Koşuyordu.
Hiç durmadan, düşünmeden... Nereye koştuğuna dikkat etmiyordu.
Ormanda çevresine hiç dikkat etmeden koşuyordu. Yağmur yağmaya
başladı ve bir süre sonra genç ork kendine gelmeye başladı. İşte
şimdi bitkinliği ve soğuğu hissediyordu. Bir süre boş boş durdu ve
etrafına baktı ama pek bir şey göremedi. Hava iyice kararmıştı ve
yağmur da rüzgarla birleşip orkun gözlerini kırpıştırmasına sebep
oluyordu. Yorgunluktan yere düştü. Ayağa kalkmaya çalıştı ama
ayakları buna itiraz ediyordu ve yeniden düştü. Yerdeki çimenin ve
ıslak toprağın kokusu burnuna doldu. Bir an sonra ise karanlık onu
kucakladı.
Uyandığı anda nerde olduğunu kestiremedi bir an ama sonra geceyi
hatırladı. Gözlerini açtı ve doğruldu. Bir kamp ateşinin yanındaydı
ve etrafında bir grup cüce duruyordu. Hemen ayağa kalktı.
Şaşkınlıktan ne yapacağını bilmiyordu. Cücelerin orkları sevmediğini
bilirdi herkes. Cüceler ve orklar hep savaşmışlardı. Cücelerden biri
öne çıktı ve orka yiyecek birşeyler uzattı. Orkun şaşkınlığı bir kat
daha artmıştı. Belli etmese de korkuyordu. Bunu onlar bilmese de
kendi biliyordu ve korku içinde giderek büyüyordu. Cüce bunu
farketmiş olacak ki diğerlerine eliyle gitmelerini işaret etti.
Sonra "Adın ne?" diye sordu. Ork anlamamıştı ve kendi kendine
homurdandı. Cüce durumu fark etti ve soruyu orkça tekrarladı.
-Adım Grom Hellscream.
-Ben de Thorwyn. Thorwyn Mashstone.
Cüce kendi kendine birşeyler fısıldadı: "Hellscream". Sonra devam
etti konuşmaya.
-Ne işin var burada. Casus musun yoksa izci mi?
Biraz duraksadı ve konuştu.
-Bilmiyorum. Ben pek hatırlamıyorum.
-Ah evet seni bulduğumuzda baygındın. Şanslısın ki seni biz bulduk.
İnsanlar sizin ırkınızdan daha çok nefret eder ve genelde bizden
daha acımasızdırlar.
-Ben tam olarak neredeyim.
-Evinin güneyindeki insan şehrini bilir misin? Onun biraz
güneydoğusundasın yani köleliğe veya ölüme çok yakınsın. Gerçi bir
farkı var mı! Tabii bana geçerli bir sebep söylersen hayatını
bağışlayıp gitmene izin veririm.
-Ben evime dönemem.
-Rahatla ve başına neler geldiğini anlat. Neden dönemezsin?
-Kendimi kanıtlamak için kaçtım. Büyük bir savaşçı olmadan dönemem.
Benim korkak olduğumu düşünüyorlar. Bana saygı duymuyorlar ama geri
döndüğümde duyacaklar. Bütün dünya adımı bilecek.
"Kendini nasıl ispatlamayı düşünüyorsun bakalım. Tek başına şehri mi
kuşatacaksın!" dedi cüce ve ani bir gülme krizine tutuldu.
-Aslında aklımda bir şey var. Ben Godan'ın çekicini bulmayı
düşünüyordum.
Cücenin kahkahası bir anda kesildi.
-Bu saçmalık. Godan öleli yüzyıllar oldu. Biliyorsun ki o bir
cüceydi ve biz o efsaneyi herkesten iyi biliriz. O çekiç ya yerin
dibini boylamıştır ya da 1000 yaşındaki bir ejderhanın hazinesini
süslüyordur. Ve bir ejderhayla karşılaşırsan bu senin için ölüm
olur.
-Olsun. Sonuçta cesur olduğumu kanıtlamış olurum.
-Pekala o zaman ölüme git genç ork. Sana iyi şanslar. Tavsiyem
güneye gitmen. Daha çabuk ulaşırsın amacına yani ölüme!
Cüceler inanılmaz hızlı bir biçimde toplanıp gözden kayboldular.
Grom için bir tavşanı bile zor kesecek bir balta ve erzak
bırakmışlardı. Ork düşündü ve önünde uzanan zorlukların farkına
vardı. Cücenin dediği gibi güneye döndü ve yürümeye başladı.
Zihninde cücenin son söylediği şey vardı. ÖLÜME!
Bölüm 2
Cücelerle ayrılmasından sonra çok az bir molayla ve yavaş bir
tempoyla yürüdü. Hemen batı tarafında bulunan sıra dağların
eteklerinden yürüyordu. Hava dünün tam tersine açıktı. Ve bu kadar
rahat geçen yürüyüşten sonra acıktığını hissetti ve birşeyler yemek
için bir kayanın sırtına oturdu. Buradan çevresini oldukça iyi
görüyordu ve başkalarının zor fark edebileceği bir yerdi burası.
Genç bir ork olsa da dışarıda nasıl hayatta kalınacağını biliyordu.
Çok iyi ve usta bir savaşçı değildi. Bu yüzden her türlü beladan
uzak durmalıydı. O da sınırlarını iyi biliyor ve belalardan uzak
duruyordu. Göze batmayacağı yerleri seçiyordu.
Garip yemeğini atıştırırken bir yandan da yediğinin ne olduğunu
çözmeye uğraştı. Orklar hiç böyle şeyler yemezdi. Orklar geyik avlar
ve yerlerdi. Yemek hoşuna gitmişti yine de. Acele etmeden yavaşça
yemeğin tadını çıkararak yiyordu yemeğini. Sonra bir ses duydu.
Çığlıklar ve metal çınlamaları... Şaşırdı ve uzak durup bu işe
bulaşmamaya karar verdi. Yine de merak ediyordu. Sesler iyice
yaklaşmaya başladı. Sonunda merakına yenik düştü ve izlemeye karar
verdi. Ne de olsa onu göremezlerdi. Mola için iyi bir yer seçmişti.
Hafifçe kayanın tepesine doğru süründü ve izlemeye başladı.
Üç tane cüce savunma pozisyonuna geçmiş ve Grom'un bulunduğu kaylığa
doğru geri çekiliyorlardı. Sonra ağaçların içlerinden büyük bir kaya
fırladı. Cüceler sıçrayıp kurtulmaya çalıştılar ama sadece biri
başarabildi bunu. Grom bunu hangi gücün yapabileceğini hemen
kavradı. Sonra dev gibi bir kaya yığını çıktı ağaçların arasından.
Bu düşündüğü şeydi yanılmamıştı ama yine de şaşırdı çünkü bu
gördüklerinden çok daha büyüktü. Bir taş golemi zaten zorlu bir
düşmandı bir de bu kadar iri olunca... Sonra aniden cüceyi farketti
o Thorwyn'di. Grom'a pek iyi davranmamış olsa da onu bırakması bile
büyük bir şeydi. Grom elinde olmadan ona borçlu hissetti kendini.
Borcunu ödemenin vaktiydi. Grom aniden olduğu yerden fırlayıp kalın
ve gırtlaktan gelen sesiyle bir savaş çığlığı attı. Golemin dikkati
dağıldı ve yeni düşmanına baktı. Cüce istediği zamanı kazanmıştı ve
hemen Grom'un bulunduğu kayalığa koşmaya başladı ama golem dikkatini
hemen topladı ve cüceye yöneldi. Cüce başaramazdı. Cüce bunu anladı
ve dönüp savaşarak ölmeye karar veriyordu ki tepesinden bir balta
fırladı ve golemin suratında parçalandı zaten sağlam olmayan balta.
