Hikaye

Barkhan "Wolf" BIÇAKÇIOĞLU

Beyaz Kurt - Bir Savaşçının Doğuşu

     Sabah güneşinin ilk ışıkları sakin akan nehrin üzerinde birer peri edası ile dans ederken esmer bir kız nehrin serin suları ile yüzünü yıkıyordu.Aslında kız demek yanlış olur çünkü narin vücudu bir kıza göre oldukça kaslı idi,deriden yapılmış kısa kollu bir gömlek ve pantolonunu süsleyen belinde ki kılıçla daha çok bir savaşçı gibi görünüyordu ama yeni yetme bir savaşçı.
Diora elini bir kez daha suya daldırdı.Suyu avuçlarının içine aldı ve baktı.Neden böyle aptalca bir şeyin peşinden sürükleniyorlardı ki? Daha 2 hafta önce komutasını aldıkları Polatun kalesi düşman krallığın en güçlü tugayı tarafından kuşatılmış ve savaş olmadan Beyaz Şahin ve Tugay komutanı bir antlaşmaya varmışlardı.Akabinde aynı gece kaleyi boşaltmışlar ve kaçmışlardı.Sebebini sorduklarında ise Beyaz Şahin sadece daha fazla hazineden bahsetmişti.

"Hımph...Evet bu ordudakilerin aklı sadece parada.Kimse olayları derinden sorgulamıyor ki."
Yüzünü buruşturdu ve avucundan yavaş yavaş akmata olan buz gibi suyu yüzüne çarptı.Tam o esnada arkasında ki çalılardan bir hışırtı duydu.Elini kılıcına götürdü.Kabzayı kavradı ve;

"Kimsin? Ortaya çık" dedi sinirli ama yavaş bir sesle.

Çalılar tekrar hışırdadı ve bir ses geldi;
-"Komutan Diora.Rahatsız ettiğim için özürdilerim ama Beyaz Şahin sizi kahvaltıya bekliyor" dedi çalıların arasından çıkan bir asker.

-"Tamam geliyorum" diyerek ayağa kalktı ve kamp alanına doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı.

Şahinler adında ki bu paralı asker ordusu Thulan krallığının doğu sınırına yakın ormanlık bir alanda kamp kurmuş ve gelecek olan misafirlerini beklemekteydiler iki gündür.Kimse kimin geleceğini bilmiyordu ya da neler olacağını.Askerlerin tümü sadece Beyaz Şahinin vaad ettiği büyük hazineyi düşülüyordu.Herkes hazinenin hayali ile yaşıyor ve birbirlerine hazineden alacakları ile neler yapacağını anlatıyordu.Genelde herkesin hayali emeklilik ve bir aile kurmaktı.Hayaller aynı idi ama sadece yöntemleri farklıydı.

Diora, Beyaz Şahinin çadırının önünde durdu.Çadır bezini yavaşça aralıyarak;
-"Müsaitseniz girebilirmiyim?"

-"Tabii Diora.Seni bekliyordum, gel içeri" diye karşılık verdi Beyaz Şahin.

Diora içeri girdi.Tahta bir masa üzerinde kurutulmuş geyik eti, ekmek ve şarapla oldukça güzel bir kahvaltı masası vardı ve masanın başında Beyaz Şahin duruyordu.Üzerinde beyaz bir sabahlık vardı, göğüs kısmı açıtı,saçlarını toplamış ve yeni uyanmış hali ile oldukça çekiciydi.Sanki masallarda ki o prensler gibiydi.Diora bir an kendini kaybeder gibi oldu.Yıllarca içinde sakladığı aşkı bir kez daha neredeyse itiraf edecekti.Her sabah böyle oluyordu.Her sabah birlikte kahvaltı ediyolar ve her seferinde Diora kendini tutuyordu Beyaz Şahinin kollarına atılmamak için.Yıllarca bu durumu yaşamış olmasına rağmen her geçen gün kendine hakim olması biraz daha zor oluyordu.

-"Hadi otursana başlıyalım.Kurt gibi açım" dedi Beyaz Şahin.

Diora bir anda kendine geldi ve tekrar sert yüz ifadesini geri kazanarak masaya oturdu.Beyaz Şahin hafifçe tebssüm etti.

Kahavaltının ortasında Diora;
-"Hala daha kimi beklediğimizi söylemedin yada ne yapacağımızı?"

-"Bir kaç saat sonra öğreneceksin Diora.Sabret biraz" diyerek kahvaltısına devam etti Beyaz Şahin.

Diora sinirli bir şekilde önünde ki ekmekten bir parça kopardı fakat eli bardağına çarparak şarapı yere döktü.Çadırın içinde bir anlık sessizlik oldu.Beyaz Şahin sakin bir ifade ile baktı Diora'ya.Diora ise kıpkırmızı olmuştu utancından.

-"Kırmızı Anka Kuşu Tugayını bekliyoruz" dedi Beyaz Şahin.

Diora'nın başından aşşağıya kaynar sular dökülmüştü.Şaşkınlıktan ağzı açık kalmıştı.Hiçbir şey diyemiyordu.

-"Birlikte bir antlaşamaya vardık.Bundan sonra aynı yolda ilerleyeceğiz (ve) tamamen özgür olarak.İkimiz de kimsenin emri altında olmadan, kendi ortak yazgımızda ilerleyeceğiz" diye devam etti Beyaz Şahin.

Diora olduğu yerde çakılmıştı.Beyaz Şahin şimdiye kadar asla yazgılardan bahsetmemiş yada kimseyle ortak bir yazgısı olduğunu anlatmamıştı.Diora'ya göre onun yazgısı kendisi ile son bulacaktı.Tıpkı masallarda ki gibi ama şimdi herşey birer kabusa dönüşmeye başlamıştı.

-"B...Ben izninle askerleri denetliyeyim" diyerek masadan kalktı.Tam çadırın çıkışına gelmişti ki bir an durakladı ve sonra hızlı bir şekilde çadırdan uzaklaştı.Atına atladı ve dörtnala nehir boyunca gitmeye başladı.Küfürler ediyor fakat ettiği küfürler hıçkırıkları ve gözyaşlarına karışıp anlamsız bir ses oluşturuyordu.Şimdiye kadar belki de ilk defa hayalleri yıkılmıştı ve çaresizdi.


Güneş tam tepedeyken Şahinler kampında acil durum borazanları çalıyordu.Beyaz Şahin ne olduğunu anlamak için uzandığı yatağından kalktı tam o esnada içeri bir asker telaşla girdi.
-"Affedersiniz komutanım ama gözcülerimiz bin kadar askerin buraya doğru geldiğini haber verdi ve dediklerine göre gelenler Kırmızı Anka Kuşu Tugayıymış.Ne yapmamızı emredersiniz?"

Beyaz Şahin hafifçe gülümsedi;
-"Sakin olun.Onlar beklediğimiz misafirler.Herkese söyle kimse ben emir vermedikçe bir şey yapmasın."

-"Emredersiniz" diyerek çadırdan çıktı haberi veren asker.

Kamptaki kısa süren kargaşa durulmuş ve herkes gelecek olan misafirleri beklemeye başlamıştı.Tüm askerler hazırlıklıydı, herkes silahını kuşanmıştı.Beyaz Şahin ise zırhsız şekilde belinde kılıcı ile çadırının önünde bekliyordu.Bu görüntü her ne kadar askerlere güven verse de kimse emin olamıyordu.Sonuçta gelenler Kırmızı Anka Kuşu Tugayı idi ve hiç savaş kaybetmemiş bir birlikti.

Ormanın içinden gürültüler gelmeye başlamıştı.Nal sesleri, metal şıngırtıları ve senkronize bir şekilde ağaçlardan havalanan kuşlar.Sanki bir canavar geliyordu.Gürültü o kadar korkuçtu ki kampta ki askerlerin bazıları terlemeye başlamıştı korkudan.

En sonunda ormanın içinden bir atlı çıkmıştı.Neredeyse gecenin kendisi gibi simsiyah bir zırh giymiş ve kömür kadar siyah bir savaş atının üstünde bir savaşçıydı.Arkasından ise tugay sancağını taşıyan başka bir süvari ve geri kalanlar ormandan yavaşça çıkmaya başladılar.

En öndeki savaşçının gözleri dahi gözükmüyordu.Arkasından gelenlerin ise gözlerinde sabit ve insanın kanını donduracak kadar vahşi bir ifade vardı.Kampta ki askerler tedirginlikle Beyaz Şahine bakıyorlardı.Ama o gözlerini kısmıs ve en önde gelmekte olan siyah zırlı savaşçının gözlerini görmeye çalışıyordu.

Sonunda tugay tamamiyle ortaya çıkmıştı.Siyah zırhlı savaşçı vizörünü açtı ve atından indi.Metal eldivenini çıkararak elini Beyaz Şahin'e uzattı.

Beyaz Şahin;
-"Hoş geldiniz.Tam dediğin zamanda geldin ama açıkcası seni meydanda ki son karşılaşmamızdaki gibi bir zırhla bekliyordum"

-"O zamanlar Thulan krallığna bağlı bir subaydım şimdi ise özgürüm." arkaya dönerek;"Nartes adamlara söyle bu gece burada konaklıycaz."

Nartes keskin bir şekilde arkasında ki askerlere dönerek;
-"Bu gece burada konaklıycaz herkes eşyalarını indirsin,atlarının susuzluklarını gidersin" diye askerlere emretti.

Beyaz Şahin, Nartes'in emri ile hemen işe koyulan askerlere baktıktan sonra Genç Komutana dönerek;

-"Çadırıma geçelim"

-"Nasıl istersen."

