Hikaye

Barkhan "Wolf" BIÇAKÇIOĞLU

Beyaz Kurt'un Gelişi

     Lisambro sınırında göğe haşmetle yükselen ağaçların bulunduğu bir orman ve ormanda ağır adımlarla atı ile ilerleyen cüppeli biri.Büyük kahverengi atı ve üzerinde ki siyah cüppesi ile kim olduğu hakkında bir tek ip ucu dahi vermeyen ve onu bir av olarak düşünen bir ayıyı bile bu şüphe ile korkutup geri kaçmasını sağlayan biri.Yalnız ve tek başına yoluna devam ediyor.Muzaffer bir komutan edasıyla atının dizginlerini tutmuş ve dimdik bir şekilde.Fakat birden;çalıların arasından gelen bir hışırtı ve çok hızlı bir şekilde gözden kaybolan beyaz bir şey.Gizemli yabancı elini hemen cüppesinin altına götürdü ve bir süre sesin geldiği yöne baktı.Bu ormanların çok tehlikeli olduğunu duymuştu.Anlatılanlara göre insan yiyen canavarlarla doluydu ama o bununu gibi hikayeleri hiç bir zaman inanmazdı.Aklından geçen tek düşünce gideceği yere varmak.Bir süre daha çevreyi izledikten sonra, atını hafifçe mahmuzlayarak yola koyuldu.Fakat gözünden kaçan bir nokta vardı; bir şey onu izliyordu ve o bunun farkındaydı.Ama avcıyı avlamak için bazen av olmak gerekirdi.

Nartes sıkıntılı bir şeklide Wonif'in çadırına doğru ilerledi.Tam çadırın önüne gelmişti ki Wonif içerden çıktı ve Nartes'le burun buruna kaldılar.Nartes, Wonif'in yüzünde ki sıkıntılı ifadenin nedeni tahmin edebiliyordu ama savaştan beri ona bu konu hakkında bir şey sormamayı tercih etmişti.Fakat yolculuk haricinde çadırından çıkmıyordu Wonif.Özellikle sabahları tüm askerlerle beraber antrenman ve kahvaltı yapmayı üç gündür bırakmıştı. Geceleri uyanık olduğu halde bile çadırının için tek bir mum bile yanmıyordu.Nartes'e göre bu normal bir süreçti.Bir savaşçı savaşın ve kanın tadına varmaya başladığında içinde ki hayvanı uyandırırdı istemeden de olsa.Fakat o hayvanın uyanması beraberinde savaşçıya "kimim ben" sorusunu da getirir ve eğer kişi güçlü değilse onu içinden çıkılmaz bir çukura sürüklerdi.Nartes kabul ediyordu; Wonif yetenekli ve akıllı bir kumandandı.Ölüme hep meydan okumuştu.Komutan olduğu günden beri bir çok başarıya imza atmış ve onun emrinde Anka Kuşu tugayı hiç yenilmemişti.Ama şu bir gerçekti ki Wonif tüm tugay içinde ki en acemi savaşçıydı.Çünkü o kadar sene sonra ilk defa içinde ki vahşiliği fark etmişti ve bunun bu kadar geç olması Nartes'in canını sıkıyordu.İlerde bu durum başlarına bela olabilirdi.Kaldı ki yapmaya kalktıkları şey hiç bir şekilde hataya açık değildi.Bir hatada tüm tugay yok olabilirdi.Nartes artık bazı şeyleri gözden geçirmeyi düşünmüş.Şu zamana kadar Wonif'in liderliğinden hiç şüphe etmemişti, ama artık şüphenin zamanıydı.

-"Ne oldu Nartes? Yüzüme koyun gibi bakmayı sürdürecek misin yoksa konuşmaya mı başlayacaksın?" diyerek Wonif Nartes'in düşüncelerine istemeden son noktayı koydu.

Hemen kendini toparlayan Nartes elindeki zarfı Wonif'e uzatarak;
-"Biraz evvel bir baykuş tarafından bu mesaj getirildi.Sanırım yine o yabancıdan."

Wonif kaşlarını çatarak sert bir hamlede zarfı Nartes'in elinden aldı ve çadırına geri döndü.Nartes içinden lanetler yağdırarak nehir kıyısında antrenman yapan askerlerin yanına doğru ilerledi.Kafasında ki şüpheler daha da belirginleşmeye başlamıştı.Son bir senedir aralıklarla bir baykuş Wonif'e bir takım mesajlar getiriyor ve akabinde Wonif bir günlüğüne hiç bir şey söylemeden ortadan kayboluyordu.Bu bilinmeyen durum Nartes'in canını zaten yeteri kadar sıkıyordu, hele ki Wonif'in şimdi ki durumu ile birleşince kafasında ki düşünceler iyice karmaşıklaşmıştı.Hatta kafasından tugay içinde bir darbe yapmak bile geçiyordu.Bu kötü düşünceyi hemen uzaklaştırdı kafasından ve askerlerin antrenmanlarını izlemeye koyuldu.

Wonif mektubu okur okumaz kılıcını bile almadan çadırından çıktı ve atına bile atlamadan koşarak kamptan uzaklaşmaya başladı.Onun bu halini gören askerler ilk önce şaşkınlıklarını üzerinden atamadılar.Fakat olay bir iki dakika için Nartes'in kulağına gelmişti.Nartes her zaman ki ustalığı ile olaya açıklık getirdi.Kumandan Wonif ormanda koşuya çıkmıştı ve en geç yarın sabah geri gelecekti.Bu açıklamayı duyan askerler umursamaz mırıltılar eşliğinde işlerine geri döndüler.Nartes ise homurdanarak çadırına doğru hızlı adımlarla ilerledi.Nartes,Kırmızı Anka Kuşu tugayına gelip Wonif'in kumandası altına girdiğidnen beri kendisini daha iyi tanımştı.Asla bir general olabilecek kapasiteye sahip değildi.Evet tecrübesi vardı, adamlarına sözünü dinletebiliyordu ama başarılı bir komutanda olması gereken şey yoktu onda; yaratıcılık.Geçen süre boyunca Wonif'in bir çok olayını örtbas etmişti, zaman zaman Wonif'in girdiği depresyonlar sonucunda kendisini öldürmeye kadar yaptığı bir çok olayı askerlerden usta yalanlarla saklamıştı bu yüzden Wonif tarafından asla vazgeçilmeyen biriydi ve evet yalan söylemekte bir yaratıcılık örneğidir ama bu yaratıcılık savaşta düşman kalesini kuşatmak için çok fazla etkili olmaz.Yoksa olabilir miydi?
Nartes bir anda yatağından doğruldu.Kazandıkları başarıları düşündü;

"Çoğunda düşmanı aldatmaya yönelik taktikler vardı ve bu taktikler savaş alanının yalanlarıydı. O zaman Wonif'te bir yalancı hem de kendisi gibi tecrübeli bir yalancıyı kandıracak kadar usta bir yalancı".Nartes sakalını ovuşturdu bir süre ve kafasında ki düşünceler birbirine girmeye başladı.Heyecanlanmıştı, nedenini bilmiyordu ama heyecanlanmıştı kalbi olduğundan daha hızlı atmaya dudakları kurumaya başladı.Sanki kaybedecek iken düşmanın iki katı destek kuvvet geleceğini haber veren mektubu eline almış bir komutan gibi heyecanlıydı.Kesin bir zafer vardı ortada daha doğrusu gidip alınmayı bekleyen kesin bir zafer.

Heyecanını yenemeyeceğini anlayınca çadırından dışarı çıktı ve nehir kıyısına doğru ilerledi.Kıyıya vardığında gözleri suda ki kendi yansımasına kaydı ve o an da aklına yeni bir soru geldi;

"iyi ama ben neden bu kadar heyecanlandım?" Kesinlikle beklediği o cevabı kendisine söylemeyecekti.Hayır böyle bir neden olamazdı onun için o komutanına sadık bir subaydı asla ihanet etmezdi ama onun yapabileceği şeyleri Wonif yapmıştı ve kahraman olan o olmuştu. Bu haksızlıktı, Wonif de bir yalancıydı ama Nartes kadar tecrübeli değildi.

