kimse nerden yada nasıl geldiğini
göremeden o en kalabalık topluluğun bile içine dalıp avını yakalar
ve geldiği gibi kaybolurmuş.Kimse onu görememiş şimdiye
kadar.Söylenene göre kuzey rüzgarları kadar hızlı hareket ediyormuş.
İşte Pasin aklına gelen bu hikayeyi düşündükçe eliyle kılıcının
kabzasını daha sıkı kavrıyordu.Gözlerini ilk olarak gölgelere doğru
kaydırıyor ve orada birisinin olup olmadığını görmeye çalışıyordu.Bu
gerçektende sinir bozucu bir olaydı.İçinden de biran evvel nöbetinin
bitmesi için dua ediyordu.
Sonra bir an arkasından bir ses duydu.Bir kaç ufak taşın yuvarlanma
sesiydi bu.Pasin şimşek kadar hızlı bir şekilde arkasını döndü ve
kılıcını sesin geldiği yöne doğrulttu.Fakat artık her şey için çok
geçti.Ölüm üstüne beyaz bir şimşek gibi gelmişti.Pasin'in ölümlü
gözlerinin gördüğü son şey dört tane beyaz ayaktı.O gece Şahinler
Tugayı'nda ki nöbet tutan ve uyumayan askerler bir kurt'un
ulumasıyla irkildiler.Olmaması gereken bir yerde olmaması gereken
biri ve bu kötü şans demekti.
Barkhan "Wolf" BIÇAKÇIOĞLU / 17-07-2005
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle