Hikaye

Oğuz "Alkinoos" KİLECİ

Kara Pelerinliler - Kopuş

     Güneş doğudan yükseliyor,horozlar ilk ışıklarla ötüyor,tüccarlar rahat yataklarından kalkıp giyiniyorlardı. Gerighelm'in küçük mütevazi bir evinde ak gözlerini açtı Aenol.Yatakta doğruldu ve uykulu gözlerini ovaladı.Odanın sağ tarafındaki pencereden güneş ışınları kılıcı ve zırhına çarpıp tavana doğru yansıyordu.Oda küçüktü fakat güzel döşenmişti.Yatağın hemen üstünde uzun bıyıklı,kara kaş ve gözlere sahip bir insan tablosu duruyordu.Şövalyelerin kalesinin önünde,üstünde göz kamaştıran beyaz bir zırh ve elinde altından bir kılıç vardı."Demek Şövalyeler böyleydi."diye düşündü.Yatağın tam karşısında kapı olup, solunda ise eski kılıç ve zırhlar vardı.Kılıçlar ve kalkanlar duvara asılıydı.Zırhlar, odanın köşelerine koyulmuşlardı. Aenol kendi zırhını kapının solundaki köşeye koymuştu böylece yatağından onu görebilecekti.Evin sahibi ona hırsızlardan bahsetmişti.Bahsettiği hırsızlar her ne kadar Şövalyelere yardım etmiş olsa da hırsızlardı.Yastığının altındaki hançeri alıp, ayağının ucundan aldığı çantaya yerleştirdi.Yataktan kalkıp zırhını ve kılıcını kuşandı.Kılıcını kınına sokarken,kapı açıldı ve yeşil gözlü,sarı saçlı bir çocuk yüzünde bir gülümsemeyle içeri daldı.Yatağa doğru yaklaşıp -'Günaydın,Sir Şövalye.Nasılsınız bugün?" diye sordu.Aenol'dan -offf' diye bir ses geldi çocuk ona Şövalye diye hitap ettikten sonra.

-'Ne zaman anlayacaksın Şövalye olmadığımı?" diye söylendi ancak çocuk bunu duymadı.

-'Sir Şövalye, yemek hazır ve annem sizi çağırıyor.Eğer hazırsanız sizi sofrasında görmekten onur duyacaktır."

Resmiyetten bıkmış bir şekilde iç geçirdi Aenol.Karşısındakilerin iyi niyetli olduklarını bilmesine rağmen ona Şövalye gibi davranmalarından hoşlanmıyordu.Gerighelm'e ilk gittiğinde, gözleri nedeniyle herkesin onu garipsemesini beklerken,hoş karşılanması onu şaşırttı, zira ilk defa bir yerde hoş karşılanıyordu.Ak gözleri onu her zaman diğerlerinden ayırmıştı.

Bu küçük evler ve sevecen halk ona yurdu Troya'yı hatırlatıyordu.Sofradakileri bekletmeden içeri,evin diğer odasına girdi.

-'Günaydın,Sir Şövalye Aenol." dedi yuvarlak masanın etrafındaki üç kişilik aileyi geçindiren kişi.Adam eskiden bir tüccardı ve şimdi çalışmayı bırakmıştı.Neden bıraktığını kendi ailesi dahi bilmiyordu ve Ronual bunu kimseye söylemeye niyetli değildi.Önceden biriktirdikleri ile rahat bir yaşam sürüyorlardı.Mutlu bir aileydiler.Ronual oğluna kalkan ve kılıç kullanmayı öğretiyor,annesi ise onlara yiyecek birkaç şeyler getiriyordu normal günlerde."Ancak bugün yanlarında bir Sir Şövalye var!" diye düşündü Aenol.

-'Size de güneydın iyi kalpli Gerighelmliler." diye cevapladı.

Melorin eliyle işaret ederek oturmasını rica etti Aenol'dan.Boş sandalyeye oturdu ve sofradakilere iştahla baktı.Sucuk,kaşar peyniri,beyaz peynir ve ekmek vardı.

-'Atınızın eyeri olmadığını gördüm Sir Şövalye.Eyerinizi bir savaş sırasında mı kaybettiniz yoksa eyersiz binebilecek kadar usta mısınız at sürmekte?"

-'Savaş sırasında kaybettim."

-'Babamın kötülük ordularıyla yapılan son savaştan bulduğu bir eyer var.Hala saklıyorum.İsterseniz siz Gerighelm'de dolaşmaya çıktığınızda eyerleyebilirim atınızı."