Kafasında ki düşünceler iyice çığrından çıkmak üzereydi.Artık bu kendi iç savaşına daha fazla dayanamayıp kafasına nehrin buz gibi suyuna soktu.Nefesini tutabildiği kadar tuttuktan sonra kendini kıyıya geri atan Nartes gökyüzünü izlemeye başladı.Kendi düşünceleri arasında kalmak Nartes için pek alışıldık bir durum değildi.Kendisini o kadar bitkin hissediyordu ki sanki güneyli bir dilberle saatlerce sevişmiş gibiydi.Gökyüzünde uçan kuş sürüsünü izlerken uyuyakaldı ve uyandığında uzun zamandan beri bu kadar güzel bir uyku uyumadığını fark edecekti.

Wonif saatlerce ormanda koştuktan sonra en sonunda mektupta yazılı buluşma noktasına geldi.Gerçektende mektupta yazdığı gibi 8 adet büyük meşe ağcının oluşturduğu bir çember vardı.Çemberin ortasında ise bir atın üstünde cüppeli bir figür.Figüre doğru yaklaşırken Wonif;

-"Efendin son başarımdan etkilendi mi?"

-"Tabii ki...Eğer öyle olmasaydı zaten uyarıyı baştan alırdın" diye karşılık verdi cüppeli figür.Sesi hafif boğuktu ama bunun ötesinde sesinde bir huzursuzluk hakimdi.

Wonif kulaklarının keskinliği sayesinde bunu hemen fark etti.Acaba neden tedirgindi?
Wonif meşe ağaçlarından oluşan çemberin içine girip figüre iyice yaklaşmaya devam ederken;
-"Orman çok tehlikeli hele ki sınır tarafındakiler, keşke yanına koruma alsaydın"

Figür biraz sinirli bir şekilde karşılık verdi;
-"Ne zaman yanıma ne almam gerektiğimi ben bilirim ve senden bunlar için tavsiye almaya niyetim yok evlat."

Wonif kaşlarını çatmıştı;
-"Mesajını aldım ve geldim ne istiyorsun yine? Yoksa efendilerin başarılarımdan ötürü bana kutlama mesajımı gönderdiler?"

-"Her ikisi de diyelim evlat.Öncelikle başarından dolayı tebrik ediyorlar sonrasında ise yeni haberler var"

Wonif figürün üzerinde oturduğu atın kafasını severek;
-"Kutlamaları geç öyle insanların kendilerine baba demelerinden nefret ediyorum, haberleri ver bana."

-"Thulan'ın kuzey sınırında ki 2000 kişilik bir barbar ordusu 2 ay sonra sana katılacak.Başlarında Gorman adında bir barbar var."

-"Barbar ordusu mu?" Wonif küçümseyerek figüre baktı sonra bakışlarını tekrar ata kaydırdı; "bana köpek sürüsü lazım değil bana sağlam donanımlı,tecrübeli ve disiplinli askerler gerek.Eğer bir köpek sürüsü isteseydim kasabalardan toplardım"

-"Barbarları küçümseme evlat.Barbar kabileleri her çağda her krallığın başına bela olmuştur ve asla tam anlamı ile yok edilemediler.Onları kullanmasını bilirsen çok işe yararlar." Figür üzerinde ki siniri yavaş yavaş atmaya başlamıştı bu ses tonuna da yansıyordu.Sesi artık Wonif'i hafiften aşağılar nitelikteydi.

-"Ya tabii, ne demezsin tahammül edilebilir kayıplar.Evet başka diyeceğin bir şey var mı?"

-"Yok hepsi bu kadar.Gidebilirsin evlat."

Wonif hiç bir şey demeden arkasını döndü ve ağaçların arasına daldı.Ormanda yürürken ilk askerlik zamanlarını hatırladı.Tugaya ilk girişini,tugayın pusuya düşüşünü ve tüm tugayın dağılmasını.Günlerce ormanda aç ve susuz şekil tugay sancağı ile ilerleyişi.Sadece tugayın şanı ve akademiye ilk girdiğinde beri kendisine öğretilen o meşhur onur kavramının devamlılığını sağlamak için.