Grom o kadar süratli fırlatmış ki baltayı golemi bir an durdurmayı
başarmıştı ve cüceye zaman kazandırmıştı. Cüce de zamanı çok iyi
değerlendirdi ve bir an sonra Grom'un yanındaydı.
Sonra yanlarındaki dağların zorlu kayalarına doğru tırmandılar.
Yeterince uzaklaştıklarında soluklanıp birbirlerine baktılar. Sadece
baktılar. Hiçbir şey söylemeye gerek yoktu. İkisi de kurtulduklarına
şükrediyorlardı. Sonra ikisi de birbirlerini incelediler. Cüce
Thorwyn beyazlaşmış saçlara ve upuzun sakallara sahipti. Klasik bir
cüceydi tek bir fark dışında yüz hatları diğer cücelere göre daha
keskindi. Oldukça kaslı bir vücudu vardı ve az önce ölmekten kıl
payı kurtulduysa da yüzünde korkunun zerresi yoktu. Sadece üzgündü.
Ölen dostları için. Cüce de Grom'u inceledi. Sıradan bir orktu Grom.
Ne fazla kaslı ne de iriydi. Çok savaş görüp geçirmediği belliydi.
Yine de başının çaresine bakacak kadar biliyordu hayatı. Savaş
zekası da Grom'un gözlerindeki parıltıdan belliydi. Hepsinden daha
dikkat çekeni gözleriydi. Ateş gibi parlıyordu. Kıpkırmızı! Cüce
hatırladı. Hellscream efsanesini hatırladı. Mannoroth denen dört
ayaklı iblisi öldüren Hellscream. Yine de orka hiçbir şey söylemedi.
Zaten söyleyecek hali yoktu. Yorulmuştu hem de çok yorulmuştu. Ork
da yorulmuştu ve yorgunluk onları alıp götürdü. Tamamen özel olan
rüyalar alemine...
Bölüm 3
Grom gözlerini açtı ve doğruldu. Sırtı ağrılar içindeydi. Bütün gece
sert kayaların üzerinde uyumaya çalışmıştı. Aslında uyumuştu ama
sürekli taşların batmasıyla uyanıp durmuştu. Bu rahatsız uyku onu
dinlendirmemişti aksine kendini çok halsiz hissediyordu. Etrafına
bakındı ama cüceyi göremedi. Onun gitmiş olabileceğini düşündü ve
buna üzüldü. Cüceyle konuşmak istiyordu. Cüceden etkilenmişti. Sonra
cücenin sesini duydu. Bir şarkı mırıldanıyordu cüce. Grom'un yanına
geldiğinde elindeki tavşanı yere attı ve "Hadi ateş yakıp midemizi
dolduralım" dedi. Grom hiç itiraz etmeden ateş yakma işine koyuldu
ve bu arada cüce de tavşanı temizliyordu. Bir süre kendilerini
yaptıkları işe verdiler ve sessizlik içinde kaldılar. Cüce
sessizliği bozan kişi oldu.
-Dün yaptığın şey çok cesurcaydı. Hayatımı kurtardın sağol.
Grom biraz rahatsız oldu ve konuyu kaydırmaya çalıştı: "Daha önce
hiç o kadar büyük bir golem görmemiştim." dedi.
-Ah ben daha büyükleriyle de karşılaştım ama o zamanlar bir ordu
kadar kalabalıktık.
-Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun. Hala oradaysa geri dönmen zor
olacaktır.
-Geri dönmek mi! Dün gece düşündüm de seninle yolculuk edeceğim.
Artık o şehirde yapacak bir işim kalmadı. Yaşlandım ve son bir
maceraya hazırım. Evet çok düşündüm kesinlikle bir macerayı çok
özledim. Hayatımın son yıllarını buraya takılı olarak yaşadım. Bu
macera beni eğlendirir diye düşündüm. En azından bir süre.
Grom şaşırmıştı ve ne diyeceğini bilemiyordu. Daha önce bunun
saçmalık olduğunu söyleyen kişimiydi bu cüce. Sonra buna memnun
olduğunu hissetti ve "Bundan onur duyarım Thorwyn Mashstone." dedi.
Grom ve Thorwyn hazırlayıp pişirdikleri tavşanı ve yanında birkaç
otla birlikte yediler. Bir yandan da cüce Grom'a hikayeler
anlatıyordu. Sonra bir anda sustu ve "Hellscream efsanesini biliyor
musun?" diye sordu.
-Hadi dalga mı geçiyorsun?
-Hayır! Ciddiyim. Siz orklar efsanelerinize pek sadık değilsiniz
anlaşılan. Gerçi bu hikaye bütün dünyada unutulmak üzere ama.
-Soyumuzun çok güçlü ve kadim bir soy olduğunu biliyorum ama hiç
böyle efsaneleştiğini bilmiyordum.
-İblislerin dünyayı istila etmek istediği zamanlardı. Ben de tam
hatırlamıyorum sadece Grom Hellscream ve Thrall adında iki orkun
Mannoroth adındaki bir iblisi öldürmelerinin hikayesi olduğunu
hatırlıyorum. Mücadelede Grom ölüyordu. O zamanlar insanlar,
büyücüler, orman elfleri, gece elfleri, orklar ve cüceler müttefik
olup dünyayı cehennem olmaktan kurtarmışlar.
-Bu gerçekten kulağa inanılmaz geliyor. Biz orklar yeni isimler
türetmeyiz ve genelde yaşlılarımızın ve soyumuzun isimlerini tekrar
tekrar koyarız.
-Evet biliyorum ama o Grom'la isimden başka bir benzerliğin daha
var.
Grom şaşkınlıkla ne olduğunu sorarcasına baktı Thorwyn'e.
-Gözlerin. Orkların gözleri pek kırmızı olmaz. Onunki
kıpkırmızıymış. Alevler fışkırdığı söylenirdi gözlerinden.
Seninkinden alevler fışkırmasa da kırmızı. Belki o senin büyük büyük
büyük babandır. Neyse toplanıp gidelim batıdaki nehre ulaşana kadar
dağı tırmanıp geçeceğiz. Nehrin kıyısından güneye ilerlemeliyiz.
Eskiden bir köprü vardı. Eğer hala sağlamsa geçip batıya doğru devam
edeceğiz.
-Batıda ne var ki?
-Dalaran. Büyücülerin yuvası. Onlardan bilgi alabiliriz diye
düşündüm. Yolculuk tehlikeli olacak. Eskiden Blackrock klanının
olduğu o topraklar şimdi tamamıyla vahşileşmiştir. Karşımızda neler
bulacağımızı hiç bilemeyiz. Hazır mısın?
-Elbette. Sağol. Artık sırt sırta dövüşeceğim biri var ve artık
gittiğim yerin bir adı var. Hepsinden önemlisi artık içimde umut
var. O çekici bulacağız.
Grom ayağa kalktı ve yüzünü batıda gökyüzüne uzanan dağlara baktı.
Aşmaları gereken engeller artık onun için bir yük değil bir eğlence
gibi görünüyordu. Güneş arkasından doğmuştu ve sırtına dokunan
ışınlar onun içini ısıtıyordu. Thorwyn ise orkun memnuniyetiyle
kararından emin oldu ve kendi kendine gülümsedi.
İşte yeni başlayan bir dostluk ve paylaşacakları bir macera böylece
başlıyordu...
NOT:Bu hikaye Warcraft'ın Azeroth diyarında gerçekleşmektedir.Devamı
çok yakında...
Gökçen "Arthas" ÖZÇİFÇİ
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle