Korkuyu
yaşayarak yazdı...Yazdıkları gerçekle karışıyordu...
İnsanlığın bu günkü karanlığına neden olan güçleri anlattı..
Türk okurlarının birkaç meraklısı dışında hiç tanımadığı Howard
Phillips Lovecraft zor da olsa birkaç paragrafa sığdırma çabasında
olacağız. Dünya korku edebiyatında çok önemli bir yeri olan
Lovecraft, eğer sadece bir korku romancısı veya öykücüsü olsaydı,
belki sayfalarımızda yer bulamayabilirdi fakat Lovecraft
yazdıklarını yaşadığını ima eden ve başka uzmanlar tarafından bu
yönüyle tanımlanan biriydi. Onun romanları günümüzde çok daha pop
olsa da, Stephen King veya Dean Koontz gibi büyük korku yazarlarının
çıkış noktası ya da ilham kaynağı oldu. Bu kadar da değil, Lovecraft,
bir çok sinema başyapıtının kaynağı olarak da, korku sinemasının
vazgeçilmez kaynaklarındandı. Son aylarda perdede ve ekranda birkaç
kez izlediğimiz, başrolünü Jurassic Park´ın yıldızı Sam Neill´in
oynadığı "In the Mouth of Madness - Çılgınlığın Ağzında" onun
1931´de yayınlanan en etkin romanlarından biri olan "At the
Mountains of Madness"den ortaya çıkan bir alıntıydı. Neyse, kimdi
Lovecraft, nasıl yaşadı ama daha da önemlisi amacı neydi? Yarattığı
korku evreni, çılgın bir beynin hayalleri miydi yoksa "yaşadıklarım,
beni çıldırtacak, yazmak istedim ama çok azını..." dediği gibi
gerçek miydi?
Vücut ısısını kontrol eden adam...
H. P. Lovecraft 1890 - 1937 yılları arasında yaşadı. 27 Nisan 1933
yılında dostu James Morton’a yazdığı mektupta ailesinin kör tanrı
Azoth’dan geldiğini söylemişti. Annesi Susie, kız çocuğu
bekliyordu ve bu nedenle Lovecraft’ı ilk yıllarında kız gibi
giydirdi. Küçük Howard, 3 yaşından 6 yaşına kadar uzun sarı
lülelerinden kurtulmak için annesine yalvardı ama
annesi onu bir kız çocuğu gibi görmek istiyordu. Fakat, sonunda
annesi isteklerinden ve baskısından vazgeçti. Çok nadir
olarak çocuğuna dokunuyor ve herkese Lovecraft’ın yani kendi
çocuğunun ne kadar çirkin olduğunu anlatıyordu. Babası,
Winfield Lovecraft, 1898 yılında çıldırıp tahminlere
göre Frengi hastalığından ölmüştü. Annesi kocasının
ölümünden sonra esrarengiz ve gizemli yaratıklar görmeye
başladığın iddia ediyordu. 6 yaşındayken klasik mitoloji
onun için bir tutkuydu. Ağaçların ruhlarını ve Pagan
tanrısı Pan’ı gördüğüne gercekten inanıyordu. İlginç bir
yeteneği daha çok küçük yaşlarda geliştirmeye başlamıştı,
Lovecraft sürüngenlerde veya balıklarda olduğu gibi "Poikilothermis"i
yani vücud ısısının çevredeki ısıya uyum sağlamasını
istediği anda başarabiliyordu. Bu garip yetenek, onun ilk normaldışı
olayı oldu. Biografi yazarı L. Sprague de Camp’a göre
Lovecraft’ın elini sıkmak bir cesetin elini sıkmak gibi
birşeydi.
Araştırmacılar Lovecraft´ın psikolojik zayıflıklarının çok
olduğunu belirtiyorlar. Narinliği ve dayanıksızlığı
yüzünden yüksek okul bitirememiş ve kolejlere her girişi
kısa bir zaman sonra ortaya çıkan bir sinir kriziyle sona
ermişti. Buna karşın kendini iyi eğitti ve ilgisini
ceken bütün konularda son derece bilgiliydi. Yirmi
yaşlarının ortasında kendisini dünyadan uzaklaşmasına
rağmen yazı yazmayı sürdürdü, amatör gazeteciliğe kalkıştı
ve gazetelerde astronomi üzerine küçük yazılar yazdı.
1917´den sonra kendini tamamen esrarengiz fantazi öyküler
yazmaya verdi ve bu yazılar amatör dergilerde
yayımlanıyordu. 1921’den sonra başlayan profesyonel yazı
kariyeri süresinde Lovecraft 60 ya da daha fazla kısa
hikaye ve kısa roman çıkarmış ve bunların çoğu “Weird
Tales” dergisinde yayımlanmıştı. “The Case of Charles
Dekster Ward” adlı bir roman, sayısız makaleler ve çok
sayıda mektup yazmıştır. Bu mektuplar Arkham House
tarafından beş cilt olarak sonradan basılacaktı. İki önemli
biografisi vardır. Biri L. Sprague de Camp tarafından
yazılan ve kapsamlı olduğu için beğenilen “Lovecraft-A
Biography”. İkincisi de Frank Belknap Long’un “Howard
Phillips Lovecraft” adlarını taşır. Bu ikinci kitap onun garip
kişiliğini iyi anlatır. De Camp’ın kitabı çıktığında
Lovecraft’ın hayranları onu şiddetle itham etmişlerdi.
Bunun nedeni Lovecraft’ın biografide bir ırkçı olarak
gösterilmesi olabilir. Avrupalılar Amerika’nın
yerlilerini ilk gördüklerinde,onları yabani ve vahşi
insan olarak görmekteydiler çünkü sadece kendilerini
uygar kabul ediyorlardı. Lovecraft´da öyleydi ve Yahudi
düşmanlığını da destekliyordu. Buna karşın tek bir evlilik yaptı,
karısı Sonia Green adlı bir yahudi kızıydı.
"Evrensel kötülüğün kaynakları Orion´dan geliyor..."
Lovecraft´ın eserlerini korku edebiyatı olarak tanımlamaktan
çok ötede sanat olarak görmek gerekir. Bilim kurgu ve fantazi
yazarı Fritz Leiber’in tarifine göre Lovecraft’ın
hayallerinin kozmik ölçüsünü tanımlamak için yazdıklarını Kopernik´in
astronomi devrimiyle karşılaştırır. ”H. P. Lovecraft’ın rüya
macerasında” Darrell Schweitzer şunları söylemektedir;
“Eski batıl inançlarının içeriğini en yeni bilimsel
keşiflerle bağlamasını bilen tek kişi Lovecraft’dır.
Mantıklı ve mekanik bir konu kullanır ve okuyucularını
uçurumun kenarına getirip sonra oradan atar.” Ama herşey
bir yana Lovecraft deyince akla hemen "Cthulhu Miti" gelir. Onu
korku ve gizem evreninde dünya çapında yapan Cthulhu Miti´dir.
Aşağıda okuyacaklarınız bir romanın alıntısı değildir, Lovecraft´ın
tanımıyla gerçek aslında böyledir ama İnsan Irkı bu gerçekten
habersiz kılınmıştır. Eserin temelinde dinsel bir motif vardır,
Şeytan´ın Cennet´den kovulması ve kötülüğün gücü öykünün ana
fikridir. Tüm öykülerde evrensel kötülüğün kokusu duyulur, Cthulhu´nun
kötülüğü benzeri yazarların yani Poe, Ambros Bierce, Arthun Machen
ve Lord Dunsany gibilerinin eserlerinde işledikleri mitolojik
kötülük duygusundan çok daha etkin, derin ve bulaşıcıdır. Gerek
Cthulhu, gerekse de Yog-Sothoth veya Yuggoth adlarıyla tanımlanan
mitolojik yaratıklar Lovecraft´ın "Eski ya da Yaşlı Tanrılar"dırlar.
Büyük veya Sonsuz Boşluk´da varolurlar, kötü değildirler Orion
Takımyıldızı´nda Betelgeuse yıldızı yakınında barış içindedirler,
çok ender olarak harekete geçerek kötülüğün güçleriyle insan ırkı
arasındaki bitimsiz savaşın arasına girerler. Kötülük güçleri
genelde "Büyük Eskiler" veya "Antik Eskiler" diye tanımlanabilirler.