İçeriye girdiklerinde Genç Komutan bir anda Beyaz Şahine dönerek çıplak eli ile bir yumruk patlattı.Ani gelen yumruk ve yumruğun gücü ile yere devrilen Beyaz Şahin hiç beklemeden karşısındakine doğru bir panter çevikliği ile atıldı ama bu hamlesi boynuna dayana bir kılıçla yarım kaldı.Genç Komutan çoktan kılıcını çekmişti.Öfke ile genç komutana bakan Beyaz Şahin;

-"Demek niyetin buydu ha köpek?!"

-"Hayır sadece sana 4 sene önce ki borcumu ödedim.Beni orada ölüme yaklaştırmıştın ve o an aylarca gözümün önünden gitmedi ve seni bulduğum gün suratına bir yumruk patlatacağıma yemin etmiştim.Artık borcumu ödedim.Şimdi rahat rahat konuşabiliriz" kılıcını kınına geri sokarken yüzünde dostane bir gülümseme belirdi.

Beyaz Şahin patlayan dudağından akan kanı elinin tersiyle silerek şarap koymak için masaya yöneldi, akabinde genç komutanda masaya oturdu.İkinci kadehi doldururken Beyaz Şahin;

-"Senin bir adın varmı evlat?"

-"Wonif"

-"Bir kuzeyli ismi zaten aksanından da belli oluyor."

-"Evet, ama ne annem nede babam kuzeyli değiller."

-"Yani?"

-"Yanisi ben piçim.Ama bana bunu asla söylemediler.Bende sormadım gerçek ailemide aramaya çalışmadım hiç."

-"Peki merak etmiyormusun?"

-"Eğer gerçekten ailem olsalardı beni bırakmazlardı"

-"Belki de ölmüşlerdir"

-"Umurumda değil.Ne halt olduysa oldu beni ilgilendirmiyor.Ben kendi yazgımla ilgileniyorum.Zaten bu zamandan sonrada ördek yavrusu gibi ailemi aramakla uğraşamam."

Beyaz Şahin sadece hafif bir gülümseme ile yetindi."Evet korku salan ve başarılı bir komutan ama hala daha çocuk" diye düşündü acıyarak.

-"Peki senin adın ne?" diye sordu Wonif kadehini masaya koyarken.

-"Alvon"

-"Seninkide kuzeyli ismi."

-"Evet aynen öyle.Neyse bu geç kalmış tanışmayı bırakalım.Bana planlarından bahset."

-"Öncelikli plan şu anda peşimde olan ve buraya 2 gün uzaklıkta ki Prensin komuta ettiği bir tugayı mahvetmek."

Alvon'un gözleri kısıldı;
-"Prens mi?"

-"Evet kendisi benim peşimden geliyor Thulan da adettir büyük çapta bir birlik kaçtığı zaman genelde soylular onları avlamaya çıkar.Prens bu işe gönüllü olmuş. 2gün sonra burada olurlar."

-"Peki gelen ordu hakkında bilgin varmı?"

-"Muhtemelen 30 kadar süvari muhafız alayındandır geri kalanlar ise merkezi karargahtan."

-"Thulan muhafız alayının methini duymuştum.Oldukça güçlülermiş ve hızlı"

-"Ama yenilmez değil" diyerek kadehini doldurdu Wonif.

-"Peki ne yapmayı düşünüyorsun?"

-"Gelirken bölgeyi inceleme fırsatım oldu.Tuzak için elverişli ve ormana girmeden çevresinden dolaşmak 2 gün daha kaybettirir prens de bunu istemez, bu yüzden ormana girecek sonrası ise basit."

-"Peki benim rolüm?"

-"Sen bu işe karışmıyacaksın.Yarın adamlarınla bereaber yola çık.2 günlük mesafede nehri geçtikten sonra "Kartal geçidi" var oradan Lisambro sınırına girebilirsin.Geçitten 3 günlük mesafede de sınır kalesi mevcut.İlk hedefimiz orası olacak.Sen kuşatma için hazırlıklara başla ben gelince saldırırız."

-"Kaleyi ele mi geçireceğiz?"

-"Hayır.Mümkün olduğunca hasar vericez ve çekilicez.Oradan sonra haritadan sen gitmek istediğin yeri seçersin yani planın bundan sonrası sana kalıyor.Ben senin planlarına uyucam."

-"Biliyor musun Wonif sana hiç güvenmiyorum.Sana arkamı döndüğüm zaman beni kılıçtan geçireceğini hissediyorum."

Wonif hafif bir tebessümle;
-"Kısmen haklısın.Ama kılıçtan geçirmiyicem seni…Ona bakarsan ben de sana güvenmiyorum.İstediğini aldığın zaman beni hemen yok edeceğini biliyorum."

-"O zaman savaşta arkanda olmamam için dua et."

-"Asıl sen dua et.Çünkü ben senin gibi yaşlı değilim.Gençliğimin vermiş olduğu heyecan ile seni öldürebilirim" diyerek çadırdan çıktı.

Alvon kadehini dudaklarına götürürken;"bakalım ne zaman piç?" diye mırıldandı.


