İnsanlar onlara dev derlerdi. Yoldan geçerken dikkat eden kimseler
(ki etmemeleri neredeyse imkansızdı) dev boylarına şaşırıp
kalırlardı.. Sırf onları görmek için uzun yollar aşanlar vardı ve
dönenler bu anıları mutlaka hatırlıyordu. Moarnen, yeşil ormanın
sakinleriydi onlar.. şimdiki adıyla Tumbalemorna da onlardan biriydi
Altmış metre yüksekliğinde, kollarını güneşe kaldırmış,
altın gibi parıldayan bir gövdeye ve güneşte alev alev yanan
yapraklara sahipti bir zamanlar Tumbalemorna. Altın orman’ın bir
tohumuydu ve Moarnen in diğer yaşlı sakinleri arasında bile sevilen
bir ağaçtı. İnsanlar ona “Dev” ve “Zarif” diyebilirlerdi sadece;
Elfler içinse adına yakılmış bir sürü türkü vardı.. Pürüzsüz
gövdesine dokunan elfler bundan büyük bir mutluluk duyarlardı,
Tumbalemorna da onlarla konuşmaktan dolayı mutlu oluyordu böyle
zamanlar. Yaşlı sayılamazdı. “Aceleci” oldukça iyi bir kelimeydi onu
tanımlamak için.
Ölümlülerin sandığının aksine ağaçların da duyguları
vardı ve oldukça temizdi hepsi. Onlara sevgiyle bakan herkesi
severlerdi. Çocukların bazıları dallarını kırarsa bile fazla
önemsemezdi Moarnenliler. Tumbalemorna’nın aklına böyle birkaç
hikaye geldiğinde dallarını hışırdatarak gülümserdi. Ağaçlar
yalnızca kötü kalpli cücelere katlanamazlardı. Onlar baltalarıyla
dolaşır ve işlerine yarayacak kadar odunu alıp giderlerdi sadece.
Bunları hangi aşağılık amaç için kullanacaklarını bilmezdi hiçbir
ağaç. Tumbalemorna onların da iyi olabileceğini düşünürdü bazen.
Moarnen ağaçları bildiklerimizden oldukça farklılardı.
Genç fidanlar köklerinin üstünde dengede durmaya çalışırlar, durmak
istemeyen yürüyebilirdi. Gençlerin kökleri toprağı kavramak için çok
güçsüz, gövdeleri ise bunun için çok isteksizdi. 100 yaşını aşmamış
çoğu genç ağaç çevrelerini tanımak için gezinebiliyordu. Yaşlı
ağaçlar gezinmeye çalışanlara fidanlara gülüyor, kendi gençliklerini
hatırlayarak eğleniyorlardı. Bu tip gezinme zamanları insan
takvimlerinin hep yaz aylarına denk gelir, ve elfler haricindeki
diğer tüm yaşayanlar böyle zamanlarda Moarnen’e girmekten özellikle
korkarlardı.. Çocukları sırf Moarnen ismini ağzına aldığı için
onlara kızan anneler oluyordu. Kim ne derse desin Moarnen bildik bir
ormandan çok farklıydı. Ama kötü değildi..
Gençliğini düşündü Tumbalemorna. İnsan ömürleriyle
ölçülmeyecek kadar eskileri düşündü.Aklını hiç serbest bırakmayan
bir anıya takıldı düşünceleri. Hnustar meltemi yapraklarını
havalandırırken bu güzel rüyaya isteyerek bıraktı kendini zarif
yaşlı ağaç. Hoarnen deki zamanlarına, Jherein e döndü düşünceleri.
Altı yüz yaz önceydi, Yani Altın fide’nin durmaya yakın
olduğu zamanlardı.. Tumbalemorna artık yüz yaşındaydı ve ne kadar
acı ki O’nu tam bir yerlerde durmak istediğinde farketmişti..
Onu ilk görüşünü hatırladı... Kendisine en çok acı
veren hatıralarından olmasına rağmen yine de mutlu olabiliyordu.
....Yüz yaşına yeni girmişti Tumbalemorna. Kökleri
artık gezinmekten sıkılmış, bir yerlerde “durma” nın erdemine
erişmişti ağaç. Moarnen in tüm pınarlarını tekrar görmek istemişti
“durma” ‘ya başlamadan önce. Hepsinin berrak sularını son kez tattı.
Kendine “yer” olarak seçtiği Orraegrim tepesine gitmeden en küçük
derelerden birine gitmek istedi: Mitheithel e... Ve orada O’nu
gördü.
O büyülü andan kendine kalan az sayıda anı vardı. Ancak
hatırlayabildiği kendisinden çok az daha yaşlı dişi bir gümüş söğüt
ağacını görmüş olduğuydu. Elflerin “Tyelpétema” dedikleri gümüş
yapraklı çok zarif bir ağaçtı bu.. Ağacın gövdesinden açık mavi
renkte ışıklar yayılıyor ve ortalığa soylu bir aydınlık veriyordu.
Tüm yıldızlardan daha soğuk, ama hepsinden daha zarifti.
Tumbalemorna onu ilk gördüğünde Tyelpétema binlerce yıllık Mellyrn
ağaçları altındaydı. Moarnen’in soğuk ve temiz pınarlarının başına
çökmüş günlük susuzluğunu gideriyordu. Gümüş yaprakları sağa sola
sallandıkça Tumbalemorna’nın aklı karıştı.. yanaklarından birkaç
yeşil filiz fışkırdı ve köklerini ileri kaldırıp orada bulunan her
ağacı hayrete düşürecek kadar hızlı Tyelpétema söğütünün yanına
gitti.
Birkaç homurdanma ile boğazını temizledikten sonra
etrafına bakındı.. Güneş batmak üzereydi ve tepesinde uzanan
yapraklardan oluşmuş gökyüzünün arkasında kırmızı bir sema
vardı.İşte diye düşündü genç mallorn ağacı. Moarnen in en sevdiği
zamanıydı..
“-Selamlar Gümüş hanım” dedi Tumbalemorna.. ama sona
doğru sesi çatallaşmış ince bir fısıldama olark çıkmıştı..
“-Selam Altın Mallorn” dedi Tyelpétema ağacı.. gözleri
oldukça güzel bir toprak rengindeydi. Tumbalemorna herşeyini ona
vermek istemişti onları ilk gördüğünde.
Bir an sessizlik oldu. Ne düşüneceğini ne söyleyeceğini
bilemedi Tumbalemorna. Boy olarak kendinden ufak bir başka ağacın bu
kadar etkileyici görüneceğini hiç tahmin etmemişti. Uzak efsaneler
iki altın Mallorn un aşkını anlatıyordu ama o hiç ciddiye almamıştı
bunları.. Ağaçların hayatları boyunca orada durup kalacağı gibi
saçma fikirlere kapılmıştı. İçinden geçip yapraklarını titreten bu
hissin ne olduğunu anlayamıyordu şimdi. İçinden gelen tüm sesler
oradan ayrılmaması gerektiğini söylüyor ama ne kadar yazık ki aynı
sesler ne yapacağı konusunda bilgi vermiyorlardı..
Sadece bir ağacım diye ilk kez düşündü Tumbalemorna.
“Ah! kökleri ve filizleri olan canlılar için bu his fazla” diye
düşündü.
“-Bir şey mi diyecektin altın Mallorn?” deyiverdi
Tyelpétema ağacı.. Tumbalemorna karşısındaki gümüş ve uçuk yeşil
renkteki zerafet simgesinin konuşabilmesi karşısında geriye sıçradı.
Tüm düşünceleri pof diye uçtu. Aklı daha fazla bilgiye kapattı
kendisini, sadece bakıyordu.. Ne yapacağını bilemeden...
“-Hum ilginç..” dedi Tumbalemorna zaman geçirmek için.
“Bir arrod* süresince Moarnen de yaşamaktayım ama sizi ne gördüm ne
de duydum”
Daha fazlasını söyleyememişti Tumbalemorna.Daha çok
gençti!
“Ben Grimbethil’im” dedi gümüş ağaç, ela gözlerini
tekrar Mallorn a çevirdiğinde. Tumbalemorna karşısında durmuş, adını
hecelemeye çalışıyordu..
Meltem aniden durdu ve hayallere kapılıp gitmiş
Tumbalemorna gözlerini açtı. Biraz düşündü.Öyle ya, tamı tamına Altı
yüz yıl geçmişti aradan.. Yavaşça bakışlarını yukarıya çevirdi ve
içini çekerek gözlerini tekrar kapadı..
Hayallerine tekrar döndüğünde, kendi haline ulaşmasına
daha 300 yılı vardı.. Daha tecrübeli olduğu bir zamanı hatırladı
Tumbalemorna.
Artık Grimbethil ile yanyana “duruyorlardı”.Tumbalemorna
ile Grimbethil in bitmeyen sevgileri çevredeki ağaçların takdirini
toplamıştı.. 300 koca yıl geçmiş olmasına rağmen Tumbalemorna ondan
asla sıkılmıyor. Zarif söğütünün mutlu olması için elinden geleni
yapıyordu.. Güneş yakıcı olduğu zaman elinden geldiğince korumak
istiyordu onu dallarıyla, Onun sinirli olduğu zamanlardaki uzun
homurtularını ninni gibi dinliyordu, Güneşi alabilmek için yaptığı
tüm kaprislerine katlanıyordu.. Kendi yanında oldukça herşeyi
yapabilirdi Grimbethil ve o da zaten herşeyi yapıyordu.
Çevredeki böcekler yaşlanmaya başlamış bu Mallorn un
neden birdenbire gülümseyerek yapraklarını hışırdattığını oldukça
merak ettiler.
Aklı başka bir anıya atladı Tumbalemorna nın, Cerin
Amroth tepeciğinden denize baktıklarını hayal etmişti uzun
uykularının birisinde. En sevdiği rüyaydı bu... Elele kırmızı-
turuncu gökyüzüne bakıyorlardı Grimbethil ile. Köklerinin altında
Sarı Elanor ve uçuk Niphredil çiçekleri vardı. Güneş denizin içine
hüzünle girerken uzakta, Grimbethil in dallarını okşuyordu altın
yaprakları. Tumbalemorna daha mutlu olduğunu anımsamıyordu o zamana
dek.. Aniden uyandığında karşısındaki zarif varlığın rüyadaki
Grimbethil in olmadığını gördü.. Bu ilk bozulmaydı ona göre..
Dahasının olmaması için elinden geleni yapacağına söz vermişti kendi
kendine..
Tumbalemorna aniden gözlerini açtı.. kıkırdamalar ve
uğultular duymuştu, çevresinde ona gülüşen genç meşe fidanları
vardı. Mutlu olduğumu çok mu farkettiler acaba diye düşündü.. ve
gülümsememeye çalışarak tekrar hayallerine daldı.
Aklı bu kez ona çok acı anılar oynadı.. Güneşe ulaşmak
için dallarını başka ağaçlara uzatan Grimbethil i gördü hayalinde.
Kendisi bunu göremeyecek kadar fazla bakıyordu Grimbethil’e
gerçekte. Bunu ilk öğrendiğinde yüzlerce altın yaprağını bir günde
soldurmuştu genç Mallorn.. Altında şarkı söyleyen elfler ise şaşırıp
kalmışlardı bunu gördüğünde.. O gün hiç birşey söylemeden gitti
zarif Daéron ve Lindir. Arplarını koltuklarına sıkıştırıp kaçtılar..
Tumbalemorna ise üzüntüsünden köklerini her yana uzattı. Herkesle
konuşmak istedi ama kendi Orraegrim tepeciğinde olmadığını farketti
o anda. Tek dostu herşeyi Grimbethil’di. Onunla konuşamazdı
kıskançlığını. Konuşamazdı onu neden kıskandığını.. Çünkü söğütler
bunu anlamakta çok zorlanırlardı. İçine attı ve yaz geldiğinde
Grimbethil’in ona sarıldığını görerek herşeyi unutmaya karar verdi..
Yaz geliyordu tekrar.. Moarnen in muhteşemliğini görmeye gelen
canlılarla dolmuştu etrafları. Sevgilerini herkese verdiler geri
istemeden.
Tumbalemorna uyandığında artık açık açık gülüyordu..
Bunu engellemek istemedi bir an.. Bir sincap dallarında gezinerek
yüzüne kadar geldi ve sordu ona:
“-Neden bu kadar mutlusun ey Mallorn?” dedi sincap “kış
geldiği için hüzünlüdür herkes bu zamanlar oysa?”
Tumbalemorna cevap veremedi bir an. Sincaba göz
kırparak onun boyutlarındaki kadar küçük bir yaratığa bu acının çok
geleceğini düşündü.. Sincap elindeki Mallorn yemişini sürükleyerek
söylene söylene yuvasına gitti.
Gözlerini tekrar kapayabildiği için mutlu oldu
Tumbalemorna.
İşte yine hayal alemi en iğrenç oyununu oynuyordu Yaşlı
ağaca.. Tumbalemorna gövdesini sıktı, yapraklarını büzdü..
üzüntüsünün kokusu yedi millik bir alandaki tüm karıncalar
tarafından hissedildi.. alelacele yuvalarına kaçıştılar.
Tam o anda bu acı rüyayı kaçıncı kez gördüğünü sordu
kendine. Kendisi de bilemiyordu. Rüyasında yine Grimbethil, kuzeyin
zarif gümüş renkli Tyelpétema söğütü vardı. Bu kez ayrıydılar.
Aralarında hiç uzaklık olmamasına rağmen birbirlerine dokunmuyorlar
ve buna özen gösteriyorlardı.. Bu anın fazla uzakta olmadığını
anımsadı Tumbalemorna.. Hala Hoarnen deydi o zaman.
“-Neden Grimbethil?” demişti, “Neden yerini değiştirmek
istiyorsun?” Köklerin hala Mitheithel’e değiyor benimkiler uzanamasa
da. Neden diğer tarafa geçmek istiyorsun?”
Sevdiğinin cevaplarını dilediğince dinleyememişti altın
yapraklı Mallorn. Köklerini beşyüz yıl sonra çıkartan bir Tyelpétema
oldukça zor görülen birşeydi. Tumbalemorna nın zarif Grimbethil i
içinse sevinç içinde gerçekleşen bir olay oldu.. Oraya güneş daha
iyi vuruyordu kendi zannınca.. Tumbalemorna dallarını diğer tarafa
almaya başladı.. artık doğuya bakması gerekliydi.. Yine de mutlu
oldu Tumbalemorna. Sevdiği varlığın mutluluğunu görmek yeterdi bile.
Bir süre daha mutluluk yazılmıştı hesaplarına.. Gündüz
dallarını birbirlerine sürttüler, Altın ile gümüşten oluşan bir
tabloydu sevgileri, elf ozanları görüntülerine paha biçemiyorlardı.
Hiçbir şarkı Tumbalemorna nın Grimbethil e olan sevgisini anlatmaya
yetecek kadar uzun, hiçbir Arp onun hissettiklerini müziğe dökecek
kadar yetenekli değildi.. Bunu en iyi yapan ise zarif elf Daéron
idi.. Tumbalemorna ile birbirlerini sevdiler.. Arkadaşlıkları hala
sürer..
Tumbalemorna gözlerini açtı... Çoktan gece olmuştu
ancak yıldızları göremiyordu.. Hoarnen in en yüce ağaçlarından biri
olması onun yıldızları görmesini gerektirmiyordu.. Hiçbirşey onun
mutluluğunu istemiyordu sanki.. Siyah bulutlara bir süre daha bakıp
havayı kokladı.. 2 gündür kökleri hiçbirşey içmiyordu ama zaten ona
göre daha zamanı gelmemişti.. Altın yaprakları üzgün üzgün gövdesine
baktılar.. Gövdesi ise Grimbethil’i düşünmek için tekrar gözlerini
kapadı.
Tumbalemorna düşünmeye başladığı zaman ağaç sarsılmaya
ve içinden acı dolu çığlıklar yükselmeye başlamıştı. Sincap yemişini
atıp hemen başka bir yere fırladı, karıncalar toprağın en derin
yerlerine kaçtılar.. Havadaki bu kokuyu alan bir kurt uzun uzun
uludu. Tumbalemorna nın tüm vücudu; Pürüzsüz dalları, altın
yaprakları ve uzun gövdesi titreyerek ağlıyordu.. Yeşil orman uzun
süre Tumbalemorna nın ağıtını dinleyerek sustu.. Sonra çalılıkların
arasından Daéron un arpını duydu Tumbalemorna. Tüm kulaklara hoş
gelen elfçe sözcüklerle, becerikli elf parmakları birleşmiş, Yaşlı
altın ağacın ağıtını tüm ormana söylüyordu Daéron.. Ağlıyordu bir
yandan da...
Bulunduğu Yıllardan pek de uzak olmayan bir zamanı
düşlemeye başladı Tumbalemorna. Moarnen, Tumbalemorna gibi mallorn
ağaçlarının büyümesiyle muhteşem bir yer olmuştu. Kuşlar yuva yapmak
için özellikle altın dalları seçiyor. Hiçbir insan hatta hiçbir cüce
Moarnen Mellyrn ini görmeden geçmiyordu.. Ormanın tüm sakinleri
mutluydular.. bir tanesi hariç!
Bir başka ağacın, oldukça güzel bir başka Mallorn un köklerini
Grimbethil’inin köklerinde yakalamıştı Tumbalemorna. En az birkaç
aydır birbirlerine dokunuyorlardı. Grimbethil’e sertçe baktı
Tumbalemorna, hırsından tüm yapraklarını güneşten çevirdi, orman
ışıksız kalacak gibi soluyordu sanki.. Grimbethil yukarıya kendini
izleyen dev Mallorn a baktı ve korkmadı, yanında duran bir taştan
daha çok değer vermedi yıllarca kendisini sevene. Kendisine daha
yumuşak sürtünen diğer Mallorn a gönlünü vermişti Gümüş Söğüt.
Tumbalemorna ya artık bakmak onun için fazla gelmeye başlamıştı ve
köklerini uzatıp Mitheithel den su içmek için Tumbalemorna ya gerek
kalmadığını düşündü. Acı Acı haykırdı Mallorn ağacı, acısının
bitmesini dileyerek.. Ama Grimbethil ona dönmedi. Altın yaprakların
onu okşamasına ihtiyacı vardı ama Tumbalemorna o an ormandaki tek
Mallorn olmadığını anlayıverdi. En güzeli de yoktu.. Tüm Mallornlar
aynıydı!!
Düşündükten sonra böyle bırakamayacağını düşündüğü bir
olayla karşı karşıya kaldı Tumbalemorna. Moarnen nin yeraltını diğer
herkesden daha iyi bilirdi. Grimbethil in uzağında olan ama
köklerini ona uzatan Mallornun köklerine gizliden gizliye dokundu..
Dokunmasıyla birlikte herşeyi anlayıverdi. İçi yandı, Gövdesi
buruştu. Yaprakları dökülmeye başladılar. Altın yapraklar sonbahar
dışında ilk kez Moarnen çimlerine düştüler.. Lindir ve Daéron
kederlendi.
Ama Tumbalemorna sabırsız ve akılsızdı. Grimbethil i
fikirlerinden uyandırmak için dokundu ona, Grimbethil ise sanki
dokunan Altın Mallorn yaprakları değil de birer yılanmış gibi her
dalı hor gördü. Tumbalemorna ya dönerek dedi ki:
“-Artık seni sevmiyorum Mallorn! Ne dallarında ne de
yapraklarında gözüm yok! Bu iş ne kadar çabuk biterse o kadar mutlu
olacağım.”
“- İş mi?” diyebildi zorlukla Tumbalemorna.
“-İlişkimiz, bana arkadan yapraklarını sürmen, bana
bakman, bana sadece acı verdin Jherein!”
Tumbalemorna hayallerinde durakladı.Gerçek adını
düşünmeyeli uzun zaman olmuştu.
“-Artık yanyana durmayacağız. Ama sen nereye gittiğimi
de göremeyeceksin. Hayatımı altüst ettin..”
Jherein konuşması gerektiğini biliyordu ama gövdesine
konuşacak kadar enerji ve özsuyu gönderememişti.. Acıyla dudakları
büzüştü. Titriyordu. Diğer Mallorn un köklerinde okuduğu düşünceleri
Grimbethil e anlatmasaydım diye düşündü bir ara. Ama ne farkederdi??
Grimbethil ona gitmeye kalkacaktı o zaman. Artık ondan da en az
benden ettiği kadar nefret edecek diye düşündü Jherein. Bunu bilerek
yokolacaktı.Onu korumuştu ama kendi kıskançlığından mı yoksa
Grimbethil in iyiliği için mi bilemiyordu.
Jherein e bakan diğer tüm ağaçların gözleri birer karış
açıldı, 700 yaşında bir ağacın bunu yapması inanılacak gibi
değildi.. 30 metrelik bir alandaki tüm köklerini kırarcasına
topraktan çıkarmaya başladı.. yürümeyeli uzun zaman olmuştu ve
kökler oldukça acı veriyorlardı.Yine de Grimbethil in kederi öyle
yakıyordu ki içini, hiçbirşey düşünemiyordu Jherein.. Özsuları
insanların ve cücelerin göremeyeceği gözlerinden aktı.. Grimbethil
ise buna değil Diğer Mallorn için üzülüyordu.
Tüm köklerini topraktan çıkaran Jherein artık tam
anlamıyla bir devdi. 100 metreyi aşan bir boyu vardı ve gözlerinden
dökülenler toprakta yeni çimenleri açıyordu hemen.. Mallorn un
zengin sıvısının kıymetini ancak toprak bilebilirdi.. Herşeyi
bildiği gibi.
Uzaklaşmaya başladı Mallorn, yüzyıllardır durduğu yerde
şimdi dev bir köstebek deliği vardı sanki. Arkasına çevirerek
gözlerini gitti. Karanlık vadiye doğru uzaklaştı.. Kuzeye doğru.Grimbethil
in o sırada ne hissettiğini ise hiçbir öykü anlatmıyor... Ormanın
tüm sincapları ve karıncaları deliklerinden çıkarak eski dostlarının
gidişine tanık oldular. Onu hiç göremeyeceklerdi. Onlar Jherein in
nasıl mutlu olacağını hiç anlayamadılar.
Orman yolunda ilerleyen dev Mallorn ağacı eskiden
yürürken görmüş olduğu tüm arkadaşlarını gördü.. hepsi “durmuş”
Jherein e dik dik bakıyorlardı.. O ise bakışlarını kapatarak hızla
yürüdü.. Altındaki kayalar, köklerin her dokunuşuyla unufak
oluyordu.. Önündeki herşey dehşetten kaçıştı. İki kilometre yürüyen
Jherein kendisini Karanlık vadiye bakarken buldu.. yüzlerce metrelik
bir uçurumun altında ufak çalıların güneşe ulaşabilmek için
süründükleri leş kokan kötü isimli bir vadiydi. Atlamak için
köklerini kaldırdı Jherein ve duyduğu bir ses onu durdurdu.. tüm
yolu boyunca Grimbethil in arkadan kendini yakalayıp güzel sesi ve
yıldızlar gibi soğuk güzelliğiyle kendisini geri döndüreceğini
ummuştu, ama arkadan gelen uzun sarı saçlı bir elfti. Menegroth lu
Daéron idi gelen...
“-Ne yaparsın hey koca Jherein” dedi Daéron.
“-Çıldırdın mı, biri sana birşey mi yaptı yoksa bu bir şeytanlık mı?
Ömrüm boyunca ikiyüzünü geçmiş bir Mallorn un yerinden kalktığını
hiç duymadım.. Sen ise neredeyse bunun dört katısın”
“-Evet zarif elfim” dedi Jherein. “Tüm yaşamımı elimden
aldılar” dedi. “Eğer buna engel olmasaydım herşeyin mahvolacağından
korktum.. Moarnen in tüm Mallornları bensiz ölse bile Grimbethil
olmadan ben bir hiçim”
“-Öyle deme!” diye kızdı uzun ömürlü Daéron bilgece.
“Sana ihtiyacı olanlar var. Seni sevenler var ve seni sevenler
olacak”
“-Hayır!” diye bağırdı Jherein! “Hiçbirini
istemiyorum.. eski yalnızlığımı.. Cerin Amroth tepelerindeki zarif
eşimi istiyorum. Onunla kırmızı gökyüzüne bakıp dallarımı onunkilere
dolayamayacaksam ne anlamı kalıyor Moarnen de yaşamanın” Bir ağaç
uzun ömürlü olabilir. Ama severken ne kadar da hızlı geçiyordu hayat
onun için.
“-İnanamıyorum!” diye bağırdı Sarı saçlı elf. “Başka
bir ağaç için zengin toprağından, zarif derelerinden ve Moarnen deki
tüm dostlarından ayrı mı kalacaksın? Ya nereye gideceksin eski
dostum?”
“-İşte tam buraya gideceğim Menegroth lu Daéron” dedi
Jherein, Altındaki karanlık vadiyi göstererek. Taurirolemea vadisi
benim için en güzel yer.. Orada belki kederimi unutabilirim. Ama
Grimbethil’i ve ona olan sevgimi unutacağımı sanmıyorum. Bitmeyen
sadece sevgidir Daéron, üzüntü ya da ömür değil. Senin denizleri
sevmen gibi birşey bu!
Daéron başını önüne eğdi.
“-Benim için bir ağıt yak Daéron, bilirim ki Elfler
arasında en ünlü olan ozansın! Maglor göçtüğünden beri Ossiriand da
senin gibisi yok.Beni anlatan bir ağıt yak” dedi.
Daéron ellerini uzatarak beyaz ince parmaklarını
dostunun pürüzsüz kabuğuna sürdü.
“-Elveda, altın mallorn Jherein. Hikayen
ölümsüzleşecek. Dinleyenlere Taurirolemea ya atlayan mallorn un
hikayesi, “Tumbalemorna**” yı söyleyeceğim. Kendine iyi bak dostum”
dedi ve döndü.. Elfler vedalardan ve acı veren diğer şeylerden
hoşlanmazlar.. ancak tüm boş zamanlarını onlar için şarkılar ve
acılı ağıtlar söyleyerek geçirirlerdi.
Tumbalemorna tek söz söylemeden sıçradı kendini boşluğa
bıraktı.
Daéron dönüp giderken uzun saniyeler boyunca bir sesin
gelmesini bekledi ve uçurumun dibinden gelen korkunç bir çatırtı ve
kırılma sesiyle irkildi.. Yeşil pelerinine sarılmış giderken
gözlerindeki son damlacığı serbest bıraktı..
Tumbalemorna gözlerini son kez açtı. Artık
“yaşlıydılar”. Yukarıya, Ormanın kıyısına baktı.. Altın yaprakları
artık çok azalmıştı. Çok ömrüm kalmadı diye düşündü sonra..
Gözlerini tekrar kapadı. Ama ne düşündüğünü kimse
bilmiyor.
*.Arrod: yüz yıl
**. Tumbalemorna: (deepvalleyblack) derin,karavadi
Serkan "Anglachel_" NAYIR
Yorumlarınız:
Siz de bu yazıya yorum
ekleyebilirsiniz.
Yorum
ekle