![]() |
|||||||
|
|
Baator Hakkında Bilgi
The Lower Planes : Baator – Katmanlar & Tanrılar
Baator’un dokuz kattan oluştuğunu zaten biliyoruz. Şimdi bu dokuz
katmanı, teker teker inceleyelim:
1- AVERNUS
Avernus 1. katmandır ve Bel tarafından yönetilir (bkz. Baator
Efendileri). Orduların savaşa gönderilmesi için idealdir,
stratejilerin odak ve çıkış noktasıdır. Yer düz ve yıkılmış, yer yer
kuvartz ve obsidyen içerir. Ancak geneli, engebeli ve kırmızı
kumlarla örtülüdür. Çok fazla kaya çıkıntıları vardır, bu nedenle
normal yürüyüşten hızlı hareketlerde düşme tehlikesi vardır. (Dex.
Check her round. )Kayaçlarda yer yer surat şekilleri dikkat çeker,
ancak bunların haberci veya gezginlerin taşa dönüşmüş formu mu
olduğunu ya da tanrıların isteği ile meydana mı geldikleri,
bilinmemektedir.
Ordu toplanma, eğitim, tatbikat... Savaş ve ordu ile ilgili her şey
burada yapılır, ancak sadece tanrı Kurtulmak’ın alanı olan
Draukari’ye kesinlikle girilmez. Çünkü Kobold’ların tanrısının sıkı
kuralları vardır ve altındaki kobold mesajcıları oldukça
hırçındırlar ve giren “lesser” in altındaki yaratıkları anında
öldürürler. Draukari (Diyar):
Tanrı : Kurtulmak
Bazısı tanrı Kurtulmak hakkında, gnome tanrılarına ve gnomlara
duyduğu nefretten çıldırdığını söyler, bazıları ise bu nefret ile
yaşadığını. Nedeni ne olursa olsun, Kurtulmak’ın böyle düşünmesinin
nedeni ne olursa olsun, bu diyar kesinlikle gnome’lar için uygun bir
yer değildir... hem de hiç değildir... Bu diyara bir gnome
girdiğinde tanrı Kurtulmak anında bunu hisseder ve çıldırır ve bu
havale hali, bütün kobold takipçilerini etkiler ve takipçiler diyar
boyunca gnome avına çıkarlar… Her bir tanesi... Tek bir gnome’u
avlamaya çıkan milyonlarca takipçinin diyar boyunca koşuşturmasını
hayal etmeyi, sizlerin hayal gücüne bırakıyorum. Mekan : Pillar of Skulls’ın hemen yanında ve Kan Nehri’nin kıyısında ufak bir mağara bulunur. Bu mağaraya girilip biraz ilerlendiğinde, Draukari’ye ulaşılır. Drakuri bir tüneller ağı şeklindedir. Burada yaşam genelde vahşi, zor ve kısadır – özellikle o kelimeyi söylememek gerekir hani şu icatlar yapan, minik canlılar... şşşş... isim yok...
Şehirler : Şehirler gerçekten büyüktür ve 3 adet vardır.
Bunlardan en büyüğü 40.000’in üstünde nüfusu ile Nibellin’dir.
Nibellin’i, 30.000 nüfusu ile Frekstavik şehri izler. Snjarll en
küçük olan şehirdir, yaklaşık 5.000 kişilik ufak bir nüfusa
sahiptir. Bu şehirler merkezi bir noktadan saçılırlar ve tüneller
şeklinde yayılırlar. Tünel kollarında, genelde Klanlar konuşlanır ve
bu klanlar işi yapmak için güzel müşterilerdir. Klan başları,
birbirleri ile savaştığından, dışarıdan gelenleri birbirlerini
öldürtmek üzere bol keseden kiralarlar.
Avernus’un bir diğer tanrısı da Ejderhaların Leydisi Tiamat’dır.
Tiamat, Bel ile bir anlaşma yaparak Avernus’taki diyarında
kalmaktadır ve bir alt katmana gittiği bilinen tek kapıyı
korumaktadır. 2. Katman olan Dis’e giden tek yol, Tiamat’ın ininden
geçer. Bu nedenle buradan geçişi kimse yapmaz, yapacak biri var ise
de, kesinlikle kanıtlayacak bir şeyleri vardır. Zaten kimse uğramaz
ya, Tiamat veya koruyucuları gelenleri cesaretinden, güçlülüğünden
ve delirmişliğinden takdir ederler. Bu nedenle de, Dis’e geçiş,
buraya yaklaşabilenler için, her zaman pazarlığa açıktır. Tabii ki,
Tiamat’a karşı haddini bilecek şekilde... Tiamat’ın hoşnutluğunun da
bir sınırı var ne yazık ki... Bilakis en deli, en güçlü ve en
cesaretli adam bile bilir ki, ağzın sıkı ve kapalı tutulması yerler
vardır. Burası, oralardan biri.
Tiamat veya koruyucuları izin verdiği takdirde, bir kişi, açgözlülük
Mağarasından demir kapılara doğru ilerler. Demir kapılar, ufak bir
tepeden aşağı giden yolu açığa çıkarır, bu yol da yürüyeni Dis’in
demir şehrine götürür.
2- DİS
Herkese göre Dis dendiğinde 2 şey akla gelir, bunlardan biri saf,
Dis’in kendisidir. Bunlardan ikincisi de, Acıların şehridir.
Acıların şehri, inanılmaz büyüktür, duvarlarla örülü olmasına rağmen
sonunu görmek mümkün değildir. Duvar dendiğine bakmayın, aslında
bunlar yerin altından çıkan kararmış demir bloklardır. Bu demir
blokları o kadar kalındır ki, şehrin etrafını saran bir duvar
görevini görürler. Şehir görünürde tamamen sonsuzdur, sokaklar ufka
kadar uzanır. Duvarlar, karakteristik olarak içten içe yanarlar ve
çok sıcaktırlar, bu nedenle en ufak bir sürtünme bile acı ve hasar
verir. (1d6) Takipçilerin de acısı ve çığırmaları, yapmaları gereken
işlerin birebir bu duvar ile dokunmayı gerektirmesidir. Metal
zırh’lar bu sıcakları absorbe edeceğinden, Acıların şehrinde pek
kullanışlı olmazlar. En kullanışlı teferruat kumaş ve deri
kıyafetlerdir.
Şehrin dış duvarları Abishai’ler tarafından tutulmuştur ve
takipçilerin giriş çıkışı bunlar tarafından kontrol edilir. Bunun
yanında ölülerin çoğu en alt tabaka Baatezulardır. Bazı hayaletlere
de, gördükleri işkenceyi takdir etmeleri açısından, hafızaları geri
verilmiştir. Ölü popülasyonunun bir kısmını da, bu “hafızalı ölüler”
oluşturur. Şehir, demir yumruklu Lord Dispater tarafından yönetilir
ve şehirde sürekli bir yıkım-yapım vardır. Çoğu zaman anlamsız gelse
de, Dispater’in isteği budur. Yapılan yapımlar ve yıkımlar sıkı
güvenlik tedbirleri ile gözden ırak bir şekilde yapılır. Bu nedenle
yapıların ünü, henüz yapılmadan Dis’in sınırlarını aşar ve kulaktan
kulağa dolaşır. Zaten yapılan şeyin de, bitmeden ne olduğu
genellikle bilinmez.
Gizli kaynaklardan alınan bilgiler, Baatezu’ların Dis’de Sigil’in
birebir kopyasını yaptığını söylüyor. Amaç, Lady of Pain’in şehrinin
mekaniğini çözerek, Kan savaşında kendilerine yön verecek bir yapıta
sahip olmak. Bu bilgi güvenilir kaynaklardan alınmış olmasına
rağmen, gene de çılgıncadır, çünkü böyle bir yapılanmanın Sigil’e
yapılacak bir saldırıdan öte bir anlamı yoktur.
Ve kesin olan bir şey var ki, Lady of Pain buna izin vermez. Kan
savaşında kazanmak isteyen bir tarafın yapacağı en aptalca iş –ki bu
Baatezular tarafından da gayet iyi bilinmektedir– Lady of Pain’e
bulaşmaktır.
Şehrin ortasında bulunan, demir ve kurşundan yapılmış, Dispater’in
özel rezidansı olan Demir Kule, şehrin en dikkat çekici
yapıtlarından biridir. Demir Kule ve Dispater arasındaki ilişki
başka bir yazıda detaylıca incelenecektir. 3- MİNAUROS
Minauros, zehirli ve yakıcı yağmuru ile hayatta kalınması çok güç
bir katmandır. Bu yağmurlardan korunmanın tek yolu güçsüz cam ve
kristal oyuntular – ki nadiren korur. Ya da görkemli Minauros
Şehridir.
Minauros’un tasviri aslında çok basittir. Bir çölü alın ve dört
tarafından sonsuzluğa kadar büyütün. Daha sonra zemini pislik ve
bataklık bir hale getirin, gökyüzünü sonsuz puslu bir griye bürüyün.
Daha da kötüsü, görkemli şehir Minauros, her geçen gün bu balçıkvari
zemine batmaktadır. Zaten muhtemelen zamanın başlangıcından beri bu
şehir batıyor, bu nedenle çok da önemsenecek bir durum yok diye
düşünenler çoğunluktadır. Ancak bu –ne yazık ki– doğru değildir.
Minauros, belki de Baatezu’ların en hoşnut olmadığı katmandır çünkü
buraya her giren yerin dibine batmaktadır. Şehrin yaşayanları şehri
ayakta tutmak için üst kısma sürekli eklentiler yapmaktadırlar
ancak, baatezu’lar birkaç asır sonra buranın tamamen yokolacağına
inanmaktadırlar. Zaten herkes buradan kaçtığı için pek sevilen bir
yer değildir Baator bünyesinde. Çünkü her bir kaçan, Kan savaşında
daha az asker demektir. Bu nedenledir ki Hamatula’lar buranın
yaşayanlarıdır. Hamatula’lar, kaçmaya yeltenen takipçileri avlarlar
ve Kan savaşı için asker kaybını minimum indirgerler. Bazen sırf
eğlencesine kaçmalarına izin verip, sonra avlarlar. Görevi ile
eğlenceyi bir arada yürüten, şeytani bir yaşayanı bu katmanın.
Batan şehrin dışında zincirlerin şehri Jangling Hiter, ve tanrı
Hecate’nin diyarı Aeaea vardır. 4- PHLEGETHOS
Daha girildiğinde, buraya izinsiz girenlerin üzerine kıvrılır
alevler. Aynen yaşayan, düşünen ve cezalandıran bir varlık gibi.
Kitaplarda okuduğumuz cehennem’in, ete kemiğe bürünmüş halidir
Phlegethos. Buraya giren yabancılar ya yanarak ölürler ya da yaratık
haline gelirler. Veyahut da Baatezular tarafından sorgulanmak üzere
bilinen tek şehir Abriymoch’a götürülürler. Abriymoch’u Pit Fiend
Gazra yönetir ve 5000 Hamatuladan oluşan polis gücü ile şehir
üstünde olağanüstü bir kontrolü vardır. Yaşadığı yer, korku saçan ve
görenin bir daha dönemediği, Kristal Heykeller Kalesi’dir. Bu polis
gücü, sürekli ve durmaksızın, bu katmanın dört bir yanını, davetsiz
misafirleri yakalamak için gezerler.
Tanrılar bile bu katmanı, kendi haline bırakmışlardır. 5- STYGİA
Yıldırımlar gökyüzünü temizler, ardından yıldırımlar yerini ağır ve
korkutucu bir uğuldama ile fırtınalar’a bırakır. Buranın yeryüzü
çoğunluk olarak buz kütleleridir ki bu buz kütlelerinin üzerinde
şehirler ve köyler kurulmuştur. Bunlardan en büyüğü Buz şehri
Tantlin’dir. Tantlin ismi bilinmeyen bir Pit Fiend tarafından
yönetilir.
Bu şehirde çeteleşme vardır. Şehrin sokakları çetelerin –ve en üstte
isimsiz Pit Fiend’in– kontrolü altındadır. Çeteler birbirleri ile
savaş içindedirler ancak bir anlaşma vardır ki o da şehri geliştiren
bireylere zarar vermemektir. (Ticaretçiler ve şehrin tamirinden
sorumlu takipçiler.)
Bu katmana Prens Levistus hükmeder, aynı zamanda Amnizu’lara da. Bu
nedenle de Pit Fiend’lardan bile güvensiz yaratıklardır. Levistus
hakkında detaylı bilgi, Baator Efendileri yazısında vardır.
Ankhwugaht, Stygia’nın içinde olmasına rağmen tamamen farklı bir
yeryüzü vardır. Her yer tamamen çöldür, akrepler ve ölüm vardır. Ve
buradaki her şey, Yüce Tanrı Set’in önünde diz çöker.