Hava yavaş yavaş aydınlanmaya başlamıştı.Sabah sisi tüm ormanı kaplamış ve sanki bugünün oldukça korku dolu geçeceğine işaret ediyordu.
Ormanda tedirginlik içinde ilerliyen 1000 kadar kişi, başlarında ise gümüş ve altın rengide zırhı ile bir komutan.Arkasında ki adamın taşıdığı sancak bu ordunun Thulan Prensi tarafından komuta edildiğini gösteriyordu.Prensin hemen çevresinde ise 30 kadar yeşil zırh giyinmiş ve üzerlerinde sarı bir ejderha amblemi olan Kraliyet muhafızları.Cüsselerinin ve atlarının iriliği ile ellerinde ki 2,5 metre boyunda ki mızraklar birleşince görene kaçma dürtüsüne sebebiyet verecek kadar korkunç görünümlüydüler.Onları takip eden adamlar ise tedirgin şekilde etraflarına bakıyorlardı.

Muhafız alayının komutanı prense yaklaşarak;
-"Prensim,izcinin getirdiği rapora göre ilerde 500 kadar atlı bu tarafa doğru geliyormuş."

Prens sislerin içine bakarak;
-"O halde adamları alarm durumuna geçir."

-"Ama prensim gelenler Kırmızı Ankakuşu tugayı değil."

Prens kafasını muhafız alayı komutanına çevirerek;

-"Ya kimlermiş?"

-"Lisambro krallığının sınır birliği Beyaz Şimşekler efendim"

Prens bir anda atını durdurarak çenesini ovuşturmaya başladı;
-"İyi ama onların burada hemde bu kadar kalabalık bir ordu ile ne işleri olabilir.Biz seferdeyken yoksa savaş mı çıktı? İzciyi çağır yanıma hemen."

-"Emredersiniz Prensim" komutan arkasını dönerek adamlarına izciyi çağırmalarını söyledi.

Bir dakika sonra izci Prensin önünde eğilerek;

-"Buyrun Prensim beni emretmişsiniz"

-"Gelenlerin Lisambro krallığına ait olduğundan emin misin?"

-"Evet efendim.500 kadar asker buraya ilerliyorlar."

-"Peki sancakları taklit olamaz mı?"

-"Hayır efendim biz sınır izcileri bu konuda çok iyi eğitim alırız.Kesinlikle taklit değil.Hem hepsinin zırhında beyaz şimşeklerde var.Ayrıca Kırmızı Anka Kuşu Tugayı ormanda savaşacak kadar hafif değiller.Büyük bir çoğunluğu ağır piyade ve süvari birliklerinden oluşuyor."

-"Hımmm...Peki buraya doğru geliyorlarsa o zaman Kırmızı Anka Kuşu Tugayı ile karşılaşmış olmaları gerek."

-"Belki de Kırmızı Anka Kuşu Tugayı tarafından gönderilmiş olamazlar mı efendim" dedi izci.

Prens çenesini bir kez daha ovuşturarak;
-"Senin adın ne izci?"

-"Mora efendim."

-"Bu olaydan sonra ilk kamp yaptığımız yerde çadırıma gel Mora."

-"Emredersiniz efendim" diyerek Prensin huzurundan uzaklaştı.

Bu esnada askerler pozisyonlarını almış ve tedirginlikle bekliyorlardı.Prens askerlerin öünden geçerken bağırarak;
-"Ben emir vermedikçe kimse silahına davranmıyacak herkes rahat pozisyonda duracak.Anlaşıldı mı?"

-"Emredesiniz Prensim" diye hep bir ağızdan bağırdı askerler.


Küçük bir orman tavşanı o günkü yemeğini bulmak için ormanda ki patikadan ilerlerken kulakları daha önce hiç duymadığı bir sesle kendisini uyardı.Sesin geldiği yöne iki ayağının üstüne kalkarak bakındı.Ama görünürde hiç bir şey yoktu.Sadece gökgürültüsü benzeri bir sesdi bu.Ama hem yerden geliyordu hemde gökgürültüsügibi korkutucu değil.Bir süre daha sesleri dinledi tavşan.Ve sislerin içinde birtakım karaltılar belirmeye başladı.Bunlar atlara binmiş garip görünümlü canlılardı.Tavşan için bu kadar görütü yeterdi. Ne olduğunu bilmediği bu yaratıkların akşam yemeği olmaya hiç niyeti yoktu. Hele ki bakacak 6 tane yavrusu varken.Hemen tüm gücüyle kendini çalıların arasına attı.Bu garip yaratıkların geçişini izliyordu.Fakat arkasından gelen bir hırlama ile kafasını aniden geriye çevirince ölümün beyaz bir şimşek gibi onu dişlerinin arasına almasına engel olamadı.Artık bu tavşanın yavruları kendi başlarının çaresine bakmaları gerekecekti.


Nartes elinde ki siyah üzerine beyaz şimşek amblemi işlenmiş sancağı yanında ki askere vererek;

-"Sence plan işe yarayacak mı?" diye sordu Wonif'e.