Artık hava iyice kararmaya başlamıştı ve bacakları ağırlaşıyordu kampa varmasına ise daha saatler vardı.O yüzden en iyisi dinlenmek diye düşündü.Bir ağacın dibinde bir kaç saatlik uyku enerjisini toplaması için yeterliydi.Etrafa göz gezdirirken büyük bir ağaç gözüne çarptı.Heybetli gövdesi ve sanki bulutları yaracakmış gibi duran boyu ile efsanelerde anlatılan tanrılara benziyordu.Şüphesiz bu ormanda ki en büyük ağaçlardan biriydi herhalde.Ağacın dallarında yuva yapmış kuşları ve sincapları görünce hafifçe gülümsedi.İçinde barındırdığı, ev sahipliği yaptığı onca yaşamla gerçektende bir tanrı gibiydi.Ağacın dibine oturdu ve sırtını ağaca yasladı.Kafasını gökyüzüne çevirdiğinde ağacın dalları arasından tek tük seçilen güneş ışını ve gökyüzünü gördü.Sanki bir annenin kucağına yatmış ve annenin ona eğilip masal anlatırken saçlarının arasından sızan ışık gibiydi gördüğü manzara.İçini bir tuhaflık kaplamıştı.Bildiği ama uzun zamandır hissetmediği bir şeyler vardı içinde.Sanki bir özlemdi yada bir açlık.Yorgunluktan gözleri ağır ağır kapanırken dudaklarından sadece tek bir kelime döküldü;
-"Anne"...


Şahinler ordusu sınırı aşıp en sonunda Kartal Geçidi'ne varmışlardı.Orduda ki hemen hiç kimse daha önce Lisambro imparatorluğunun sınırlarına girmemişti.Ama şimdi buraya ilk adımlarını atmış ve akabinde meşhur Kartal Geçidi'ne varmışlardı.
Gerçekten de adını hak edercesine geçidin tepesinde tek tük kartal sesleri duyuluyordu ve yamaçlardaki kayalıklar o kadar sivri ve dikti ki uçamayan hiçbir canlının oraya tırmanması imkansızdı.Hakkında anlatılan hikayeler ve efsaneler buranın bu pek misafirperver olmayan vahşi görüntüsüyle birleşince askerlerin ister istemez içlerini kısa sürelide olsa hafif bir ürperti kapladı.Bu yüzden de ordunun ilerleyişi gözle görülecek şekilde yavaşladı.
Anlatılan hikayelerin bazılarında insan yiyen hayvan görünümlü insanlardan, bir anda tepelerden yağmur gibi saldıran kartal sürülerine, Lisambro İmparatorluğu'nun en seçkin birliği olan Gök Gürültüsü Şövalyelerinin devriye bölgesi içinde yer almasından tamamiyle doğa dışı bir şekilde insanların üstlerine devrilen kayalıklara ve bunu yapanların buradaki ölmüş insanların hayaletleri olduğuna kadar bir çok şey vardı.

Ordunun orta kısımlarında ilerleyen Beyaz Şahin ve Diora da durumu fark etmişti.Beyaz Şahin önce adamlarına sonrada Diora'ya baktı.Hemen herkes sinirliydi ama Diora'nın siniri daha belirgindi.Beyaz Şahin onu tanıdığında beri hep böyleydi.Asla soğuk kanlı olmayı becerememişti Diora.Her zaman duygularına daha çok kulak veren ve onlara göre hareket eden biriydi.Normalde böyle bir savaşçının bu kadar zaman hayatta kalması imkansız olarak kabul edilirdi savaşçılar arasında eğer doğuştan gelen yetenekleri yoksa.Neyse ki Diora'nın doğuştan gelen bir yeteneği vardı; olacakları önceden görebilme.Bu bir çok savaşçının istediği bir şeydi.Rakibin saldırısını önceden fark edebilme ve ona göre karşı hamleyi hazırlama.Sadece bu yeteneği kazanmak için yıllarca eğitim alan savaşçılar tanıyordu Beyaz Şahin.Fakat Diora'da bu doğuştan vardı ve bu yetenek kadınsı refleksleri ve hırsı ile birleşince ortaya şaşırtıcı derecede iyi bir savaşçı çıkarmıştı.Diora'nın bu yeteneği Beyaz Şahini ve orduyu defalarca felaketin eşiğinden döndürmüştü.Beyaz Şahin ona sayısız hayat borçluydu.Ama ona olan sevgisi bu yüzden değildi.Onu bulduğunda 14 yaşında bir kızdı ailesini yitirmiş bir fakat intikam yemini etmiş bir kızdı.Onu kendi eğitmişti.Madenden çıkardığı saf demiri kendisi dövüp işleyip mükemmel bir kılıç yaratmıştı ve bu kılıcın adı Dioraydı.İşte bu yüzden Dİora'ya hayranlık duyuyordu.Kendisinin hayatını sayısız kere kurtaran bu kadına mükemmel bir hayat sunmak için her şeyi yapmaya razıydı.Wonif'in teklifini kabul etmesi sadece bu yüzdendi.

-"Komutanım, burası hakkında anlatılanlar doğru mu?" diye bir asker Beyaz Şahin'in yanına yaklaşarak onu düşüncelerinde uzaklaştırdı.

Beyaz Şahin hiç istifini bozmadan;
-"Açıkçası anlatılanların ne olduğunu bilmiyorum ama duyduğunuz her şeye inanmayın."

-"Haklısınız komutanım sonuçta ordu içerisinde bile aynı hikayeyi kırk farklı şekilde duyabilirsiniz hiçbiri birbirini tutmuyor" diyerek gülümsedi ve yanından uzaklaştı.

Beyaz Şahin hafif bir tebessümle yüzünü Diora'ya çevirdi;
-"Senin neyin var gergin gibisin?"

Tepeleri izlemekte olan Diora başını çevirmeden;
-"Hayır gergin değilim.Sadece içimden bir ses hala daha kalkıştığımız işin yanlış olduğunu söylüyor.Açıkçası Wonif denilen o adama güvenmiyorum."

-"Merak etme o hiç bir zarar veremez.Kendi egolarının esiri olmuş biri o."

-"Ama akıllı öyle değil mi?" diyerek Beyaz Şahin'in sözünü kesti.

-"Yalan değil akıllı ve zeki. Gelecek vaat ediyor ama onun bu aklı ve zekası benim yıllardır kurduğum hayali gerçekleştirmek için sadece bir araç olacak.O yüzden içini ferah tut."

Diora kafasını indirip atının dizginlerine asılıp geriye çevirerek;
-"Neyse kumandan ben birlikleri denetlemeye gidiyorum.Bakalım ilerden gelen izciler ne haberler getirmiş."
Beyaz Şahin kafasını hafifçe öne eğerek Diora'nın konvoyun arka saflarına doğru ilerleyişini izledi.Bir süre sonra Şahinler Tugayı havanın kararması ve bilmedikleri bir yerde olduklarından dolayı tüm riskleri göze alarak geceyi geçitte geçirmek üzere mola verdi.Nöbetçiler kısa aralıklarla değişecekti ve bu gece hem nöbet sırası gelenler için hem de uyumaya çalışacak askerler için zor bir gece olacaktı.Beyaz Şahin özellikler genç ve daha az deneyimli askerlerin etkilenmemesi için tüm gece boyunca kimsenin Kartal Geçidi hakkında konuşmaması emrini verdi.Gereksiz dedikodular askerin moralini bozabilirdi hele ki bilmedikleri bir coğrafyada ve pek tanımadıkları düşmanlara karşı bu tam bir yıkım olurdu.Böyle büyük ve riskli bir plan varken en ufak bir kayba bile tahammül edilemezdi.


Wonif uzun zamandan sonra ilk defa bu kadar huzurlu bir uyku çekmişti.Uyandığında yüzünde hafif bir tebessüm vardı.Bunun nedenini bilmiyordu.Yakınlarda sesi duyulan ırmağın yanına doğru ilerledi.Irmağın kenarına geldiğinde suda ki yansımasından yüzünde ki tebessümü gördü.Kendi kendine;

-"Kes şu aptal sırıtmayı.Gerçektende bu ifadeyle bir hana gitsen hiç bir kadın seninle yatmak istemez."

Sonra kendi kendine bir daha güldü.Çünkü etrafta kimse yoktu ve kendisi ile konuşuyordu.Ellerini suya daldırdı ve yüzünü yıkamaya başladı.Su oldukça ılıktı.Bir banyonun fena olmayacağını düşündü.Elbiselerini çıkardı ve ırmağın içine daldı.Bir kaç kere ırmağın karşı kıyısına yüzüp geldikten sonra çıkamaya karar verdi tam kıyıda duran elbiselerine uzanmıştı ki üstünde bir karartı hissetti.

Kafasını yavaş yavaş kaldırdığında bu karartının sahibinin dört tane beyaz bacağı olduğunu gördü.Bir insan eli kadar iri ayakları vardı.Bacaklarında ki kaslar o kadar kalın kürküne rağmen açıkça seçilebiliyordu.Kafasını kaldırmaya devam etti ama daha temkinliydi ve bu kısa yolculuğu bittiğinde gördüğü şey karşısında içini bir korku kapladı.Hiç bir zaman asla hissetmediği bir korkuydu bu.Buz mavisi renginde gözleri uzun ve sivri yüzü,dik kulakları, inci kadar beyaz ve bıçaktan daha sivri dişleri ile ona hırlayan bir kurt karşısındaydı.
Gözlerini ona dikmiş bakıyordu.Tamamen ruhunu delecek kadar keskin bakışları vardı.Gözlerini Wonif'in gözlerinden ayırmıyordu.Wonif ruhunun sanki kocaman bir kılıç tarafından deşildiğini hissetti.Suyun içinde olmasına rağmen damla damla terlediğini hissetti.İçini tarifi güç ve nerden geldiği belirsiz bir korku kaplamıştı.Kaçmak istiyor ama kaçamıyor, bağırmak istiyor ama nidaları boğazında düğümleniyordu.Hiçbir şey ama hiçbir şeyden bu kadar çok korkmamıştı.Silahı yoktu çıplaktı ve savunmasızdı.Kendisini bir çocuk gibi çaresiz hissediyordu.Düşünmeye çalışıyordu fakat beyni tamamen boşalmıştı bir anda.Aklından geçen tek şey ölümün çabuk olmasıydı.

Kurt kafasını eğip yüzünü Wonif'in yüzüyle aynı hizaya getirdi ve dişlerini iyice göstererek gırtlağından gelen tok ve kalın hırlamayı arttırdı.Dişlerini araladı.Ağzındaki pis nefesini artık hissedebiliyordu Wonif.Çürümüş ceset gibi kokan bir nefesi vardı.Wonif bunu çok iyi biliyordu.Bu koku veba salgınına uğramış kasabaların birinin yanından geçerken kilometrelerce öteden duyulan bir kokuydu.Kısaca ölümün kokusu denirdi buna.Sonra beklenmedik bir şekilde kurt kafasını kaldırdı ve arkasını dönerek ormanın içinde kayboldu.

Bir kaç dakika kurdun arkasından bakan Wonif'in nihayetinde hisleri yerine gelmişti.İstemsiz bir ağlama krizine tutularak kafasını çamurun içine gömdü.Artık ölümü tanıyordu.Çünkü ona ulaşmasına sadece bir kaç santimetre kalmıştı.Nefesini tüm yüzünde ve ciğerlerinde hissetmişti.Aradan saatler geçmesine ve gözyaşlarının kurumasına rağmen hala içi titriyordu.Sanki bilinmeyen bir güç ruhunu bir bıçakla deşmişti.Bir süre sonra tüm cesaretini toplayıp kafasını topraktan kaldırdı göz ucuyla bakıyordu ve kimsenin olmadığını görünce derin bir nefes aldı.Ama aldığı nefes sanki yanan odunların dumanını içine çekmiş gibi tüm gırtlağını ve ciğerlerini yaktı.Ağlamamak için dişlerini sıktı ama gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.Sonra derin bir nefes daha aldı.Bu sefer daha iyiydi, artık gırtlağı ve ciğerleri yanmıyordu.Sudan çıktı,kalın kumaş pantolonunu giydi,gömleğini omzuna aldı ve sanki iki fıçı şarap içmiş gibi sendeleyerek ilerlemeye başladı.Kampa varana kadar geçen sürede hiç bir şey düşünmüyordu.Gözünün önüne sadece bu ana kadar yaşadığı savaşlarda ki düşmanların ölüm sahneleri geliyor ve kulaklarında onların haykırışlarını duyuyordu.