Aslında bu kötü güçlere "Antik Büyük Çocuklar"de denebilir, tüm
mitlerdeki, masallardaki ve öykülerdeki korkunç görünümlü yaratıklar
onlardırlar. En güçlüsü veya büyüğü kör aptal tanrı Azatoth´dur. Bir
diğeri zaman ve mekanın dışardaki oyuncusu Yog-Sothoth´, Antik
Eskiler´in sözcüsü veya habercisi ise Nyarlathotep´dir.
Kötülüğün kokusunu hissedebiliyor musunuz?
Büyük Cthulhu, denizlerin en derin yerinde yaşar, onun üvey
kardeşi Hastur konuşamaz ve gökle, yıldızlararası boşlukta dolaşır
ve ağaçların efendisi kara keçi Shup-Niggurath Antik Eskiler´in
sonuncusudur. Nyarlathotep, toprak ruhlarıyla, Cthulhu su
ruhlarıyla, Hastur hava ruhlarıyla ilişkilidir, Shup-Niggurath ise
bereketin ve çoğalmanın kaynağıdır. Ayrıca uykunun efendisi Hynops,
kar adam Migo "Yeti efsanesinin ve Güney Amerika tanrılarından
Quetzalcoatl´ın kaynağıdır" ve diğerleri Cthulhu Miti´nin temel
öğeleridirler. Lovecraft´ın inanılmaz derecede saçma görünen
öykülerine ya da özgün mitolojisine girdikçe karşınıza yavaş yavaş
tuhaf ama çelişkisiz, doğadışı ama çok tanıdık gelen bir tablo
çıkmaya başlar. Örneğin Eskiler´in yaşadığı yerlerin arasında
Aldebaran yıldızı, Hyades Takımyıldızı gibi dünyadışı yerlerin
dışında, Leng Platosu, Massachusetts, Salem, Marblehead ve Dunwich
gibi yerler vardır. Ve biraz dikkat edildiğinde, tüm bu yerlerde
gerçekten kötü bazı olayların Lovecraft´dan önce veya sonra yaşanmış
oldukları görülür. Ama bu kötülük farklıdır, asla New York´un, San
Francisco´nun veya Hong Kong´un kötülüklerine benzemez. Lovecraft´ın
kötüleri veya Eskiler, bir başkadırlar onların olduğu yerde havanın
bile tadı farklıdır, kötülüğü doğuştan hissedenler orada rahat
edemezler...
Lovecraft, mitoslarında sık sık korkunç bir kitaptan "Necronomicon"dan
söz eder. Çılgın Arap Abdül El Hazred tarafından yazıldığına
inanılan Necronomicon´da Eskiler anlatılır, onlar bilincin
ötesindedirler, zaman zaman kendilerini göstererek mekanı ele
geçirmeye kalkışırlar, amaçları tarihi ve kronolojiyi etkilemektir.
Kitap, onların yöntemlerini ve ilişkilerin yollarını anlatır. MS
730´da yazılan Necronomicon, 1600´e kadar 8 kez basılmış sonra
kaybolmuştur. Bugün bir kopyası British Museum´da yeraltında bir
kasada saklıdır, okunması, okutulması, el sürülmesi yasaktır, çok
özel konuklara uzaktan, bir camın arkasından gösterilir. Bilinen
ikinci bir kopyası ise ABD´de İnnsmouth´da Miscatonic Üniversitesi´nin
kasasındadır. İnananlara göre veya anlatılanlara göre El Hazred,
kitabı bitirdikten sonra Memlük Sultanı Kayıtbay´a götürür ama aynı
gece El Hazred´in feci bir şekilde can çekişerek ölmekte olduğu
haber verilir, Çılgın Arap şekil değiştirerek ölür. Ertesi gün evi,
tüm eşyaları yakılarak yok edilir. Ama Sultanın müneccimbaşısı emre
rağmen kitabı saklar sonra kitap Sicilya´ya, oradan da İtalya´da
Verona´ya götürülür, orada Latince´ye çevrilir. Sonrası karmaşık ve
bilinmiyor ama kayıp ipucu yüzyıllar sonra Lovecraft´la ortaya
çıkar. Onun yazdıkları, anlatıları Necronomicon´la aynı
paraleldedir. Peki acaba Lovecraft nereden biliyordu? Yoksa korkunç
kitabı eline mi geçirmişti?
