Yaratılan/yansıtılan
tarih boyunca yaşanmış tüm büyük savaşların sonuçlarından yola
çıkarak bu iki göksel ırk arasında geçen küresel çatışmanın
taraflarından hangisinin diğerine tam anlamıyla bir üstünlük
sağlamış olduğunu söyleyebilmek gerçekten imkansızdır. Ne var ki,
daha önce de belirtildiği üzere, dünyamızın şu ana kadar görüp
geçirdiği en geniş kapsamlı mücadele biçiminde
yaratılmış/yansıtılmış olan "Tanrıların Savaşı" "Eskiler"i kutsal
saydıkları Antarktika dışında kalan kara parçalarından itelemiş
gözükmektedir. Cthulhu'nun1 savaşın başlarındaki yukarıda anlatılan
başarısını, ilk bakışta, yalnızca kazanılmış bir muharebe şeklinde
nitelendirebilmek olası ise de, gerçekleştiği öne sürülen/yansıtılan
olayın asıl önemi bu zaferin "Eskiler"in kara üzerinde şehirler
kurarak medeniyetlerinin sınırlarını geliştirme konusunda yakalamış
oldukları ivmeyi belli bir süre kırmaları biçiminde
değerlendirilmesi ile ortaya çıkmaktadır.
Gerçekten de, "Eskiler"in bu dünya üzerinde ayak bastıkları ilk yer
olduğu için kutsal saydıkları Antarktika anakarası dışındaki kısıtlı
sayıda oluşmuş toprak parçalarını keşfedip buralara medeniyetlerini
taşımaları ve - kelimenin kendinde taşıdığı göreli anlamı ile -
"uygarlaştırmaları", üzerinde uzun zaman ve büyük emek harcanan bir
uğraş olmuştur. Bu saptamadan yola çıkılarak söylenebilir ki,
Antarktika'da kurmuş olup kutsallığına müthiş önem verdikleri
şehirleri ile medeniyetlerinin tüm özgünlüğüyle hayat bulduğu
okyanuslara hapsedilmiş olmak "Eskiler"in gururlu yükselişlerine
herhangi bir canlı türü tarafından indirilmiş en öldürücü, ilk ve
aynı zamanda da tek darbedir. Yaratılmış/yansıtılmış tarih "Eskiler"in
karşısına, tüm uygarlıkların en büyük düşmanı olan "doğa" dışında,
bu kadim ırkı böylesine bozguna uğratabilecek başka bir etken daha
çıkart(a)mamıştır.
Burada bir parantez açıp yaratılan/yansıtılan tarihte biraz geriye
gitmek gerekirse, kendi koşulları içerisinde "Eskiler"in sonunu
hazırlayacak olan doğa, Cthulhu'nun dünyaya inişinin hemen öncesinde
o korkunç yok edici gücünü bir kez daha göstermiş ve Büyük
Okyanus'un güney kısmında bulunan bazı sualtı kentlerine mahşeri
yaşatarak yeni kara parçalarının okyanus tabanından yükselmesini
sağlamıştır. "Tanrıların Savaşı"nın insan türünce hayal bile
edilemeyecek kadar kanlı ve acımasız olmasının sebeplerinden en
önemlisinin, daha önce belirtildiği üzere, yenileri yavaş yavaş
oluşmaya başlamış olsa da halihazırda Cthulhu'ya yetecek ölçüde
geniş olmayan toprakla kaplı dünya yüzeyinin iki ırk arasında
paylaşılamaması olduğu rahatlıkla savunulabilir.
"TANRILARIN BARIŞI"
Ancak, çıkış nedeni ne olursa olsun, yaratılmış/yansıtılmış olan bu
savaş genç dünyadaki Cthulhu varlığının "Eskiler" tarafından resmen
onaylanması anlamına gelecek bir antlaşmayla sona erer. Fakat,
gariptir ki, yukarda anlatılan zaferlerine karşın Cthulhu,
yaratılan/yansıtılan tarihe göre, sanki savaşı "masa oyunlarıyla"
kaybetmiştir: Büyük Okyanus'ta yükselmiş olan yeni kara parçaları
Cthulhu'ya bırakılmış; tüm okyanuslar, Antarktika ve çevresindeki
topraklar ile Cthulhu'nun gelişinden önce ortaya çıkmış bulunan
topraklar "Eskiler"e kalmıştır. Bahsi geçen antlaşmanın Cthulhu
açısından getirdiği en yıkıcı sonuç, "Eskiler"in, Antarktika'nın
kutsallığı üzerine inşa etmiş oldukları ve yaratıldığı/yansıtıldığı
zamanın en büyük şehri niteliğindeki, "başkentler"i yakınında kurulu
büyüklü küçüklü tüm Cthulhu yerleşim alanlarını yerle bir etmeleri
olmuştur.
Bu barış antlaşması her ne kadar Cthulhu'nun kazanılmış haklarını
tam olarak uygulamasına izin vermemişse de, her iki türün de
biyolojik özgünlüğünü tekrar ön plana çıkartarak - Cthulhu'nun biraz
daha fazla kara parçasına egemen olması ve "Eskilerin" karalardan
çekilmeyi kabul edip (Antarktika dışında) tekrar okyanus
derinliklerinde kurlu uygarlıklarını geliştirme eğilimine girmeleri
- belki de biyolojik evrimin, en azından "Eskiler" açısından,
amacından sapmamasını sağlamıştır.
TANRILARIN DÜŞÜŞÜ/BİR MİTOSUN BAŞLANGICI
Genç dünyamıza inişi ile burada, yaratılan/yansıtılan tarihle
kıyaslandığında alışageldiğimiz insan kültür ve uygarlığının
milyarlarca yıl içinde erişebileceği - belki de erişemeyeceği - bir
medeniyet geliştirmiş olan "Eskiler" açısından ölümcül bir tehdit
oluşturan Cthulhu ırkı hayal sınırlarının ötesindeki "askeri" gücünü
kazanmış olduğu zaferin öncesinde ve sonrasında kendilerine özgü
teknolojik ilerleme ile desteklemekteydi. Bu desteğin en önemli
işareti olarak da dünyamızın görüp görebileceği en dehşetengiz şehir
olma niteliğini Cthulhu tarafından kurulduktan sonra ele geçirmiş
olan ve insan türünün geliştirmiş olduğu bilimsel normlara uygun
geometrik uygulamaları tersyüz eden muazzam taş şehir R'lyeh
olduğunu söylemek, bu sayfaların yazarının görüşüne göre,
yaratılmış/yansıtılmış tarihle çelişecek bir saptama olmayacaktır.
Ancak, taş şehir R'lyeh her ne kadar kozmik derinliklerden çıkıp
gezegenimizi "istila" etmiş bir uygarlık tarafından kurulmuş olup
yapım tekniği nedeniyle Güneş Sistemi koşullarında şekillenmiş insan
beyninin algılamasını sudan çıkmış balığa çevirmekte ise de,
dünyamızda olduğu sürece dünyamızın kendine özgü doğa koşullarına
uymak zorunda kalacaktır. Bu kuramın uygulamada yaratacağı etki
Cthulhu ırkının kaderini tamamen değiştirmiştir.
Hem "Eskiler"i hem de Cthulhu'yu, dünyaya ilk defa "ayak"
bastıklarından beri, kendi organizması için zararlı birer virüs
olarak betimleyen doğa, her iki türü de dünya gezegeninin
bünyesinden defedebilmek için büyük uğraşlar vermiştir. Bu
uğraşların, Cthulhu ırkı açısından, en önemlilerinden bir tanesi,
yukarda anlatıldığı üzere, yerkabuğunun hareketlenmesiyle birlikte "Eskiler"in
Büyük Okyanus tabanına kurulu irili ufaklı yerleşim merkezlerinin
yerle bir olduğudur. Dolaylı da olsa, doğa güçlerinin müdahaleleri
sayesinde "Eskiler"e karşı "askeri" açıdan göreli bir üstünlük
sağlamış olan Cthulhu da doğanın hışmından kaçamamış, Büyük
Okyanus'ta henüz yüzeye çıkmış toprak parçalarının yeni sismik
hareketlerle "…birdenbire tekrar denizin dibine batarken
beraberlerinde korkunç taş şehir R'lyeh'i ve tüm kozmik
ahtapotları…"2 da götürmeleri sonucunda Cthulhu ırkı
yaratılan/yansıtılan evrim düzeneklerindeki en köklü değişimi
geçirmeleri için zorlanmıştır. Bu değişim de, atalarımızın
yeryüzünde gezinmeye başladıkları ilk günün gecesinde görmeye
başladıkları, tüm insan ırkını ölümcül bir alayla tehdit eden somut
gerçekliğin beyin dalgalarına dönüşmüş hali olarak
nitelendirilebilecek kabuslarının içinde kulaklarına fısıldanagelen
aşağıdaki cümleyi okyanusların binlerce metrelik derinliklerinden
sadece düşünerek iletebilecek kadar gelişmiş telepati yeteneklerine
sahip olmaları biçiminde yaratılacak/yansıtılacaktır:
1. "Cthulhu" ismi, H. P. Lovecraft'ın eserlerinden bu sayfaların
yazarı tarafından anlaşıldığı üzere, tek bir canlıyı değil, o
canlının dahil olduğu bütün bir ırkı temsil etmektedir (bkz. At the
Mountains of Madness (Delilik Dağları'nda), s. 90, "…Cthulhu spawn…").
Bu yüzden, en azından bu yazı dizisini okurken, okuyucuların "Cthulhu"
ismini çoğul olarak kabul etmeleri gerekecektir.
2. Lovecraft, H. P. (1993). Omnibus 1, At the Mountains of Madness.
Glasgow: Caledonian International Book Manufacturing Ltd.
3. Lovecraft, H. P. (1994). Omnibus 3, The Call of Cthulhu. Glasgow:
Caledonian International Book Manufacturing Ltd.