Kampa yaklaştığında nöbetçilerin onu görür görmez esas duruşa geçtiğini ve selam verdiklerini gördü ama onlara bile bakmadan çadırına doğru ilerlerken arkadan bir ses;

-"Kumandan!" Nartes heyecanlı ve koşar adımlarla arkadan geliyordu.Wonif durdu, kafasını gökyüzüne çevirerek derin bir nefes aldı.Nartes tam önüne geçip ona bir şey diyecekken Wonif;

-"Adamlara söyle toparlansınlar.Kartal Geçidine doğru yola çıkıcaz ve durmıycaz" diyip eliyle Nartes'i kenara itip çadırına doğru ilerledi.Nartes sinirinden yumruklarını sıkarak askerlerin toplandığı alana doğru ilerleyip hepsinin toplanması için emir verdi.



Pasin gecenin karanlığında nöbet ateşinin başında oturup etrafı görebildiği kadarıyla gözetlemeye çalışırken aklına istemese de tugayda ki askerlerin Kartal Geçidi hakkında anlattıkları geliyordu.İçlerinden bir tanesi onu şu anda bulunduğu durumda en çok korkutandı.Söylentilere göre burada gecenin karanlığı içinden çıkıp insan avlayan bir yaratık varmış.Kimse nerden yada nasıl geldiğini göremeden o en kalabalık topluluğun bile içine dalıp avını yakalar ve geldiği gibi kaybolurmuş.Kimse onu görememiş şimdiye kadar.Söylenene göre kuzey rüzgarları kadar hızlı hareket ediyormuş.

İşte Pasin aklına gelen bu hikayeyi düşündükçe eliyle kılıcının kabzasını daha sıkı kavrıyordu.Gözlerini ilk olarak gölgelere doğru kaydırıyor ve orada birisinin olup olmadığını görmeye çalışıyordu.Bu gerçektende sinir bozucu bir olaydı.İçinden de biran evvel nöbetinin bitmesi için dua ediyordu.

Sonra bir an arkasından bir ses duydu.Bir kaç ufak taşın yuvarlanma sesiydi bu.Pasin şimşek kadar hızlı bir şekilde arkasını döndü ve kılıcını sesin geldiği yöne doğrulttu.Fakat artık her şey için çok geçti.Ölüm üstüne beyaz bir şimşek gibi gelmişti.Pasin'in ölümlü gözlerinin gördüğü son şey dört tane beyaz ayaktı.O gece Şahinler Tugayı'nda ki nöbet tutan ve uyumayan askerler bir kurt'un ulumasıyla irkildiler.Olmaması gereken bir yerde olmaması gereken biri ve bu kötü şans demekti.



Barkhan "Wolf" BIÇAKÇIOĞLU  /  17-07-2005

 

Yorumlarınız:

Siz de bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz. Yorum ekle

 

 

 

 


 FrpNet Forum

 Bize Ulaşın

FrpNet Anket

Yeni Kitaplar

Siteiçi Arama

Yayınevleri

Linkler - Bağlantılar

Basında FrpNet

 

Ana Sayfa  |  Diyarlar  |  Bilgi  |  Yazılar  |  Forum  |  Galeri  |  Bize Ulaşın

Copyright © 2004 Keri Technology.. | Tüm Hakkı Saklıdır.           Anasayfa | Mail Kontrol | Mail Ayarları | Reklam | Yayınevleri | İletişim