H.P.Lovecraft tüm yaşamı boyunca tek bir amaç güttü, karanlık
güçlerle savaşmak için dünyaya geldiğine inanıyordu. Sisli gecelerde
tek başına sabahlara kadar sokaklarda dolaşıyor, çalışma odasının
penceresinden saatlerce ayı seyrediyordu. Fakat asla bir mistik
değildi, sadece mücadelesine inanıyordu, ona inananlar neden yanlız
olduğunu sorduklarında hiç gülmeyen bu sessiz adam gülümsüyor; "Bana
inanmazlar, bu iş o kadar ciddi ki, salt macera için heveslenip
yardıma gelen biri için çok tehlikeli olabilir..." diyordu. Ama ilk
önce August Derleth, kendini ona kabul ettirdi, sonra da ikisine S.Prague
De Camp ve Lin Carter katıldılar. Arkadaşları artık Lovecraft´ın
yanlız bırakmıyorlar ve kimsenin bilmediği garip çalışmaları geceler
boyu sürdürüyorlardı.
1937 yılının yağmurlu bir Eylül sabahında, Camp´ın telefonu çaldı,
Derleth telefondaydı; "Öldürdüler, onu öldürdüler, onu gerektiği
gibi koruyamadık." Lovecraft karanlık bir güç tarafından
öldürülmüştü, arkadaşlarına göre belli izler ve işaretler vardı ama
polise göre ise garip ama normal bir ölümdü. Bu arada Londra´dan
Dennis Wheatley´den yardım teklifi geldi, Whetley "Doğrunun Ekibi"
adlı bir grubun başıydı, garip bir mektup yazmıştı. "Dünya
düşünürleri, karanlık güçlerle olabildiğince mücadele edin, yardım
size ve Terra´ya (Dünya), Orion´dan yansıyarak ve güç alarak
gelecektir." diyordu. Bu noktada Necronomicon akla geliyor;
Lovecraft´a göre, İşte size inanılmaz kitaptan çok küçük bir bölüm;
"İnsanoğlu´nun 121 yılında bir Hyades ve Aldebaran yıldızları
istenilen noktaya gelirler. Bu an çok önemli bir andır, işte
isimlerini ağzımıza alamadığımız Yaşlılar´ı kapatıldıkları derin
uykudan alıp dünyada onları bekleyen tahtlarına oturtmanın zamanıdır
bu. Ama dikkatli olun, bu iki iyi yıldızı Hyades ve Aldebaran´ı
Orion her an izlemektedir, işte bu felakettir. Elinizi çabuk tutun,
adlarını söyleyemediğimiz büyüklerimizin tahtları boş kalmasın..."
Bilinmeyenin sınırı, sonsuzluğu kazımaktan öte geçemez...
Lovecraft, Cthulhu´nun Çağrısı´nda Necronomicon´dan özgün bir satır
verir; "Ph´nglui mglw´nafh Cthulhu R´lyeh wgah´nagl fhtagn" anlamı
şöyledir; "Cthulhu R´lyeh´deki evinde rüyaları bekliyor, Antik
Sütünların kenti İrem´den ve "İsimsiz Kent"den Cthulhu´nun
çağrısıdır bu." Lovecraft tüm öykülerinde bu temayı işler ve çağrıyı
yineler. Onun rüya dünyasında anlatılanlar, günümüzün insanı için
düşündürücü olmayabilir, hatta alışılmadık farklılıktadır. Aslında
Yaradılış, Varoluş ve Sürelilik konularında tüm bilinen inançlara
ters gelebilir oysa temelde anlatım veya üslup farkı vardır.
Dikkatli olunur ve inatla incelenirse Antik Yunan, Roma ve 18.Yüzyıl
İngilteresinin fantastik dünyasıyla izdüşümler ve paralellikler
içindedir. Onun garip, korkunç ve unutulmaz öyküleri günümüzde de
geçerlidir ve hatta yayınlandığı dönemden ötede ölümünden sonra ki
otuzuncu yılda çok daha etkindir. Üstelik dünya çapında bir çok
kesim için Lovecraft ve öyküleri bugün çok daha saygın ve
beğenilirdir.