-'Eyer mi?O da ne öyle?!" diye düşündü Aenol."Şövalyelerin başka bir geleneği olsa gerek..Eğer izin vermezsem şüphelenebilirler." diye düşündü ve cevap bekleyen Ronual'a;"Tabii neden olmasın.eski bir Şövalyenin eyerini kullanmak benim için bir onur olacaktır." dedi.

Yemeğini çabucak bitirdi ve Melorin'e teşekkürlerini sundu.

-'Sir Şövalye, isterseniz size Gerighelm tüccarlarının yeni gelen mallarını göstereyim.İlginizi çekebilir." dedi Ronual.

-'Neden olmasın,tabii ki gelirim.Savaştan sonra Gerighelm'in durumunu konuşmak isterim zira savaştan sonra babamın babası Gerighelm'e dönememiş ve başka bir yere yerleşmek zorunda kalmış.

-'Tabii efendim.Bildiğim herşeyi sizinle paylaşırım." dedikten sonra bahçeye çıkan kapıyı açtı ve Aenol'un önden çıkmasnı bekledi.Aenol kapıdan çıktıktan sonra bahçeye bir göz gezdirdi.Bakımlı ve çiçeklerle dolu bir bahçeydi.Küçük bir bahçe olmasına rağmen insanı ferahlatacak güzelliği içinde barındırıyordu.Yavaşça yürümeye başladı ve arkasından kapının kapanışını duydu.

Ronual hızlı adımlarla yürümeye başladı.Tüccar Sokağına girip her dükkana göz attılar.Aenol ayıp olmasın diye her dükkandan birkaç şey alıyor ve dükkan sahibini mutlu ediyordu.Aenol, sokağın biraz ilerisinde kapkara bir pelerin giymiş,gözleri şüpheyle dolu onu süzen bir kişi gördü.Aenol, kara pelerinli kişinin gözlerinden nefreti okuyor ve nefretin kendisine yöneltildiğini hissediyordu.Bir süre bakıştıktan sonra Aenol'un gözleri acımaya başladı ve gözlerini kırptı.Adam esrarengiz bir şekilde yokolmuştu.Aenol etrafına bakındı, belki onu görmüş başkaları da olabilirdi.Ama kimse görmemişti veya görmemiş gibi davranıyordu.Tüccar sokağından çıkıp da yavaş yavaş eve doğru yürümeye başladıklarında Ronual konuşmaya başladı;

-'Evden çıkmadan önce bir konu hakkında konuşmak istediğinizi söylemiştiniz, Şövalye."

Aenol, adamın gözlerinin içine boş boş baktıktan sonra adam anlatmaya başladı;

-'Savaştan sonra hiçbir Şövalye –ne yazık ki diyerek başını hüzünle salladı- geri dönmedi.Ne cesetlerinden iz vardı ne de yaşadıklarına dair bir iz.Ama Gerighelm'e giren hiçbir düşman da yoktu.Diğer şehirlerden kopuk senelerce yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz.Ancak –diye ekledi sonradan sıkıntıyla- bazen kara pelerinler giyen adamlar gelir ve bazı kişilerle konuşurlar."Adamın alnı terlemeye başlamıştı ve konuşmakta zorlanıyordu.

Aenol onu konuşmaya teşvik ederek, -'Ne hakkında?" diye sordu.

Adam iç geçirerek yeniden konuşmaya başladı; -'Hiç kimse ne konuştuğunu söylemedi ama konuştuklarından bazıları ölüyor bazıları ise işini bırakıp Gerighelm'den ayrılıyordu."

Aenol biraz önce gördüğü pelerinli kişiyi hatırladı ve endişeyle arkasını dönerek onun orada olup olmadığına baktı.Arkasında sadece yolda gezinen insanlar vardı ve o tarafa bakan kimse yoktu.Kara pelerinli de görünürlerde yoktu.

Eve yaklaşmışlardı ve hava kararmak üzereydi.Ronual bir anda durdu.Aenol onun suratına bakınca içinde bir savaş verdiğini anladı ve onu bekledi.Ardından Ronual ürkek bir sesle, -'Sana anlatmam gereken şeyler var, Şövalye." diyerek Aenol'a baktı.Aenol kafasını sallayarak devam etmesini işaret etti.

-'O adamlar benimle de konuştu, ve onlara yard-yardım..etmemi istediler.Hangi konuda bilmiyorum ama ben onları reddettim.Tehlikeli insanlara benziyorlardı.Ben onlara hayır deyince çok kızdılar ve buradaki işimi bırakıp, bu şehirden gitmemi istediler yoksa..yoksa ailemi öldüreceklerini söylediler.Bende onlara buradan başka gidecek yerim olmadığını söyledim ve sadece işimi bırakabileceğimi söyledim.Çok...çok korkmuştum ve onlarda bunu kimseye söylemeyeceğim takdirde ailemin yaşamasına izin vereceklerini söylediler.Sonra gittiler ve bir daha hiç gelmediler." diye rahatlayarak bitirdi Ronual."Eğer sana söylediğimi öğrenirlerse ailemi öldürürler." diyerek ekledi.

Aenol şaşırmıştı ve ne diyeceğini bilememişti.Ondan beklenen neydi?Bir süre sessiz kaldıktan sonra, -'Sana yardım edeceğim ve seni onlardan kurtaracağım.Bütün Gerighelm'i onlardan kurtaracağım." dedi.Adamın yüzünü bir tebessüm kapladı ve Aenol'un önünde eğildi.

Aenol, uzun uzun düşündü ve Midgaard'daki muhafız dostlarının bir süreliğine Midgaard'dan ayrılıp ona yardım edebileceklerini düşündü.Bu iyimser bir düşünceydi zira Yargıçlar, muhafızların gidip gitmeyeceğine karar verecek kişilerdi.Aenol bu düşüncelerle akşam yemeğinde ne yediğini bile farketmeyerek yatağına gitti.

Şafak daha yeni sökmeye başlamıştı ve Aenol yataktan kalkmış, giysilerini giyinmiş ve hazırlanmıştı.Atıyla birlikte Midgaard'a gidip kısa süre içinde destek birlik getirecekti böylece o serserilerden kurtulacaktı Gerighelm halkı, söz verdiği gibi.Sessizce evden dışarı çıktı ve karşısında eyerlenmiş atını gördü.Ronual atın burnuna bir şey takmıştı ve at onun içindekileri yiyordu.Aenol yüzünde bir tebessümle Ronual'a teşekkür etti.Atın etrafında bir tur döndükten sonra atın üstüne çıkması için yapılmış bir basamak gördü.Basamak eyere bağlıydı.Basamağa basarak atının üstüne çıktı.Bir kez daha teşekkür ettikten sonra, Ronual,Aenol'un eline dizginleri verdi.Aenol boş boş bakarken at durumu kurtarıp hızla Gerighelm'in kapılarına doğru yol aldı.Gerighelm'in gümüş kapılarından çıktıktan sonra Haon-Dor'a girmeden kara pelerinli bir adam çıktı karşısına.Atı kişneyerek durdu ve sahibinin komut vermesini bekledi.Aenol bunun bir pusu olduğunu anladı ama artık çok geçti öyle ki arkasından oklar yağmaya başladı."Ne oluyor?!" diye arkasını dönerken ayakları atın yanlarına çarptı ve at hızla, önlerinde kılıcını çekmiş kara pelerinliye doğru atıldı.Kara pelerinli yana kaçarak Aenol'a doğru bir hamlede bulunsa da Aenol kendi kılıcıyla ona karşılık verdi.Bu sırada oklar gelmeye devam ediyordu.Oklardan biri atının kalçasına saplandı ancak at kara pelerinliyi geçerek hızla Haon-Dor' a doğru yol aldı.

At bütün gücüyle koşuyordu.Yarım saat sonra Midgaard'ı görür oldular ve kısa sürede Midgaard'da olacaklardı.Batı kapısındaki muhafızları görecek kadar yaklaştıklarında 4 kişilik bir grup önlerini kesti.Hepsi kara pelerinliydi ve aynı anda kılıçlarını çekerek atın gelmesini beklediler.Aenol arkasını dönüp baktığında 3 kara pelerinli daha gördü.Yardım için muhafızlara bağırdı.Muhafızlar onu duymuştu ancak yardımına koşmuyorlardı!Aenol, dostları tarafından yalnız bırakıldığı düşüncesiyle büyük bir hiddete kapıldı ve atını ne yaptığını sonradan belli belirsiz hatırlayacaktı- 4 kişilik grubun önüne sürdü.Aynı anda arkasından oklar yağmaya başladı.Önündeki kara pelerinliler atın dört bir yanını sardılar ve kılıçlarıyla atı yaraladılar.At canı ne kadar yansa da hızını kesmeden önündeki adamı ezdi ve Midgaard'a doğru koştu.Şehire girmesine birkaç saniye kala bir ok saplandı gövdesine.Sendeledi,ancak koşmaya devam etti ta ki gövdesine bir ok daha saplanana kadar.Midgaard sınırlarının içine girdiği anda yere yıkıldı ve kara pelerinliler yüzlerinde bir sırıtışla batıya doğru yol aldılar.Aenol şans eseri at yere serilirken attan düşmüş ve ezilmekten kurtulmuştu.Uzun süre ak gözlerinde yaşlar ile atın yanında durdu.Ardından sert bir şekilde kalktı ve muhafızlara döndü.