-"Eğer aksilik çıkmazsa işe yarayacak.Sen plan için endişelenme, hayatında girdiği en büyük savaşın mahalle kavgası kadar olduğu ve savaşları kitaplardan okuyarak öğrenmeye çalışan birisinin komuta ettiği bir ordu bize ne kadar zorluk çıkarabilir ki?"

-"O konuda haklısın ama komuta eden Prens"

-"Ne olmuş? Ünvanı var sadece, peki o prens senin kadar savaşçı mı Nartes?"

Nartes sakallarını karıştırarak düşünceli bir şekilde;

-"Hayır.Ama..."

-"Hayırsa endişelenmeye gerek yok o zaman herkes işini yapsın" diyerek bu ufak tartışmaya son noktayı koydu Wonif.

Lafı ağzına tıkılan Nartes bir şey demeden Wonif'in yanından askerleri kontrol etmek için uzaklaştı.Askerlerin yanına giderken biraz ilerde sislerin arasında bir suret gördü başta ne olduğuna anlam veremdiği bir suretti fakat sonra bunu bir köpeğe benzetti.Surete bakarken birden köpeğin gözleri garip ve beklenmedik şekilde parladı.Nartes şaşkınlıkla baktıktan sonra gözlerini ovuşturdu ve tekrar baktı ama az önce gördüğü suret ortada yoktu.Yanında ki askere dönerek;

-"Sislerin arasında bir şey gördünmü asker" diye az önce köpeği gördüğü yeri işaret etti.

-"Hayır efendim" diye karşılık verdi asker.

Nartes düşünceli bir şekilde sakalını karıştırdıktan sonra;

-"Tamam gözünüzü dört açın" diye emrederek birliğin gerisine doğru ilerlemeye devam etti.


Wonif ormana ilk girdiği günde de olduğu gibi yine içinde ki takip edilme şüphesini atamamıştı.İşin ilginci deneyimleri onun oldukça yakından takip edildiğini söylüyordu.Aklı başında hiç bir casus yada izci bunu yapmazdı.Ordusunda bir casus olamazdı çünkü tüm askerlerini tanıyordu.Dışarıdan izleniyor olsa mutlaka bir yerde açık verirdi.Özellikle kendi izcilerini bu iş için görevlendirmişti.

Ordusunda ki 8 izcinin hepside yaşça Wonif'den hem büyük hemde tecrübeliydiler.Hatta ikisinin 4 sene önce emekli olması gerekirdi.Ama hepsi Wonif'e bağlılıklarından emekli olmayı redetmişti.Tabii bunda krallığın onlara 4 seneden beri ödemediği maaşları ve buna rağmen Wonif'in 4 sene boyunca bunları görmezden gelip tüm tugayı bir arada tutma çabası oldukça etkili olmuştu.Wonif'in krallığa olan bağlılığı tüm tugaya örnek olmuştu.Herkes Wonif'in kralın vermediği maaşlara rağmen nasıl oluyorda hiç durmadan ve isyan etmeden krallığa yeni yerler katmak arzusunda olduğunu anlıyamamıştı.Askerlerinin gözünde o gerçek bir vatanseverdi.Ama herşeyin bir sınırı vardı ve 4 sene sonunda artık Wonif'inde sabrı tükenmiş ve askerlerine artık bir paralı asker olmaları gerektiğini ancak bu şekilde karınlarının doyacağını söylemişti.Zaten tüm tugay bu anı bekliyordu.Herkes bu teklife onay vermiş ama gene Wonif'in isteği üzerine sahibi oldukları AnkaKuşu Kalesinden ihtiyaçları haricinde hiç birşey almamışlardı.Fakat Wonif her ne kadar Thulan Krallığına ayrıldıktan sonrada saldırı yapılmayacağına dair askerlerine emir verdiysede şimdi karşılarına çıkacakları düşmanları Prensin tam kendisiydi.Ayrıca neden komşu ülkenin sancağını ve zırhlarında onların amblemlerini taşıdıklarını anlamamışlardı.Fakat bunu düşünmekten çok asıl olan Wonif'in onlara söyledikleriydi.4sene boyunca o kadar başarıdan sonra bile bir kere üst düzeyden bir yönetici gelmemişken şimdi onurlu bir şekilde istifalarını vermelerine ve hiç bir yağma yapmamalarına rağmen Prens ordusu ile onları öldürmeye geliyordu.Bu kadarı bu askerler için fazlaydı.Ülkeyi ağzı ile yönetenler başarıları takdir etme zahmetine bile girmeyip ama başarısızlık oluncada kana susamış bir köpek gibi üstlerine saldırıyorsa o zaman bunların hakkı ölüm olmalıydı.

Wonif tugayın önünde ilerlerken Süvari komutanlarını yanına çağırdı.Bir tanesinin adı Zolar dı.Oldukça cesur ve ateşliydi.Wonif'le aynı yaşta olan tek komutandı.Diğeri ise yılların kurdu Nartes kadar tecrübeli,ülke çapında bir çok başarı kazanmış Uklan‘dı .İkisi de atlarıyla Wonif'in yanına geldiler.

Wonif;
-"Zolar,sen gurubunla birlikte sağ kanada ayrılın ve düşmana gözükmeden sislerin ve ağaçların arasında bekleyin.Sizin hücum borusu çalındığ zaman tüm gücünüzle düşmana saldırın."

-"Emredersiniz komutanım" diye karşılık verdi Zolar mavi gözlerinde ki ateş belirgindi.Nefret ve intikam hırsı okunabiliyordu.Wonif buna içten içe sevinmişti.Sonra Uklan'a dönerek;

-"Sende birliğinle sol kanada geç ama benim yanımda yer alın sizler saklanmayacaksınız.Düşman sizi görecek."

-"Nasıl istersiniz komutanım" diyerek Wonifin yanından uzaklaştı Uklan.


Mora ağacın tepesinde elinde yayı ve oku ile ilerden gelmekte olan beyaz şimşekler tugayını bekliyordu.Ve ilerden patikandan gelmekte olan tugayı gördü.Başlarında ki adam siyah bir zırh giymişti.Rütbelerinden bunun komutan olduğunu anlaşılıyordu açın şekilde.Belki ok zırhını delemezdi ama komutanın vizörü açıktı ve durum atış için elverişliydi.Kendisiyle en çok ok atarken guru duyardı çünkü eli neredeyse titremezdi.Okunu gerdi,nişan aldı ve avına zıplayan bir panter gibi ok hedefine doğru atıldı.Mora için bundan sonrasını görmek gereksizdi.Hemen başka bir ağaca atlayarak Prense haber vermesi gerekiyordu.

Wonif atının kulaklarının bir anda geriye doğru hareket etmesi ile havada vızıldayarak gelen bir oku fark etti ama artık çok geçti.Ok hemen atının önüne saplandı.Şaha kalkan at hemen Wonif'in dizginleri sıkıca çekmesi ve ağrılını öne vermesi ile sakinleşti.Bir anda tüm tugay durdu herkes bir anda silahlarına sarıldı.Fakat Wonif elini durun anlamında kaldırınca herkes sakinleşti.Eğilerek oku yerden alan Wonif oka sarılmış olan mesajı açtı.

Gerilerden dört nala gelen Nartes;
-"Ne oldu?" diye sordu telaşla

-"Önemli değil.Mora, bize prensin ordusu ile ilgili bilgileri yollamış.1,5 km ötede mevzilenmişler.Bulundukları yerin yakınında bir bataklık varmış.Orayı kullanabileceğimizi söylüyor."

-"Bataklıktan mı geçicez?"

-"Hayır Nartes" Wonifin sesinde bir anda bir bıkkınlık ifadesi belirdi.Nartes denyimli olaiblirdi hatta Nartesi seveblirdi ama bazen kafası çok yavaş çalışabiliyordu."Onları tıpkı bir sığır sürüsünü güder gibi oraya sürebiliriz."

-"Ahaaa çok güzel hadi yapalım o zaman.Uzun zamandır böyle bir gösteri izlemek istemiştim" Nartesin yüzünde cani birinin gülüşü belirmişti.

Wonif Nartes'in bu fikrine aldırış etmeden Zolar ve Ukla'yı yanına çağırdı ve onlara yer değişikliğini bildirdi.Bir öncekiplanın tam tersiydi.Zolar sol kanatta saklanacak Ukla ise sağ kanatta görülecekti.


Mora nefes nefese Prensin huzuruna çıktı.Dizlerine yaslanarak biraz soluklandıktan sonra Prens;
-"Köpek gibi solumayı bırakta ne gördün onu söyle?"

-"Prensim tugay buraya soğru geliyor yaklaşık 1 kilometre yakındalar"

-"Hımm tamam çekilebilirsin." arkasına dönerek; "Okçular öne çıksın ben emir vermedikçe ateş edilmesin bakalım niyetleri neymiş."

Prensin emri ile beraber okçular ön saflara dizildiler.Hepsi oklarını yanına saplayarak sislerin içinden yaklaşmakta olan kalabalığa bakıyorlardı.Hepsi kendisine birer hedef seçmişti bile.Eğer hangisinin komutan olduğunu anlar ve komutanı vururlarsa vuran kişi direk terfi ederdi.Bu da en sıkıcı ve az maaş alan okçu birliğinde ki bir okçu için bulunmaz bir fırsattı.Ama hemen tüm okçular içlerinden küfür ediyordu çünkü ormanı sanki bakire bir kızı sarar gibi örtmüş olan lanet sis görüş mesafelerini düşürüyordu.

Nartes, Wonif'in yanına gelerek;
-"Tüm herkes hazır.Ne yapacaz olayı nasıl savaşa çevirecez? diplomatik olarak tabii ki."

-"Savaş isteyen biri için diplomasiye ihtiyacımız yok.Bu yüzden de benim emrimle birlikte ani hücuma geçicez."

-"Onurlu Kırmızı Anka Kuşları’nın komutanına ne oldu?Eskiden önce diplomasiyi denerdin."

-"Bazı düşman vardır ki, onunla konuşarak hiç bir yere varamazsın.Hem zaten bunlar bizi avlamak için gelmedi mi?Hem 4 sene boyunca bize maaş vermeyen bunlar değil miydi?Sonuçta benimde sabrımın sınırı var, herşey bir yere kadar."

-"Peki neden bu sancak ve armaları taşıyoruz?"

-"Biz 4 sene boyunca bunları düşmanlardan korumadık mı? Karşılığında da sadece kuru bir teşşekür almadık mı? Thulan krallığı için Lisambro İmaparatorluğu tam bir ceza olacaktır.Sonuçta bunu hak ettiler öyle değil mi Nartes?"

-"Ummm...aslında..."

Wonif vizörünü indirmişti ve Nartes'in bu olayı daha fazla sorgulamaması için elini kılıcına götürerek;

-"Çene çalmayı bırak adamlara emir ver herkes savaş pozisyonu alsın benim emrimle saldırıya geçiyoruz."

-"Büyük bir zevkle" diyerek arkasındakilere saldırı pozisyonu emri verdikten sonra o da kılıcını çekti.


Prens yanına muhafız birliği komutanını ve sancak erini almıştı.Ordunun en önünde duruyorlardı.Sonuçta ortada kesin bir şey yoktu ve bu garip komşularının burada ne işi olduklarını öğrenmeleri için resmi bir görüşmeye hazırlanmıştı.Fakat suretler belirmeye başlayınca bir gariplik olduğunu fark etmişti.Gelen misafirlerin durmaya niyetleriyok gibiydi ve atları gittikçe hızlanıyordu.Prens telaşla yanında ki muhafız komutanına baktı.Muhafız komutanı;
-"Prensim sanırım bu sefer diplomasi olmayacak" ve hemen okçulara dönerek;"Ateş serbest!!!" diye emir verdi.Bunu yapması gerekiyordu çünkü hayatında ilk defa gerçke bir savaşa giden prensin böyle bir durumda ne yapacağını bilmedi yüzünde ki ifadeden okunuyordu.

Okçular yaylarını gerdiler ve verilen emir ile oklar havada ıslık çalarak hedefe doğru fırlatıldı.Fakat sis yüzünden kimse atışından memnun kalmamıştı.Hemen ardından ikinci atışlar yapıldı.

Wonif üstlerine gelen ok yağmurundan ilkini yara almadan atlatmıştı.Geriye adamlarına baktığında ise görünürde kayıp yoktu.Hepsi kalkanlarını başlarının üzerine çekmiş vaziyette ilerliyorlardı.Ardından gelen ikinci ok yağmuru.Bu sefer ilki kadar şanslı olamayanların acı içinde ki çığlıkları Wonifin kulağını tırmaladı.Bunun üzerine kılıcını ileri doğru uzatarak hücum emrini verdi.Askerler aylarca karanlık bir oda kalmış köpekler gibi ileri atıldılar.Artık Wonif geri çekil emri verse bile kimsenin bunu duymayacağını biliyordu.

Prens daha ilk şoku atlatamadan düşmanın üstlerine dört nala geldiğini görünce nerdeyse orada bayılacaktı.Muhafız komutanı hemen kendi birliğine emir verdi;
-"Muhafız alayı Prensi koruyun! Mızraklılar ileri çıksın savunma poziyonu alın!"

Muhafız alayı prensin korku dolu bakışları arasında onun etrafında çelikten bir duvar ördü.Bu esnada okçular geri çekiliyorlardı ki bir anda sağ taraflarıdan bir gürültü duydular.Hepsi korku dolu bakışlarını o tarafa yöneltti.Manzara hiç iç açıcı değildi.Ağaçların arasından çıkan 50 kadar süvari uzun mızraklarını onlara doğrultmuş ve birer boğa gibi üstlerine geliyorlardı.Öfkeli bir boğanın önünde durmanın ne kadar tehlikeli olduğunu birçoğu küçük yaşta köylerinde anne ve babalarından öğrenmişti.Ama akıllarına bu öğüt geldiğinde herşey için artık çok geçti.Zolar'ın komuta ettiği süvari birliği tam istenildiği gibi düşmanı gafil avlamıştı.Zırhsız okçuların ve hafif zırhlı mızraklı piyadelerin etlerine giren keskin süvari mızrakları girdikleri bedenlerin üstünde bırakılıyor ve sanki ölen kişilerin mezar taşı oluyorlardı.

Beklenmeyen bir baskına uğrayan askerler panik içinde kendilerini savunmaya çalışırken asıl saldırının direk önelerinden geldiğini unutmuşlardı.Wonif gürlemeye benzer bir savaş nağrası atarak düşman hatlarına daldı.Kılıcı ölümü vaad edyior ve bunu da kusursuz yapıyordu.Bir süre sonra ormanda çeliğin etle buluşmasını haber veren acı dolu çığlıklar yükseldi.

Savaş alanında nerdeyse en uzaktan duyulan ses Nartes'in bir boğayı andıran kükremesiydi.Elinde ki kılıçla etrafına ölüm saçıyor ve genelde onu bu halde gören düşmanlar hemen ellerindekileri bırakıp hiç bilmediklerin ormanın derinliklerine doğru kaçıyorlardı.
Prens artık neredeyse ağlayacaktı, hemen bir kaç metre önünde ki muhafızları canları pahasına onu savunmak için savaşıyorlardı.Muhafız komutanı ise kendisini düelloya davet eder gibi naralar atarak gelen siyah zırhlı savaşçıya doğru atını sürmeye başlamıştı.

Wonif üzerine doğru gelmekte olan muhafız komutanını nasıl tek hamlede öldürceğini düşünmeye çalışıyordu.Ama nedense her zaman yaptığı iş bu sefer ona oldukça zor geliyordu.En küçük hamle için bile taktik düşünen Wonif'e bir şeyler engel oluyordu.Sanki yıllarca bastırdığı bir şey içinden çıkmak istiyordu.Muhafız komutanı ile aralarında ki kısacık mesafe ona kilometreler gibi gelmişti.Wonif içinde ki bu yükselen garip duyguyu bastırmakla uğraşırken hasmının zayıf noktasını belirleyecek zamanı bulamamıştı.Artık ya ölecekti yada içindekini serbest bırakacaktı ve öyle de yaptı muhafız komutanı ile aynı anda kılıçlarını savurdular ve Wonif'in kılıcı muhafız komutanınkisini kırarak onun göğsünü deşti.Wonif o kadar kuvvetli vurmuştu ki kılıcı neredeyse muhafız komutanını omuzlarından yukarısını koparacaktı.Son anda kılıcını geriye çekerek kurtardı.Muhafız komutanı şaşkınlı içinde göğsünden dışarıya bir çağlayan gibi fışkıran kanı izledi ve atından yere düştü.Gözleri bu dünyada ki son sahneleri izlerken siyah zırhılı savaşçının prensin kellesini alışı ile son nefesini verdi.

Savaş oldukça kısa sürmüştü.Wonif en son yerde ki kraliyet muhafızının göğsünden kılıcını çıkarttıktan sonra.Etrafına bakındı.Tüm askerleri onu izliyordu ve hepsi şaşkındılar.Sonra kafasını yerde ki muhafızın cesedine doğru eğdi.Hasımının tüm göğsü zırhı ile parçalanmıştı.Elinde ki kılıcın kırılmış olduğunu gördü.Sonra cesede bir daha baktı şaşkın bakışlarla.Cesedin iç organları dışarı fırlamıştı,suratındaki çelik miğferin yarısı deşilmiş ve beyninin bir bölümü dışarı çıkmıştı.Wonif dehşet içinde elinde ki kılıcını yere attı ve korkusunu gizlemeye çalışarak;

-"Ba...Bana yeni bir kılıç bulun.Ben birazdan dönerim" diyerek atına atladı ve ormanın derinliklerine daldı.

Nartes arkasından seslensede onu durdumaya muvaffak olamadı.Sonra askerlere döndü.Herkes şaşkınlıkla komutanlarının ormanın içinde kayboluşunu izliyorlardı.Nartes hemen oratamı sakinleştirmek için;
-"Ne bakıyorsunuz.Komutanı duydunuz etraftaki silahları toplayın ve mümkün olduğunca buradan çabuk gidelim.Komutanımız sadece senelerdir kullandığı kılıcının kırılmasına üzüldü.Bildiğim kadarı ile o kılıcın hatırası büyüktü.Şimdi işlerinizin başına" diye emretti.
Askerler işlerinin başına dönerken Nartes Wonifin arkasından bir kez daha baktı ve kendi kendine;
-"Öğreniyorsun işte evlat.Her savaşçının içinde sakladığı hayvanın varlığını öğreniyorsun."

O gün Thulan ve Lisambro sınırında ki ormanda yapılan savaş tarihe Thulan krallığı için karanlık yılların başlangıcı olarak geçecekti. Fakat tarihi yazanlar asla savaşın diğer sonucunu bilemiyecekti.Bu savaşın bir savaşçının doğuşu olduğu sonucunu...



     Barkhan "Wolf" BIÇAKÇIOĞLU   /  17 Ocak 2005

 

Yorumlarınız:

Siz de bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz. Yorum ekle

 

 

 

 


 FrpNet Forum

 Bize Ulaşın

FrpNet Anket

Yeni Kitaplar

Siteiçi Arama

Yayınevleri

Linkler - Bağlantılar

Basında FrpNet

 

Ana Sayfa  |  Diyarlar  |  Bilgi  |  Yazılar  |  Forum  |  Galeri  |  Bize Ulaşın

Copyright © 2004 Keri Technology.. | Tüm Hakkı Saklıdır.           Anasayfa | Mail Kontrol | Mail Ayarları | Reklam | Yayınevleri | İletişim