Lovecraft’a göre esrarengiz öykülerde korkutucu
olayların doğal bir biçimde çözülmesi doğru değildir,
çünkü o zaman anlatı korku hikayesi olmakdan çıkar. Bu
yüzden Charles B. Brown ve Ann Radcliffe gibi gotik
yazarları eleştirir çünkü onlar “yaratıklarını doğal
açıklamalarla yaralarlar”. Lovecroft, Matthew Gregory
Lewis"The Monk-Rahip´in yazarı, 1796" hakkında, hiçbir zaman
hayal yaratıklarını doğal açıklamalarla küçültmediğini
söyler. Lovecraft gerçekdışı olan bir gerçekci, bir
paradoksdur, korkunun efendisi olarak tanınan bu adam
kendisini “ne onaylayan ne de birşeye karşı çıkan bir
agnostik” olarak görmekteydi. Bu Zen’e benzeyen ne
onaylama ne de karşı çıkma yaklaşımı gizemciliğin çok
önemli bir parçasıdır. Lovecraft´ın kozmik yaklaşımı bir
gizemciye uygundur, bunu şöyle yazar; “Bilinmeyenin
sınırı sonsuzluğun ve sınırsızlığın üst tabakasını
kazımaktan başka birşey yapamaz.”
Uyku duvarının öte yanında...
Lovecraft birçokları için mantıklıydı ama mantık dışı
bir tarafı da vardı ama bu onun sanatını güçlendiriyordu. Tam
bir Dr.Jekyll-Mr.Hyde tipiydi; Geceleri gizemci, gündüzleri
uyanıkken mantıklı biri, gündüzleri beynini mantık
yönetmekdeydi, ama o anlarda çok sıkı bastırılan
bilinçaltı uçuşdaydı ve gece şovunu başlatmak için
uykuya dalmasını beklemekdeydi. Lovecraft’ın
gençliğinde başlayan rüyaları sıradışı bir
çanlılıkdaydılar. Bir örnek olarak 1920’de Reinhardt
Kleiner’e rüya gerçeklerinden söz eden bir mektup
yazmıştı: “Bize yabancı gelen görünümleri zihinsel
gözle görmek insana bir esrarengiz, fantazi dolu,
dünyadışı bir deney veriyor.Ben bu rüyaları onları
hatırlıyabildiğim yaşdan beri görmekdeyim ve herhalde
öbür tarafa geçene kadar da göreceğim.”" Lovecraft’ın
şaşırtıcı hafızası uyumadığı zamanların yanısıra
rüyalarına ve kabuslarına kadar erişmekdeydi.
Lovecraft’ın mektuplarını düzenleyen Donald Wandrei ve
August Derleth´e göre o hiçbir zaman gerçek hayatta
yaşadıklarınıi veya okuduğu birşeyi unutmazdı ama aynı
zamanda kabuslarında gördüklerini de her zaman aklında
tutuyordu. Lovecraft gerçekten olmuş bir olay gibi
renklere, kokulara, tatlara, seslere ve hislere kadar
rüyalarını hatırlıyordu.
İşte Lovecraft´dan bir rüya anlatısı; ”Nyarlathotep bir
kabusdur ve tamamen benim fantazimdir. Onun ilk
paragrafını daha tam uyanmadan yazmıştım. Büyük
sancıyla, kulak çınlamasıyla ve baş ağrısıyla uyanmış ve
birşeyin kaybolmaması için bütün hatırladıklarımı
büyük bir aceleyle yazdmıştım.” Hikaye rüyasının izini
aynen takip eder ancak daha dramatikdir. 1921’de yazdığı “The
Music of Erich Zann” hikayesi, Paris’de geçer. İlginç olan,
hiçbir zaman orada bulunmadan bu hikayeyi nasıl
yazdığıydı, sorulduğunda “Edgar Allan Poe’nun eşliği ile
rüyalarımda oraya gittim” cevabını vermişti.Lovecraft’ın
bazı gizemli rüyaları, yazı yazmaktan yorulup öğleden
sonraları dinlenirken görüyordu. 1920 yılında yazdığı
mektupda bir kaç sıradışı rüyasıını tarif edip şunu
söyledi;“Çok sık böyle dalıp sürekli ileri giden sınıra
geliyorum ve bu bana çok yardımcı oluyor." Kaynakları ne
olursa olsun Lovecraft yazıyordu ve bazen folklörden ve
mitolojiden yararlanmakdaydı. Hikayelerinde geniş
bilgisi , bilhassa gizemli olaylarda kaynağı belirsiz
esrarengiz bilgisi dikkat çekiyordu, bunun en iyi
örneklerinden birisi Lovecraft’ın 1928’de yazdığı “Dunwhich
Korkusu” adlı kısa romanında görülür; Yeni İngiltere’nin
fenomeninin taş bir daire olduğu belirtirken aynı
zamanda da insanların negatif değişmesini konu eder;
Acılar insanların görünüşlerinde belirgindir. Traşsız ve
pasaklı görünümlü insanlar arttıkça kötülük de artacaktır.