-'Neden?!Nedennn?!" diye haykırdı."Sizi dostum sanmıştım oysa..Ne kadar aptalmışım..." diye mırıldandı.Bir anda şimşekler çaktı ve yağmur yağmaya başladı.Bardaktan boşanırcasına yağan yağmura aldırmayarak ve bütün kuvvetiyle haykırarak lanetler yağdırdı muhafızlara;

Ben ki size yardım etmeye çalışan bir adarilim.Hiç mi düşünmediniz dostumuz ölebilir diye?!Ahhh!Doğru siz beni dostunuz olarak görmüyorsunuz!Ak gözlerim var diye mi yardım etmediniz yoksa lanet olası serserilerden korktuğunuz için mi?!O lanet serserilerin sizden daha fazla cesareti var.Sizinle dalga geçiyorlar ancak sizin aptal kurallarınız hiçbir işe yaramıyor!3 adımlık bir yere sıkışmış, kendinizi koruduğunuzu zannediyorsunuz ancak siz..siz kendinizi özgür sanan aptallarsınız!Küçücük bir yeri korumak size özgürlüğü verecek mi sanıyorsunuz?Dostlarınızı bir iki kanun için mi harcıyorsunuz?!Öyle olsun..madem öyle o zaman sizin yüzünüzü görmek benim için ölümden beter.Hepinize lanet olsun..hepinize.Ancak herkese göstereceğim.Herkese özgürlüğün üç adımlık yeri korumakla sahip olunmadığını göstereceğim!"

-'Bunu nasıl yapmayı planlıyorsun ha?!Sayımızın en az üç katı kadar kötü var.Sen kimsin de bunu yapacağını sanıyorsun?!" demeye cüret etti tanımadığı bir muhafız.

-'Ben Savaş Tanrısı Ares'in oğluyum ancak bunun bir önemi yok.Kim olduğumuz veya kim olacağımız..hiç önemli değil!Önemli olan yüreklerimizdeki cesaret ile intikam ve özgürlük duygusu ile bütün kötüleri cezalandırmaktır.İşte o zaman özgür bir yaşam bekliyor olacak bizi.Ancak siz sayılarla uğraşırken burada geberip gideceksiniz.Olmayan cesaretiniz yüzünden teker teker öleceksiniz..Kendinize biraz saygı duysa idiniz,çocuklarınızı,ailelerinizi ve dostlarınızı korumak için ölebilirdiniz!O zaman oturun ve size gelen ölümü bekleyin!Ben, herkesin huzurunda yemin ediyorum ki;Onurum ve cesaretim ile, dostlarıma zarar verebilecek kişilere karşı ölene kadar savaşacağım!!!".

Elindeki kılıcını kınına soktu ve atın cesedini tanrılara kurban ederek batıya, kara pelerinlilerin gittiği yere doğru kararlı adımlarla yürüdü.

Onun arkasından yaşlı muhafız Beulin,muhafız giysilerinden yoksun bir şekilde batıya koştu.Başka kimse Aenol'u takipetmeye cesaret edemedi.

 

          Oğuz "Alkinoos" KİLECİ

Yorumlarınız:

Siz de bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz. Yorum ekle

 

 

 

 


 FrpNet Forum

 Bize Ulaşın

FrpNet Anket

Yeni Kitaplar

Siteiçi Arama

Yayınevleri

Linkler - Bağlantılar

Basında FrpNet

 

Ana Sayfa  |  Diyarlar  |  Bilgi  |  Yazılar  |  Forum  |  Galeri  |  Bize Ulaşın

Copyright © 2004 Keri Technology.. | Tüm Hakkı Saklıdır.           Anasayfa | Mail Kontrol | Mail Ayarları | Reklam | Yayınevleri | İletişim