Tanrısı Set, Ankhwugaht’ın ortasındaki devasa piramidinde, komple
bütün katman’ın kontrolünü eline almak için planlar yapmaktadır.
Set, Piramid’in zemin katındaki tahtında oturur ve nereye bakarsa, o
tarafı görür. Hem de her şeyiyle. Sanki Baktığı piramid duvarı
kocaman, şeffaf ve dileyince büyüteç olabilen bir pencere gibi!
Hatta diyarına girenin kafasının içine bile girebilir, eğer yüce Set
ister ise...
Ankhwugaht, Stygia’dan tamamen zıt bir iklime sahiptir. Öyle ki
Sytgia’nın buz gibi rüzgarından bir anda sıcak çöl rüzgarını yüzüne
yiyince, oldukça dengesi bozuluyor insanın. Tam ortada, gökyüzünün
sonsuzluğuna doğru uzanan kara bir piramit vardır. 6- MALBOLGE
7- MALADOMİNİ
Maladomini yıkıntıların şehridir, kendi lordunun karakterini bire
bir yansıtır. Arşidük, yaptığı hiç bir şehirden hoşnut kalmaz,
kaldığı görülmemiştir. Sürekli yeni şehir yaptırmanın yanı sıra,
eskileri yıktırır ve terkedilmiş bırakır, ibret tablosu misali...
Yıkıntıların görüntüsü, kara bulutlu bordo gökyüzü’nün ağırlığı ile
tamamlanır.
Ancak Maladomini’nin kazılmış tünellerinde, isimsiz bir korku
yatmaktadır. Çok yüksek rütbeli Baatezular, hatta Pit Fiend’lar bile
buraya girmeye çekinirler. Çekinmek yanlış oldu... Girmekten
korkarlar. Aşağıda bir yerlerde, en büyük Baatezu’ları bile korkutan
bir “şeyler” vardır. Ve gerçek şu ki, neye benzedikleri bilinmese
de, aşağıda yatanlar, Baator’un ilk yaşayanlarıdır, Lordlardan da
eski, Baatezulardan da eski, Asmodeusdan da eski…
Malagard’ın görkemi yanında oldukça sönük kalsa da, bir diğer şehir
de, ihanet ve komploların şehri Grenpoli’dir. Grenpoli de bugünün
dostu yarının düşmanıdır (Hatta birkaç saat içinde de düşman
kesilebilir.) İttifakların rüzgar kadar hızlı yön değiştirdiği,
aşağılık bir şehirdir. Grenpoli’nin yöneticisi Mysdemn
Wordtwister, 300 yıl öncesinde bu şehri kendi elleri ile yapmıştır
ve hükümdarlığını da kıskançlıkla elinde tutmaktadır. Bütün
gözlerden sakınır ve kimseye güvenmez. Burayı elinde tutmak için de
her şeyi yapar. Şehrin yapısı, birebir hükümdarının karakterinin bir
aynası haline gelmiştir.
Grenpoli dairesel bir şehir olup, simetrik olarak konumlanmış dört
kapısı bulunur. Bu kapıların bulunabilmesi için ufak çaplı bir
inceleme yapmak gerekebilir, ayrıca içeri girerken bütün silahlar
iyi korunan depolara bırakılır. Şehre girerken, bırakılan silahlar
için bir fiş verilir ve bu fiş ile çıkarken silahlar tekrar
alınabilir. Fişini kaybeden olursa, eşyalarını geri alamaz. Bu
yüzden, herhangi bir uyarı gelmese bile, Grenpoli içinde ceplere
–özellikle Fiş’in bulunduğu cebe– oldukça dikkat etmek gerekir.
Grenpoli’de zarar verici büyülerin ve silahların kullanılması
kesinlikle yasaktır ve sorgusuz sualsiz ölüm ile cezalandırılır.
İnsanlar sevecen ve dost canlısıdır, Baator da pek de alışık
olunmayan bir durum olmasına rağmen, işin özünde, gayet de alışıldık
bir durum yatar. Çünkü Grenpoli’de hiç bir şey, ama hiç bir şey,
göründüğü gibi değildir.
Grenpoli ordusunun bir kısmı güçlü insanlardan, bir kısmı da
Baatezulardan oluşur. Ordu kendi içinde ırklara göre takımlara
ayrılır ve her takımın her bir elemanı kendi içinde rütbe atlamak
için uğraşır. Kanunları çiğneyenleri dört gözle beklerler, adaleti
sağlayıp, terfi alabilmek adına... 8- CANİA
Cania, Pit Fiend’lardan sonraki en güçlü Baatezular olan
Gelugon’ların evidir. Pit Fiend’lar bile bu sonsuz soğukluğun ve
acının ülkesine pek bulaşmazlar. Buradaki davetsiz misafirlerin
cezalandırılmasından da, gene Gelugon’lar sorumludur. Davetsiz
misafir –ister bu bir baatezu olsun, ister bir boyut gezgini– için
burada, sadece tek bir son vardır.
Burada pek az dikkate değer yerler vardır, ancak bunlardan en göz
alıcı ve güzeli Mephistar hisarıdır. Arşidük Moligroth, katmanını,
Nargus buzulunun kenarındaki bu buz mavisi ve mavi bir inciye
benzeyen hisarından yönetir. Hisarın etrafı, keskin ve ölümcül buz
duvarları ile korunmaktadır. Mephistar’ın duvarlarında ne olduğu çok iyi anlaşılamayan figürler vardır. Çıplak gözle ne olduğu anlaşılmasa da, bir takım Guvner’lar bu buzları eritip daha sonra çıldırmış halde geri dönmüşlerdir.
Söylediklerine göre o korkunç buzların içinde orijinleri bilinmeyen
primitif –ve korkunç– şeytani yaratıklarla savaşan ölü ve donmuş
Deva ve Arkon’ların cesetleri varmış. Diğer siluetler de buzulların
parçaladığı şehirlerdir, bu şehirlerde daha önce kimlerin yaşadığı
ise, halen büyük bir sırdır.
Cania’dan Nessus’a açıldığı bilinen tek geçit vardır. Nessus’a
gitmek isteyenlerin önce oldukça derin bir buzul çukurunun en dibine
inmeleri ve burada geçidi koruyan 9999 Gelugon’u yenmeleri
gerekmektedir. (Özellikle yenmek gerekir diyorum, çünkü kaçmak
imkansızdır.)Bir şekilde derin çukurun dibine inildiğini, ve 9999
Gelugon’un geçildiğini varsayarsak, dipteki buz gibi suyun
derinliklerine kadar yüzüp, dayanılamaz soğuğa ve basınca göğüs
gerip 1001 fersah kadar yüzmesi gerekmektedir. Yaratıklar nefes
almadığından bu pek problem yaratmasa da soluyan canlılar için bu
işlem, oldukça güç bir hal alır – özellikle ortam koşullarını ele
aldığımızda.
Suyun dibinde –sonunda!– buzlarla çevrili bir geçit bulunur ve bu
kadar çilenin ödülü... ne yazık ki daha beterdir, çünkü geçit direk
olarak, Malsheem kalesine açılır.
Pit Fiend’lar bile, buraya girecek izinleri yok ise, anında
öldürülürler. İzinsiz ve kurallara uymayan bir girişin affı, burada
kesinlikle yoktur ve konfor bir kenarda dursun, rahatsızlık bile
oldukça büyük bir lükstür.
Kara Sekiz’in burada Tanar’ri’leri bir seferde ezecek bir Pit Fiend
ordusu kurdukları ve planları için sessizce Malsheem’in
derinliklerinde milyonlarca Baatezu’yu adak verdikleri
söylenmektedir. ”The Bringing” adı altında bu plan, büyük bir
gizlilik içinde yürütülmektedir; tabii eğer böyle bir şey var ise.
Çünkü burası, Baator’un bütün pisliklerinin toplandığı bir pislik
yuvasıdır. Korkunun, acının, acımasızlığın, ihanet’in, kısacası her
şeyin beşiğidir. Zaten buraya girenler olmuştur, ama buradan
çıkanları saydığınızda, sonsuz bir evrende bir elin parmaklarını
kesinlikle geçmez. Ama çıkanlar vardır – hem girecek hem de
çıkabilecek kadar delidirler. Veya delirmişlerdir.
Ersun "Necromancer" GÜVEN |
|
|||||
|
Copyright © 2004 Keri Technology.. | Tüm Hakkı Saklıdır. Anasayfa | Mail Kontrol | Mail Ayarları | Reklam | Yayınevleri | İletişim |
|||||||