Bir başka boyutun eşiğinden öteye bakış...
1931’de “Weird Tales” de yayımlanan “The Whisperer in the
Darkness-Karanlığın Fısıltıları” nda kesin ipuçları
bulabiliriz, hikaye bize şunu anlatmaktadır; Nepal´de
yaşayan dağ ırkı Mi Go yada iğrenç Kar Adamlar Himalayalar´ın
doruklarında dağların ve buzların arasında
saklanmaktadırlar. Lovecraft bu canavarları Everest´in
keşfi sırasında duymuştu. UFO kültüründe moda olan
“Dünyadışı Karanlık Taraf" fikrini açıklayanlardan
birisi İngiliz “The Wild Places” dergisinin editörü Kevin
Mc Clure şu düşüncededir; “Lovecraft, UFO´lar , başka
gezegenden gelenler ortada yokken, çok uzun zaman önce,
dünyadışı yaratıklardan hikayelerinde bahsetmişti."
Araştırmacı İan Blake bu nedenle Lovecraft’ın hayalerinin
bir değeri olduğunu belirtiyor “Cthulhu Mitosu´nu anlatan
hikayeler bu gün de çok değerli, çünkü bilinçaltı güçlerin
bizim günlük hayatımıza zorla girişlerini gösteriyor.”
Lovecraft’ın dört kitabı da o zamanki entellektuel
çevrelerde konuşulmaktaydı. Günümüzde de sıradışı
fenomenler entellektüel açıdan dışlanma temayülündedir
ama bu aldatıcıdır çünkü entellektüel camia aslında tam anlamıyla
bir tür takiyye içindedir, dışlama psikozuna her nedense kapılsa da
gizli gizli doğadışı ilgisini sürdürür. Son yıllarında Lovecraft
ünlü Fransız gizemcisi Jacques Bergier ile uzun süre
mektuplaştı. İki muhteşem beynin birbirlerini
etkilemesini Bergier şöyle özetliyordu; “Kozmik
düşünceleriyle örnek gösterilen büyük şair ve paralel
dünyalar teorisinin şampiyonu H. P. Lovecraft’dır.”
Çağdaş gizemcilerin başında gelen San Francisco Şeytan Kilisesi´nin
yöneticisi Anton Szandor LaVey´e göre, Lovecraft´ın Eskileri
insanlığın yakın gelecekteki zihniyetidir, aynı zamanda da Lovecraft
ruhun fiziksel ve geometrik yasalarının şaşırtıcı etkilerini
tanımlama başarısını göstermiştir. Ve Kenneth Grant; büyük gizem
örgütü Ordi Templi Orientis´in kurucusu ve başı diyor ki; "Eskiler,
eşiğin bekçileridir ve orada boyutlararası ortak ilişki oluşur.
Kısacası hem LaVey´e, hem de Grant´a göre Lovecraft bir başka
boyutun eşiğinde durup öte yana bakabilen nadir insanlardan biridir.
Sonuç olarak bu yazıyı okuduktan sonra, eğer okuduysanız bir kez
daha, okumadıysanız hemen elde ederek Stephen King´in, Peter Strauss´un
ve Dean Koontz´un bazı romanlarını okuyun, büyük usta Lovecraft´ın
titreşimlerini görecek ve belki de hissetmeyi başaracaksınız.
Hangileri mi? Türkiye´de yayınlanan adlarıyla King´den "O - Şeffaf -
Kara Kule dizisi - Ruhlar Dükkanı - Geceyarısını Dört Geçe...",
Koontz´dan "Onlar Yoktu - Soğuk Işıkla Randevu..." King ve Strauss
beraberliği ile "Tılsım" Başka yok mu diyeceksiniz? Var tabii ki,
hemen her çağdaş fantazya yazarında bir damla veya bir kova muhakkak
Lovecraft var. Neden mi? Çünkü, eşiğin ötesini gören galiba sadece
Lovecraft´di...
.
Ata Nirun
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle